# Fatıma'nın Eli - Ildefonso Falcones Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Fatıma'nın Eli kimin eseri? Fatıma'nın Eli kitabının yazarı kimdir? Fatıma'nın Eli konusu ve anafikri nedir? Fatıma'nın Eli kitabı ne anlatıyor? Fatıma'nın Eli PDF indirme linki var mı?  Fatıma'nın Eli kitabının yazarı Ildefonso Falcones kimdir? İşte Fatıma'nın Eli kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/fatimanin-eli-ildefonso-falcones-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-06-08T21:00:10+03:00
- Güncelleme: 2022-06-08T21:00:10+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/06/08/ildefonso-falcones-kimdir-ildefonso-falcones-kitaplari-ve-sozleri-241928.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Ildefonso Falcones 
 Çevirmen: Pınar Gökpar 
 Orijinal Adı: La Mono De Fátima 
 Yayın Evi: Pegasus Yayınları 
 İSBN: 9786054456185 
 Sayfa Sayısı: 944 
--reklam--
Fatıma'nın Eli Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
16. yüzyıl Endülüsü'nde, iki din ve iki aşk arasında kalan Müslüman bir gencin hikâyesi...

İki kültür ve iki aşk arasında kalan bir adam seçim yapmak zorundadır... Yıl 1564, Granada Krallığı. Yıllar süren Hıristiyan baskısının ardından Endülüs Müslümanları efendilerine karşı ayaklanır ve Sierra Nevada'nın beyaz atlarını kurbanlarının kanlarıyla lekelerler. Müslüman bir kadınla ona tecavüz eden Hıristiyan bir rahibin oğlu olan Hernando ise arada kalmıştır. Lekeli kanı yüzünden üvey babası ve kasaba halkı tarafından hor görülen Hernando'yu aşkı ve halkının özgürlüğü için mücadele edeceği sıra dışı bir kader beklemektedir. 

İyi ve kötü, aşk ve nefret, yıkılan hayaller ve yeniden kazanılan umutlar üzerine muhteşem bir roman olan Fatima'nın Eli, Müslüman-Hıristiyan çatışmasını tarihî detaylar ve unutulmaz karakterlerle taçlandırıyor. Roman, yazarı Ildefonso Falcones'in zengin tarihî detaylara olan tutkusunu ve öykü anlatmaktaki ustalığını sergiler nitelikte.

"Etkileyici, güçlü ve alt sınıftan kahramanlarıyla, aşkla örülmüş bir roman."
-La Repubblica-

"Çağdaş, yeni tarihî roman türünün mükemmel bir örneği olan, sayfalar dolusu tarih ve macera."
-Ttl, La Stampa-

Görkemli, aşk dolu bir macera romanı. Muhteşem kurgusu ve hızlı ritmiyle okurun merakını uyanık tutmayı başarıyor." 
-Corriere della Sera-

"Savaşlar, aşk, inanç, yaşam mücadelesi ve intikam üzerine nefes kesici bir roman. Okurlar olağanüstü anlatımın tutsağı olacak..."
-Il Sole 24 Ore-
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Fatıma'nın Eli Alıntıları - Sözleri
"Kadın, kokusunu sadece elinde okşayınca dışa veren bir meyvedir."
"İşte böyle beyim. Yedi yıl dilenmek için bacaklarımdan oldum!"
Savaşlar. Savaşlar insanları, ilkelerini ayaklar altına alıp hisleriyle hareket etmeye zorlar.
"Öyle şeyler var ki,bizleri geçen yıllardan çok daha fazla yaşlandırıyor."
Ölüm uzun bir bekleyiştir.
Lütfen bir daha hayatıma girmeye çalışma. Seni unutmak için cehennem azabı çektim.
Herkes delirmiş olmalıydı!
"Onu buradan götürün veya evlendirin, çünkü çocuklarımızın hepsi onun mavi gözleriyle doğuyorlar."
Ölüm uzun bir bekleyiştir...
Baskı gören bir halkın umudunun alevini yanık tutacaklardı. Zayıf bir ateş olduğu doğruydu, ama büyük yangınlar en anlamsız kıvılcımlardan doğmaz mıydı?
Daha fazlasını arzu edemez, daha azıyla da mutlu olamazdım.
"Seni görmek istedim. Seninle konuşmak, sesini duymak..."

"Olmaz," dedi Isabel, kırık bir sesle. "Lütfen bir daha hayatıma girmeye çalışma. Seni unutmak için cehennem azabı çektim.
"Eğer onu öldürmekten vazgeçersen senin olurum," diye teklif etmişti üstüne çıkıp bir hayvan gibi kendisine sahip olan adama. "Gerçekten karınmışım gibi bana sahip olacaksın. Tamamen sana teslim olacağım. Aksi taktirde yine bu ellerle hayatıma son vereceğim."

"Ya çocukların?" diye tehdit etmişti adam.
"Allah'a emanet olacaklar," demişti kadın.
Öyle şeyler var ki bizleri geçen yıllardan çok daha fazla yaşlandırıyor .
"Keşke benimde senin gibi bütün kitapları okuyacak zamanım olsa," dedi Alfonso. "Kitapların keyfini çıkar, çünkü çok yakında artık bunu yapamayacaksın."
--reklam--
Fatıma'nın Eli İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitabı birçok kere bırakmak istedim. Sebebi de Türklere, Osmanlı'ya ve her defasında Müslümanlara dair yapılan ithamlar beni çıldırma noktasına getirdi. Buna rağmen kitapta anlatılanlar beni gerçekten etkiledi. Tarihe olan merakım sayesinde kitabı bitirdim.
Kitaptan bahsedecek olursak;
İki din ve iki aşk arasında kalan Hernando' nun başrolü oynadığı romanımız İspanya'da geçiyor. 16. yy da İspanya'da yaşayan Müslümanlar (morisko), o dönemde -çoğu ülkede olduğu gibi- dinlerini özgürce yaşayamıyorlar ve din değiştirmeye zorlanıyorlar. Hatta şarap içmeye, domuz eti yemeye, kilisede pazar ayinlerine katılmaya zorlanıyorlar. İtiraz edenler Engizisyon Mahkemelerin 'de yargılanıyor, türlü cezalara ve hatta ölüme çarptırılıyorlar.
Kendi topraklarında bu eziyeti yaşayan Müslümanlar, bir şekilde örgütlenip başkaldırıyorlar. Tabi ki tarihin hiç bir sahnesinde Müslümanlar hakettiklerini kazanamadıkları gibi, burda da başarısız oluyorlar ve sürgüne gönderiliyorlar.
Kitabı okumanızı tavsiye ederim -milliyetçilik damarınız kabaracak bunu göze alın- çünkü tarihin tozlu sayfalarında kalmış bu olayı, Moriskoların çektikleri eziyetleri bilmeniz gerekir. (Rabia Koç) 
FATIMA’NIN ELİ || YORUM: Beğeneceğime dair içimde hiç şüphe bulunmayan kitapları sevmediğimde yaşadığım hayal kırıklığını tarif edemem sanırım. Sadece sevmemekle kalsaydım yine iyi, yazara ve yazdıkları satırlara öyle kızgınım ki kitabı bitiremedim bile. 944 sayfalık bu koca kitabın sadece 250 sayfasını okuyup ruhen beni çok huzursuz ettiği ve rahatsızlık verdiği için yarım bırakmak zorunda kaldım. İnanın sonunu bir parça da olsa merak etmiyorum. Belki merak etseydim devamını getirirdim. Neyse, niçin böyle hissettiğimi sizlerle de paylaşayım. Ama öncelikle konusuna değinelim. Biraz da tarih barındırdığı için araştırmalarım eşliğinde okudum kitabı. Bu değerlendirmeyi de büyük bir titizlikle yazmaya çalıştım ancak kusurum varsa affola. Baştan belirteyim, çok çok uzun bir yorum olacak. Kitabın tamamını okusaydım ne kadar yazardım diye düşünmeden edemesem de yazmaya başlıyorum.

Kitabımız 1560’lı yıllarda İspanya Hıristiyanları egemenliğinde bulunan Endülüs’te geçiyor. Eskiden Müslüman egemenliğinde bulunan Endülüs, yaklaşık 1400’lerin sonunda İspanyalıların ele geçirmesiyle oradaki Müslümanları zorla Hıristiyan dinine sokmuşlar. Yeni doğan çocukları zorla vaftiz edip, pazar ayinlerine katılmayı mecburi tutup hatta katılmayanları öldürmeye dahi kalkışıp ve daha bir çok farklı şeyle tüm Müslümanları asimile etmeye çalışmışlar. Tarihlerini, kültürlerini yok etmek için giyimlerini hatta anadilleri olan Arapçayı bile yasaklayarak ruhen ve bedenen ızdırap çektirmişler. İlgilenen olursa tarihte bunların yapıldığına dair kararnameler yayınlandığı yer alıyor. Hatta bu insanlara Morisko denen bir lakap bile takmışlar. Anlamı ise “Müslümanlardan geriye kalan şey” , kara-“esmer tenli” ve “vaftiz edilmemiş, zındık” manalarına gelmekteymiş. (Kitabımızda bu şekilde anlatıldığı gibi tarihi kaynaklardan yaptığım araştırmalar sonucunda bir parça kurgu eşliğinde de olsa gerçekten de Müslümanlara eziyet çektirdiklerini öğrendim. Tek taraflı okumamak adına sadece Türkçe kaynaklar değil yabancı kaynaklardan da makaleler okuyarak objektif bir şekilde değerlendirmeye çalıştım.) Ardından 1568 yılında Müslümanlar bu eziyetlere karşı isyana kalkışarak Endülüs’ü yeniden bir Müslüman ülkesi haline getirme çabası içine girmişler. Bu isyanın adı ise Gırnata İsyanı. Krallarının ismi kitapta genelde Aben Humeya olarak geçse de bu isim Arapça kökenli olup orijinali İbn Ümeyye’dir. Kitapta da bahsediliyor olabilir ancak tam anımsamadığım için yine de değinmek istedim. Bizim baş karakterimiz ise Hernando adında annesi Ayşe’ye yıllar önce tecavüz eden bir rahibin müslüman bir oğludur. Hıristiyanlar Hernando’nın çok üzerine düşer hatta ona okuma yazma öğretmek gibi eğitim-öğretim imkanı sağlarlar. Hem babasının rahip olması hem de Hıristiyanların ona önem vermesi bakımından Müslümanlar arasında hor görülen ve dışlanan bir çocuk olarak büyümüştür Hernando. Hatta ona gayrimeşru olduğunu belirtmek için “Nasıralı” unvanı ile hitap etmeye başlamışlar. Üvey babası İbrahim ise Hernando’ya karşı oldukça sert bir tutum içinde bulunup, herhangi bir şey yapmasa dahi fiziksel ve ruhsal şiddet uygulamaktan çekinmeyen bir insan olarak ele alınmış. Hatta annesi Ayşe’nin bile İbrahim’in yanında oğluna sevgi göstermesine müsamaha gösterilmediğini görüyoruz. Hernando ise iki arada kalmış ve iki tarafa da tam olarak ait olamadan büyümüş bir karakter. Hiçbir yere ait olamamak kadar zor bir durum yoktur sanırım. Hani derler ya en kötü karar dahi kararsızlıktan daha iyidir diye, aslında onun gibi bu durum da. Kötülerin tarafında da olsan tarafsız olmaktan daha iyidir.
.
Buraya kadar her şey normal ilerlerken 1568’de gerçekleşen Gırnata İsyanı ile yaşananlar beni oldukça rahatsız etti. Öncelikle yazarın anlatımıyla size aktarmak istiyorum. Ruhen rahatsız olabilirsiniz bu yüzden isteyenler bu kısmı okumayabilir.
.
İsyanın başlangıcıyla Müslümanlar tüm Hıristiyanları meydanda toplayıp 10 yaşından büyük tüm erkekleri çırılçıplak bırakıp bağlarlar. Kadınlarının ve kız çocuklarının bu olanlara seyirci kalmalarını sağlayarak zorla Müslüman olmalarını isterler veya Müslüman olmazlarsa öldürüleceklerini belirtirler. Müslüman olmayanları sahiden de boğazlarından keserek öldürürler. Zaten büyük bir çoğunluğu dininden dönmeyerek ölümü tercih eder. Küçücük çocukları bile çırılçıplak soyulmuş halde kadınların ve kız çocuklarının önünde canice katlederler. Kısaca Hıristiyanların onlara yaptıklarından intikam alırlar. Hernando hala bir ikilem içinde ve Müslümanların bu yaptıkları karşısında şaşkına dönmüş durumda. Bir diğer kısımda ise Türklerin de Müslümanların çağrısına koşarak savaşa katılmasının ardından yaşananlarla ilgiliydi. Yeniçerilerden bir tanesinin el arabasıyla üzüm satan bir adamın üzümlerinden bir avuç alıp yemesinin ardından mal sahibi yeniçeriye kızarak onu ittirince sırf ittirildiği için yeniçerinin adamın elini bileğinden kesmesini ve sadece yeniçeriye dokunduğu için dövülmesine değinilmişti. Bir diğeri ise Hernando’nun annesi Ayşe’nin Hıristiyanların elinden kaçarken kendi kızı sanarak Fatıma adında başka bir müslüman kızı yanlışlıkla yanında getirmesiyle alakalıydı. Fatıma ise 13 yaşında evli bir kadın. Ancak kocasının nerede olduğunu bilmiyor. Bir de bebeği var hatta. Ayşe’nin kocası İbrahim ise Fatıma’dan gözlerini ayıramaz, açgözlü bir şehvetle bakar. Fatıma ise bu durumdan oldukça ürker. İlerleyen sayfalarda ise hiç hoş olmayan şeyler yaşanır. Son olarak bahsetmek istediğim kısım ise Hıristiyan kadınların ve kız çocuklarının Müslümanlar tarafından pazarlanmasıyla ilgili. Bu bölümde Hernando’ya satması için zorla bir kız çocuğu verildiğinde karşısına çıkan yeniçeri, kız çocuğuna şehvetle yaklaşıp onun saçlarını okşamaya başlıyordu, Hernando ise bu duruma oldukça celalleniyor ancak bileği kesilen adam aklına gelince yeniçeriye dokunmaktan dahi çekiniyor. Bir müddet sonra yaşanan tatsız tartışmalarla beraber Hernando kız çocuğunu yeniçeriden kurtarmayı başarıyor.
.
Bu anlattıklarım kısım sadece küçük bir kısmını oluşturuyor kitabın. Zaten kitabın sadece 250 sayfasını okudum. Bu bölümleri okurken tüylerim diken diken oldu ve bu yazılanların kasıtsız olamayacak kadar bilinçli bir şekilde yazıldığını düşünüyorum. (Tekrar ediyorum bunlar sadece benim düşüncelerim.) İsyanlar ve savaşlar mutlaka acı barındırır, çok can yakar ve kalp kırılır. Ancak her şeyin bir sınırı vardır. Bazı hatalar hiç yapılmamalıdır. İnsanlık onurunun korunmadığı hiçbir durumu savunamam. Bu yüzden Müslümanların ve Türklerin bu denli vahşi anlatılması çok zoruma gitti. En kötüsü ise Müslümanların ve Türklerin dünyaya bu şekilde lanse edilmesi. Aslında bir tek Müslümanlar değil, Hıristiyanlar da vahşice anlatılmıştı ancak Avrupa eksenli bir roman olmasından ötürü Müslümanlar ve Türkler kitapta daha vahşi bir tutuma sahipti. Muhtemelen benim okumadığım kısımlarda Hıristiyanlar da dozajı arttırmıştır ancak okumadığım için yorum yapamıyorum. Ki zaten tarihe bakıldığında Hıristiyanların Müslümanları asimile etmeye çalıştığı ancak başarılı olunamadığı yer alıyor. İspanyol yazarların bazıları Hıristiyanların bu tutumunu Soykırım olarak bile değerlendirmiş. Merak edenler araştırabilirler.
.
Kitapta Türklerin ve Müslümanların şehvetine çok düşkün olması ve evlilik dışı cinsel ilişkiyi yani zinayı normal karşılaması gibi birçok islam karşıtı düşünceleri anlatan paragraflar görebilirsiniz. Elbette ki tüm Türkler ve tüm Müslümanlar %100 doğru diyemem ancak bir kişi de mi gerçek Müslüman gibi davranmaz? Bir kişi bile mi insaflı olamaz? Bir de karakterlerin tüm bu vahşeti yaparken Allahu ekber demeleri, namaz kılmaları, şehadet getirmeleri ve Müslüman olduklarını söylemeleri resmen ironiydi. Özellikle şu dönemde İslamiyet’in ve Türklerin kötülenmeye çalışılması bu yazılanlara karşı beni daha çok düşündürttü. Niçin bu karakterler kendi kutsal kitaplarına bile aykırı davranmışlar? Niçin bir kişi bile “Durun, bu yaptığımız yanlış!” dememiş? Elbette ki fanatikler çıkabilir, ama bir tane bile fanatikliğin esiri olmayan birisinin olmaması beni epey şaşırttı. Demek istediğim bu iki camianın yansıtılma şekli hepsinin böyle olduğunu ifade eder biçimde olmasındandı. Yani, kitaba bir tane bile olsa bu camiaları doğru yansıtan birisi olsaydı, örnek insan olarak nitelendireceğimiz biri yer alsaydı İslam ve Türk toplumlarının dış gözden görünüş biçimi farklı olabilirdi. Bu şekilde tüm Türkler ve Müslümanlar vahşi, gaddar ve acımasız olarak nitelendirildi diye düşünüyorum. Şimdi tutup da Hıristiyanların hepsi kötü de diyemeyeceğimiz gibi aynı sözleri diğer toplumlar için de söyleyebilmemiz gerekir bence.
.
Goodreads’te kitap hakkında yazılan yorumları okurken yazarın müslüman karakterleri tanımlaması hakkında şöyle bir tanıma denk geldim ve çok hoşuma gitti. “Her nasılsa inancın ruhunu tarif edemedi, sanki hiç portakal yememiş biri meyvenin tadını tarif etti. İnanç değil de bilimsel bir rapor gibi.” Öyle güzel tanımlamış ki çok hoşuma gitti, sizinle paylaşmak istedim. Yazarın islam hakkında çok bir şey bilmediğini düşünüyorum. Örneğin kitapta şöyle bir kısım vardı. Evlilik öncesi cinsel ilişkiyi haram saymazken evlilik öncesi cinsel ilişki yaşadıktan sonra hamileyse çocuk doğana kadar, değilse 3 ay kimseyle evlenemeyeceğini islam dininin yasakladığını belirtiyor. Halbuki bizim dinimiz zinaya yaklaşmamamızı emrediyor. O halde niçin kitapta gayrimeşru ilişkiye yasak demiyor? Eğer böyle bir kitap yazılacaksa yazarın islam hakkında daha çok araştırma yapması gerekirdi.
.
Bir diğer belirtmek istediğim kısım ise yazarın tarihi bilgileri aldığı kaynakçaları belirtmemiş oluşu. Eğer tarihi bir roman yazılıyorsa kaynakça konulması gerekir diye düşünüyorum. Eğer kaynakça yoksa bu yazılan bilgilerin doğruluğundan şüpheye düşülmesi kadar doğal bir durum yoktur herhalde.
.
Sözün özü kitapla hiç anlaşamadım. Sadece bana bazı tarihsel bilgiler katması ve beni araştırmaya sevk etmesi kitap hakkındaki olumlu düşüncelerim arasında. Şunu özellikle vurgulamak istiyorum ki, herkesin bir kırmızı çizgisi vardır. Benimki de dinim ve milletim. Bunlara zarar gelmesine tahammül edemem. Kitaba olan tepkim bu yüzden bu şekilde oldu. Kitabı tavsiye eder misin diye soracak olursanız maalesef ki tavsiye etmeyeceğimi söylemek isterim. Yine de okuyup okumamak konusundaki karar sizin. Sağlıkla kalın.
Puanım: 1/5 (Zeynep EGE) 
Bu Tarihi Şöleni Kaçırmayın: Uzun sürenin ardından bomba gibi bir inceleme ile karşınızdayım. Benim için tarihi vurguları ve karmaşasıyla çok etkileyici bir kitap oldu Fatıma"nın Eli.
Gelin şimdi hep beraber bir göz atalım;
Müslüman ve Hristiyan toplumlarının çatışmasını, yıllarca baskılara maruz kalmış Endülüslü Müslümanları buluyoruz karşımızda, İspanyanın bir dönem kutsal olan topraklarında ki iki kültürün, iki dinin ayaklanmasını, çarpıcı gerçeklerle kaleme alıyor yazar Ildefonso..
Müslüman bir kadınla ona tecavüz eden Hristiyan rahibin oğlu Hernando! Arada kalmışlığının, her iki toplumda dışlanmışlığının acısını yaşayacağız kendisiyle. Çocuk yaşlarından başlayan hayat hikayesine eşlik edeceğiz.
Tarihi vurguları özellikle her bölümde gerçek tarihi belgelerle hikayeyi birleştiren anlatımı tüm okurları etkisi altına alacaktır fakat özellikle tarihe tutkunluğu bulunan, araştırmayı ve okudukça öğrenmeyi seven kişilerin bu romanı çok ilgi çekici bulacağına garanti verebilirim.
Kendimde birçok bölümünde elimde olmadan araştırıp, doğruluğunu gördükçe okumaktan daha da büyük bir zevk aldım.
Akıcı bir hikaye ve büyük bir emek, derin bir araştırmanın sonucunda 944 sayfalık bir kitap!! Hiç mi olumsuz yanı yok derseniz? Elbette var. Öncelikle bu kadar uzun olması yorucu olabiliyor ama hiç kopukluğu bulunmayan olay örgüsüyle insanı sıkmadığını da belirtmek isterim.
Çileden çıkaran tarafları da mevcut zira bu kadar geniş bir toplum ve kültürü ele alırken birilerini kızdırmamak mümkün olmasa gerek. Hristiyan kesiminin rahatsız olduğunu ve kitaba tepkiler gösterdiğini araştırdığım için biliyorum. Şahsen kendim de bir Türk olarak kitabın orta kısımlarında sürekli vurgulanan "Kibirli Türkler" ifadesinden rahatsız oldum, beni sorgulattı ve okuma hızımı etkiledi.
Tarihimizde her zaman ılımlı bir politika yürütmüş olan Osmanlı Devletinin Yeniçeri askerlerinin küçük kız çocuklarını taciz edebilen kaba insanlar olarak ele alması,
 Bizzat isimleriyle ele aldığı Kaptan-ı Derya Hayrettin Paşa"yı, Turgut Reisi, Kılıç Ali gibi önemli şahsiyetlerimizi eşcinsel olarak göstermesi,
Cezayir de yaşayan Osmanlı reislerinin Hristiyan erkeklerini önce Müslüman yapıp sonra onları sevgilileri olarak tutmaları gibi skandal sayılabilecek daha birçok yanlış bulduğum, yer yer kızdığım ve bu söylemleri kabul etmediğim bölümleri de mevcut.
Dini açıdan her toplumun kültür yapısına göre kuralları şekillendirdiği, yaşamlarına uyarladığı bir gerçek. Her ne kadar dinin kurallarının Kuran"ın ayetlerin de net bir biçimde yasaklarını çizdiğini bilsek bile bugün de Irk ve toplumların bunu farklı yaşadıklarını görebiliyoruz. O dönemlerde de İspanya da bulunun Endülüs Müslümanlarının yani Hristiyanların onları adlandırdığı isimleri olan Moriskoların toplum yapılarına göre dinini yaşama biçimleri çok farklı, buraya kadar bir sorun yok; beni rahatsız eden tek şey her iki toplumun yıllar içinde ki çatışmalarında Hristiyan erkeklerin canlarını verme pahasına dinlerini inkar etmeyişi buna rağmen Müslüman kesimin yaşadığı zorbalıklarla sırf yurtlarını terk etmemek adına dinini inkar ederek yaşamaları, evet belki buna zorlandıkları ve çaresiz kaldıkları için Hristiyan gibi yaşamak durumunda kalmış olabilirler ve tarihe baktığımızda acı bir şekilde buna maruz kaldıklarını görüyoruz fakat kitabın bazı notlarında insan onurunu, Hristiyanlar olarak yüceltip, Müslüman toplumu olarak aşağılayıcı bir statü de ele almış gibi hissettiriyor.
Herşeye rağmen genel olarak bakınca iki ayrı kesimin yanlış ve doğrularını açık bir dille belirtmiş yazar, kitabı Hristiyanlığı övmek gibi göstermek istemiyorum çünkü öyle değil okudukça kendi insanını yargıladığını da göreceksiniz gönlünüzü ferah tutun. Bu noktada en başta belirttiğim karmaşık yapısını hatırlatmak isterim. Merak uyandırdı değil mi?
Tüm artı ve eksilerine bakınca birçok duyguyu insana aşılarken ve siz objektif mi yoksa taraf tutan bir kitap mı diye tartışa durun yazar sizi büyük, imkansız bir aşk ve zorlu bir ailenin hikayesini de üstlenerek sıkı sıkıya avucuna alıyor.
Tarihi bir şölen, kültürlerin zenginliği, gerçek belgeler, dini çatışma, imkansız bir aşk, dışlanan bir hayat ve merakla okuyacağınız dolu dolu neredeyse bin sayfalık bir dünya.
Ben okudum sevdim, sizlere de tavsiye etmekten mutluluk duyarım. Sağlıcakla kalın.. (Cansu Altprmk) 
--reklam--
Fatıma'nın Eli PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ildefonso Falcones - Fatıma'nın Eli kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Fatıma'nın Eli PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ildefonso Falcones Kimdir?
Evli ve dört çocuğun babası olan Falcones de Sierra, Barselona'da yaşayan ve çalışan bir avukattır.

Hem okuyucular hem de eleştirmenler tarafından tanınan ve yayın hakları otuz iki ülkeye satılan benzeri görülmemiş bir en çok satanlar haline gelen tarihi bir roman. En iyi İspanyolca dil romanı için 2006 Gümüş Euskadi Ödülü, yılın en iyi İspanyol dili kitabı için 2007 Qué Leer Ödülü ve 2007'nin en iyi yabancı yazarı için prestijli İtalyan ödülü Giovanni Boccaccio da dahil olmak üzere birçok ödülün sahibi.
--reklam--
Ildefonso Falcones Kitapları - Eserleri
Fatıma'nın Eli
Deniz Katedrali
Çıplak Ayaklı Kraliçe
Toprağın Varisleri
--reklam--
Ildefonso Falcones Alıntıları - Sözleri
İnsanlar kimseyi maksadına göre yargılamamalılar. (Toprağın Varisleri)
"Rahipler,keşişler,pederler,diyakozlar,
papazlar,başrahipler,piskoposlar,"her biri ayrı ayrı,bize eziyet eden feodal beylerden daha kötüler! (Deniz Katedrali)
"İşte böyle beyim. Yedi yıl dilenmek için bacaklarımdan oldum!" (Fatıma'nın Eli)
Tüyler ürpertici bir kabusa sıkışıp kalmış bir çocuk gibi titriyordu. (Deniz Katedrali)
Sanki sesli bir şekilde ağlamaya hakkı yokmuş gibi sesizce ağlıyordu. (Çıplak Ayaklı Kraliçe)
Yaşamak için fazla bir şeye ihtiyacımız yok. İhtiyacımız olanı da alırız. Tanrı’nın bu dünyaya sundukları kimseye ait değildir; yeryüzünün nimetleri herkesindir ve eğer bir yerde bulunmaktan hoşlanmazsak ordan ayrılır, başak yere gideriz. Hiçbir şey ve hiç kimse bizi bağlayamaz. (Çıplak Ayaklı Kraliçe)
Her şeyi zaman ya da ölüm çözecekti. (Çıplak Ayaklı Kraliçe)
.. onun göz yaşları da bizimkiler gibi acı dolu. (Çıplak Ayaklı Kraliçe)
"Koşmamak, haykırmamak, gökyüzüne lanetler okumamak için kendini zor tutuyordu ama hıçkırıklarına hakim olmak için hiçbir şey yapmadı." (Çıplak Ayaklı Kraliçe)
Biz insanların birbirlerine yaptıkları bütün kötülüklere tanık oldum. Özgür insanlar birbirlerine şiddet uygulayıp birbirlerini öldürdükten sonra köle olup olmamanın ne önemi var ki? (Toprağın Varisleri)
"Seni görmek istedim. Seninle konuşmak, sesini duymak..."

"Olmaz," dedi Isabel, kırık bir sesle. "Lütfen bir daha hayatıma girmeye çalışma. Seni unutmak için cehennem azabı çektim. (Fatıma'nın Eli)
Lütfen bir daha hayatıma girmeye çalışma. Seni unutmak için cehennem azabı çektim. (Fatıma'nın Eli)
Bugün eğer saygın bir kişi olabildiysem bu, kimsenin önünde fazla eğilmediğim içindir. (Toprağın Varisleri)
—Neye ihtiyacın var?
— Huzura. (Toprağın Varisleri)
"Göklerin egemenliği çocuklar gibi olanlarındır." (Çıplak Ayaklı Kraliçe)
.. genç adamın kendisi için ölüyordu! Kurtuluyordu.
Onu sevmiş olmanın yükünden kurtuluyordu. (Toprağın Varisleri)
Kendilerine bile cömert davranmayan insanların bize karşı cömert olmalarını nasıl bekleyebiliriz ki? (Çıplak Ayaklı Kraliçe)
"Keşke benimde senin gibi bütün kitapları okuyacak zamanım olsa," dedi Alfonso. "Kitapların keyfini çıkar, çünkü çok yakında artık bunu yapamayacaksın." (Fatıma'nın Eli)
"Kadın, kokusunu sadece elinde okşayınca dışa veren bir meyvedir." (Fatıma'nın Eli)
Sana ne diyebilirim ki? Açlıkta biz fakirlerin birleşik olduğumuzu nu?
Sadece zenginlerin yemek yiyebileceğini mi?
Biz fakirlerin onlar için birer hiç olduğumuzu mu? (Deniz Katedrali)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/fatimanin-eli-ildefonso-falcones-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)