# Galiz Kahraman - İhsan Oktay Anar Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Galiz Kahraman kimin eseri? Galiz Kahraman kitabının yazarı kimdir? Galiz Kahraman konusu ve anafikri nedir? Galiz Kahraman kitabı ne anlatıyor? Galiz Kahraman kitabının yazarı İhsan Oktay Anar kimdir? İşte Galiz Kahraman kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/galiz-kahraman-ihsan-oktay-anar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-22T20:00:23+03:00
- Güncelleme: 2022-02-22T20:00:23+03:00
- Yazar: NASRETTİN GÜNEŞ
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/22/ihsan-oktay-anar-kimdir-ihsan-oktay-anar-kitaplari-ve-sozleri-159344.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: İhsan Oktay Anar 
 Yayın Evi: İletişim Yayınevi 
 İSBN: 9789750514180
 
 Sayfa Sayısı: 192 

Galiz Kahraman Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikayesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü, Tanrı dahil herkesin ona borcu vardır. Vebaline girilen tüyü bitmedik yetim işte odur. Kadim zamanlardan beri hakkı yendiğine göre, sonlu ama sınırsız bir evrenin engin ve derin merkezi insan olmanın, "olmasa da olur" halini icrâ etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Romantik bir insafsızlığın bakir tacizcisi olmak sonuna kadar hakkıdır. Sıradanlığın üst insanıdır o. Asilliğiyle asilleşememesi umrunda bile değildir. Onun umrunda olan tek şey, sadece ve sadece kendini algılamak, kendi küçük âlemine sığan kainatı kabul etmektir. Çünkü bilmektedir ki, gerçek bilgelik de zaten budur."

Galiz Kahraman Alıntıları - Sözleri
Ben konuşmuyorum. İçimdeki O konuşuyor.
Başkaları ne derse desin, bir hanımın yüzündeki güzellik, ona şefkatle bakan erkeğin gözlerinden yansıyan aşktır. Buna inanırım.
Bunlara haramî demek de pek doğru olmazdı. Çünkü hepsi dindardılar. Hem hırsız hem de dindar olmaları başta tuhaf görünebilirdi. Ama haklarını yememeli! Doğrusu iyi ve hayırsever insanlardı! Hattâ ataları olan kadîm hırsızlar sokakta bir de cami yaptırmıştı ki buranın zeminine, eski zaman sultanları tarafından yaptırılmış camilerden, daha ahalinin hizmetine açılır açılmaz ataları tarafından yürütülmüş epey kıymetli halılar seriliydi.
Yükselmiş birini düşürmek yahut onun düştüğünü görmek, aşağıdakilerde adaletin yerini bulduğu hissini uyandırır ve onlara mutluluk verirdi.

Galiba söylendiği gibi, güzel şeylerin birbirine benzediği ama çirkinliğin muhtelif olduğu doğruydu.
Ama onların günahkâr olduğunu söylemek de zordu: Çünkü, İngiliz lisanındaki tâbirle, bunlar ‘parttaym’ dindardılar.
‘Beyin göçü’ tâbiri aslında palavraydı. Doğru tâbir, ‘korteks göçü’ idi. Beyin korteksi ancak memleket dışında yaşama imkânı bulurken, limbik sistem sadece burada sefâ sürüyordu.
Çünkü o, bu memleket, Lort Bayron, Nikelanj, ağlar güler Şarlz Dikınz, yine onun gibi terelelli olan Biridelik Niçe ve İshak Nefton gibi delilere değil, esnafın alaya alacağı türden mahalle delilerine âşinâydı… Çünkü hayatın tekdüze ve teksesli bir musikî gibi aktığı, sürprizler, şaşırtmacalar ve geniş interval sıçramalarıyla tatlı huzurlarının bozulmasını istemeyen miskin insanların yaşadığı bir yerde, ne yapacağı kestirilmez delilere, kısacası yeniliklere ihtiyaç yoktu.
Ve gönülleri mest eden bir şarkı gibi…
Cümlenin anlam taşıması için, özne, yüklem, nesne ve tümlecin olması kâfi görünüyordu. Fakat anlamının tamamlanması için devrik olması şarttı. Çünkü edebiyatta devrim yapmanın başka çaresi yok gibiydi.
"Kadınlar kavga etmezdi ama bütün kavgalar kadınlar içindi, medeniyeti kadınlar kurmamıştı ama medeniyet kadınlar için kurulmuştu."
"İnsanı insan yapan aklıdır"
(Aristoteles)
“Taş devri, taşlar tükendiği için bitmedi.”
Git oku! Cemiyete faydalı bir fert ol!
Onların günahkar olduğunu söylemek zordu çünkü İngiliz lisanındaki tabirle,bunlar "parttaym"dindardılar.

Galiz Kahraman İncelemesi - Şahsi Yorumlar
hüüüüüüüüüp! jjjjjjjjjjjt! nah-ha!: İhsan Oktay Anar bu kitabında farklı tür bir ‘kahraman’ yazmış. (Galiz: kaba,çirkin,iğrenç) Kitapta bu ‘kahraman’ın başına gelmeyen kalmazken onun da eli boş durmuyor, o da kime ne kötülük-adilik yapabiliyorsa yapıyor tabi. Aslında ‘kahraman’ımızın bir iki hedefi var: şair olmak ya da film artistliği. İşte bu sebeple hedefe giden yolda her şey mübahtır mı diyelim bilemiyorum, başkalarının başına da tonla iş açıyor galiz kahramanımız. İhsan Oktay Anar yazdığı bu serseri tipe yine kendine has komik üslubuyla sürekli ‘efendimiz’ diyor kitapta. Sonuç olarak Kasımpaşada ikamet eden bu kahramanımız ne şair olabiliyor, ne artist. Hapsi de boyluyor.
Diğer incelemeler ya da yorumları okuduğumda yazarın en kötü kitabı gibi bir anlam çıkarmıştım. Ama yazarın dilini, düşünce yapısını o kadar çok beğeniyorum ki kitap bana gayet güzel ve sempatik gibi geldi. (Ayşenur MERİÇ) 
İhsan Oktay Anar'ın hayal dünyasına bu kez "Galiz Kahraman" ile yolculuk ediyoruz. Kahraman deyince aklımıza yiğit, cesur ve gözüpek insanlar gelir. Anar'ın yarattığı kahraman ise tam tersi korkak, kaypak ve iğrenç bir insan. Zaten galiz de kötü, iğrenç, kaba ve çirkin anlamlarına geliyor. Anar farklı tarzıyla bir kahramanın açıkgözlülüğü, kabalığı, menfaatçiliği, yalancılığı ve bencilliğini bu kitapta gözümüz önüne seriyor.

Kitap, galiz kahramanımız İdris Amil Hazretleri'nin doğumundan başlayarak başından geçen ilginç ve komik olayları konu alıyor. Anar'ın romanlarında konudan daha çok kahramanlar ön plana çıkar. Yani yazarın herhangi bir kitabı için "konusu şudur" diyebilmek biraz zordur. Eserlerinde belli başlı bir konu yoktur. Yazar için neyi anlattığı değil nasıl anlattığı önemlidir. Kahramanlarını hep kusurlu kişilerden seçer. Bu kusurluluk da anlattığı olayları komik hale getirir. Zaten anlatımında ortaya çıkan en büyük unsur mizahtır. Bu mizahın içinde bolca ironi de mevcuttur. Yazar, çoğu zaman bu kusurlu kişilerin çarpık yönlerini doğru gibi göstererek ironi yapar.

Yazar kitabın arka kapağında kötü kahramanını şöyle anlatmış :
"Bütün zamanların kahramanı olan bir insanın hikâyesidir bu. O hem herkes hem de hiç kimsedir. Dünyadan alacağını tahsil etmeye gelmiştir. Çünkü, Tanrı dahil herkesin ona borcu vardır. Vebâline girilen tüyü bitmedik yetim işte odur. Kadîm zamanlardan beri hakkı yendiğine göre, sonlu ama sınırsız bir evrenin engin ve derin merkezi olarak insan olmanın, ‘olmasa da olur’ hâlini icrâ etmesinde hiçbir sakınca yoktur."

Kitabı genel olarak değerlendirdiğimde, toplumda görülen pek çok yanlış davranışı eleştirme amacı taşıdığını söyleyebilirim. Yazar, dini yaşantılardaki çelişkiler, toplumsal adaletsizlik, adam kayırmaca, adalet sisteminin yanlışları gibi birçok konuyu kara mizah yoluyla eleştirmiş.

Kitabın diğer adı ise “mevcûdenin çekilmez hoppalığı” Biraz araştırma yaptığımda yazarın bu adla Milan Kundera'nın "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" kitabına gönderme yaptığını öğrendim. Tabi Kundera'nın kitabını okumadığım için kitaba verdiği bu ikinci adla ne demek istediğini anlayamadım.

Anar bütün kitaplarında eski ile yeniyi harmanlayıp farklı bir anlatım tarzıyla karşımıza çıkıyor. Eserlerinde küçük küçük hikayelerin birleşmesinden büyük bir hikaye ortaya çıkarıyor. Bu anlatımını da efsane, mit ve masal türleriyle süslüyor.

Anar bütün romanlarında çoğul anlatıcı yolunu seçer. O, ne özne anlatıcı, ne de gözlemci anlatıcıdır. Çoğul anlatıcı da olaylar üçüncü tekil şahıs tarafından anlatılırken yazar her zaman olayların içindedir. Yazar olayları anlatırken, hem açıklar, hem yorumlar hem de eleştirir.

Galiz Kahraman kitabı için Anar'ın okunması en kolay kitabı diyebilirim. Bunun sebebi olarak da diğer eserlerine nazaran Osmanlıca kelimelerin azlığı söylenebilir. Ayrıca Puslu Kıtalar Atlası, Suskunlar ve Amat eserlerinde birçok karakter yer alırken bu kitabındaki karakter sayısının az olması da kitabın kolay okunmasını sağlayacak başka bir etkendir.

İhsan Oktay Anar'ın yedinci kitabını okuyarak külliyatını bitirmiş olmanın bir burukluğu da var içimde. Yazarımız 59 yaşında ve ortalama olarak beş yılda bir kitap çıkarıyor. Ömrünün uzun olmasını ve verimliliğinin artmasını umarak incelemeye son veriyorum. Herkese keyifli okumalar. (Mustafa A.) 

Kitabın Yazarı İhsan Oktay Anar Kimdir?
Lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimini Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde tamamladıktan sonra, aynı bölümden 2011 yılında öğretim üyesi olarak emekli oldu.

1995 yılında yayımladığı Puslu Kıtalar Atlası isimli ilk romanı, yirmiden fazla dile tercüme edildi ve hem içerik hem biçim olarak pek ilgi görüp beğenildi. Efrâsiyâb'ın Hikâyeleri adlı romanı da İngiltere'de tiyatro oyunu olarak uyarlandı ve sahnelendi.

Anar, 2009 yılında Erdal Öz Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü.

İhsan Oktay Anar, 1960 yılında İstanbullu bir ailenin en küçük çocuğu olarak Yozgat'ta dünyaya geldi. Babası Mehmet Sait Bey, TEKEL'de müskirat eksperi, annesi Bedia Hanım ise memurdur. Süheyla ve Füruzan adlarında iki ablası vardır. Anar'ın ataları, 1893'te Kazan'dan İstanbul'a gelmiştir. Büyükbabası Abdullah Almaçov, ilahiyat tahsili yapmak için Fatih Medresesi'ne gitmiş ve burada müderrislik yapmıştır. 3 Mart 1924'te, Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu ile medreselerin kapatılması sonucu medreseden ayrılmıştır. İstanbul'a yerleşen Anar'ın büyükbabası, Soyadı Kanunu ile "Anar" soyadını almıştır. İhsan Oktay, bu olayı şöyle anlatır:
"...Anar soyadını amcam bulmuş. Amcam bir Rum kadınına âşık olmuş, ama kadın ona karşılık vermemiş ve 'Seni hiç unutmayacağım, daima anacağım.' adında (anlamında) Anar soyadını seçmişler..."

Anar, babasının mesleği gereği ilk ve ortaokulu İstanbul'da okumuş; lise çağlarında İzmir'e taşınmıştır. Burada Karşıyaka Erkek Lisesi'ne başlamış ancak tamamlayamadan okuldan atılmıştır ve lise eğitimini Akşam Lisesi'nde tamamlamıştır. Akşam Lisesi'nde eğitim almaya başlayan Anar, gündüzleri tabela boyamaya başlamış; bu işi üniversiteye kadar devam ettirmiş ve üniversiteyi kazandıktan sonra da bırakmıştır.

Lise eğitiminden sonra Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne devam eden Anar, askerlik görevini ertelemek için aynı üniversitede yüksek lisans eğitimine devam etmiştir. 1995 yılında askerliğini teğmen olarak yaptı ve Kuzey Irak Harekâtı'nda görev yaptı.

Yüksek lisans sonrası Ege Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne araştırma görevlisi olarak atandı ve 2011 yılında emekli oldu.

Anar, felsefe bölümü öğrencisi olan Özlem Hanım ile 1999'da evlendi.

Okuldan çok kütüphaneye giden Anar, bu nedenle Karşıyaka Erkek Lisesi'nden atılmıştır. Çalışmalarını roman alanında yoğunlaştırmış ve 2018 itibarıyla toplam yedi romanı yayımlanmıştır. Anar'ın 1991'de yazdığı ve yayımlatmak için dört sene boyunca çeşitli yayınevleriyle görüştüğü Tamu adında yayımlanmamış bir romanı da mevcuttur. Romanları genellikle göndermeler içermektedir. Kabaca birkaç örnek vermek gerekirse; ''Amat'' romanındaki İsrafil adlı çocuğun gemi borazancısı olup diriliş düdüğünü çalışı, kıyamet günü Sûr'a üfleyecek İsrâfil'i; alt ambar ise toprak altını ve kabiri sembolize etmektedir.

Anar'ın ilk hikâyesi, Mor Köpük dergisinde yayımlanan "Kâfirler İçin Apologia"dır. Aynı dergide, 1985 yılında "Rabnûmâ" başlığıyla bir diğer hikâyesi daha neşredildi. "Yavuz Sultan Selim Han Efendimizin Çaldıran Meydan Muharebesi" başlıklı hikâyesi, Yapı Kredi Yayınları (YKY) tarafından çıkarılan Kitap-lık dergisinde yayımlandı. Yiğit Değer Bengi tarafından hazırlanan 1002. Gece Masalları adlı kitapta "İnşaat İşçisi Rıfkı'nın Dehşet Verici Akıbeti" isimli bir öyküsü yer aldı.

İhsan Oktay Anar Kitapları - Eserleri
Yedinci Gün
Puslu Kıtalar Atlası
Amat
Suskunlar
Kitab-ül Hiyel
Efrasiyab'ın Hikayeleri

Galiz Kahraman
Puslu Kıtalar Atlası

İhsan Oktay Anar Alıntıları - Sözleri
Allâhû Teâlâ'nın Âdem ile Havva'yı cennetten kovmasının neticeleri pek iyi olmamıştı. Çünkü âdemoğullarından bazıları Dünya'yı Cennet bellemiş ve zorbalığa meyletmişlerdi. (Yedinci Gün)
“Emdiği hayat, aşılan yaralarından boşalmaya başlamıştı.” (Efrasiyab'ın Hikayeleri)
“Benim dünyada tanıdığım en büyük lezzet, hayat değil insanlık!” (Efrasiyab'ın Hikayeleri)
- "Ben kâinatın şans eseri meydana geldiğine inanırım."
- "Kâinat mademki kendi başına meydana gelebilecek kadar şanslı, onun bir parçası olan senin de aynı şansa sahip olman gerekir." (Yedinci Gün)
"Yükselmek çok zordu ama diğerleri karalanabilir, yerin dibine batırılabilirlerdi." (Efrasiyab'ın Hikayeleri)
"Dünyadaki her şey bir mucizeyken insan nasıl hayret etmeden durabilirdi?" (Kitab-ül Hiyel)

“Hatta, üniformalı, silahlı ve fazla düşünmeyen insanlar da, onun gibilerin emrinde oldukları sürece, başedilmesi zor bir kudretti.” (Kitab-ül Hiyel)
‘Beyin göçü’ tâbiri aslında palavraydı. Doğru tâbir, ‘korteks göçü’ idi. Beyin korteksi ancak memleket dışında yaşama imkânı bulurken, limbik sistem sadece burada sefâ sürüyordu. (Galiz Kahraman)
"Peygamber Efendimizin ve onun teblig ettiği kitaba iman edenlerin Mekkeli putperestlerden gördükleri eza ve cefa nedeniyle Medine'ye hicretlerinden 1080-1082 yıl, İsa Aleyhisselâmdan ise 1670 yıl kadar sonra, Şevval ayının üçüncü gecesi, debdebesi ve cağcağasıyla yedi iklim dört bucağa nâm salmış o Kostantiniye şehri, gökyüzündeki karanlık bulutların altında yorgun bir dev gibi uyumaktaydı." (Amat)
"Eğer şah'ınızı oyundan çıkarırsanız, sizi nasıl mat edebilirim?"
"Bunu nasıl başaracağınızı ben de merak ediyorum." (Yedinci Gün)
Zaten kader, bir memurun sabit geliri gibiydi: Fiyatlar yükselip alçalsa bile maaş, yani kader değişmezdi. (Yedinci Gün)
Galiba söylendiği gibi, güzel şeylerin birbirine benzediği ama çirkinliğin muhtelif olduğu doğruydu. (Galiz Kahraman)
"Kusur benim imzamdır. Bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı." (Suskunlar)

"Üçler, yediler, kırklar, evliyalar ve nebiler aşkına! Yâ Hızır! Yâ İlyas! Yetiş! Medet, aman!" diye avazı çıktığı kadar bağırıyordu. (Efrasiyab'ın Hikayeleri)
Kavuşunca meşk, kavuşamayınca aşk olduğunu söylerler. Sevgisini kalbinde taşıdığı sürece herkes ona kavuşmuş demektir bana göre. Bu nedenle, sevmenin meşketmek olduğunu düşünüyorum. (Efrasiyab'ın Hikayeleri)
Yaşaması gereken kişiyle öldürdüğü kişi aynıydı. (Amat)
“Düşünüyorum. O halde ben varım!..
Düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun da kendisinin düşündüğünü bildiğini düşlüyorum… Adam da düşündüğü için var olduğu sonucunu çıkarıyor… Ve bu çıkarımı doğru adamın!.. Çünkü o benim düşüm!.. Var olduğunu ileri süren bu adamın beni düşlediğini düşünüyorum!… Öyleyse, gerçek olan biri beni düşlüyor…
O gerçek, ben ise bir düş oluyorum!..” (Puslu Kıtalar Atlası)
“Bilgi, bilmeyenlere tehlikeli gelir…” (Puslu Kıtalar Atlası)
Git oku! Cemiyete faydalı bir fert ol! (Galiz Kahraman)
Fakat yaralar iyileşse de onların izi kalmış gibiydi. (Efrasiyab'ın Hikayeleri)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/galiz-kahraman-ihsan-oktay-anar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)