# Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) - Mircea Eliade Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) kimin eseri? Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) kitabının yazarı kimdir? Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) konusu ve anafikri nedir? Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) kitabı ne anlatıyor? Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) PDF indirme linki var mı?  Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) kitabının yazarı Mircea Eliade kimdir? İşte Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/dinsel-inanclar-ve-dusunceler-tarihi-cilt-iii-mircea-eliade-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-06T11:00:07+03:00
- Güncelleme: 2022-05-06T11:00:07+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/06/mircea-eliade-kimdir-mircea-eliade-kitaplari-ve-sozleri-215797.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Mircea Eliade 
 Çevirmen: Ali Berktay 
 Orijinal Adı: Histoire des Croyances et des Idées Religiuses De Mahomet à l'âge des Réformes 
 Yayın Evi: Kabalcı Yayınevi 
 İSBN: 9789758240838 
 Sayfa Sayısı: 328 
--reklam--
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Mircea Eliade, dinler tarihiyle ilgili bu son derece önemli eserinin son cildinde genellikle yeterince önemsenmeyen veya suskunlukla geçiştirilen heterodoks akımlar, halk mitolojileri ve ibadetleri, büyücülük, simya gibi dinsel yaratımlara yer veriyor. Yazar, kendi manevi ufukları içinde ele aldığı bu dinsel yaratımları, dünya dinsel kültürünün önemli bir parçası olarak kabul ediyor.
Eliade birtakım sağlık sorunlarıyla boğuşurken kaleme almasına karşın, Batıdaki dinsel reform hareketlerinden Doğudaki Tibet dinlerine kadar geniş bir coğrafyayı kapsayan bu ciltte de aynı ayrıntı zenginliğini ve panoromik bakışı korumayı başarmış. Antik Avrasya dinleri, İkonakırıcılık, azizlere ve kutsal emanetlere tapınma, İslamın doğuşu ve tasavvuf, Musevi ve Hıristiyan mistisizmi, Batıda Hermesçi akımlar ve Lamacı öğretiler.

Üç ciltlik Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi ve Dinler Tarihine Giriş ile birlikte dört kitaplık bu dizi, en eski çağlardan yakın zamanlara kadar insanoğlunun dinsel evrenine nüfuz etmemiz ve yalnızca dinsel inançları değil, hayatı anlamamız için değerli bir rehber.
--reklam--
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) Alıntıları - Sözleri
Bogomilciler et yemiyor, şarap içmiyor ve evliliğe karşı çıkıyorlardı.
Origenes'in Apokatastasis akidesi, tüm varlıklar için, binaenaleyh Şeytan için de selameti gerekli kılıyordu.
Ama mezhep XIV. yüzyılda nüfuzunu yitirmiş ve Osmanlıların Bulgaristan ile Bosna'yı fethetmelerinden sonra, Bogomilcilerin çoğu İslam'ı kabul eder.
Ortodoks kilisesinin sakramentleri, ikonoları, törenleri Şeytanın eseri oldukları için boşunaydı.
İlk dört halife, halifeliğin merkezini Medine'de tutmuştu. Ama Muâviye imparatorluk başkentini Şam'a taşıdı. O andan başlayarak, tüm Emeviler saltanatı boyunca, Helenistik, Acem ve Hıristiyan etkilen giderek arttı. Bunlar özellikle dinsel ve dindışı mimari alanında kendilerini gösteriyordu. İlk büyük Suriye camilerinde, Hıristiyan kiliselerinin kubbesi kullanıldı." Saraylarda, konaklarda, bahçelerde, duvar bezemelerinde, mozaikte Helenistik Yakındoğu modellerine öykünüldü.36

Abbasîler, Dogu ve Akdeniz kültürel mirasının özumsenmesinı sürdürüp, geliştirdiler. İslam, bürokrasiye ve ticarete dayalı bir kent uygarlığı yaratıp örgütledi. Halifeler dinsel işlevlerinden vazgeçti; müminlerin gündelik sorunlarım çözme işini ulemaya bırakıp tek başlarına saraylarına çekildiler. 762'de yeni bir başkentin, Bağdat'ın kurulması Arap ağırlıklı lslamın sonuna işaret eder. Dört eşit parçaya bölünmüş bir çember şeklindeki kent, imparatorluğun merkezi ve bir imago mundi'dir: Dört kapısı, mekânın dört yönünü temsil eder. En uğurlu gezegen olan Jüpiter Bağdat'ın "doğum"unu belirlemiştir; çünkü çalışmalar bir Acem müneccimin saptadığı günde başlatılmıştır." Mansur ve halefleri Sâsâni imparatorlarının tüm şatafatıyla tahta kurulmuştu. Abbasîler esas olarak, çoğunluğu Acem kökenlilerden oluşan bürokrasiye ve İran askeri aristokrasisi içinden devşirilmiş hükümdarlık ordusuna dayanıyorlardı. Kitle halinde Islamı kabul eden iranlılar Sâsânî siyaset, idare ve teşrifat modellerine geri döndüler. Mimariye de Sâsânî ve Bizans üslupları hâkim oldu.

Bu aynı zamanda Süryanice aracılığıyla Y'unan filozoflarının, hekimlerinin ve simyacılannın eserlerinin çevrildiği bir çağdı. Harunü'r-Reşid (788-809) ve haleflerinin döneminde geç antikçag Akdeniz uygarlığı Arapça temelli ilk ronesansını yaşadı; bu rönesans, Abbasîlerin teşvik ettiği Iran kökenli değerlerin'8 özümsenmesi sürecini -kimi zaman ona muhalefet ederek- tamamladı. Bu keşiflerin ve bu karşılaşmalann Müslüman maneviyatının gelişimi üzerindeki sonuçlarını ileride göreceğiz (böl. XXXV).
Tengri sözcüğü tanrısal olanı ifaçle etmek için kullanılır. Ona, ulu gök tanrı ola-
rak MÖ II. yüzyılda Hiung-nu'larda {Şyunğ-nu} rastlanır. Metinler onu "ulu" (üze),
"ak ve göksel" {"mavi"} (kök), ezeli ve ebedi (möngke) {mengü} olarak tanıtır ve çok
"güç"lüdür (küç).4 Orhun yazıtlarından birinde {Kül Tigin Yazıtı} (VII.-VIII. yüzyıl)
şöyle denmiştir: {"üze kök tengri asra yağız yir qılınduqda ikin ara kişi ağlı qılınmış")
"Üstte Kök Tengri {Mavi Gök} altta Yağız Yer yaratıldığında, ikisinin arasında in-
sanoğlu yaratılmış."5 Göğün ve Yerin ayrılması kozmogonik bir sonuç olarak yo-
rumlanabilir. Mimarı Tengri olan gerçek anlamda bir kozmogoniye yönelik imalara
rastlanmaktadır yalnızca. Ama Altay Tatarları ve Yakutlar tanrılarını "yaratıcı" ola-
rak niteler. Buryatlara göre tanrılar (tengri) insanı yaratmış, insan da kötü ruhlar
yeryüzüne hastalık ve ölümü yayıncaya dek mutlu yaşamıştır.6
Bu uzun erginleyici aşk aşaması hem bir çile, hem bir eğitim hem de manevi deneyimler bütününü oluşturur. Hanımın bir model olarak keşfi ve fiziksel güzelliğiyle manevi erdemlerinin yüceltilmesi âşık erkeği koşut bir imgeler ve simgeler dünyasına sürüklüyor, orada kutsal olmayan varoluş hali giderek dönüşüyordu. Bazı örneklerde Hanım şaire kendisini her şeyiyle verse bile böyle bir dönüşüm yine de gerçekleşiyordu. Çünkü bu sahip oluş, çile, ahlaki yükseliş ve tutkunun güdümündeki gelişkin bir törenselliğin taçlandırılması anlamına geliyordu.
Tüm evrensel din kurucuları içinde, yaşam öyküsü ana hatlarıyla bilinen tek kişi Muhammed'dir.
Türk-Moğolların yıldırım gibi istilaları -
IV. yüzyılda Hunlardan Timur'a kadar (1360-1404)- Avrasya'nın ilkel avcılarının
mitsel modelinden esinleniyordu: bozkırda avını kovalayan yırtıcı etobur. Hareket-
lerinin apansızlığı ve hızı, toplulukları kitlesel olarak katletmeleri, yerleşik kültü-
rün dışsal işaretlerini (kentler ve köyler) yok etmeleri; Hun, Avar, Türk, Moğol at-
lılarını bozkırda geyikleri avlayan veya göçebe çobanların sürülerine saldıran kurt
sürülerine benzetir. Askeri önderlerin, bu davranış tarzının stratejik önemini ve si-
yasal sonuçlarını çok iyi bildiğine kuşku yoktur. Ama örnek avcının -yırtıcı eto-
bur- mistik saygınlığı da hatırı sayılır bir rol oynuyordu. Birçok Altay boyu, atala-
rının doğaüstü bir kurt olduğunu iddia ediyordu
Sibirya, Volga bölgesi, Orta Asya, Çin'in kuzeyi ve kuzeydoğusu, Moğolistan ve Türkiye. Belli
başlı üç dil kolu ayırt edilmektedir: 1) Ana Türkçe (Uygurca, Çağatayca); 2) Moğol-
ca (Kalmukça, Moğolca, Buryatça); 3) Mançu-Tunguz dili.1 Altay halklarının ilk yer-
leşim alanı anlaşıldığı kadarıyla Altay ve Ch'ing-hai {Cinğ Hay} dağlan çevresinde,
Tibet ile Çin arasında kalan ve kuzeyde de Sibirya taygalarına kadar uza:nan bozkır-
lardı. Hem çeşitli Altay grupları hem de Fin-Ugur nüfuslar kuzey bölgelerde avcılık
ve balıkçılık, Orta Asya'da göçebe hayvancılık ve güney bölgelerinde de daha müte-
vazı ölçülerde tarımla uğraşıyorlardı.
Kabe'nin tanrısının Allah olduğu kabul edili-
yordu (kelime anlamı "Tann;" aynı tann adını Yahudiler ve Arap Hıristiyanlar da
kullanmaktadır). Ama Allah bir süredir bir deus otiosus olmuştu; tapımı bazı ilk
mahsul (tahıl ve sürü hayvanı) kurbanlarına indirgenmişti; bu sunular aynı anda
hem çeşitli yerel tanrılara hem de ona getiriliyordu.4 Ondan çok daha önemli üç
tanrısal varlık, Orta Arabistan tanrıçalanydı: Menat ("Kader"), I..at ("ilahe") ve Uzza
("Kudretli"). "Allah'ın kızlan" olarak kabul edilen bu tanrıçalar öyle bir popülarite-
ye sahipti ki, bizzat Muhammed bile tebliğinin ilk dönemlerinde onların Allah nez-
dindeki şefaat işlevini övme yanılgısına düştü (bu hatası daha sonra düzeltildi).*
1401’de doğan Nicolaus Cusanus, öne sürdüğü fikirlerle çok merak uyandırmış bir alimdir. Hakikat –maksimum mutlak- yani Tanrı, aklın ötesindedir. Çünkü akıl, çelişkileri çürütmekten acizdir. Dolayısıyla maksimum mutlak, sezgiyle idrak edilebilir.
Tengri tapımı, hükümdar tarafından, gücü
ve bölünmemişliğiyle sürdürülür. "Kargaşa hüküm sürmeye, boylar dört bir yana
dağılmaya başlayınca, ortada imparatorluk diye bir şey kalmayınca (günümüzde ol-
duğu gibi), eskiden o kadar öne çıkartılan Tengri bir deus otiosus'a dönüşme, yerini
ikincil gök tanrılarına bırakma veya paramparça olma (tengrilerin çoğalması) eğili-
mine girer .... Hükümdar kalmayınca, Gök Tanrı da yavaş yavaş unutulur, halk
tapımı güçlenir ve başat hale gelir. "8 (Moğollar, her birinin kendi ismi ve belirli
bir işlevi olan, 99 tengri bilir). Göksel ve hükümran bir tanrının deus otiosus'a dö-
nüşmesi, tüm dünyada bulgulanan bir görüngüdür. Tengri örneğinde, çoğalması
veya yerine başka tanrıların konması, anlaşıldığı kadarıyla imparatorluğun parça-
lanmasının ardından ortaya çıkmıştır. Ama aynı süreç sayısız tarihsel bağlamda da
doğrulanmaktadır
Dünyanın başka birçok bölgesinde olduğu gibi Asya'da da evrenin yapısı kabaca
üç katlı -gök, yer, yeraltı- olarak tasarımlanır; bunlar merkezi bir eksenle birbirle-
rine bağlanır. Bu eksen bir "açıklık"tan, bir "delik"ten geçer; tanrılar işte bu delik-
ten yere, ölüler de yeraltına iner; şamanın ruhu da yine bu delikten geçerek göğe
veya yeraltına yaptığı yolculuklarda yukarı doğru uçabilir ya da aşağı doğru inebi-
lir. Demek ki -tanrıların, insanların ve yeraltının hükümdarı ile birlikte ölülerin
oturduğu- üç dünya, üst üste binmiş üç katman olarak tasavvur edilmiştir
Başka Altay halkları çocukların ruhlarının daha doğmadan önce küçük kuşlar gibi kozmik ağacın dallarına tünediğine inanır ve şamanlar onları gidip orada arar. Şamanın davulunu Dünya Ağacı’nın tahtasından yaptığı varsayılır.
--reklam--
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) İncelemesi - Şahsi Yorumlar
1 ve 2. cilte göre bu ciltte daha detaylı bir anlatım sağlamış. Çok kısa Türk ve Moğol dinsel inanışlarına da değinmiş. Muhammet’in hayatını, geçmiş mitolojik karekterlerdeki ortak özelliklerine değinecek şekilde aktarmıştır. İslam dinini çok objektif, tarafsız aktardığını düşünüyorum. Bu ciltinde Yahudi, Hıristiyan ve İslam dininin mezheplerine, tarikatlarına, dinsel öncülerine, yani dinlerin içerisindeki karmaşıklığı, insanların yorumlarıyla nasıl farklı noktalara çekildiğini, bununla bağlantılı olarak bugün ki dinsel ritüellerin nasıl ortaya çıktığını aktarmaya çalışmış. Derya deniz yorumlar, yöntemler ama tüm dinsel çıkışlar eskatolojik bir tehdit unsuruna dayatarak insanlara benimsetmeye çalışmışlar.

Eliade’nın son cilti olduğu için, genel bir yorum yapmak gerekirse; aslında bize tüm dinleri büyük bir harita şeklinde sunuyor. Bizler haritayı bölge bölge keşfediyoruz. Tarafız yaklaşıp okuyabilirseniz, size çok şey katacaktır. Tavsiye ederim. (Mel) 
suphistike: Tartışmasız çok büyük ve ününü sonuna kadar hak etmiş bir bilim insanıdır Eliade. Şamanizm, Budizm, arkaik dinler incelemeleri müthiştir. Öte yandan İslamiyet ile ilgili incelemelerinde veya bilgilendirmelerinde, nasıl bir bilinçaltının etkisi altında kalmışsa, okuyucu bir tür yanlılık hissetmekten kendini alamıyor. Bu zafiyeti göz ardı edilirse Eliade tartışmasız ve sözcüğün gerçek anlamıyla ideal ve duayen bir bilim insanıdır. (Suphi Eraslan) 
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi: Turan Dursun okumaları ile beraber başladığım Dinler tarihi serisini en sonunda bitirdim. Öncelikle kafanızda bazı sorular varsa bu seri o sorulara cevap vermiyor. Aksine kafanızda daha fazla soru işaretlerine neden oluyor.
《☆☆☆》
Başlangıçtan büyüsel dinlere, tarım devriminden neolitik çağlara, Mezopotamya, Eski Mısır, Akdeniz, İsrail, Antik Yunan Tanrıları, Mitoloji, Zerdüştlük, Budacılık, Konfüçyüsçülük derken sonsuz bir deryaya dalıp gidiyorsunuz. İçinden çıkmak imkansız. Ama daha önce okuduğum yüzlerce kaynak sayesinde bir yerlerde taşlara yerine oturdu.
《☆☆☆》
İnsanlar hayatta kalmak için birbirine muhtaç. Bu muhtaç olma durumu kilometrelerce ötedeki toplumları birbirine bağlıyor. Mezopotamya'daki ahiret inancı ve ölümden sonraki hayata hazırlık tıpkı tek tanrılı dinlerdeki anlayışla benzerdir. Birçok inanç sisteminde ölenler mezara gömülür. Mezar kavramı ölümden sonra inancın olduğu anlamına gelir bir nevi. Binlerce yıllık insanlık tarihi birbirine sıkı sıkıya bağlı. İşte dinler tarihi benzerlikleri, etkileşimleri çok güzel bir şekilde ortaya koyuyor.
《☆☆☆》
Mircea Eliade 20. yüzyılın en önemli din tarihçilerinin başında gelir. Yıllarca sahada dolaşan, sayısız dile hakim olmasıyla binlerce kaynakçası olan eşsiz bir bilgeydi. Kuşağının son temsilcisiydi. Üç kitabı da okuduğunuzda anlayacaksınız ki; bütün dünyada tarih ve mekan açısından birbirleriyle bağlantısı olmayan toplulukların mitolojilerinde ve teolojilerinde birçok benzerlikler var. Eliade için din olgusu inanç meselesinden ziyade insan olmanın bir aşamasıydı... (Murat Koçhan) 
--reklam--
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mircea Eliade - Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III) PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mircea Eliade Kimdir?
Mircea Eliade, 13 Mart 1907'de Bükreş - Romanya'da doğdu. Çocukluğunda ve gençliğinde biyoloji, özellikle de botanik ve entomoloji ile ilgilenmiştir. Fakat yıllar geçtikçe ilgisi daha çok sosyal bilimlere kaymış, özellikle filoloji ve felsefe ile ilgilenmiştir. Bu yüzden felsefe eğitimi alır. 1928 yılında Bükreş Üniversitesi'nde felsefe dalında yüksek lisans yapar. Master tezinin konusu İtalyan Rönesans dönemi filozoflarıdır. Aynı yıl Sanskritçe ve Hint felsefesi okumak için Kalküta'ya gider. Eliade burada ders aldığı Surendranath Dasgupta'dan etkilenmiştir. Ayrıca altı ay Himalayalar'daki Rişikeş aşram'ında yaşadı. Eğitimini bitirip, dört yıl sonra, 1932'de Bükreş'e geri döndü. 1933 yılında daha sonra Fransızca "Yoga: Essai sur les origines de la mystique Indienne" adıyla yayımlanacak olan doktora tezini verdi. Adından da anlaşılacağı gibi doktora tezi Yoga'nın farklı açılardan analizi niteliğindeydi. 1933'den 1939'a kadar Bükreş Üniversitesi'nde felsefe ve din tarihi konuları başta olmak üzere birçok farklı konuda ders verdi.

Savaş yıllarında İngiltere'de bulundu ve savaş sonunda Romanya Sovyet kontrolüne geçince Romanya'ya dönüşü imkânsızlaştı. Gençliğinde birçok aşırı sağcı eğitim görevlisiyle yakın ilişkileri olmuştu. 1945'de Paris'e geçti, konuk profesör olarak École des Hautes Études`de çalıştı. 1951'de en ünlü eserlerinden biri olan "Şamanizm" yayımlandı. 1956 yılında ise aldığı tekliflerden ötürü Paris'ten Amerika'ya geçti ve Chicago Üniversitesi'nde ders verdi. Daha sonra 1958 yılında Chicago Üniversitesi'nde Dinler Tarihi kürsüsünün başına geçti. 1961'de History of Religions dergisini kurdu. 22 Nisan 1986'daki ölümüne kadar Chicago Üniversitesi'nde çalışmaya devam etti ve birçok önemli eser kaleme aldı.
Bugün eserleri birçok farklı dile tercüme edilen Mircea Eliade, dinler tarihi konusunda gelmiş geçmiş en önemli akademisyenlerden biri olmuştur.
--reklam--
Mircea Eliade Kitapları - Eserleri
Dinler Tarihine Giriş
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt I)
Mitlerin Özellikleri
Şamanizm
Ebedi Dönüş Mitosu
Kutsal ve Kutsal-Dışı
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II)
İmgeler ve Simgeler
Okültizm, Büyücülük ve Kültürel Modalar
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III)
Matmazel Christina
Babil Simyası ve Kozmolojisi
Mitler, Rüyalar ve Gizemler
Demirciler Ve Simyacılar
Arayış
Yoga
Dinin Anlamı ve Sosyal Fonksiyonu
Asya Simyası
Mistik Hint Erotizmi
Dinler Tarihi Sözlüğü
Dinler Tarihi
Zalmoksis'ten Cengiz Han'a
Bengal Geceleri
Doğuş ve Yeniden Doğuş
Yaşlı Adam ve Bürokratlar
Mefisto ile Erdişi
Avustralya Dinleri
Mistik Öyküler
--reklam--
Mircea Eliade Alıntıları - Sözleri
şu inanış vardır: İnsan ilk yaratıldığında Tanrı ona ruh bahşetmiştir, bedenini veren ise yeryüzüdür. Ölüm anında bu iki unsur da doğal olarak kendi kaynaklarına döner: beden yeryüzüne ve ruh da semavi yaratıcısına. (Okültizm, Büyücülük ve Kültürel Modalar)
İnsan mitleri "yaşarken", kutsal olmayan, kronolojik özellikteki zamanın dışına çıkar, nitelik açısından farklı bir zamana, hem en eski hem de sonsuza dek yakalanabilecek olan "kutsal" bir zamana açılır. (Mitlerin Özellikleri)
İnsan ancak ölümü doğru anlayarak kendisini ele geçirir ve dolayısıyla kendisini Varlığa açar. Gerçekten de insan ölümün kaçınılmazlığını idrak edip ölüme doğru özgürlüğün farkına vardığında, varoluş sahici hale gelir; yani tamamen insanca olur. (Okültizm, Büyücülük ve Kültürel Modalar)
Dinsel insan:
Her yerde bir "şifre" keşfeder. En alışılmış davranış bile tinsel bir mana taşıyabilir. Yol ve yürüyüş dinsel değerlere dönüştürülebilir, çünkü her yol "hayat yolu"nu, her yürüyüş de bir "haccı", yani Dünyanın merkezine yapılan bir yolculuğu simgeleyebilir. (Kutsal ve Kutsal-Dışı)
... tuhaf ve olağanüstü olan, genelde kaygı ve uzaklaştırma duygularını getirmektedir. Bazı tabu örnekleri ve tabu olan davranışlar, canlılar ya da nesneler bize tuhaf, uğursuz, gizemli vs kratofanilerin normal deneyimler sisteminden ayrıldığı mekanizmayı açıklar. (…)Böylelikle çirkinlik ne biçimsizlik, bu nitelikleri taşıyanları ötekilerden ayırıp kutsal kılar. (Dinler Tarihine Giriş)
Örneğin inşaat ayinlerini ele alalım; bu yolla kurbanın ''yaşamı'' ya da ''ruhu'' binaya aktarılmış olur, bina da aynı nedenle sunulan kurbanın yeni bedenidir. (Demirciler Ve Simyacılar)
Antik kozmolojilerin (Mezopotamya, Hindistan, Çin) "dünya"sı çok büyük, kapalı bir yuvarlak olarak tahayyül ediliyordu. Tapmak bu dünyanın imge'siydi, somut modeli hava kabarcığı ya da su damlası, "kozmik yumurta"ydı. (Mistik Hint Erotizmi)
Türk-Moğolların yıldırım gibi istilaları -
IV. yüzyılda Hunlardan Timur'a kadar (1360-1404)- Avrasya'nın ilkel avcılarının
mitsel modelinden esinleniyordu: bozkırda avını kovalayan yırtıcı etobur. Hareket-
lerinin apansızlığı ve hızı, toplulukları kitlesel olarak katletmeleri, yerleşik kültü-
rün dışsal işaretlerini (kentler ve köyler) yok etmeleri; Hun, Avar, Türk, Moğol at-
lılarını bozkırda geyikleri avlayan veya göçebe çobanların sürülerine saldıran kurt
sürülerine benzetir. Askeri önderlerin, bu davranış tarzının stratejik önemini ve si-
yasal sonuçlarını çok iyi bildiğine kuşku yoktur. Ama örnek avcının -yırtıcı eto-
bur- mistik saygınlığı da hatırı sayılır bir rol oynuyordu. Birçok Altay boyu, atala-
rının doğaüstü bir kurt olduğunu iddia ediyordu (Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III))
"John Cotton şöyle yazıyordu: Ne kadar kültürlü ve zekiysen, Şeytanın emrine girmeye o kadar yakınsındır." şey mi dostum :)) (Arayış)
"Schmidt ilkel insanın Tanrı fikrini mantıksal bir neden arayışı kapsamında keşfettiği sonucuna ulaşıyordu. Dinin çok karmaşık bir fenomen olduğu gerçeğini göz ardı ediyordu-" (Arayış)
Tarihi kişiler arketipleri olan tanrıları ve
mitsel kahramanları taklit etmeye çalışıyorlardı. (Mitler, Rüyalar ve Gizemler)
...dinsel deneyim yaşayanlar açısından tüm Doğa kozmik bir kutsallık olarak belirmeye müsaittir. (Kutsal ve Kutsal-Dışı)
Upanişadlar'daki bilge, Neti! neti! diye haykırır: "Hayır! Hayır! Sen bu değilsin, sen şu da değilsin!" (Yoga)
Ancak Mezopotamyalılarda gelenek bir bütündür: Marduk’un yalnızca toprağı değil aynı zamadan kendi kanını da kullanması gerekmiştir:
Kanımı pıhtılaştıracağım, kemik yapacağım ondan.
İnsanı ayağa kaldıracağım, gerçekten bir insan olacak...
İnsanı yapacağım, yeryüzünde yaşayacak... (Babil Simyası ve Kozmolojisi)
"İnsan, kendi ördüğü anlam ağlarında asılı kalmış bir hayvandır." (Kutsal ve Kutsal-Dışı)
Freud "Tanrı'nın, insanların fiziksel Babasının yüceltilmesinden başka bir şey olmadığını savunur; bu nedenle, toteme kurban verilirken, öldürülen ve kurban edilen bizatihi Tanrı' nın kendisidir.Baba-Tanrı'nın katledilmesi insanlığın ilk günahıdır.Bu öldürme suçunun kefareti İsa' nın kanlı ölümüyle ödenir." (Arayış)
Hitit büyüsü, makrokozmos (Evren)-mikrokozmos (insan bedeni) benzeşimince belirlenmiştir. İnsanın başı Göğe tekabül eder, elleri toprağa, gözleri suya benzemektedir. (Babil Simyası ve Kozmolojisi)
Tuhaf, tek, yeni, eşsiz ya da korkunç olan her şey büyüsel-dinsel güçlerin toplanması için mükemmel bir zemindir ve koşullara göre kutsalın neden olduğu iki yönlü duygu nedeniyle ya tapınılan ya da kaçınılan bir nesneye dönüşür.
A.C. Kruyt şöyle yazmaktadır: “Bir köpek avda her zaman şanslıysa, bu bir measadır( kötüye işaret, uğursuzluk). Avda çok başarılı olmak Toradjaları endişelendirir. Hayvanın avını yakalamasını sağlayan büyüsel güç, efendisine ölümcül sonuçlar getirecektir. (Dinler Tarihine Giriş)
Dünyada yaşamak için, onu kurmak gerekir ve hiçbir dünya, kutsal-dışı uzamın göreliliğinin ve türdeşliğinin "kaos"u içinde doğamaz. (Kutsal ve Kutsal-Dışı)
Modern insanın bilincinin en soylu kısmı, çoğu zaman sanıldığından daha az manevidir. Hızlı bir çözümleme, bilincin bu soylu ve yüksek küresinde, bazı kitabi kalıntıların, çok miktarda ve çeşitli düzlemlerde önyargının; hayatın anlamı, en yüce gerçek vb. konularında tamamen basmakalıp birkaç düşüncenin canlılığını açığa çıkartacaktır. Uyanıkken görülen düşlerde, melankolilerde, imgelerin bilincin oyun saatleri esnasındaki serbest oyunlarında, her türden vakit geçirme ve eğlencede. Bu mitsel hazine burada laikleşmiş ve modernleşmiş bir şekilde devam etmektedir. Freud'un cinsel gerçeklere ilişkin oldukça ham imalarla gösterdiği üzere, bu tür imgelerin biçim değiştirdikleri olmuştur. İmgeler ayakta kalabilmek için, çok tanıdık hale gelmişlerdir. Ancak kullanımları hiç de azalmış değildir. Çünkü bu gerilemiş imgeler, modern insanın manevi yenilenmesinin mümkün olabilecek başlangıç noktasını gösterirler. (İmgeler ve Simgeler)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/dinsel-inanclar-ve-dusunceler-tarihi-cilt-iii-mircea-eliade-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)