# Fildişi Kuyu - Nihan Kaya Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Fildişi Kuyu kimin eseri? Fildişi Kuyu kitabının yazarı kimdir? Fildişi Kuyu konusu ve anafikri nedir? Fildişi Kuyu kitabı ne anlatıyor? Fildişi Kuyu PDF indirme linki var mı?  Fildişi Kuyu kitabının yazarı Nihan Kaya kimdir? İşte Fildişi Kuyu kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/fildisi-kuyu-nihan-kaya-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-22T21:00:15+03:00
- Güncelleme: 2022-05-22T21:00:15+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/22/nihan-kaya-kimdir-nihan-kaya-kitaplari-ve-sozleri-228833.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Nihan Kaya 
 Yayın Evi: Nirengi Kitap 
 İSBN: 9786055515492 
 Sayfa Sayısı: 223 
--reklam--
Fildişi Kuyu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Aslında "fildişi kule" diye bir şey yok. Yazar eserini hazırlarken gündelik hayatla arasına mesafe koymak zorunda; ama bunu sanıldığı gibi herkese yukarıdan bakan, hayattan kopuk bir kulenin içinden değil, aksine, hayatla, insanlıkla, insanlığın acılarıyla özdeşleşen bir yerden yapıyor. Yazar, gündelik hayattan bahsediyor göründüğü zamanlarda bile, gündelik hayatın derinlerinde saklanan "gerçek hayat"la ilişki kuruyor aslında. Edebiyat da psikoloji de görünen gerçekliğin altındakilere ulaşmayı amaçlıyorlar. Bir kuyu gibi, maddenin ve zamanın yüzeyinden olabildiğince derinine inmeye çalışıyorlar. Bu yüzden edebiyat ve psikoloji, bize fildişi bir kuyunun içinden sesleniyor, bizi fildişi bir kuyunun içine çağırıyorlar.

Fildişi Kuyu, uçlarını edebiyat, psikoloji ve cinsiyetin çektiği köşeler arasında Türk ve Batı edebiyatının temel eserlerini, roman, öykü, piyes gibi çeşitli edebiyat dallarını erkekler üzerine yazan kadın yazarları ve kadınlar üzerine yazan erkek yazarları, Freud, Jung, Lacan, Klein, Bion, Winnicott, Rollo May, Paul Tillich gibi psikanalistleri ve analitik psikoloji uzmanlarını bünyesinde buluşturup harmanlayan bir derleme.
(Arka Kapak)
--reklam--
Fildişi Kuyu Alıntıları - Sözleri
Çocuklar nasıl bir zihinsel suistimale uğradıklarını anlayacak kapasiteye geldiklerinde, maalesef artık çocuk değillerdir ve zaten çocuk olmanın yegane çıkmazı da buradadır.
Dil, birey ile dış dünya, hayat ve gerçeklik arasındaki köprüyü sembolize eder. Bu nedenle, birinin hayata verdiği anlam, o kişinin dili nasıl kullandığına bakılarak yorumlanabilir. Dil ile olan dışsal ilişkimiz, hayat ve gerçeklikle olan içsel ilişkimizi yansıtmaktadır.
En sağlıklı içgüdümüz olan yaratıcı içgüdü bizi, suçlandığımızda başkalarını da o suçlama çemberine dahil etmek yerine, yaratıcı ve sorgulayıcı -zira bu ikisi zaten iç içedir- eyleme teşvik eder.
Sanat eserleri, yatayın dikeyle kesiştiği çok önemli noktalarda dururlar. Sanat, Tanpınar'ın da dediği gibi, sonsuzlukla bir bağ kurma çabasıdır, Sanat nesnesinin sınırlı yatay gerçekliği, buradan dikeyin sonsuz gerçekliğine inmek için araç vazifesi görür. Sanat eserleri, yatay düzlemde fiziksel bir varlıkla yer tutarlar, yataya dair nesneler tarafından ifade edilirler; ama, işaret ettikleri gerçeklik dikeydir.

Aslında bu dikeylik, sanatın da özüdür. Bir eser ne kadar dikey potansiyel barındırıyorsa, sanatsal değeri de o oranda yüksektir. Dünyadaki başka her şey gibi sanat eserinin materyalini meydana getiren unsurlar da (sözcükler, boyalar, notlar, çamur, vs.) hem yatay hem dikey boyuta sahiptir. Bunlar, yatayın gündelik gerçekliği içerisinde sıradan nesnelerdir; ama, sanat eseri aracılığıyla yatay gerçekliklerinin ötesine giderler. Bir kimse, yatay düzlemdeki nesnelerin nesnel gerçekliğini değiştirebildiği ölçüde sanatçıdır. Bir şair, dilin ağından kendisine özel, yeni bir Dil yaratır. Yatay düzeyde, dil ve sözcükler iletişim görevi görür. Edebiyatta dil, sanatçının kendisine özel bu Dil'i yaratmak için araç olmaya yararlar. Gerçek sanat eserinin ilettiği şey, anlatılamaz bir seydir. Sanat eseri, kendisinden başka bir yolla ifade edilemeyen şeydir. Eser, kendisinden başka bir yolla ifade edilemez, açıklanamaz, özetlenemez; kendisinden başka hiçbir şey onu temsil edemez.
Nitekim, pek de sevimli olmayan kimselerin biz onlara sevgi gösterdikçe kendiliklerinden, sevilecek kişilere dönüşmesi ilginçtir. Birinin sevimsiz davranışını da "Beni sevin! Sevginize çok ihtiyacım var!" yönünde bir yardım çağrısı olarak okumaya meyilliyimdir hep. Sevgiye en çok ihtiyacı olanlar, sevilmesi en zor olanlar.
Virginia Woolf'un kastettigi anlamda bir "oda"ya sadece kadının değil, yazan veya üreten herkesin ihtiyacı var belki. Ancak Woolf'un ifade etmek istedigi şey kadının dış müdahalelerden bağımsız bir alanda yazabilme şansının erkeğe nazaran çok daha düşük olduğu. Eşini, çocuklarını, evindeki diğer işleri zihninde erkekten daha sürekli ve yoğun taşıyan kadın psikolojik olarak da, yazıyla baş başa kalabilmekte güçlük çekiyor.
Bizi çevreleyen dünyanın zannettiğimiz gibi benliğimizle bir olduğu zannını olumsuzlayarak farkına varacağız kendimizin. Sonrasında da kendimizi tanımak, o zamana kadar bütün olduğumuzu zannettiğimiz durumlardan kendimizi ayırarak, yakın olduğumuz şeylere yabancılaşarak gerçekleşir. İnsan sadece yakın olduğu şeylere yabancılaşır. Bir zamanlar -bunun farkında dahi-olmadan kendimizi bir var saydığımız şeylerden uzaklaşmadan, çevremizle yabancılaşmadan kendimizi var edemeyiz.
‘Bizim mutluluk adını verdiğimiz şey, harfi harfine ,yüksek bir dereceye kadar birikmiş ihtiyaçların (tercihen ani) tatmininden doğar.’ Freud
Freud’un çocuklarımızı severken aslında kendimizden başkasını sevmediğimizi söylediğini biliyoruz.”Anne babanın çocuğuna duyduğu,çok dokunaklı ve temelde çok çocuksu olan sevgi,aslında ebeveynin yeniden doğan narsisizminden başka bir şey değildir.”(1914)
Proust gerçekten de yazmak için yaşıyordu ve tüm sert eleştirilere rağmen, eserinin ölümsüz olduğunun her zaman farkındaydı. 1911'de "İçimde, ruhunu ancak benden sonra yaşayacak olan bir kitaba verebileceğim, benden derin bir ben uyandı.” (1982, s. 234) yazmıştır.
Gerçek hayatta da böyledir; kişi rahatsız olduğu şeye bir şekilde zarar veremeyeceğini, ona somut yolla saldıramayacağını anlayınca, o şeyi önce dil üzerinden küçültmeye, yıpratmaya çalışır, dille saldırır. Dil, çok kapalı ve dolaylı biçimlerde bile olsa, onu konuşan kişinin rahatsızlığını ve çaresizliğini en sık belli ettiği yerdir. Ve bir insana, bir duruma saygınızı önce dille gösteremezseniz, sonra zaten başka hiçbir şeyle gösteremezsiniz.
Diğerleri, bizim kendimizi ifade etmek için kullandığımız kelimenin anlamını yorumlayarak onu ikinci kez yarattıklarında bizim ve dış dünyanın arasındaki perde de ikiye katlanmış olur. İki kimse arasında gerçek, tam bir iletişim imkansızdır.
Kişinin dille münasebeti, aslında onun kendisiyle ve dünyayla olan münasebetini birebir yansıtmaktadır
"Hayatı yaşanmaya değer kılan, insanın kendisini hakiki hissetmesidir." Donald W. Winnicott
Sahte benliğimiz dış dünya ile kurduğumuz ilişkilerde, gerçek benliğimiz ise kendi kendimizle kurduğumuz ilişkilerde öne çıkar. İnsanları selamlama biçimimiz, fotoğraf çektirirken verdiğimiz poz, dışarıdan nasıl göründüğümüze verdiğimiz önem sahte benliğimizle ilişkilidir.
--reklam--
Fildişi Kuyu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Psikanalitik edebiyat eleştirisi bana biraz lisans eğitimi alırken eser incelediğimiz dersleri hatırlattı. Bizde ünlü bir tabloyu açar, tabloyu "dikey ve yatay" olarak incelerdik, neden altın orana bu figürü koymuş? Neden bu objeyi seçmiş? Bu objenin anlamı ne? Sıcak renkler mi kullanmış soğuk renkler mi? Gibi sorular sorar, sanatçıdan ve hayatından bahsederdik. Burada da yazarı ve eserini inceleyip çıkarımlarda bulunup daha iyi anlıyoruz. Konu alanım olmadığı için okurken zorlandığım zamanlar oldu ama bu keyifli bir zorlanmaydı, öğrenmenin keyfi.

Yeni kelimeler, terimler öğrendim. (Anlamlarını öğrenmeden geçmek istemedim.)

Froyd 'un aile icinde böyle bir insan olduğunu ve kadına bakış açısını bilmiyordum. Daha çok araştırıcağım.

Kitapta bahsi geçen filmleri izleceğim.

Marcel Proust 'la tanışmış oldum biraz. Aslında Proust 'un bir kitabını okumadan henüz onunla tanışmışta sayılmam. Bu daha çok bir arkadaşımın bir arkadaşından bahsetmesi gibi oldu diyebilirim, simdi Proust ile tanışmak için fırsat kolluyorum :)

Ufkumu genişleten, yeni kapılar açan ve tekrar okumak isteyeceğim bir kitap oldu. Teşekkürler yazar/nihan-kaya nihankaya (Heaventree) 
Her cümlesi üzerinde durup düşünmeye değer. Yazarın her kitabında hissettiğim gibi doyarak kapattım kapağını.
Her karakter tahlilinde ucundan köşesinden kendimi bulduğum, “ben” demeden “sen” diyemeyeceğimin idrakinin hazzına ulaştım yazarın tespitleriyle.
Freud ve çocuklarının ilişkileri, Türk edebiyatında kadın konusu, Peyami Safa ve Halid Ziya Uşaklıgil’in kadın karakterlerinin analizleri ve Kemal Tahir in Karılar Koğuşu kitabının sinema ‘uyarlaması’ olan aynı adlı Halid Refiğ filminin kadın ve erkek karakterleri en etkilendiğim bölümlerdi.
Bakışıma zenginlik katan Nihan Kaya ya bin teşekkür... (f. ileresak) 
Yazarın İyi Aile Yoktur ve İyi Toplum Yoktur kitaplarından sonra okuyabileceğimi zannettiğim bir kitaptı. Okurken anladım ki daha kırk fırın ekmek yemem gerekiyormuş. Kitabı okumak için bazı psikoloji terimlerine hakim olmak gerekiyor. Bunlar gibi: geri dönüş (regression), içselleştirme (introjection), grup matriksi, transferance, sublimation...
Bilmiyorum okumayı bir daha deneyebilirim ama şimdi değil (Betül) 
--reklam--
Fildişi Kuyu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Nihan Kaya - Fildişi Kuyu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Fildişi Kuyu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Nihan Kaya Kimdir?
Roman, öykü, inceleme-araştırma ve kuram kitapları yazarı.

Boğaziçi Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunudur. Essex Üniversitesi bünyesindeki Psikanalitik Çalışmalar Merkezi’nde (Centre for Psychoanalytic Studies) yüksek lisans yaptıktan sonra, King's College London'da doktora eğitimi aldı. MEF Üniversitesi Psikoloji bölümünde ders vermektedir.

İlk romanı Gizli Özne 2003 yılında yayınlandı. İkinci kitabı Çatı Katı Türkiye Yazarlar Birliği Ödülü'nü aldı.

Nihan Kaya, kurmaca eserleri kadar edebiyat, psikoloji ve estetik teori üzerine yazdıklarıyla da biliniyor. İngiltere'de, University of Essex'teki Psikanalitik Çalışmalar yüksek lisansını Winnicott psikolojisi üzerine yazdığı tezle 2005'te tamamladı. King's College London'da yazdığı doktora tezini Yazma Cesareti: Acının Yaratıcılığa Dönüşümü (2013) adıyla kitaplaştırdı. 2005’ten bu yana, psikoloji ve yaratıcılık alanlarında Avrupa ve Amerika’nın değişik yerlerinde konferans tebliğleri sundu, konuşmalar yaptı.
--reklam--
Nihan Kaya Kitapları - Eserleri
İyi Aile Yoktur
Bütün Çocuklar İyidir
İyi Toplum Yoktur
Kırgınlık
Buğu
Gizli Özne
Disparöni
Kar ve İnci
Çatı Katı
Ama Sizden Değilim
Seni Feda Etmeyeceğim
Yazma Cesareti
Fildişi Kuyu
Prenses A Uyanıyor
Otobüsü Kaçıran Şoför
Ada Annesiyle Duvarları Boyuyor
Mafin Bugün Mutsuz Olmak İstiyor
Sahiku Çocuklarla Arkadaş Olmak İstiyor
Sinderella Elbise Tasarımcısı Oluyor
Kırmızı Çizmeleri Annesi Zanneden Kaz
--reklam--
Nihan Kaya Alıntıları - Sözleri
Aileler kızlarını tam zamanlı asilzade hizmetçisi olarak yetiştirmeyi isteyip istemediklerini bir kez daha sorgulamalılar. Zira bir kadının, bir akşam da yemek yapmazsa dünyanın başına yıkılacağını zannetmesi, o yemeği yapsın veya yapmasın, etkisini kendisinin bile tahmin edemeyeceği kadar yıpratıcı bir psikolojidir. (İyi Toplum Yoktur)
Işığımı övdüler, ama nasıl yandığımdan hiç söz etmediler. (Kırgınlık)
Meğer sandığımız kadar çaresiz değilmişiz. (Otobüsü Kaçıran Şoför)
Kırıldıkça parçalandım, bin parçaya bölünüp yıldızlar halinde gökyüzüne saçıldım. Işığımı övdüler, ama nasıl yandığımdan hiç söz etmediler. (Seni Feda Etmeyeceğim)
‘’Asıl mesele şu ki prensesler hiçbir şey yapmayıp kurtarılmayı beklediklerinde, evlilikte aradıklarını bulamıyorlar. Onlar da mutsuzluktan kötü kalpli kraliçeye dönüşüyor. Bu dönüşüm geçici aslında. Mutlu olsalar yeniden iyi kalpli, nazik kimseler olacaklar zaten. (Prenses A Uyanıyor)
Seni tabanları dayaktan sızlayan pasaklı bir çocukken sevdiğim gibi seviyordum. (Ama Sizden Değilim)
Herkes duyulmak ister. (Kar ve İnci)
Ben nereye gitsem, içeride kalırım (Buğu)
Dikkatimi şimdi ziyadesiyle yoğunlaşmış bu gözlere veriyorum ben de.Kalbi sanki gözlerinde atıyor. (Disparöni)
Evet, bir şeyi sevmeme hakkımız vardır. Ama bugün sevmediğimiz bir şeyi yarın sevmeye başlayabiliriz. (Bütün Çocuklar İyidir)
"'Trafiğe çıktığınızda bütün araçların şoförlerini deli kabul edin,' derler; 'Her an her aracın olmadık bir hamle yapabileceğini göz önünde tutun.' Trafik de bir şey mi? Asıl, hayata çıktığında herkesi deli kabul etmeli insan. Herkes her an her şeyi yapabilir." (Kırgınlık)
" Merhamet acının anlaşılmasıdır." (Çatı Katı)
Dün, kalabalık bir sokakta, yalnızca seni gördüm... (Çatı Katı)
Tek istediğim, bir şey yaptığımda “Şundan dolayı yapıyor.” gibi düşünceler uyandırmadan içimden geleni yapabilmek. Bunun mümkün olmayacağını bilmek, bir şey yapmazken dahi insanı sınırlandırıyor. (İyi Toplum Yoktur)
Bilge anneannem, edindiği bilgelikle-ki bu bilgelik ormana gitmekten ve kurtla tanışmaktan geliyormuş!- kimin gerçekten nazik, kimin gerçekten cesur olduğunu görmüş ve hem cesur hem nazik insanlara yaklaşmış.(Gerçekten ama gerçekten , içten nazik insanlar, cesur olanlardır çünkü!) Bilge anneannem ,edindiği bilgelikle-ki bu bilgelik ormana gitmekten ve kurtla tanışmaktan geliyormuş!- kimin güvenilmez olduğunu görmüş, güvenemeyeceği kimselere karşı dikkatli davranmış.Tehlikeli olan ve olmayan durumları birbirinden ayırt etmeyi, kendisine zarar verecek ve vermeyecek olanı görmeyi, seçmeyi, ormana gitmekten ve kurtla tanışmaktan öğrenmiş.Ben de Orman'a gideceğim.Karşılaşmam gereken şey neyse onunla karşılaşacağım Orman' da.Ama prensesimiz...Ya başınıza bir şey gelirse orada? Ya ölürseniz ? "Ölürsem de ölürüm.Asıl ölümüm burada kalırsam, Orman'da karşılaşmam gereken şey her ne ise onunla karşılaşmamayı sürdürdükçe olacak." (Prenses A Uyanıyor)
Problemli çocuklar yoktur; problemli ebeveynler, problemli öğretmenler, çok problemli toplumlar ve çok problemli okullar vardır. (İyi Aile Yoktur)
❝Bütün kötülükleri kahramanlık gibi anlatırlar, o kötülükleri devam ettirebilmenin tek yolu bu çünkü.❞ (Prenses A Uyanıyor)
Bizi kim anlıyorsa ailemiz odur. (Seni Feda Etmeyeceğim)
Var olmak ve yaşamak birbirinden ayrı şeyler. Yaşama hakkımıza hemen herkes saygı duyuyor ama var olma hakkımıza saygı, çok daha az rastlanan bir şey ... (Seni Feda Etmeyeceğim)
Bir çocuğun mutlu bir yetişkine evrilebilmesi için anne- baba olarak yapabileceğimiz tek bir şey ama tek bir şey vardır: Çocuğun kendisini değerli hissetmesini sağlamak. (İyi Aile Yoktur)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/fildisi-kuyu-nihan-kaya-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)