# Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları - Erich Fromm Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları kimin eseri? Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları kitabının yazarı kimdir? Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları konusu ve anafikri nedir? Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları kitabı ne anlatıyor? Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları PDF indirme linki var mı?  Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları kitabının yazarı Erich Fromm kimdir? İşte Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/freud-dusuncesinin-buyuklugu-ve-sinirlari-erich-fromm-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-29T19:00:14+03:00
- Güncelleme: 2022-05-29T19:00:14+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/29/erich-fromm-kimdir-erich-fromm-kitaplari-ve-sozleri-233888.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Erich Fromm 
 Çevirmen: Aydın Arıtan 
 Orijinal Adı: Greatness And Limitations Of Freud's Thought 
 Yayın Evi: Arıtan Yayınevi 
 İSBN: 9789757582021 
 Sayfa Sayısı: 285 
--reklam--
Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ölümünden önce yazdığı son kitabında "ustası" Freud'u üstün ve eksik yanlarıyla değerlendiren Fromm, Freud'un önemli buluşları olan; Bilinçdışı, Odipus kompleksi, yansıtma, narsizm, karakter bilimi, çocukluk döneminin önemi, rüya yorumu tekniği ve içgüdü teorisini tek tek ele alarak inceliyor.

"Özellikle bastırma ve bilindışı olgularını bulmasıyla, gerçeğe başka bir gözle bakmamızı sağlayan Freud, ne yazık ki kendisini çağının değer yargıları ve düşünce alışkanlıklarından kurtaramamıştı. Ayrıca dünyaya otoriter-ataerkil bir gözle bakması da, O'nun buluşlarının anlatımını daraltıp, sınırlamıştır."
(Arka Kapak)
--reklam--
Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları Alıntıları - Sözleri
amacım, çok yüksekte oldukları için erişemediğim üzümleri, ekşi olarak tanımlamak değil.
İnsan doğasında yer alan arzuların toplumsal yaşamda tatmin bulamaması, toplumların hasta ve yanlışta olduklarına işaret eder. Böyle doğal arzulara örnek olarak özgürlük, dostça beraberlik ve sevgiyi verebiliriz.
Başkalarına sevgi ve ilgi duymanın artmasıyla birlikte, narsisizm de giderek azalır.
Freud, çocukların ne denli ince duygulu, duyarlı ve yetişkinlerin pek umursamayacakları bir olaydan bile aşırı etkilenebilecek durumda olduklarını açıklamıştı.
Toplum, iyi işleyebilmek ve varlığını koruyabilmek için, bireyleri kendi karakter biçimine göre yoğurmak ister. Ama Freud'un dar cinsel kökenli düşüncesiyle, bir toplum karakteri kavramına varması güçtü.
Çağımız insanının karakteri birdenbire on dokuzuncu yüzyıldakine benzer bir hale dönüşse, ekonomik sistemimiz o anda çöker.
Freud'a göre kadın doğası gereği narsist, sevmek yeteneği olmayan ve cinsel açıdan da soğuk bir varlıktır. Freud'un kadınlar hakkındaki bu görüşlerinin erkek propagandasından başka bir şey olmadığı açıktır.
Her tarihsel dönemde, sayıları hiç de küçümsenemeyecek kadar çok olan insanların, yaşamlarını sevgi, şeref, namus ya da nefretleri için feda etmekten çekinmedikleri görülmüştür. İncil bunu basit ama güzel bir sözle anlatır: "İnsan yalnızca ekmek yemekle yaşayamaz" (Matta, 4:4)
'Birine duyduğunuz sevgi ve sinir doğru orantılıdır. En çok sevdiğiniz insana, herkesten çok sinirlenirsiniz.' - S. Freud
Budist felsefeye göre, insanın acıdan kurtula­bilmesinin tek yolu; kendini nefret ve ihtirastan, bir de bilgisizlikten kurtarmasında gizlidir.
.
Akıl sağlığı, yalnızca geleneksel düşüncenin referans çerçevesi içinde olandır.

...
Bizim bilinçli düşüncelerimiz, çoğunlukla bilincine varmak istemediğimiz bazı duygu ve isteklerimizin aklileştirilmiş (akla uydurulmuş) biçimleridir. Yani bilinçaltı istek ve güdüler kendilerini bilinçte, başka giysilere bürünmüş olarak gösterirler.
İnsanlık gölde kendi güzelliğini seyrederken boğulan Narcissus gibi, bu aynaya bakarak boğulacak mıdır acaba?
Manipülatif zekâ, düşünceyi, bizi çevreleyen dünyayı kendi amaçlarımız doğrultusunda etkileme yeteneğidir. Akıl ise, nesneleri değerlerine ve bizim için tehlikeli olup olmadıklarına bakmaksızın (yani gerçeği olduğu gibi) görüp tanımaktır.
''Kadının doğası nefret değil, sevgidir.''
--reklam--
Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
FREUD DÜŞÜNCESİNİN BÜYÜKLÜĞÜ VE SINIRLARI
 Spinoza, Marx, Hegel, Sokrat gibi düşünürler gerçeği kurtuluşun tek yolu olarak görüp akıllarına uyarak yaşamışlardır. Freud ise gerçeğin bilinçli düşüncede olmadığını, düşünülmek istenmediği için biliçaltına bastırıldığını öne sürmüştür. 'İnsan bastırma olayını yok ederse iyi olur' der.
1.BÖLÜM:BİLİMSEL BİLGİNİN SINIRLILIĞI
 Freud'un düşünce sistemini anlamak zorunlu yanlışları anlamaktan geçer. Yanlışların sebepleri de yeni düşünce ve kısıtlayıcı sınıflamanın çelişkisidir. Düşünürün teorisi çağın ruhuna uygun olmalıdır. Her toplumun kendine ait toplumsal süzgeci vardır. Süzceçten geçmeyen şey söylenmeyen düşünce olarak kalır. Düşünür çok uğraş verirse düşünce kabul görüp toplumda kendine yer bulabilir. Insanlar sadece toplumsal gerçeğin saptırılmadan tanınabildiği toplumda aklını kullanıp gerçeği saptırmadan söyleyebilir. Gerçek tarihe bağlı değişken ve görecelidir.
 Freud açısından 'düşünülemez' dolayısıyla 'aşılamaz' gerçekleri iki maddede toplamıştır Fromm. Ilki; Burjuva materyalizmi teorisi yani maddesiz güç, güçsüz madde olamayacağını savunur. Freud da bu akımın etkisinde kalmıştır. Bu nedenle fizyolojik nedeni olmayan ruhsal etkileri anlayamadı. Hedefi insana özgü tutkuları anlayabilmekti. Ancak fizyolojik ve psikoloik ilişkinin belirgin olduğu olayı gözlemledi yani cinselliği. Ikincisi; Freud un ataerkil-otoriter burjuva bakış açısından kaynaklanır. Kadın-erkek eşitliği ve erkeğin birçok yönden üstün olup bunu egemenlik aracı olarak kullanmaması imkansızdır der. Freud un ait olduğu sınıfın düşünce biçimlerini sisteminin heryerinde görebiliriz. Freud un terapisinin hedefi denetlenemeyen güdüleri derine inerek denetlemekti. Güçlü azınlık güçsüz çoğunluğu yönetiyorsa insan psişesi için de aynı şey söylenebilir. Freud a göre kadınlar narsist, sevmeyi bimeyen cinsel açıdan da soğuk insanlardır. Bu görüşünün sebebi yaşadığı dönemdeki orta sınıf kadınların soğuk olmasından kaynaklanıyor eğer üst sınıftan hastaları olsaydı yargısı değişebilirdi. Freud 'sevilecek nesne' den bahseder yani sevilen kişiden. Sevgi nesneye bağlı olan cinsel enerjidir. Erkekler için sevgini onların ihtiyaçlarını gideren kişilere olan bağlılıktır der. Sevmenin bizi zayıflattığını sevilmenin yani sahip olmanın mutlu ettiğini savunur. Buradan Oedipus Kompleksine ulaşabiliriz. Bu tür toplumlarda erkek bağımlıdır ancak bunu kabul etmek istemediğinden kadına sahip olmak ister. Burada Freud ataerkil toplumlardaki olguyu genele yayma hatasına düşer.
 Freud un teorisinin bilimsel olmadığını savunmak psikoloji uzmanları tarafından moda olmuşur. Onların duygusal bir bilimsel yöntem anlayışları vardır. Teorini gerçeğe yakın olması hep aynı sonucu vermesine ve tekrarlanabilmesine bağlıdır. Bu yöntem yaratıcı yeni şeyler keşfetme ve yaratıcı düşünme özelliğini yok eder.
 Freud yöntemini incelediği nesneye ve olaya uydurmaya uğraşırdı. Tüm kişilik anlaşılmadan kişilike yer alan şeylerin anlaşılması mümkün olmadığını söylerdi. Freud her sevgi göstergesinin ardında bastırılmış nefretin, korkunun saldırganlık, güvensizliğin ise gurur ile gizlenmiş olabileceğini ve daha pek çok bu tarz şeyi söyleyen ilk kişidir.
2.BÖLÜM: FREUN UN BULUŞLARININ BÜYÜKLÜĞÜ VE SINIRLARI
 Freud bilinçdışı eğilimlerin ilk farkına varan kişi değildir ancak kendi sisteminde temel alan ilk kişidir. Düşünmek ve olmak eylemlerinin birbirinden farklı oluşından yola çıkar. Freud un bu düşüncesi her zaman düşündüğümüz gibi olmadığımızı söylediği içim önemlidir. Bu görüş samimiyetin yeterliliğini kısıtladı, insanlar her zaman bir şey saklıyor olabilirdi. Patolojik şeylerin bastırdığımız cinsel dürtülerimizin bir ürünü olduğunu savunmuştur burada ki hatası burjuva toplumunu tüm uygurlara özdeş kabul edip genellemesiydi.
 Freud un teorilerinden biri de Oedipus Kompleksidir. Bu kompleksin her çözülmemiş nevrozun temelinde olduğunu düşünür. Çocukların cinsel dürtüleri 4-5 yaşlarında uyanmaktadır ve bu erkek çocuk annesine bağlılık ve cinsel istek geliştirir. Babasını rakip sayar ve düşman olur. Çoğu yetişkin erkekde bağlılığın sürdüğü ve eşlerinde de bunu aradıkları gözlemlenir. Annenin şefkati eksikse çocuğun ruh sağlığıda bozulur. Yetişkinliğin zorlukları ve çocukluğa duyulan özlem arasınaki çelişik durum tüm nevrotik anksiyetelerin kaynağıdır diyebiliriz. Freud un yanlışa düştüğü yer ise anne bağlılığının cinsel olarak açıklamasındandır. Kompleksin diğer bir yanıda babaya rakip olma ve onu öldürme isteğidir. Ataerkil yapıda olan toplumlarda çocuk babasının isteği doğrultusunda hareket eder. Babanın yerini almak için kabul görmek ister. Böyle bir bastırma nefrete ardından da yok etme isteğine dönüşebilir. Freud bunun nedenini ataerkil zihniyetten ziyade cinsel bir düşmanlıktan meydana geldiğini düşünür. Fromm ise baba gibi güçlü olma ve anne sevgisi kazanma güdüsü vardır der. Freud bu kompleksi Oedipus mitosuna dayandırmıştı ancak Oedipus ve annesinin hiç duygusal bir bağı olmamıştı burada da asıl vurgulanananın oğulun babaya galip gelme ve yerini alma isteği olduğunu anlıyoruz.
 Freud un diğer teorilerinden biri de yansıtmadır. Tedavi edilen hastaların doktorlarına bağlılık gösterdiğini farketmiştir. Bu bağlılık iyi yönlü ve kötü yönlü şekilde ortaya çıkabilir. Yansıtma ve bağlılık hastanın doktora aşık olmasına neden olabilir. Freud a göre doktora karşı duyulan pozitif ya da negatif bağlılık çocuklukta ebeveynlere duyulan bağlılığın bir yansımasıdır. Temelinde bulunan duygu çaresizliktir. Yansıtma olayının psikanaliz sırasında oluştuğunu anlayan Freud rahat bir koltuğa yaslanıp doktoru görmeden sadece sesiyle yönlendirildiği o klişe yöntemi tasarlamıştır çünkü hastanın zihninin temiz kalmasını istemiştir. Ancak bu bir yanılgıdır hastaya görünmemek tanınmak için engel değildir. Toplumsal yansıtmada aynı psikoanalitik yansıtma ya benzemektedir. Toplumdaki insanlar kendilerini çaresiz ve güçsüz hissediyorlar ise kendilerini adayabilmek için başka şeylere gereksinim duyarlar.
 Birey libidosunu (yaşam enerjisi) ya kendine ya da çevresine yönlendirir. Freud narsizm kişinin kendine yönelttiği cinsel arzuyu yaşam içgüdüsünün bütünleyicisi olduğunu savunur. Narsizmin ilk ana düşüncesi psikozdur. Bu tabiki yalnızca çocuklarda rastlanmaz yetişkinlerde de görülür. Freud narsizim teoriside libido temelli yaptığı için daha parlak fikirler bulmak yerine düşüncelerinde bir bakıma sıradanlık görülür. Hümanizm narsizmin azaltılmasını ngörür fakat yaşamı devam ettirebilmemiz için de ihtiyacımız vardır. Freud yine yaşadığı toplum dolayısıyla narsizmin sevginin kaarşıtı olduğunu göremeyim hataya düşmüştür. Narsist biri için gerçek olan şey kişinin yine kendisidir. Bu kişiler kendine güvenen içlerinde şüphe olmayan insanlar olduğundan ortalama insanlar onlara imrenir. Narsizm kavramı egoizmle çok karıştırılır. Egoistler bencildirler ve narsistler gibi çevrelerini kendi hayal dünyalarında olduğu gibi sanmazlar. Narsizm birçok farklı maske altında gizlenebilir ve bu maskeler bilinçsiz kullanılır.
 Freud un karakter kavramı da çok önemlidir,çünkü insanı bütün olarak inceler. Dinamik katkter denilen dengeli ve farklı tutumların bir arada olması olayını psikolojiye kazandırmıştır. Dört adet ana karakter şekli vardır der ve bunlar: oral-alıcı, oral-sadist,anal ve genitaldir. Tüm insanlar bu dönemlerden geçer ancak bir çoğumuz birisinde takılırız. Oral-alıcı karakter, herşeyi dışarıdaki insanlardan bekler, onlara bağımlı ve muhtaçtır. Son derece pasif ve itaatkardırlar. Oral-sadistik karakter, bu da her şeyi dışarıdan bekler fakat farklı olarak zorla, baskıyla elde eder. Anal-sadistik karakter, yeniliğe açık değildir. Titizlerdir aynı zamanda elleri açıktır ve oldukça inatçı bir karakterleri vardır. Bu üç karakter de nevrotiktir. Freud un Genital dönemi burjuva ve orta sınıfı kapsar ve merkezinde sevgi vadır. Bu karakterlerinde oluşmasında da hayatta kalma iç güdüsü ön plandadır. Hayatta kalma içgüdüsü harcindeki tüm devasa arzu, isteklerin cinsel temelli olduğunu söyler.
 Çocukluk dönemşnde meydana gelen cinsel eğilimler henüz organlar için söz konusu değildir. Freuda göre erken çocukluk dönemi çok önemlidir. Ona göre insanın kişiliği bu dönemde şekillenir ve büyük oranda bu şekillenme de değişiklik olmaz. Freud un burda ki hatası ise kalıtım ve çevreyi önemsememesinden aynı zamanda da çocukluk anılarına olabileceğinden fazla önem vermesinden kaynaklanmaktadır.
3.BÖLÜM: FREUD UN RÜYA YORUMU TEORİSİ
 Kendimizi tanımamız ve anlamamız için rüyalarımızı çözümlememeiz gerekir. Freud rüyalarımızı anlayabilmemiz açısından bizim için bunu somutlaştırmıştır. Rüyalarımız sayesinde kendi bilinçaltımızdaki duygu, düşünce, fikirleri görebiliriz. Freud bizlerin uykumuzda birçok güdünün etkisi altında olduğumuzu savunur ayıca bu güdüleri bir şekilde karılamazsak eğer uyandıpımzda bu istek ve arzular katlanarak büyüyecektir. Antitez olarak kabusları öne sürüp Freudu yanıltmaya çalışmışlardır ancak freud bu durumu da açıklamıştır ona göre kabusların sebebi insanın içindeki sadizm ve mazoşizmdir. Fromm a göre ise gördüğümüz rüyaların bir çoğu arzu istekten ziyada duygu, duşunce ve yargılarımızın bir ürünüdür.
 Aslında rüyalarımız bizim isteğimiz doğrultusunda şekillerini alırlar. Freud un da rüyasında gördüğü kısım aslında altında daha bir çok şeyi gizler. Sonrasında bu durumla çocukluğunu suçlar. Sansür ibaresini bulmuştur yani bu demek oluyor ki gördüğümüz rüyalar bize anlamlarını açık etmiyor biz kendimiz bını düşünüp çözümlemeliyiz.
 Gördüğümüz imgeler hem evrensel hemde raslantı sonucu olabilirler. Raslantısal semboller rüyayı gören kişiye özgüdür. Rüyasını tanımlayabilmek için kişi tanımamız gerekir ki bir fikrimiz olsun. Evrensel olanlar ise bariz bir şekilde tek bir şeyi çağrıştırırlar fakat Freud buna katılmaz cinsel dürtüler dışında kalan tüm rüyaların raslantısal olduğunu savunur.
 Freud un rüyalarımızın arzulardan oluştuğu fikri büyük önem arz etmekteydi fakat bunu genelliyor oluşu onu yine sınırlamıştı.
4.BÖLÜM: FREUN UN İÇGÜDÜ TEORİSİ VE BUNUN ELEŞTİRİSİ
 Freud un sonuncu teorisi yaşam ve ölüm içgüdüleri üzerinedir. Bu yeni ikilem cinsel ve benlik iç güdüleri arasındaki ikilemin yerini almıştır. Bu varsayıma başta Freu da pek güvenmez. Ölüm iç güdüsü dış dünyaya ve diğer canlıara karşı yıkıcılık güdüsüdür. Libidonun işlevi yıkıcı içgüdüyü etkisiz kılmaktır. Yıkıcı içgüdünün bir kısmı da cinsel fonksiyonun emrine verilir bu sadizmdir. Orada libidoyla birleşerek mazoşizmin kaynağını oluşturur.
 Freud toplumunun düşünce yargılarına son derece bağlıydı o yüzden fikirlerinin bazıları günyüzüne çıkabiliyordu. Gerçeği olduğu gibi değil kafasına uyduğunca kavrıyordu.
5.BÖLÜM: PSİKANALİZ RADİKAL BİR TEORİ OLMAKTAN ÇIKIP NEDEN UYUM ARAYAN BİR TEORİ HALİNE DÖNÜŞTÜ
 Freud normalde öyle olmamasına rağmen bastırma ve bilinçdışı açısından kesin kararlıdır. Freud un en büyük buluşlarından birisi de düşüncelerimizin yalnızca küçük bir bölümünü bilinçli kısmın oluşturuyor olmasıydı büyük çoğunluğu bilinçaltımız oluşturuyordu. Bilinçli bir şekilde oluşan arzularımızın altında aslında biinçalt arzuları gizlidir. Genelde orta sınıftan oluşan paikatrlar cinsel özgürlüğü yani bir nevi cinsel anarşizmi destekleyip savunuyorlardı.
 Freud un geri kaldığı başka bir yer daha vardı. Es ve ben kavramlarını bulmuştu. Es kültürden yoksun kısımı temsil ediyor ben ise elit kısımı temsil ediyordu. Yönetim kısmı ben ile ilgiliydi es ise biçim vermekle görevliydi. Fakat şöyle bir durum var ki eğer Freud özgür bir toplumda yaşamışolsaydı böyle bir tanıya varamazdı. Psikanaliz toplumsal durumla da alakalıdır, bu nedenle radikal bir teriden topluma uyumu amaçlamış olan bir teoriye ulaşması aslında olası bir durumdu çünkü bunun başrolünde olan hastalar ve doktorlar aynı sınıfa mensuptu.
Gamze ARSLAN (gamze arslan) 
Erich Fromm'un Freud'un Psikolojik ekolünü çok kısa ve öz anlattığı eksik ve doğru yanlarını değerlendirdiği, yanlış anlaşıldığı noktaları,ortaya attığı veyahut yeni anlamlar turettiği kavramları belirttiği cok müthiş bir eser. (EMRE) 
Fromm, Freud'dan düşünsel bir deha olarak bahsediyor ve onun insanların bilinçli olarak düşündüklerinin aslında asıl düşündüklerinin sadece bir tül perdesi olabileceğini vurguluyor. Bu buluşu ile modern çağa damga vurmuş ve kartların yeniden dağıtılmasına neden olmuş bir isim Freud. Fromm ayrıca, rasyonel olan kararların yerine, insanların aslında ,bilgisayardan silinen dosyaların geri dönüşüm kutusuna giderek aslında silinmediğini düşünün, bilinçaltı olduğunun ve irrasyonel güdülerinden ibaret oldukları düşüncesini tarihe kazandırdığını vurguluyor. Fakat, kitabın ilerleyen bölümlerinde psikanalize ve Freud ' un bazı teorilerine ( cinsellik teorisi ve Eros ile yıkıcı içgüdü teorisi gibi ) eleştirilerde bulunurak kendi fikrini belirtiyor. (Tunahan İNCE) 
--reklam--
Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Erich Fromm - Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Erich Fromm Kimdir?
Erich Fromm (23 Mart 1900, Frankfurt - 18 Mart 1980), Musevi kökenli Almanya doğumlu Amerikalı ünlü bir psikanalist ve sosyologdur. Ruh bilimine Marksist - Sosyalist ve insancıl yaklaşımın en önemli temsilcilerindendir.
Hayatı 

Heidelberg ve Münih Üniversiteleri'nde toplum bilim ve psikanaliz eğitimleri gördü. 1922 yılında Heidelberg Üniversitesi'nde doktora öğrenimini tamamladı. Münih'te ruh hekimliği ve ruh bilim üzerine ek incelemeler yaptıktan sonra, Berlin Psikanaliz Enstitüsü'nde eğitim gördü ve 1931 yılında mezun oldu.
30'lu yılların başlarında Almanya'da Nazi hareketinin güçlemesi nedeni ile İsviçre'nin Cenevre şehrine yerleşti. 1933 yılında Chicago Ruh çözümleme Enstitüsü'nden aldığı davet üzerine Amerika Birleşik Devletleri'ne gitti. 1934 yılında , 1938'e kadar kadrosunda bir uzman olarak görev aldığı Frankfurt Toplumsal Araştırma Enstitüsü ile birlikte New York'a taşındı. Özel çalışmalarını sürdürdü ve Columbia Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
1946 yılında William Alonson White Ruh Hekimliği , Ruh Çözümleme ve Ruh Bilim Enstitüsü'nün kurucuları arasında yer aldı. Yale Üniversitesi , New York Üniversitesi Bennington Koleji , Michigan Eyalet Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalıştı.
1949 yılında Meksika Ulusal Özerk Üniversitesi'nden gelen bir profesörlük önerisini kabul etti ve tıp fakültesi lisansüstü bölümünde ruh çözümleme şubesini kurdu , 1965 yılında emekli olana kadar orada çalıştı.
Emeklilik yıllarını geçirdiği 1980 yılında İsviçre'de öldü.
Marxist ve sosyalist , insancıl dünya görüşünü benimseyen Fromm , batı kapitalizmi ve SSCB komünizmini reddetmiştir.
Biyofili hipotezine olan katkıları, evrimsel psikoloji konusundaki araştırmalara temel sağlamıştır.
Erich Fromm'un çalışmaları birçok dile çevrilmiştir.
--reklam--
Erich Fromm Kitapları - Eserleri
Kendini Savunan İnsan
Sahip Olmak ya da Olmak
Sevme Sanatı
Özgürlükten Kaçış
Barışın Tekniği ve Stratejisi
İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri
İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri (İkinci Kitap)
Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları
Hayatı Sevmek
Sağlıklı Toplum
İtaatsizlik Üzerine
Özgürlük Korkusu
Sevginin ve Şiddetin Kaynağı
Umut Devrimi
Psikanaliz ve Din
Psikanalizin Bunalımı
Psikanaliz ve Zen Budizm
Rüyalar, Masallar, Mitler
Çağımızın Özgürlük Sorunu
Marx'ın İnsan Anlayışı
Yaşama Sanatı
Yanılsama Zinciri
Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum
Erdem ve Mutluluk
Cinsellik ve Cinsel Sapmalar
Tanrılar Gibi Olacaksınız
Olma Sanatı
Sigmund Freud’un Misyonu
İsa Dogması
İnsan Bilgisi ve Hümanist Planlama
Çağdaş Toplumların Geleceği
Psikanalize Yeni Bir Bakış
Toplumsal Bilinçaltının Araştırılması
Dinleme Sanatı
Anaerkil Toplum ve Kadın Hakları
İnsan Olmak Üzerine
Çağımızda Kişilik Sorunu
İnsanlık Başarabilecek mi?
Die Kunst des Liebens
Kendini Savunan İnsan - Ahlak Felsefesinin Psikolojisine İlişkin Bir Araştırma
Psixoanaliz ve Din
Liebe, Sexualität und Matriarchat
--reklam--
Erich Fromm Alıntıları - Sözleri
Ama eğer yaşamıyorsam nasıl erdemli olabilirim? Ve eğer hiçbir şeyin bilincinde değilsem nasıl iyi bir törelbilincim olabiillir? (Yeni Bir İnsan Yeni Bir Toplum)
Peygamber hakikati vahiy eder, Lao-tse ve Buda da böyle yapmıştı. Ancak peygamber aynı zamanda siyasal bir liderdir, siyasal eylem ve sosyal adaletle çok yakından ilgilenmektedir. (Tanrılar Gibi Olacaksınız)
"... anaerkil ilke; hayat, birlik ve huzurdur... anaerkilliğin ilkesi evrenselliktir." (Anaerkil Toplum ve Kadın Hakları)
Cinsel sevgi iki kişilik yalnızlıktır. Oysa sevdiği kişide insan tüm insanlığı, yaşayan ne varsa hepsini sever. (Sevme Sanatı)
Verilen şey yitirilmez, tam tersine sıkı sıkıya tutulan şeylerdir biten ve yok olanlar. (Sahip Olmak ya da Olmak)
İnsanlar yeni tanıştıkları kişiler hakkında ilk anda çoğunlukla doğru olan görüşler elde ederler ve o esnada oluşan karmaşık bireysel işleyişlerin de hiç farkına varmazlar. (Rüyalar, Masallar, Mitler)
Bugüne değin herhangi bir sıradan insandan bile daha az sevme yeteneğine sahipmiş gibi görünüyordun. Bu aşk nasıl olabiliyor? Madem bu kadar aşıksın, kadının fikirleriyle çelişen ilkelerinden neden vazgeçmiyor, fedakarlık yapmıyorsun? Neden daima kendinden ve kendi kaderinden söz ediyor, ama sevdiğin kadının duygularına pek aldırmıyorsun? (Yanılsama Zinciri)
"Bütün dünyayı yargılayan adil olmalı." (Tanrılar Gibi Olacaksınız)
Yoksa zihinsel olarak 20.yüzyılda ama duygusal olarak taş devrinde mi yaşıyoruz? (İnsan Olmak Üzerine)
Erkek kibri neler yapabileceğini, hiçbir zaman başarısız olmayacağını gösterir. Buna karşı kadınlara özgü kibir esas olarak cezp etme ve kendi kendine cazip olduğunu kanıtlama ihtiyacından kaynaklanmaktadır. (İsa Dogması)
Biz neden her ay yeniden âşık olmuyoruz ? Çünkü her ayrılıkta , yüreğimizden bir parça da birlikte ayrılıp gidiyor . Biz neden herkesle arkadaş olmuyoruz ? Çünkü onun kaybı ve mutsuzluğu da bizi derinden etkileyecektir . (Sigmund Freud’un Misyonu)
“karakter insanın kaderidir”. (Çağımızın Özgürlük Sorunu)
Özgür insan ölümü, her şeyden az düşünür; onun bilgeliği, ölüme değil yaşama yoğunlaşmasından doğar (Sevginin ve Şiddetin Kaynağı)
Insan bir nesneye dönüştürülüp nesne gibi yönetildiğinde onun yöneticileri de nesne haline gelir; nesnelerin iradesi yoktur, vizyonu yoktur, planı yoktur. (İnsanlık Başarabilecek mi?)
... canlı bir varlığı acıya tahammül etmeye zorlamaktan daha büyük bir güç gösterisi yoktur. (Cinsellik ve Cinsel Sapmalar)
İnsan nesnelliğini ne ölçüde geliştirirse, gerçeklikle ne ölçüde ilişki kurabilirse, ne denli olgunlaşırsa, içinde rahat edebileceği insancıl bir dünya yaratmaya o denli yaklaşmış olur. (Sağlıklı Toplum)
“Geçmişe yönelik tutum minnettarlık, âna yönelik tutum hizmet, geleceğe yönelik tutum sorumluluk olmalıdır.
Zen’de yaşamak … yolunuza çıkan her şeyi ekonomik ve ahlaki açıdan eksiksiz kullanmak demektir.
Zen’in amacı … eksiksiz bir emniyet ve korkusuzluğa erişmek, esaretten özgürlüğe ilerlemektir.
Zen … akıl değil karakter meselesidir, bu da Zen’in yaşamın ilk prensibi olarak iradeden doğması demektir.” (Psikanaliz ve Zen Budizm)
Artık yabancılaşma yalnızca el emeği ile çalışan insanlarda görülmüyor; yabancılaşma memurlar, pazarlamacılar ya da profesyonel yöneticiler arasında bile hızla yayılıyor. Hatta bunlar belki de basit bir ustabaşından daha çok yabancılaşmış insanlardır. Çünkü bir ustabaşının emeği, yine de beceri, güvenilirlik ve benzeri kişisel özelliklere bağlıdır. Yetenekli bir ustabaşı; kişiliğini, gülümseyişini ve kendi fikirlerini, demin saydığımız insanların aksine, iş sözleşmeleri nedeniyle satmak durumunda değildir. Öte yandan, insanları ve toplumsal değerleri (simgeleri) etkileyip bunları yönlendirmekle görevli kişiler, kendilerini işverenlerine yalnızca becerileri için satmaz. Ayrıca onlardan uyumlu ve "istenilen kişilik tipi"ni taşımaları, rahat yönlendirilip etkilenebilir olmaları da beklenir. İşte bunlara, "örgütlenmiş (organize edilmiş) insanlar" diyoruz. Bu insanların kendilerine özgü belirli bir idealleri yoktur; idealleri, çalıştıkları şirketlerin çıkarları ve idealleri ile aynı olmuştur. Günümüzde bir el emekçisi ile bir masa başı emekçisinin (çalışanının) tüketim kalıp ve davranışlarında bir benzerlik görülmektedir. Çünkü bu insanların hepsi tek bir arzuyla yanıp tutuşmaktadır. O da, daha yeni eşyalara ya da piyasaya çıkan en son şeylere sahip olmak ve bunları kullanıp tüketmek arzusudur. Bu insanlar; edilgen, kabul edici ve tüketicidir. Onlar, yapay olarak yaratılan ihtiyaçlarını tatmin eden eşyaların buyundurukları altına girmiş olan güçsüz insanlardır. (Marx'ın İnsan Anlayışı)
Ve ilerleyen yaşımızla beraber, hayret etme yeteneğimiz de giderek azalır. Genelde önem verdiğimiz husus, her zaman en doğru cevabı vermektir. Ama doğru soruları sormayı bilmek, sanki daha az önemsizmiş gibi gelir bize. (Rüyalar, Masallar, Mitler)
" Çoğa sahip olabilen değil de, çok şey olabilen insan, bütünüyle gelişmiş ve gerçekten beşeri olan insandır." (Çağımızda Kişilik Sorunu)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/freud-dusuncesinin-buyuklugu-ve-sinirlari-erich-fromm-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)