# Dört İstanbul - Radi Dikici Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Dört İstanbul kimin eseri? Dört İstanbul kitabının yazarı kimdir? Dört İstanbul konusu ve anafikri nedir? Dört İstanbul kitabı ne anlatıyor? Dört İstanbul PDF indirme linki var mı?  Dört İstanbul kitabının yazarı Radi Dikici kimdir? İşte Dört İstanbul kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/dort-istanbul-radi-dikici-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-06-26T20:00:08+03:00
- Güncelleme: 2022-06-26T20:00:08+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/06/26/radi-dikici-kimdir-radi-dikici-kitaplari-ve-sozleri-255456.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Radi Dikici 
 Yayın Evi: Remzi Kitabevi 
 İSBN: 9789751416421 
 Sayfa Sayısı: 288 
--reklam--
Dört İstanbul Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Radi Dikici, Dört İstanbul'da şehirlerin kraliçesinin M.Ö 657 yılında Kral Byzas tarafından kurulmasıyla başlayan ve 1924'te Osmanlı hanedanının son bulmasına kadar uzanan yaklaşık 2600 yıllık öyküsünü anlatıyor. Byzantion (Byzantium), Augusta Antonina, Konstantinople (Yeni Roma) ve Osmanlı'nın İstanbul'u adıyla kentin dört dönemini birçok bilinmeyen yönleriyle bir roman tadında sunuyor.
 

 Kentin çağlar boyu sosyal yaşamın merkezi haline gelişi…
 İlk üniversitenin kuruluşu…
 Bugünkü hukuk düzeninin temellerinin oluşumu…
 Hıristiyan inancının tespit edildiği İznik Konsili ve Akidesi…
 İlk kez gün ışığına çıkan belgelerle 54 gün süren Fetih…
 471 yıllık birçok yönünü bilmediğimiz Osmanlı yönetimi…
 Yepyeni harita, resim ve tablolarla İstanbul'un dört dönemi

(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Dört İstanbul Alıntıları - Sözleri
“Osmanlının varlığını yok eden nedenlerden birisi de yangınlardır. Özellikle 17 ve 18. yüzyılda çıkan bu yangınlar yüzünden o dönemde, adeta atasözü haline gelmiş sık sık tekrar edilen bir cümle vardır: “Eğer yangınlar olmasaydı, İstanbul’un bütün evlerini eşiklerine kadar altınla döşemek mümkündür.””
17. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak II.Mahmut dönemine kadar iktidar, padişahlardan artık sadrazamlara geçmiş ve bu sefer sadrazamlık hanedana dönüşmüştür. Sadrazamlar o derece güçlenmişlerdir ki padişahların kaderini çizmeye başlamışlar, onları gerektiğinde tattan indirebilmişlerdir.
Haliç’in kuzey kıyısında ve bugünkü Eyyüp semtinin olduğu yerde üzerinde “Kabr-i Eba Eyyüp“ yazılı mezartaşı bulununca Fatih, hocası Akşemseddin’in tavsiyesi üzerine ilk olarak, Arap orduları ile birlikte yedinci yüzyılda İstanbul’un kuşatılması sırasında ölen Hazreti Muhammed’in yakını Ebu Eyyub ül-Ensari için bir türbe ve Eyüp Camii’nin inşaasına karar verir.
İstanbul’da ilk kahvehane, Paris ve Londra’dan 100 yıl önce, 1554 yılında iki Suriyeli tarafından açılır. Ama kısa bir süre geçince, aynen bugün olduğu gibi kahvehane sayısı hızla artar ve erkeklere mahsus sosyal yaşamın bir parçası olur ve İstanbul’un karakteristiği haline gelir
Yeniçeriler aynı zamanda başşehrin polisi, yangın gözcüsü ve gümrük memurları idiler. Her gün İstanbul’a gelenleri kontrol ederler ve akşamları şehri terk edip terk etmeklerine bakarlardı. Çünkü, bu şehrin nüfusunun dengede tutulması ve gerekli göçün önlenmesi padişah buyruğudur.
Konstantinople’un fethi ile Osmanlı Devleti uluslararası arenada hatırı sayılı bir güç haline gelir. Adeta Roma İmparatorluğu’nun devamı gibidir. Nitekim Fatih Sultan Mehmet de Roma İmparatoru, yani Sultan-ı Rum unvanını kullanmaya başlar.
İstanbul’da, ne gariptir ki, çeşitli ülkeler ve dinler birbirleriyle mücadele ederler ama, esas kavga padişahlarla ordusu arasında olur. Daha doğrusu İstanbul; padişahlarla, onları korumakla görevli yeniçerilerin çatıştığı ve zaman zaman birbirini boğazladığı bir alandır.
Büyük Konstantin tarafından 11 Mayıs 330 Pazartesi günü Nuova Rome, yani Yeni Roma adıyla Konstantinopol’ü başkent yaparak başlayan Roma İmparatorluğu’nun, daha çok bilinen adıyla Bizans İmparatorluğu’nun macerası tam 1123 yıl 18 gün sonra, 29 Mayıs 1453 Salı günü sabahın erken saatlerinden itibaren biter ve o da tarihin sayfaları arasında yerini alır…
Avrupa’nın belli başlı merkezleri Paris ve Londra dahil hiçbir başşehirde 17. yüzyıl sonları ve 18. yüzyıl ortalarına kadar, İstanbul’da olduğu kadar elçi yoktur. Çünkü imparatorluk o dönemde Avrupa, Orta Doğu, Afrika, Karadeniz, Akdeniz ve Hint Okyanusu’na uzanan toprakları ile bir dünya devletidir…..
 17. yüzyılın sonlarına kadar, İstanbul’da elçilik aynı zamanda riskli makamlardır. Çünkü Osmanlı imparatorluğu savaşa girdiği her ülkenin elçisini derhal Yedikule’ye hapseder. Örneğin; Fransız elçileri altı, Venedik elçileri iki, Rus elçileri iki defa Yedikule’ye hapsedilmişlerdir. Ancak, her elçi savaş bitince sağ salim hapisten çıkar. İstisnası 1524 ve 1729 yıllarında idam edilen İran elçileridir. Elçilerin muhatapları esas itibari ile sadrazamlar olur.
6 Mayıs Hıdırellez günlerinin artık bir başka özelliği vardır. O gün sadrazamlar, padişahlara hareme ve elçiliklere hediye olarak meyve ve çiçek gönderirler. Hatta çiçek, Osmanlı’da adeta bir tutku haline gelir. Çok kere Batı’da, biraz da küçümsemek amacı ile söylenen, “Türklerin geçtiği yerde ot bitmez,“ sözcüğü çoktan anlamını kaybeder. Çünkü İstanbul’da bahçeler ve çiçekler bir yaşam şeklidir. Ayrıca yollar ve İstanbul surlarının etrafı ağaçlarla kaplanır.
--reklam--
Dört İstanbul İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"İstanbul Tarihi"nin belli başlı olaylarını bilenlerin pek etkilenmeyeceği bir kitap. Hatta biraz sıkıcı da. Zira olayların içerisindeki kurmaca konuşmalar son derece kötü bir muhabbet içerisinde gidiyor. Ama İstanbul Tarihine, Konstantin 'in ilk hıristiyan başkentini yaratan hamleleri, Fethin bazı ayrıntıları, Byzas' ın şehri kuruşu, Körler Ülkesi mevzuularını bilmeyenler için güzel bir giriş kitabı olabilir. Burada anlatılan olaylardan ilgi duyulan kısımlar başka kitaplardan ayrıca okunmalı. (Ozan Ayhan) 
İçinde yaşayıp da hakkında ne kadar az şey bildiğimi yüzüme vuran kitap... Zaman zaman şikayet ettiğimiz, zaman zaman hayranlıkla izlediğimiz bu güzel şehrin ilk yerleşiminden bu güne başından geçenleri keyifli bir hikaye tarzında aktarıyor okuyucuya. En eski tarihi kalıntılarının saraylar, surlar ve camilerden ibaret olduğunu sanırken okuduklarınızla her bir toprak parçasına saygınız artıyor. Çok detaya inmeden, bununla birlikte yazarın önemli bulup aktardıklarıyla daha fazlasını öğrenme isteği uyandıracak şekilde hazırlanmış. Kaynakçası mevcut ki bu en önemli ayrıntı. Ben sevdim, umarım keyifle okursunuz. (Gül Yıldız) 
Verilen bilgilerin dipnot olarak kaynağı belirtilmemiş. Bazı bilgilerin doğruluğu şüpheli. Bu kitap dışında da aynı konudan kitap okuyanlar kıyaslama yapabilir, ancak salt bu kitap üzerinden kitapta bahsedilenlerin hepsini doğru kabul etmek yanlış olur. Okuma açısından, akıcı bir roman tadında anlatımı var. (Muhsin Ulusoy) 
--reklam--
Dört İstanbul PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Radi Dikici - Dört İstanbul kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Dört İstanbul PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Radi Dikici Kimdir?
1937 yılında Samsun'da doğdu. İlk ve orta öğrenimine Samsun ve ardından Ankara'da devam etti. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni 1959 yılında bitirdikten sonra, on iki yıl maliye müfettişliği görevinde bulundu.

Halen çeşitli sanayi kuruluşlarında üst düzey yöneticilik yapan Radi Dikici aynı zamanda dergi ve gazetelere makaleler yazıyor.
--reklam--
Radi Dikici Kitapları - Eserleri
Zeki Müren
Dört İstanbul
Bizans İmparatorluğu Tarihi
Theodora
Cumhuriyet'in Divası Müzeyyen Senar
Müzeyyen Senar Efsanesi
İmparator Heraklius
Büyük Konstantin - Helena ve Fausta
Şu Bizim Bizans
Bizans'ı Anlamak
Bu Şehr-i Stambul ki
Bizans İmparatoru Büyük Theodosius
Ben Bir Celaliyim - Karayazıcılar
--reklam--
Radi Dikici Alıntıları - Sözleri
"Bu topraklarda o muhteşem medeniyeti yaratan tüm Bizans imparator ve imparatoriçelerine..." (Bizans İmparatorluğu Tarihi)
...Biz sultanımla ruz-i mahşerde (kıyamet günü) cennette buluşacağız. (Cumhuriyet'in Divası Müzeyyen Senar)
Bugün hiçbir şekilde bilemeyeceğimiz değerler, Zeki Müren gibi şanslı olmadıkları için kaybolup gitmişlerdir. (Zeki Müren)
..başkalarının mutsuzluğu üzerine mutluluk inşa edilemiyormuş.. (İmparator Heraklius)
Ben Müzeyyen Senar hanımefendinin plaklarıyla yetişmiş bir sanatçıyım. Anneme minnetim sonsuzdur. Çünkü evdeki yüz plaktan doksan sekizi Müzeyyen hanımefendiye aitti. Onlar olmasaydı, belki bugün Türk sahnelerinde bir Zeki Müren olmazdı. (Zeki Müren)
Anladım sevmeyeceksin beni sen nazlı çiçek
Hasta gönlüm yine hicranını yalnız çekecek
Bil ki ruhum seni çılgınca severken ölecek
Yine sensin ben bir lahza şifayab edecek (Müzeyyen Senar Efsanesi)
"Mesajın çok belli, "Gönül kapım açıktır, gir içeri", diyorsun. Ama girdim ve baktım içerisi çok kalabalık, anladım ki bana yer yok, geri döndüm." Dedim." (Zeki Müren)
17. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak II.Mahmut dönemine kadar iktidar, padişahlardan artık sadrazamlara geçmiş ve bu sefer sadrazamlık hanedana dönüşmüştür. Sadrazamlar o derece güçlenmişlerdir ki padişahların kaderini çizmeye başlamışlar, onları gerektiğinde tattan indirebilmişlerdir. (Dört İstanbul)
"Unutmayalım ki, büyüklük her zaman sanattan değil, bazen insanlıktan da geçer." (Zeki Müren)
Esasında bir ordu savaşa girerken kaybederim endişesi içindeyse savaşı yarı yarıya kaybetmiş demekti. (Büyük Konstantin - Helena ve Fausta)
Konstantinopol ziyareti Muaviye'ye önce Şam valiliği, ardından da Emevi Devletini kurma yolunu açacaktı. Konstantinopol'de gördüğü eserler ona ilham vermişti. Şam'da büyük Emevi Camisi'ni yaptıracak, bunun için de zamanın Bizans imparatorundan kendisine mimar ve mühendis göndermesini isteyecekti. (İmparator Heraklius)
Tarihte hiçbir zaman Bizans İmparatorluğu diye bir devlet olmamıştır. 1453’te İstanbul’un fethine kadar onlar kendilerini hep Romalı olarak bilmişlerdir. Ancak 16. yüzyılda bir Alman tarihçi Hieronymus Wolf Corpus Historiae Byzantinae adlı eserinde Roma İmparatorluğu yerine Bizans İmparatorluğu tabirini kullanınca, bu isim süreklilik kazanmıştır.Yani Roma İmparatorluğu’nun 330-1453 yılları arasındaki 1123 yıllık dönemini tarihçiler Bizans İmparatorluğu olarak ifade etmekte ve bu ismi kullanmaktadırlar. (Bizans'ı Anlamak)
"Zeki Müren'in olduğu yerde mutlaka neşe vardı," diye anlattı." (Zeki Müren)
"... Zeki Müren, yaşadığı döneme damgasını vurmuş çok özel bir sanatçıydı. Olağanüstü güzel sesi, sahne hakimiyeti, çok özel Türkçesiyle; farklı olduğunu hissettirir, birçok modaya öncülük ederdi." (Zeki Müren)
Yeniçeriler aynı zamanda başşehrin polisi, yangın gözcüsü ve gümrük memurları idiler. Her gün İstanbul’a gelenleri kontrol ederler ve akşamları şehri terk edip terk etmeklerine bakarlardı. Çünkü, bu şehrin nüfusunun dengede tutulması ve gerekli göçün önlenmesi padişah buyruğudur. (Dört İstanbul)
Kuvvet, olgunlukla birleştiği zaman faydalı ve şerefli oluyor. Birinin ezip, yok etmeye çalıştığını, diğeri, kucaklayıp yükseltiyor... Müzeyyen Senar'la Zeki arasındaki büyük fark da bence insanlık anlayışıdır... (Müzeyyen Senar Efsanesi)
Avrupa’nın belli başlı merkezleri Paris ve Londra dahil hiçbir başşehirde 17. yüzyıl sonları ve 18. yüzyıl ortalarına kadar, İstanbul’da olduğu kadar elçi yoktur. Çünkü imparatorluk o dönemde Avrupa, Orta Doğu, Afrika, Karadeniz, Akdeniz ve Hint Okyanusu’na uzanan toprakları ile bir dünya devletidir…..
 17. yüzyılın sonlarına kadar, İstanbul’da elçilik aynı zamanda riskli makamlardır. Çünkü Osmanlı imparatorluğu savaşa girdiği her ülkenin elçisini derhal Yedikule’ye hapseder. Örneğin; Fransız elçileri altı, Venedik elçileri iki, Rus elçileri iki defa Yedikule’ye hapsedilmişlerdir. Ancak, her elçi savaş bitince sağ salim hapisten çıkar. İstisnası 1524 ve 1729 yıllarında idam edilen İran elçileridir. Elçilerin muhatapları esas itibari ile sadrazamlar olur. (Dört İstanbul)
Beni ateşlere salan o kapkara siyah gözler
Beni çılgın gibi yakan o tatlı sözler, güler yüzler
Hayatımda sana kanmak nasib olmaz ise eğer
Kapansın, perde çekilsin cihan sensiz hiçe değer (Müzeyyen Senar Efsanesi)
Gittin bu gidiş bence ölümden de beterdi
Gönlüm geri dönmez o giden sevgili derdi
Hicrinle solan gam dolu ufkumda her akşam
Rüzgarlar elem şarkısı da geçerdi (Müzeyyen Senar Efsanesi)
Büyük Konstantin tarafından 11 Mayıs 330 Pazartesi günü Nuova Rome, yani Yeni Roma adıyla Konstantinopol’ü başkent yaparak başlayan Roma İmparatorluğu’nun, daha çok bilinen adıyla Bizans İmparatorluğu’nun macerası tam 1123 yıl 18 gün sonra, 29 Mayıs 1453 Salı günü sabahın erken saatlerinden itibaren biter ve o da tarihin sayfaları arasında yerini alır… (Dört İstanbul)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/dort-istanbul-radi-dikici-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)