# Doğançay'ın Çınarları - Oruç Aruoba Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Doğançay'ın Çınarları kimin eseri? Doğançay'ın Çınarları kitabının yazarı kimdir? Doğançay'ın Çınarları konusu ve anafikri nedir? Doğançay'ın Çınarları kitabı ne anlatıyor? Doğançay'ın Çınarları kitabının yazarı Oruç Aruoba kimdir? İşte Doğançay'ın Çınarları kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/dogancayin-cinarlari-oruc-aruoba-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-15T00:00:08+03:00
- Güncelleme: 2022-02-15T00:00:08+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/15/oruc-aruoba-kimdir-oruc-aruoba-kitaplari-ve-sozleri-152582.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Oruç Aruoba 
 Yayın Evi: Metis Yayıncılık 
 İSBN: 9789753424851 
 Sayfa Sayısı: 66 

Doğançay'ın Çınarları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Doğançay’ın Çınarlarını ilk kez 19 Haziran 1996’da gördüm— istasyondan yavaşlayarak geçen trenin içinden, sağ tarafta, Doğu’ya doğru; güneş, solumda, yamaç ardına epey devrilmişken. Hemen kavradım; pek de anlamlandıramadan...

Sonra—daha yazmadan—kurdum onları. 14 Ocak 1997’de zamanları geldi : yazmağa başladım. 15 Mayıs’ta bir kez daha geçtim yanlarından—aralarından— : tam kurduğum gibiydiler. Yazılışları ise (Çiftehavuzlar / Yalıkavak / Karamürsel / Çiftehavuzlar) daha epey süreceğe benziyordu.

13 Haziran’da, benim gözlerimle, Yıldırım’ın mercekleriyle, ilk kez gittik Doğançay’a.

İstasyonun tümüyle ‘metruk’ hâle geldiğini o gün öğrendim : hiçbir tren uğramıyordu Doğançay’a artık; çınarlarsa, tam—yaz başı—doluluklarındaydılar—herşey anlamına uygundu, yani...

Yıldırım’ın fotografları da öyleydi; 1 Temmuz’da (Edip’de bulunacağını bilerek) arayıp bulduğum ‘motto’ da öyle—ama, yazmam—süren tıkanmalarla— 4 Temmuz’a kadar uzadı; metni de, aşağıda atacağım tarihte son hâline sokabildim ancak.

Gecikir ya, her anlamlandırma, hep...
Oruç Aruoba, 16 Kasım 1997, Çiftehavuzlar

Doğançay'ın Çınarları Alıntıları - Sözleri
Görmüyor musunuz
Nasıl hem ölüm
Yüklüyüz hem de
Taşıyoruz yaşamı
—Görmüyorsunuz
Uykudasınız—
Bulutlar geçiyor
Ayın önünden
Sizinse ufacık alevli
Bir mumunuz bile yok
—bilmem ne demeli
Ki herşeyiniz gölgeli
"İşte pek fazla kurcalamazsak dünyanın orta yerindeyiz
 Ben
 Yani çok değişik bir sokağı yakalamış bulunan
 Kullanmak için yaşayıp ölmeye. "
Yeni bir söz bulsam
Neye yarar ki
Söyleyemediklerimiziz
İnce bir sızı gibi
Ya--kendimizi mi aldattık
Bunca yıl acaba diye
De düşünmüşüzdür hep--
Bunun sonu yok herhalde
Yorgunuz artık
Göremeseniz de
Yapraklarımız ağır
Dallarımız bezgin
Toprağı sorun bize
Karanlığı, acıyı, hiçi
İsterseniz ölümü de
Hepsini çekinmeyiz

Ya da kendinizi sorun.
Kimiz biz, neyiz diye
Nereden geldik buraya
Niye buradayız, diye

Yanıt veririz size
Niçin, neden, niye
Tam bize uygundur
Uzun soruya uzun yanıt

Yeter ki sorun
Ama sormuyorsunuz
Susuyoruz biz de
Susarız sorulmayınca
Bir pırıltı uğruna
Saparsınız bir yola
Sarsılarak, durup
Yakarsınız bir anıyı
ortasındayım şimdi
söyleyemediklerimin
Ama öyledir, işte, boşunadır
Sizin düşüncesiz gününüz
Atıp bırakırsınız dününüzü
Yürüyüp gidersiniz geleceğe

Unutursunuz bengi olduğunu
Işığın, gölgenin, sisin bile
Kalır oysa, yankılanır durur
Yamaçta en küçük izleri de

-Hiçbiri de seslenmez bize
Hepsini duyarak dururuz öyle
Ki oluşsunlar hep çevremizde
Tutamaklar bulup kendilerine

Dolsunlar-ne yapalım ki
Sizin işleriniz yoz, kirli
Bilmezsiniz suyun çağladığı
Işığın bezip devrildiği yeri
Bu hiç bitmeyen yağmur
Evlerinize kapatır sizi
Denemezsiniz bizim gibi
Onun altında durmayı
yavaşça
yazmağa çalışıyorum sakince,
dingince yazamıyorum

yalnızca da fırtınadan değil:
yazamadığım neler,
ne zamanlardan
yaşadıklarımdan
yazamadıklarım

Bahardan olmalı bu:
Kuzeyden de güneyden de
Ağıp gelmişken onca su
Hafiften de o koku

Uçup gelmişken oradan
Tatlı, duru-hazır şimdi
Yapraklarımız güneş için
Sizi size anlatmalı mıyız
Anlamayacak kulaklara
Boyuna konuşmalı mıyız?
ortasındayım şimdi
söylemediklerimin-
Yıldırım da düşer mi
Üzerimize şimdi?
"...
Uzayıp gider yol
Bizse çakılı
Yere--
Öyle...

yeni bir söz bulsam
neye yarar ki--
Söyleyemediklerimiziz
İnce bir sızı gibi--
..."

Doğançay'ın Çınarları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Daha önce birkaç şiirini okuyup hayran kalmış ve tüm şiirlerini okuma isteği duymuştum. Ilk kitap için oldukça güzel bir başlangıç yapmış oldum. Kelimelerin seçiminden duygu ve vurgu yoğunluğuna kadar o kadar iyi bir eser ki!

Bir ağaç oluyorsunuz, yapraklarınızla bir yüzünüz ölüme dönük..
Bir ağaç oluyorsunuz, köklerinizle sarmalayıp koruyan yeryüzünü ve tüm yaşamı..
Bir ağaç oluyorsunuz, dallarınız göğü kucaklarken bedeniniz canlılara yuva..

Iyice açın ruhunuzu, her kelime bir yer bulacak ruhunuzda. Çok sevdim! Adeta meditasyon gibiydi, yine okumalıyım! (Ebru) 
Bir kere Oruç Aruoba ile tanışınca, okumaktan vazgeçemiyorsunuz. Satırları öyle bir yazıyor ki, sanki dantel işler gibi...Yazdığı her satırda, insanın ruhunu okşuyor ve dinlendiriyor, sizi başka dünyalara götürüyor. Tek olumsuz yanı, çabucak bitmesi. Kesinlikle okumalısınız. (Hande K.) 
Ama siz-koyusunuz
Pırıldamazsınız daha
Bahar gününde bile
Bulutlar geri çekilince

Her dizesine bin anlam yükleyerek okudum.. Kendini bulmak, arayış, sorgulamak.. ne güzel kavramlar, kullanın bence.. (Hilâl Akay) 

Kitabın Yazarı Oruç Aruoba Kimdir?
Ortaöğrenimini Ankara TED Kolejinde tamamladıktan sonra, Hacettepe Üniversitesine devam eden Aruoba, psikoloji bölümünden lisans ve yüksek lisansını aldı. Yine aynı üniversitede felsefe bilim uzmanı oldu. 1972 ve 1983 yılları arasında öğretim üyesi olarak görev yapan yazar, felsefe bölümünde doktorasını da tamamladı.

Aruoaba, 1976 yılında başlamak üzere bir yıl süreyle Almanyadaki Tübingen Üniversitesinde felsefe semineri üyeliği yaptı. Ayrıca 1981de Yeni Zelandaya giden yazar, Victoria Üniversitesinde konuk öğrenim üyeliğinde bulundu. 1983 yılında akademisyen olarak çalışmayı bırakıp üniversiteyle ilişiğini kesti. Bu dönemde İstanbul'a yerleşti ve çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Ağırlıklı olarak yazı ve çeviri işleriyle uğraşan Aruoba'nın çalışmaları saygın edebiyat dergilerinde yer aldı.

Akademisyen olarak başladığı kariyerine yazar ve çevirmen olarak devam etmiş, edebiyata ve düşünce dünyasına önemli katkıları olmuştur. Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli düşünürlerden biridir. Hume, Rilke, Wittgenstein, Nietzsche, Von Hentig, Başo ve Celanın eserlerini Türkçeye çevirerek literatüre kazandırmıştır. Özgün ve yalın bir stille yazdığı haiku tarzındaki şiirleri yediden yetmişe bir çok okuyucuya ulaşmış ve sevilmiştir. Aruoba, aforizmalara dayalı felsefi metinleri oldukça başarılı bir biçimde kaleme almış ve Türkiye'nin Nietzschesi olarak anılmıştır.

Epistemoloji, etik, Hume, Kant, Kierkegaard, Nietzsche, Marx, Heidegger ve Wittgenstein konuları üzerine çalışmalar gerçekleştiren Aruoba, bu çalışmalarına günümüzde devam etmekteydi. Özellikle şiir sanatına yönelmiş ve Heidegger’in şiire yaklaşımını; “Ona göre insanın temel sözü şiirdir. Çünkü insan yaşayan, dünyanın içinde olan, diğer insanlarla ilişkisini dil aracılığıyla kuran varlıktır. İnsanın bütün etkinliklerinde yer alan, içinde yaşadığı dil ile (tarihsel olarak da) içinde yaşadığı varoluş arasında kurduğu temel anlam ilişkisi, şiirde ortaya çıkar. İnsanın bilinen bütün tarihi boyunca çeşitli biçimlerde görülen “şiir” adı verilen dilsel kuruluşlar, bu temel ilişkiyi ortaya koymaya (dile getirmeye) çalışan insan yöneliminin ürünleridir. Heidegger de buna ulaşmaya, (anlamlandırmaya, yorumlamaya) insanın dünya ile ve diğer insarlarla olan ilişkisini ilk biçimiyle yeniden kavramaya çalışır.” sözleriyle açıklamıştır.

Aruoba, Hume, Nietzsche, Kant, Wittgenstein, Rainer Maria Rilke, Von Hentig, Paul Celan ve Matsuo Bashō gibi düşünür, yazar ve şairlerin eserlerini de Türkçeye kazandırmıştır. Bir dönem Açık Radyoda Filozof Dedikoduları isimli programı da hazırlayıp sunan Aruoba, Wittengstein'ın eserlerini Türkçeye ilk çeviren kişi olarak da bilinmektedir. Aynı zamanda Aruoba, Japon edebiyatı kökenli bir şiir türü olan haiku’nun, Türk edebiyatındaki temsilcilerinden de biridir. Yazar, Nietzsche’nin “Antichrist” eserini de Almanca’dan Türkçe’ye kazandırmıştır

Felsefe Sanat Bilim Derneği’nin her yıl düzenlediği “Assos’ta Felsefe” etkinliklerine konuşmacı olarak katılan yazar, “Felsefenin Hayvanına Ne Oldu?”, “Bilim ve Din” gibi birçok başlıkta sunumlar gerçekleştirmektedir. Ayrıca, Füsun Akatlı Kültür ve Sanat Ödülü etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen sempozyuma da konuşmacı olarak katılmıştır.

Oruç Aruoba, 2006 ve 2011 yıllarında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü yarışmasında Füsun Akatlı, Ahmet Cemâl, Doğan Hızlan, Nüket Esen, Orhan Koçak, Nilüfer Kuyaş ve Emin Özdemir ile birlikte seçici kurulda yer almıştır.

Aruoba’nın şiirlerinde kullandığı üslup ve noktalama işaretlerinin edebiyat kurallarının dışında olmasına rağmen bu durum akademik çevrelerce sanatçının üslubu olarak değerlendirmiştir.

ESERLERİ

Tümceler, Bir Yerlerden Bir Zamanlar, 1990, Metis Yayınları
De ki İşte, 1990, Metis Yayınları
Yürüme, 1992, Metis Yayınları
Hani, 1993, Metis Yayınları
Ol/An, 1994, şiir, Metis Yayınları
Kesik Esin/tiler, 1994, şiir, Metis Yayınları
Geç Gelen Ağıtlar, 1994, şiir, Metis Yayınları
Sayıklamalar, 1994, şiir, Metis Yayınları
Uzak, 1995, Metis Yayınları
Yakın, 1997,Metis Yayınları
Ne Ki Hiç, 1997, haikular, Varlık Yayınları
İle, 1998, Metis Yayınları
Çengelköy Defteri, 2001, Metis Yayınları
Zilif, 2002, Sel Yayınları
Doğançay’ın Çınarları, 2004, şiir, Metis Yayınları
Benlik, 2005, Metis Yayınları
Meşe Fısıltıları 2007, Metis Yayınları
David Hume’un Bilgi Görüşünde Kesinlik, 1974
Nesnenin Bağlantısallığı (Hume – Kant- Wittgenstein), 1979
A Short Note on the Selby-Bigge Hume, Tebliğ, Edinburgh, 1976
The Hume Kant Read, Tebliğ, Marburg, 1988

Oruç Aruoba Kitapları - Eserleri
Yürüme
De ki İşte
Yakın
İle
Uzak
Sayıklamalar

Ol / An
Hani
Benlik
Meşe Fısıltıları
Kesik Esin/tiler
Geç Gelen Ağıtlar
Tümceler

Çengelköy Defteri
Zilif
Olmayalı
Doğançay'ın Çınarları
Ne ki Hiç
Ne
101 Soruda Nutuk

Oruç Aruoba Alıntıları - Sözleri
- Tersi : ateşini ne kadar kolaylıkla yakmışsan, o kadar geçici olur o da; seni
de o kadar az ısıtır ...
Şunu bil: ancak zorlukla yakılan ateş, temelden, gerçekten, yanar- ve ısıtır ...
Ateşinin kolayına kaçamazsın.. (Yakın)
Yorgunuz artık
Göremeseniz de
Yapraklarımız ağır
Dallarımız bezgin (Doğançay'ın Çınarları)
"Aşk

Ney
in
göl
ge
si?" (Geç Gelen Ağıtlar)
Yabancı bir ülkenin güdümüne girmeyi istemek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü, uyuşukluğu benimsemekten başka bir şey değildir. (101 Soruda Nutuk)
O, şimdi uyumuyor mu : uyumuyorsa, beni düşünüyor olsa (Uzak)
"Bitirmek istemiyorum; ama, belki, sürdürdüğüm, bitmiş birşeydir" diye düşünmüştüm. (İle)

Ben, çünkü, yaşamamam gereken bir yaşam yaşamışım, demek ki.
Aykırı yaşamışım. (Benlik)
İlişki,bağlılık olmalıdır;bağımlılık değil... (İle)
Toprağı sorun bize
Karanlığı, acıyı, hiçi
İsterseniz ölümü de
Hepsini çekinmeyiz

Ya da kendinizi sorun.
Kimiz biz, neyiz diye
Nereden geldik buraya
Niye buradayız, diye

Yanıt veririz size
Niçin, neden, niye
Tam bize uygundur
Uzun soruya uzun yanıt

Yeter ki sorun
Ama sormuyorsunuz
Susuyoruz biz de
Susarız sorulmayınca (Doğançay'ın Çınarları)
Yaşamı düğümlemeden çözemezsin. (De ki İşte)
Ama içinde iğrenç bir boşluk vardı, artık hiçbir kaygı duymuyordu, hiçbir arzu; varoluşu zorunlu bir yüktü ona. Öylesine yaşayıp gitti. (Uzak)
Benim umutsuz yolum
bittiği yerde başlar (Sayıklamalar)
"Hey koca şehir- uzaktan ne güzelsin; yakındansa,..." (Çengelköy Defteri)

Son satır: O yok –
onun gelmeyişinde de
ne karlar var. (Ne ki Hiç)
Her günümüz
son günümüzdür. (Yürüme)
Sözlerimiz seni aradı
ama duvarda bir yazı vardı.
Güneşten düştü bir ışın karardı.
Bir kapı çarpıldı karanlıkta, kapandı (Geç Gelen Ağıtlar)
Yitsinler artık –
kafanda boşluklar
içinde hiçlikler. (Ne ki Hiç)
Sevişerek
batırdık Güneş'i –
Ay karşıladı bizi. (Ne ki Hiç)
YOK
UŞTAN
İN
ERKEN

Yavaş inersin yokuştan
Kar taneleri irileşirken
Kimler bakmış uzaktan
Yolunda hızla gelişirken

Hep ileri yürürken
Gözü kapalı güvenirken
Boyuna düştüğün tuzaktan
Sürünüp çıkmağa çalışırken

Adımların kısalmış
Işığını gece almış
Zamanın geçişirken
Artık anısı kalmış. (Geç Gelen Ağıtlar)
İnsan
yeryüzünün
döküntüsüdür. (Sayıklamalar)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/dogancayin-cinarlari-oruc-aruoba-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)