# Foucault'yu Unutmak - Jean Baudrillard Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Foucault'yu Unutmak kimin eseri? Foucault'yu Unutmak kitabının yazarı kimdir? Foucault'yu Unutmak konusu ve anafikri nedir? Foucault'yu Unutmak kitabı ne anlatıyor? Foucault'yu Unutmak PDF indirme linki var mı?  Foucault'yu Unutmak kitabının yazarı Jean Baudrillard kimdir? İşte Foucault'yu Unutmak kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/foucaultyu-unutmak-jean-baudrillard-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-11T06:00:08+03:00
- Güncelleme: 2022-04-11T06:00:08+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/11/jean-baudrillard-kimdir-jean-baudrillard-kitaplari-ve-sozleri-197599.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Jean Baudrillard 
 Çevirmen: Oğuz Adanır 
 Yayın Evi: Doğu Batı Yayınları 
 İSBN: 9789758717989 
 Sayfa Sayısı: 80 
--reklam--
Foucault'yu Unutmak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Niçin Foucault'yu unutmalıyız?
Baudrillard'a göre Foucault'nun söylevi iş işten geçtikten sonra ortaya çıkan bir mesih, iş işten geçtikten sonra yapılmaya çalışılan bir devrim gibi, iş işten geçtikten sonra verilmiş bir söylev olma özelliğine sahiptir.
Foucault'nun cinsellik, iktidar, baskı, arzu, delilik vb. konularla ilgili olarak bu kadar güzel ve kusursuz bir söylev çekebilmesinin kökeninde bütün bu konuların ve kuramların günümüzde anlamlarını yitirmiş olmalarının yattığını söyleyen Baudrillard, böylelikle Foucault'nun söylevinin gerçekliği kapsayan bir evrene değil, bir simülasyon evrenine ait olduğunu ve bu yüzden onu bilimsel bir çözümlemeden çok bir “vakayiname” (chronique) olarak nitelendirmenin daha doğru bir şey olacağını iddia etmektedir.
Foucault'yu Unutmak'ta Marksizm ile birlikte Psikanaliz, Lacan ve Deleuze de eleştirilerden payını alır. Baudrillard, “yükte hafif pahada ağır” bu kısa metinle ülkesinde akademik kurumlar tarafından aforoz edilmeyi çoktan göze almıştır bile...
--reklam--
Foucault'yu Unutmak Alıntıları - Sözleri
İktidar sahibi olmak ya da olmamak,iktidarı ele geçirmek ya da yitirmek,iktidarı ya da muhalefeti temsil etmek–eğer iktidar denilen şey bunlarla sınırlı olsaydı,o zaman ortada iktidar diye bir şey olmasına bile gerek kalmazdı.
Foucault’nun bize söylediği başka şeyler de vardır.Örneğin,iktidar görevini yapar, “o ne bir kurum,ne bir yapı ne de bir güçtür–iktidar belli bir toplumda karmaşık bir stratejik duruma verilen ad’dır”–o ne merkezi,ne tek taraflı,ne de egemen bir konumdadır.
İktidar paylaşılan,yönlendirilebilen, vardiya ve devretmeler yoluyla işgören bir şeydir.
İçkin ve sınırları olmayan bir etki alanına sahip,salt bir yayılma ve insanları büyüleme, mıknatıslama biçimi olarak iktidarın hangi engele çarpmış olduğu ve nereye takılıp kalmış olduğu hala anlaşılamamıştır.
Hakikat her halükârda bir yanılgıdır..
Zaman zaman gerçeği, hakikati büyüleyici kılan bir şey varsa, o da bu hakikatin yok olup gidebileceği düşüncesidir, iktidar, ekonomi, cinsellik olarak adlandırılan şu çok önemli “gerçekleri” insanların zihinsel düzeyde hiç durmadan tersine çevirebilecekleri ve bunların başlarına her an bir felaket gelebileceği olasılığından çok büyük bir zevk alabilecekleri düşüncesinin o gerçeklere kazandırdığı büyüleyicilik olmadan, yani aynaya bakıldığında sol sağ, sağ da sol olarak algılanmadan bu sonuncuların varlıklarını sürdürebilmesinin olanaksız bir şey olacağına inanabilir miydiniz?
Ölü bir iktidar ise daha önce var olan tüm iktidar biçimlerinin müstehcen ve parodi bir yöntemle aynı anda yeniden yaşama döndürülmesi olarak tanımlanabilir. Tıpkı cinselliğin pornografi aracılığıyla yeniden yaşama döndürülmeye çalışılması gibi. Tüm büyük gönderen sistemlerinin (din, cinsellik, politika vb.), ölümün nefesini enselerinde hissetmeleri bir zamanlar sahip oldukları şiddet üretme ve temsil etme özelliklerinin çok abartılı boyutlara ulaşması şeklinde olmaktadır.

Örneğin faşizm, hiç kuşkusuz, politik iktidarın girişmiş olduğu umutsuz “yeniden canlanma” hareketinin ilk müstehcen ve pornografik biçimidir.
Çoğu kez iktidar bile kendi kendini bir iktidar olarak görmemiştir ve büyük politikacıların sahip oldukları bir sır varsa o da iktidar diye bir şeyin var olmadığını biliyor olmalarıdır.İktidarın aynen bir Rönesans dönemi resmi gibi üç boyutlu bir simülasyon alanı olduğunu biliyor olmalarıdır.Eğer iktidar ayartıcı olabiliyorsa bunun nedeni (naif gerçekçi bir politika anlayışına sahip olanlar böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceklerdir) iktidarın bir simülakr oluşu,göstergelere dönüşebilme özelliği ve göstergeler aracılığıyla yaratılabilmesidir (işte bu yüzden parodi,göstergelerin tersine döndürülmesi ya da gereğinden çok üretilmesi iktidarı herhangi bir güç ilişkisinden çok daha derinden etkileyebilecektir).İktidarın yokluğu adlı bu sırra ancak büyük politikacılar vakıf olabilmişlerdir.Onların yanı sıra büyük bankacılar da bu sırra vakıftırlar çünkü onlar için de paranın hiçbir anlamı yoktur,para diye bir şey yoktur. Bu aynı zamanda büyük tanrıbilimcilerin vakıf oldukları bir sırdır:Tanrı diye bir şey yoktur,Tanrı ölmüştür.Bunu bilmek onların inanılmaz bir güce sahip olmalarını sağlamaktadır.Bu sırra vakıf olan ve bu yüzden kendi kendine meydan okuyabilen bir iktidar işte o zaman gerçek anlamda egemen bir konuma sahip olabilmektedir.Bu davranış biçiminden vazgeçerek bir hakikat,bir töz, (halkın iradesini,vs.) temsil etme hakkına olduğunu ileri sürmeye kalkıştığı andaysa egemenliğini yitirmekte ve karşısındakiler onu ölüme gönderecek bir meydan okuma eylemini gerçekleştirerek,iktidarı bu kendini beğenmişlik sürecinin içine hapsetmekte ve orada kendi kendini bir töz gibi görme düşüncesi yani,irrasyonel bir düşünce biçiminden kurtararak, hiçliğinin ve ölümlü bir şey olduğunun bilincine varıncaya kadar da bu işi sürdürmektedirler.
Bugün,politik tözün tamamen çökmekte olduğunu görüyoruz.Artık öyle bir noktaya geldik ki kimse ne iktidara sahip olmak ne de iktidar ilmiğini boynuna geçirmek istiyor.Bu davranışın nedeni tarihsel zayıflık ya da bir karakter zayıflığı değildir.Bunun nedeni iktidarın sırrı diye bir şeyin kalmamış olması ve hiç kimsenin artık bu meydan okumaya bir karşılık vermek istememesidir.Bu düşüncenin ne kadar doğru bir düşünce olduğunu yani iktidarın geberişini bizzat yaşayarak görmek istiyorsanız onu iktidarda kalmaya zorlayın yeter.İktidar bu bir stratejiye benzemeyen “stratejiye” karşı her türlü önlemi alarak kendini korumaya çalışmıştır(zaten bu iktidar olmak anlamına geliyordu).Demokratik olmayı denedi,özgürlüklerden yana olmayı denedi,bayağılaşmayı ve şu son zamanlarda da merkeziyetçi olmaktan kaçmayı ve mülki yetkilerini paylaştırmayı denedi,vb. “Güç ilişkileri”nin politik kurnazlıklar tarafından tongaya düşürülerek,nötralize edildikleri bir sırada; o inanılmaz yalınlıktaki karşı meydan okuma biçimi ancak iktidara sahip olduğu zaman bu meydan okumadan vazgeçmektedir.Bugüne kadar hep strateji ve güç ilişkileri terimleri aracılığıyla akıl yürütülmüş olduğundan, ezilenlerin ezilmekten kurtulabilmek ya da iktidarı ele geçirebilmek amacıyla umutsuz bir mücadele içine girmiş oldukları düşünülmektedir.
İktidara taze kan sağlayan şeyin adı arzudur.Oysa arzu bile,toplumsalın ta derinliklerinde yer alan bir tür arzu efektinden başka bir şey değildir.Tarihin ta derinliklerinde bir yerlerde bulunan bir strateji efekti gibi bir şey. Her nedense Foucault’nun sözünü ettiği iktidar“lar” da işte tam bu noktada ortaya çıkmaktadırlar.Bu iktidarların ise her nedense sıcak bedenler,bir içeriğe sahip söylevler ve üretilmiş jestler üzerine yapıştırılmış,aşılanmış oldukları görülmektedir.Bu daha güzel konuşabilen,daha sinsi ve daha kurnaz stratejinin,burada da iktidarı tarihten uzaklaştırarak,ayartmaya yakınlaştırma gayreti içinde olduğu görülmektedir.Gerek uygulama,gerekse kuramsal açıdan iktidar evrensel düzeyde büyüleyici olan bir şeydir.Ancak ölü bir iktidar bu kadar etkin bir büyüleyiciliğe sahip olabilir.Ölü bir iktidar ise: daha önce karşılaşılmış olan tüm iktidar biçimlerinin müstehcen ve parodik bir yöntemle aynı anda yeniden yaşama döndürülme efekti olarak tanımlanabilir –aynen cinselliğin pornografi aracılığıyla yeniden yaşama döndürülmeye çalışılması gibi.Ölümün nefesini enselerinde hisseden tüm büyük gönderen sistemleri (din,cinsellik,politika,vb.) sonunda kendilerini bir zamanlar belirlemiş olan temsil etme ve şiddet biçimlerinin azmasına neden olmaktadırlar.
Bir boşluk daha ortaya bile çıkmadan her biriktirme girişimini yutmaktadır.
Zaman zaman gerçekle, hakikatin büyüleyici bir görünüm kazanmalarını sağlayan bir şey varsa o da bu görünümün gerisinde gizlenen bir felaket düşüncesidir.Kendilerine iktidar,ekonomi,cinsellik dediğimiz şu çok önemli “gerçek” dalgamotorların,insanların kafasında sürekli olarak tersine çevrilebilecekleri ve başlarına her an için bir felaket gelebileceği düşüncesiyle,bundan alınabilecek belirgin bir zevk düşüncesinin o gerçek dalgamotorlara sağlamış olduğu büyüleyici destek olmadan,bu sonuncuların ayakta durabilmelerinin imkânsız olacağı düşüncesi hiç aklınıza geldi mi? Özellikle günümüzde gerçek dediğimiz şey bundan başka bir özelliğe sahip değildir.Gerçek: ölü materyal,ölü bedenler ve ölü dil yetisinin stoklanması demektir.Bugün hala kendisinden söz edilen bir gerçek stoğu (ben bir enerji stoğundan söz etmiyorum.Ekolojik şikâyetlerin gerisinde,asıl fark edilmesi gereken şey:insanlığın gelecekte maddi bir enerjiden çok gerçeğe ait enerji’den yani gerçeğin gerçekliğiyle,gerçeğin kapitalist ya da devrimci bir anlamda ciddi olarak yönlendirebilmelerinin mümkün olamayacağı bir gerçekten söz ediyorum) bizim rahatlamamıza neden olmaktadır.Üretimin bir geleceği olmayabilir ama bu durum onun yerini cinsellik, söz ya da arzunun alamsına engel değildir –çünkü her zaman için özgürleştirilecek,zevk alınacak bir şeyler olacağı gibi,her zaman başkalarına tanınması gereken söz hakkı türünden bir şeyler olacaktır.Zaten gerçek olarak nitelendirilen şey de bundan başka bir şey değildir.Töz denilen şey budur.Stoklanmış gelecek budur.
Foucault’nun: iktidar/bilgi/hazdan oluşan bir sarmal sunmasının nedeni (iktidar/bilgi/arzu demekten çekiniyor olmasıdır. Oysa burada söz konusu olan şey) arzu ve arzu kuramının kendisidir.
Baskı yoluyla hiçbir sonuca ulaşamazsınız.
Eğer bir sonuca ulaşmak istiyorsanız bunu ancak üretim aracılığıyla başarabilirsiniz–baskı altında tutma yoluyla hiçbir sonuca ulaşamazsınız,eğer bir sonuca ulaşmak istiyorsanız bunu ancak özgürleştirme aracılığıyla başarabilirsiniz.
Ancak bu ikisi arasında hiçbir fark yoktur.
Her özgürleştirme biçiminin altında yatan bir baskı altında tutma vardır.
Üretici güçlerle,arzu,bedenler ve kadınların baskı altında tutulmaları,vb.
Özgürleştirme mantığının bir istisnası yoktur.
Özgürleşen her güç,her söz iktidar sarmalına eklenen yeni bir halka demektir.
“Cinsel özgürlük”de işte bu şekilde aynı devrimci idealde baskı altında tutulmanın bu iki temel sonucunu yani özgürleşmeyle,cinselliği bir araya getirmeyi başarmıştır.
Foucault’nun söylevi Baudrillard’a göre iş işten geçtikten sonra ortaya çıkan bir mesih, iş işten geçtikten sonra yapılmaya çalışılan bir devrim gibi, iş işten geçtikten sonra verilmiş bir söylev olma özelliğine sahiptir, işte bu yüzden Foucault'yu Unutmak’ta yarar vardır!
Ölüm konusunda söylenen şu sözler cinsellik konusunda da yinelenebilir: “Cinsellik, bilincin kısa bir süre önce edinmiş olduğu bir alışkanlıktır”.
Foucault’nun metnine hapishane,askeri birlik,akıl hastaneleriyle,disipline dayalı olan modeller şeklinde ortalığı sarmış olan bir biçim egemendir.
Her nedense bu biçimin kökeninde artık üretim ilişkilerinin bulunmadığını görüyorsunuz(tam aksine üretim ilişkilerinin böyle bir biçim üzerine oturtulmuş olduğunu görüyorsunuz).
Sanki kendi yolunu kendi kendisine bulmuş gibi–bu olay bir arzu ya da bir üretim tözü içine“oturtulmak”istenen bir iktidar düşüncesi konusunda atılmış olan en büyük adımdır-.
İktidarın maksatları ve nedenleriyle ilgili bütün illüzyonların maskesini düşüren Foucault,iktidar simülakr’ının kendisiyle ilgili tek bir söz bile söylememektedir.
--reklam--
Foucault'yu Unutmak İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitap yükte hafif pahada ağır degil aynı zamanda Foucault'u döven ama hakkını yemeyen bir metin özelliğinde. Baudrillard bu metni yazdıktan sonra doçentlik için College de France'e başvuru yapar ancak jüri üyeleri Foucault yandaşıdır. 10-12 yıl bekler ve jüri değişir. Baudrillard bir üst kadroya ayrılır ve emekli olur.
Metin genel olarak " cinsellik, iktidar, baskı, arzu, delilik" gibi kavramlar üzerinde sıkça durur ve Foucault eleştirilir. Baudrillard'a göre Foucault metinlerini "iktidar" ile iç içe ve sarmal bir yapıda oluşturmuştur. İktidar ve cinsellik artık önemini kaybetmiş olup günümüzde bir anlama gelmemektedir. Cinsellik söylemi artık maddi bir düzene oturtulmuştur. Cinsellik bir model olarak kapitalizmin vücut düzeyinde ortaya çıkan görünümdür. Bunun yani sıra " Her özgürleştirme biçiminin altında bir baskı altında tutulma süreci vardır." Söylemi ile Foucault'u yermistir. Iktidar söyleminde ise şu nokta önemli bana göre : " Iktidar söylemi artık bir geçerliliği olmayıp simülasyon biçimini almıştır."
Büyük politikacıların sahip oldukları bir sır varsa o da iktidar diye bir şeyin var olmadığını biliyor olmalarıdır.
.
Iktidar bir hayal, bir hayalet, ölüden farksız bir şeydir. .
Iktidar ölmüş bir varlıktır ancak iktidara taze kan sağlayan şeyin adı arzudur.

Kitap beklediğimden daha fazla söylemler içeriyor. Foucault'u bu denli eleştirebilmek bana göre kimsenin harcı değil diye düşünüyordum.
Ama eleştirmek ve yeni söylemler üretebilmek guzel bir şey. Eleştirilerden nasibini alan Lacan ve Deleuze var unutmamak gerek. (Oğuzhan) 
Jean Baudrillard'ın Michel Foucault'nun ince ve çok anlaşılmaz eleştirel yorumu, geç düşünürün cinsellik tarihi üzerine yaptığı çalışmaların büyük ölçüde yüzeysel ve çekici bir eleştirisidir.

 Baudrillard'ın eleştirisinin temel tezi, Foucault'nun "söyleminin, tanımladığı güçlerin ayna" olmasıdır. Foucault'nun analizinin "diğerlerinden daha doğru olmadığı" ve onun cazibesinin baştan çıkarma kabiliyetinde olduğuna inanmaktadır. Foucault'nun eserinin "gerçek olamayacak kadar güzel" olduğunu ve toplumu cinsel tarihini itiraf etmeye zorlayan güç dinamikleri ile bastırma arasında temel bir fark bulunmadığını ısrarla vurguladı. Foucault'nun tezinin sahte olduğunu savunuyor çünkü Marksist sermaye ve üreme teorilerine olan bağlantı hatalı. Proletaryayı değil, baskı ile mücadele eden burjuvazi her zaman yanılıyor. Bununla birlikte, Baudrillard herhangi bir tarihsel analizi dahil etmekten kaçınırken, Foucault'nun çalışması onunla birlikte bitmiştir.

Hangi düşünürün kendiniz için daha sorumlu ve ciddi olduğunu yargılayabilirsiniz.. (Mehmet Zana Başkan) 
Kitabı okurken tepemde babaannem geçen gün yağan doludan konuştu bir süre, 16 yaşındaki kuzenim bir kızla neidüğü belirsiz bir konuşma yaptı telefonda, biri müzik açtı Gucci Gang Gucci Gang diye... Peki ben kitaptan ne anladım? "İktidar her halükarda yanılgıdır." (Dokuzuncu Hikmet) 
--reklam--
Foucault'yu Unutmak PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Jean Baudrillard - Foucault'yu Unutmak kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Foucault'yu Unutmak PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Jean Baudrillard Kimdir?
Jean Baudrillard (Jan Bodriyar) (d. 27 Temmuz 1929, Reims - ö. 6 Mart 2007), Paris), ünlü Fransız düşünür/sosyolog. Medya teorisi, Postyapısalcı felsefe ve postmodernizm üzerine olan çalışmalarıyla ünlenmiştir.

Hayatı

Fransa'da bir devlet memurunun çocuğu olarak doğdu. Sorbonne Üniversitesi'nde Almanca okudu, ailesinde üniversiteye gitmiş olan ilk kişiydi.

Mezun olduktan sonra bir süre eğitim kurumlarında Almanca öğretmiştir. 1950-1960lardaki bu dönemde, Cezayir sorunu yaşamını ve düşüncesini fazlasıyla etkilemiştir. Almanca öğrettiği bu dönemde doktora tezine de (sosyoloji üzerine) devam etti. 1966'da doktora tezini bitirdi, tezinin başlığı "Thèse de troisième cycle: Le Système des objets" idi.

1966 yılının Eylül ayında Université de Paris-X Nanterre'de (Nanterre Üniversitesi - Paris-X) asistan oldu. 1968'deki öğrenci eylemlerinin etkisinde kaldı,Yapısal Marksizm ve medya teorileri ile ilgilendi. 1972'de aynı üniversitede, profesör olarak, sosyoloji öğretmeye başladı. 1987'dan 1990'a kadar Université de Paris-IX Dauphine'de (Dauphine Üniversitesi - Paris-X) görev aldı.

"Eski Yugoslavya'daki Müslümanların maruz kaldığı soykırım, Yeni Avrupa Düzeni'nin evrim sürecinde bir aşamadır. 'Etnik temizliğin' infazcısı olan Sırplar, yeni biçimlenen bir Avrupa'nın öncülüğünü yapıyorlar." (Lettre dergisi, Kış 2005)

Çalışmaları

Bugünün siyasi ve ideolojik akımlarını reddetmesi ününün artmasına neden olmuştur. Bugüne kadar birçok önemli çalışmaya imza atmıştır.Simülasyon kuramını oluşturmuş, kitle zihni üzerine çarpıcı satırlar yazmıştır. Tüketim üzerine düşünceleri ve yapıtları ise onun ününe ün katmıştır. Medya ve kitle iletişim araçlarına dair eleştirileri de diğer düşünceleri kadar çarpıcıdır. Birinci Körfez Savaşı üzerine yaptığı açıklamalarla, Körfez Savaşı'nın oluşumunu ve etkilerini entelektüel bir açıdan farklı bir şekilde yorumlamıştır.

Simülasyon evreninin ortaya çıkışı II. Dünya Savaşının sonuçlarıyla bağlantılıdır. Baudrillard'a gore II. Dünya Savaşı sonrası sağ, solun işlevlerini yerine getirmeye başlamış; yâni, sosyal devlet ilkesi ortaya çıkmıştır. Ayrıca sanayi ve tarım sektörlerinin belirleyiciliği iletişim ve hizmetler sektörlerinin belirleyiciliğinin ardına düşmüştür. Bu veriler batıda bir çeşit durağanlığa sebep olmuş ve batı kendi ekseni etrafinda dönmeye başlamıştır. Bu kendi etrafında dönüş süreci kavramların içlerinin boşaltılması sonucunu doğurmuştur. Artık her kavram televizyonlardan akmakta, insanlar teknolojinin onlara sağladığı bu rahatlık sayesinde herhangi bir şeyi derinlemesine düşünememektedir ve iletişimi sağlamak adına yaratılan cansız kitle iletişim araçları kendilerine yüklenen işlevden, yani aracı olma konumundan çıkıp bağımsız bir kendilik haline gelmiştir. Birey ise bu durumu çaresizlik içinde izlemektedir; herseyin farkındadır, fakat rahatlığından da taviz vermek istememektedir. Baudrillard'ın örneğine bakacak olursak: Birey televizyonda Sudan iç savaşını, herhangi bir tuvalet kağıdı reklamıyla aynı duyarsızlıkla izlemektedir. Televizyonu kapattıktan sonra Sudan'daki iç savaş devam etse bile onun için bitmiştir. İşte bireyin yaşadığı bu evren simülasyon evrenidir. Her şey görüntülerden ibarettir ve cansızdır.
--reklam--
Jean Baudrillard Kitapları - Eserleri
Simülakrlar ve Simülasyon
Tüketim Toplumu
Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu
Kötülüğün Şeffaflığı
Neden Her Şey Hala Yok Olup Gitmedi?
Karnaval ve Yamyam
Baştan Çıkarma Üzerine
Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği
İmkansız Takas
Kusursuz Cinayet
Sanat Komplosu
Foucault'yu Unutmak
Can Çekişen Küresel Güç
Cool Anılar 1-2 (1980-1990)
Nesneler Sistemi
Amerika
Cool Anılar
Tam Ekran
Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm
Anahtar Sözcükler
Tekil Nesneler (Mimarlık ve Felsefe)
Cool Anılar 3-4 / 1990-2000
Bir Parçadan Diğerine
Cool Anılar V
İlahi Sol
Siyah Anlar
Çaresiz Stratejiler
Üretimin Aynası Ya da Tarihi Materyalist Eleştiri Yanılsaması
Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri
Baudrillard'ın Simülasyon Kuramı Üzerine Notlar ve Söyleşiler
Çaresiz Stratejiler
L'autre par lui-même
--reklam--
Jean Baudrillard Alıntıları - Sözleri
"Gerçek bir daha asla geri dönmeyecektir." (Simülakrlar ve Simülasyon)
Katıksızdan da daha katıksız olan şey, herhangi bir yolla sonun ötesinde yaşamaktır. (Cool Anılar 1-2 (1980-1990))
Bizler bu tekelleşmiş küresel ağların içinde yüzen rehineleriz. Aynı zamanda hem kurban hem de suç ortağı konumundayız. (Karnaval ve Yamyam)
"Anlamla saldıranı, anlamla öldürürler." (Simülakrlar ve Simülasyon)
Her şey uydulaşıyor, beynimizin bile artık bizde olmadığı sayısız Hertz'lik dalga birimleri ve devreler halinde dalga halinde etrafımızda dalgalandığı söylenebilir. (Kötülüğün Şeffaflığı)
Varım, buradayım değil; görülüyorum, bir imajım; bak bana, bak! Narsisizm bile değil bu; sığ bir dışadönüklük, herkesin kendi görünüşünün menajeri haline geldi­ği bir tür reklamcı saflığı. (Kötülüğün Şeffaflığı)
Tüm abartılmış özellikler, kendi kendilerini aşmaya -hakiki olandan daha hakiki, güzelden daha güzel, gerçekten daha gerçek- mahkûm edilmiş olup, her türlü içerik ve nitelikten bağımsız bir şekilde kendilerinden geçmeye zorlanmakta ve günümüzde kendisine tutkuyla bağlandığımız tek alana benzemektedirler. (Çaresiz Stratejiler)
Burada sokaklarda tek başına düşünen,tek başına şarkı söyleyen,tek başına yiyip kendi kendine konuşan insanların sayısı ürkütücü.Ama yine de bir araya gelmiyor;tersine birbirlerinden kaçıyorlar.
Ancak belli bir yalnızlık var ki başka hiçbir yalnızlığa benzemiyor.Herkesin önünde, bir duvarın,bir arabanın motor kapağı üstünde,bir parmaklık boyunca yemeğini tek başına hazırlayan adamın yalnızlığı... (Amerika)
Tarihe yabancılaşan bir evrende tarihin ne söyleyecek bir sözü olabilir ne de kendi varlığını kanıtlayabilir. İşte bu yüzden bizden önceki tüm dönemleri, tüm yaşam biçimlerini, tüm zihniyetleri kendi tarihlerini yazmaya ve varlıklarını belgelere dayanarak kanıtlamaya zorluyoruz. (Çaresiz Stratejiler)
Oysa halk aptal değil. Kendisini yalnızca kendisinden daha zeki olanların kandırmasına izin veriyor. (İlahi Sol)
Tüketim ideolojisini tüketimin kendisi gibi algılayan bir toplumbilim çoğu kez bir süreci diğeriyle karıştırıp onun suç ortağı olmaktadır. (Gösterge Ekonomi Politiği Hakkında Bir Eleştiri)
"Dehşete düşme pahasına dünyanın gizini çözmek ve dolayısıyla ona ilişkin ilk yanılsamayı yıkmak zorundayız. Ne boşluğa, ne gize ne de arı görünüşe katlanabiliriz." (Kusursuz Cinayet)
Sahte ve hakikatin sınırları da dahil olmak üzere, çiğnemediğimiz yasak kalmadı. Gerçekten de her şeyin ötesine geçmiş durumdayız. Bundan böyle iktidar düş gücü, ışık ve zekanın eline geçmiştir. Kusursuz bir toplumsal yapıya sahibiz ya da kısa bir süre sonra sahip olacağız. Bütün ütopyalar gerçekleşti. Bir zamanlar parlak bir geleceğe benzeyen şey bugün yavaş çekim bir felaketi andırıyor. Paranın tadını aldık, yabancılaşma döneminin temel düsturu sayılan şeffaflık, günümüzde türdeş ve terörist bir görünüme sahip. Artık bir hiperhaber, hipergörünürlük evrenin de yaşıyoruz. Yasal duygusallık dönemi sona ermiştir. Kıyamet gününü beklemenin bir anlamı yoktur; çünkü biz farkına bile varmadan, kıyamet sonrası bir yaşam sürdürmekle meşgulüz. Olanlar oldu, hepimiz cenneti boyladık. İllüzyonlar dönemi sona erdi. Dünyanın başlangıcından bu yana gerçeğin yakasına yapışıp onu frenlemeye çalışan illüzyon bile sonunda dayanamayıp ortadan kayboldu. İllüzyondan yoksun bir dünyada her şeye bir gerçeklik kazandırılmaya çalışılıyor. (Çaresiz Stratejiler)
Derinlik, o eski derinlik değil artık. (Cool Anılar)
Sokakta hakiki bir deliye rastladım nihayet - kendi kendine konuşmak için cep telefonuna ihtiyaç duymayan birine. (Cool Anılar V)
Eskiden yolculuk yapmak başka bir yerde olmanın ya da hiçbir yerde olmamanın yoluydu. Bugün, bir yerde olma duygusunu hissetmenin tek yoludur. Kendi evimde, her türlü enformasyonla ve bir yığın ekranla çevrelenmiş olarak, hiçbir yerde değilim artık; ama yine de dünyanın her yerindeyim, evrensel sıradanlığın içindeyim. (Kötülüğün Şeffaflığı)
Zamandan söz ettiğim sırada onun varlığını hissedemiyorum...
Zamandan söz ettigim sırada akıp geçmiş oluyor. (Neden Her Şey Hala Yok Olup Gitmedi?)
"Zenginliği bir başka şekilde dağıtma yolu bulunmadığı sürece toplumsala düşen görev: Düzeni çökerterek, tahammül edilmesi olanaksız bir ütopik duruma neden olabilecek bu zenginliğin fazlasını emip, temizlemektir." (Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu)
Gerçek bir genellemedir oysa dünya özgün bir yerdir. (Şeytana Satılan Ruh ya da Kötülüğün Egemenliği)
1544 yılı, Paris'te ilk düşkünler evinin açıldığı tarihtir. Serseriler, deliler, hastalar, toplumun dışladığı ve bir kalıntıya dönüşmüş olan herkes, o sırada henüz yeni doğmuş bulunan toplumsal tarafından bakıma alınmışlardır. Bu bakım 19. yüzyılda Sosyal Yardım, 20. yüzyılda da Sosyal Sigorta'ya dönüşecektir. Toplumsalın gelişmesiyle birlikte doğru orantılı olarak neredeyse toplumsalın bütünü de kalıntılaşmış ve kendisine bir halka daha katılarak boyutları genişletilmiştir. Artıklar tüm bir toplumu kapsadığındaysa kusursuz bir toplumsallaşmayla karşı karşıya kalınmaktadır. Herkes bunun hem dışında hem de içindedir. Herkes hem tümüyle dışlanmış hem de toplumsallaştırılmıştır. (Sessiz Yığınların Gölgesinde: Toplumsalın Sonu)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/foucaultyu-unutmak-jean-baudrillard-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)