# Güneşi Görüyorum - Nodar Dumbadze Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Güneşi Görüyorum kimin eseri? Güneşi Görüyorum kitabının yazarı kimdir? Güneşi Görüyorum konusu ve anafikri nedir? Güneşi Görüyorum kitabı ne anlatıyor? Güneşi Görüyorum PDF indirme linki var mı?  Güneşi Görüyorum kitabının yazarı Nodar Dumbadze kimdir? İşte Güneşi Görüyorum kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/gunesi-goruyorum-nodar-dumbadze-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2023-07-07T21:00:13+03:00
- Güncelleme: 2023-07-07T21:00:13+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2023/07/07/nodar-dumbadze-kimdir-nodar-dumbadze-kitaplari-ve-sozleri-436163.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Nodar Dumbadze 
 Çevirmen: Mehçure Karaören 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 
 Sayfa Sayısı: 227 
--reklam--
Güneşi Görüyorum Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kiraz dalında minicik bir ispinoz şakıyordu. Yürekten coşkun bir ötüşü vardı; Keto Halam kendini tutamadı, üç bacaklı iskemlesini alıp kuruldu kirazın karşısına. İspinozcuk coşkun şakımasından içli bir ötüşe, oradan şen ıslıklara geçiyordu. Bir köşeye büzüşmüş onu taklide çalışıyordum hep. Birden susuveriyordu ispinoz, susup çevresine bakınıyor, yeniden şakımaya başlıyordu. Bende soluklanıyordum o sıra. Soluklanıyor, şakımaya başlayan kuşla yeniden yarışmaya koyuluyordum. Soluğum onun gibi uzun değildi. O şen ötüşü sustu mu bir hüzün çöküyordu ortalığa, başını oynatıp uzaklara dikiyordu bakışlarını; uzaklara, güneşin kaybolmak üzere olduğu noktaya, ufka bakıyor, sonra yeniden şakımaya koyuluyordu. Güneş uzak ufukta bir bakır tepsi gibi kocaman, batmak üzereydi. diye seslendi yoldan geçen biri… Ardından yeri göğü sarsan haykırma duyuldu : Fırladım kalktım yerimden, sesin geldiği yöne: dedim, Çalışma önderi Datiko avluya girdi.
Güneşi Görüyorum Alıntıları - Sözleri
Ağalasam, ağlıyamıyorum. Gözyaşım damarlarımda dolaşıyor, kan olmuş gözyaşım; kanım da ter olup vurmuş dışıma.
İsti, olduqca isti iyun axşamı idi. Qaranlıq, bir növ kəsif qatlı göy üzünü iri şüalı ulduzlar sıx-sıx bürümüşdü.
Adama elə gəlirdi ki, əlini uzadıb, ulduzlu səmadan bir tikə qoparmaq olar – səma bu qədər sıx və aşağı idi. Cırcıramalar cırıldayır, hardasa, yaxından çayın qıjıltısı gəlir, qurbağalar quruldayırdı. Vəfalı kənd keşikçiləri – itlər tənbəl-tənbəl hürür, bir-birinə hay verirdilər. İndi mənim kəndimin də səması belədir, mənim kəndimdə də bu cür sakitlikdir və orda iyun gecəsinin səmavi sükutunu pozan da eynən buradakı kimi səslərdir. Bibim də, yəqin bizim qoz ağacının altında mütəkkəyə dir-səklənərək uzanıb, ulduzlu səmanın gümüşü qaranlı-ğına baxır və mənim fikirləşdiyimi fikirləşir...
Axı, sənin də bir hədd-hüdudun var və geri də qayıtmalısan. Di, qaytar o apardığın adamları, qaytar onları, a yol. Bilirdim ki, bir gün gələcək, məni də çəkib, sonu məlum olmayan uzaq yerlərə aparacaqsan, ancaq mən bura qayıdacam, özün gec-tez məni qaytarıb bura gətirəcəksən. İstəmirəm, kimsə buraya mənim
xəbərimi gətirsin, özüm qayıdıb bura gələcək və deyəcəm: bu, mənəm, qayıtmışam, camaat! İstəyirəm ki, apardığın adamlardan hər biri belə desin, hər biri qayıtsın-istər öz ayaqlarıyla olsun, istər qoltuqağacıyla,
– ancaq təki qayıtsın!
Kimi zaman içimiz ürperene, çenelerimiz takırdayana dek yıkanırdık ırmakta. Kimi zaman top oynardık. Kimi zaman tutsak almaca; kale kapmaca; uzun eşek; çelik çomak... oynar be ne sen geçirirdik günleri... Nerde o günler şimdi, o oyunlar Nerde? Çocuklar o unutulmaz, tadına doyulmaz günleri yitirmişlerdi artık.
Savaşın kocaman bir işkembesi var, kocaman, mezarlıktan bile büyük, mezarlıktan on kez daha büyüktür savaşın midesi.
Güneşi Görüyorum İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Evet, Artık Görüyorsun: Gürcülerin belki de en tanınmış yazarlardan biri olan Nodar Dumbadze ile ilk tanışmam bu kitap sayesinde oldu ancak şunu itiraf etmeliyim ki kitap beklentilerimin çok altında kaldı; ki bu kitabı uzun bir zamandır merak ediyordum. Kitap bir yönüyle otobiyografik sayılabilir ve olaylar İkinci Dünya Savaşı sırasında Gürcistan’ın küçük bir köyünde geçer. Konu savaş ve köy olunca akıllı okurların olayların ne şekilde devam edeceğini kestirmeleri zor olmasa gerek. Çünkü bu kitaba gelene kadar eminim ki herkes bu tarzda en az birkaç kitap okumuştur. Ancak bu sefer olaylar Gürcü halkın gözünden anlatılır, belki de romanı benim için özel kılan tek şey buydu.

En özet cümlelerle kitap köylü halkın sevdiklerini savaşa yollamaları ve onların yaşamları için duyduğu kaygılar üzerine şekilleniyor. Köyün eli silah tutan erkekleri savaşa gidince geride kalan yaşlılar, çocuklar ve kadınlar için zorlu bir yaşam başlar. Zaten ortada bir savaş olunca en çok acıyı geride kalanlar çeker. Burada da durum değişmiyor. Köy halkı cephedeki askerler için tarlalarda çalışmak, sürekli erzak tedarik etmek zorundadırlar bundan dolayı köyde açlık ve kıtlık başlar. Yaşam koşulları ve hayatta kalma zorlaşır. Geride kalanlar bu gibi şartlara göğüs germek zorunda kalırlar. Olaylar bu şekilde devam ederken köyde herkes için hayat devam eder. Yaşamın içinde olduğu gibi burada da iyi ve kötü şeyler yan yana gelişmeye devam eder. Bir yandan acı olsa da sevinç de vardır, iyi insanlar olduğu gibi kötü insanlar da vardır, çaresizlik olsa da geleceğe duyulan umut da vardır. Her şeye rağmen kitapta karamsarlık değil iyimserlik ağır basmakta. Yazarın bunu kasten yaptığını düşünüyorum. Çünkü savaşın insanlar üzerindeki etkilerini bir nebze silmek için umuda ihtiyaç vardır. Kitapta umut teması kör bir kız olan Matya üzerinde yoğunlaşıyor. Kitabın ana karakteri öksüz ve yetim olan Sosoya, Matya’nın ameliyatla tekrar görebileceğine inanır ve bu inancını, umudunu kitabın sonuna kadar canlı tutar. Bu ikisi arasında öncelikle güçlü bir arkadaşlık, sonrasında ise romantik bir ilişki doğar. Kitaptaki olayların büyük bir kısmı bu iki gencin etrafında şekillenir.

Belki konunun çok bilindik ve tahmin edilebilir olması, belki de kitaptaki aşırı iyimserlik beni bir nebze olumsuz etkilemiş olabilir. Bundan dolayı kendimi kitaba veremedim ya da bilmediğim başka beklentilerim vardı da onları bulamadım kitapta. Netice itibarıyla kesinlikle sıkıcı bir kitap değil. Okuyacak birçok okurun hoşuna gideceğini düşünüyorum. (N) 
Bazı yazarların sadece doğdukları ülkenin nüfusu azlığından dolayı hakettikleri ilgiyi göremediklerini düşünüyorum. Nodar Dumbadze onlardan biri. "Güneşi görüyorum" Ikinci Dünya Savaşı yıllarında Gürcüstanda yaşamı anlatıyor. Kör bir gencin yaşamını ve savaşın bitmesini yazar çok iyi şekilde anlatılmış. Herkese tavsiye ederim :) (Orazbayramov) 
GÜNEŞİ GÖRÜYORUM
Yazar: Nodar Dumbadze
Çeviren: MEHCURE KARAÖREN
Yayınevi: CAN YAYINLARI

Sayfa: 227 sayfa

Basım Tarihi: 1. Baskı 1982

Savaş köyümüzün dükkanlarını boşaltıyordu. İlkin raflardan şeker, kibrit, yağ, sabun, ekmek çekildi; bulunmaz oldu. Tamtakır rafların ardından da satıcılar ortadan kayboldu. Tarlaları yabanotlari bürüdü hep. Değirmende tek bir taş döner oldu. Halkın çoğunun yakacağı tükendi...
 Savaşın nede demek olduğunu geride kalanlar beklide cephe de olanlardan daha zor durumda. Alman işgali altındaki Gürcistan ve geride kalanların yaşamı. Sosoya cevresinden anlatım ve Matya ile birleşen işgalin acımasızca ifadesi.
Nodar Dumbadze, çağdaş Gürcü ve Sovyet edebiyatının en önde gelen yazarlarından biri. Sonsuzluk yasası adlı kitabıyla Sovyetler Birliğinin en büyük ödülü olan 1980 Lenin ödülünü kazanmıştır. (Richard Wagner) 
Güneşi Görüyorum PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Nodar Dumbadze - Güneşi Görüyorum kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Güneşi Görüyorum PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Nodar Dumbadze Kimdir?
20. yüzyıl Gürcü edebiyatının en ünlü adlarından biridir.Nodar Dumbadze Tiflis’te doğdu. 1950 yılında Tiflis Devlet Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Aynı yıl Gürcüce gazete ve dergilerinde ilk şiirleri ve mizah öyküleri yayımlandı. 1967 – 1972 arasında, Sovyet Yazarlar Birliği üyesi Gürcistan Yazarlar Birliği sekreteri iken Niangi adlı mizah dergisinin editörlüğünü yaptı. Tiflis’te ölen yazar, kentteki "Mziuri" adlı çocuk parkına toprağa verildi. Eylül 2009’da naşı buradan Mtatsminda Panteonu’na nakledildi.
--reklam--
Nodar Dumbadze Kitapları - Eserleri
Ben Ninem, İliko ve İlarion
Güneşi Görüyorum
Güneşli Gece
Ağ bayraqlar
Kukuraça
--reklam--
Nodar Dumbadze Alıntıları - Sözleri
“İnsan yalnız üzdən baxılan divar naxışı deyildir. İnsan daha yaxşı, daha gözəl qavranılan nöqtədən müşahidə edilməli olan heykəldir”. (Ağ bayraqlar)
Hansı üstün tutulmalıdır - cəmiyyət, yoxsa şəxsiyyət?
Bəşər cəmiyyətinin tarixi bu suallara müəyyən cavab verməz, çünki tarixdə bu, çox gözəl müvazinət tapıb. Tarixdən məlumdur ki, çox böyük şəxsiyyətlər, düha sahibləri, görkəmli istedadlar cəmiyyət yolunda öz canlarından keçiblər. Və əksinə, bir şəxsiyyətin kefì və ya axmaqlığı, onun şıltaqlığı və düşkünlüyü ucbatından şəhərlərin, bütöv bir ölkənin, bütöv bir xalqın, bütöv bir mədəniyyətin məhv olduğu hallar da məlumdur.Bir nəticəyə gəlmək çətindir... (Ağ bayraqlar)
Bilge bir kadın olan ninem, bana her zaman şöyle diyordu:
"Oku, kör olası, yoksa cahil kalırsın." (Ben Ninem, İliko ve İlarion)
Kendime şarap koyup konuşmaya başladım:
“Bu güneşin şerefine…”
“Şu anda gece,” dedi Şota.
“Ben güneşi görüyorum…”
“Bravo sana!” dedi Otar.
“Güneşi görüyorum!” dedim yeniden. “Güneşi görüyorum ve eğer kör değilseniz, sizin de görmeniz lazım.” (Ben Ninem, İliko ve İlarion)
თქვენ ეს ქვეყანა საწყობი ხომ არ
გგონიათ? ახალგაზრდობა მოვა თავის დროზე და მისით ჩაიბარებს თავის ქვეყანას. ახალგაზრდობა დაგვმარხავს ჩვენ და დაგვაწერს საფლავის ქვაზე სახელებსა და გვარებს.

Siz bu ülkeyi odun deposu mu sanıyorsunuz? Gençlik zamanı gelince gelir ve kendisi teslim alır ülkesini. Gençlik bizi mezara gömüp, mezar taşımıza ad ve soyadlarımızı yazacaktır. (Güneşli Gece)
“Umut ettiği sürece yaşıyor insan.” (Ben Ninem, İliko ve İlarion)
Ağalasam, ağlıyamıyorum. Gözyaşım damarlarımda dolaşıyor, kan olmuş gözyaşım; kanım da ter olup vurmuş dışıma. (Güneşi Görüyorum)
Kimi zaman içimiz ürperene, çenelerimiz takırdayana dek yıkanırdık ırmakta. Kimi zaman top oynardık. Kimi zaman tutsak almaca; kale kapmaca; uzun eşek; çelik çomak... oynar be ne sen geçirirdik günleri... Nerde o günler şimdi, o oyunlar Nerde? Çocuklar o unutulmaz, tadına doyulmaz günleri yitirmişlerdi artık. (Güneşi Görüyorum)
“Mənim dünyadan sevməmiş köçənlərə yazığım gəlir”… (Kukuraça)
İndi Qorqaslinin daş atın üstündə təntənə ilə əyləşib, yuxarı qaldırdığı sağ əli ilə sürücüləri döngələrdə ehtiyatlı olmağa xəbərdar elədiyi və qədim əyyamlarda ümidini itirmiş tiflislilərin özlərinin son həyat yollarını başa vurduqları - boyunlarına daş bağlayıb özlərini Mtkvarinin bulanıq sularına atdıqları sıldırımlı Metex qayası üzərində keçmişdə Metex qalası ("qala" sözünü burada "qazamat" mənasın da başa düşmək lazımdır) vardı. (Ağ bayraqlar)
“Biz, bütün dünyanın adamları, əslində bir dildə danışırıq, intəhası bir-birimizi ona görə anlamırıq ki, birimiz o birimizə qulaq asmağı bacarmırıq”. (Kukuraça)
Savaşın kocaman bir işkembesi var, kocaman, mezarlıktan bile büyük, mezarlıktan on kez daha büyüktür savaşın midesi. (Güneşi Görüyorum)
“Mənəviyyat mənəviyyatdır, mənəvi həyatsa - kinodur, teatrdır, rəssamlıqdır, musiqidir… Bir də bunlara məhəbbətdir”. (Kukuraça)
Axı, sənin də bir hədd-hüdudun var və geri də qayıtmalısan. Di, qaytar o apardığın adamları, qaytar onları, a yol. Bilirdim ki, bir gün gələcək, məni də çəkib, sonu məlum olmayan uzaq yerlərə aparacaqsan, ancaq mən bura qayıdacam, özün gec-tez məni qaytarıb bura gətirəcəksən. İstəmirəm, kimsə buraya mənim
xəbərimi gətirsin, özüm qayıdıb bura gələcək və deyəcəm: bu, mənəm, qayıtmışam, camaat! İstəyirəm ki, apardığın adamlardan hər biri belə desin, hər biri qayıtsın-istər öz ayaqlarıyla olsun, istər qoltuqağacıyla,
– ancaq təki qayıtsın! (Güneşi Görüyorum)
İsti, olduqca isti iyun axşamı idi. Qaranlıq, bir növ kəsif qatlı göy üzünü iri şüalı ulduzlar sıx-sıx bürümüşdü.
Adama elə gəlirdi ki, əlini uzadıb, ulduzlu səmadan bir tikə qoparmaq olar – səma bu qədər sıx və aşağı idi. Cırcıramalar cırıldayır, hardasa, yaxından çayın qıjıltısı gəlir, qurbağalar quruldayırdı. Vəfalı kənd keşikçiləri – itlər tənbəl-tənbəl hürür, bir-birinə hay verirdilər. İndi mənim kəndimin də səması belədir, mənim kəndimdə də bu cür sakitlikdir və orda iyun gecəsinin səmavi sükutunu pozan da eynən buradakı kimi səslərdir. Bibim də, yəqin bizim qoz ağacının altında mütəkkəyə dir-səklənərək uzanıb, ulduzlu səmanın gümüşü qaranlı-ğına baxır və mənim fikirləşdiyimi fikirləşir... (Güneşi Görüyorum)
dertleşecek biri yoksa eğer, insan duvarla, taşla, ağaçla, herhangi biriyle veya bir şeyle de konuşmak istiyor. (Güneşli Gece)
Şaka değil, yetmiş iki yaşında bir kadınım, ama ne yaparsın çocuğum, hayata doyamadım. İnsanın kalbi doymak bilmiyor. Daha fazla yaşamak istediğimi söylemeye utanıyorum. Kral üç gün daha yaşamak için kör köpek yavrusunu yemiş. (Ben Ninem, İliko ve İlarion)
Nəhayət, iri dəmir alaqapı görəcəksiniz. Adamları alaqapıdan içari qrup-qrup salır, buraxanda isə bir-bir buraxırlar. Bu alaqapıdan çıxmağın üç üsulu var: birinci üsul odur ki, siz müqəssir olmayasınız, ikinci üsul odur ki, siz alaqapını, bir növ Tsikara kimi, vurub yerdən çıxarmaq istəyirsiniz, amma... Bu, həmin o doqquzuncu alaqapıdır ki, Tsikaranın buynuzlarını qırıb... (Ağ bayraqlar)
Keşke insan yüz yaşında doğsa, sonra yaşı giderek azalsa ve yaşıyla birlikte dertleri de... Görüşü, işitmesi, düşünceleri de azalsa ve sonunda annenin tesellisi gibi huzur içinde ve hiçbir şey hissetmeden ölse... (Güneşli Gece)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/gunesi-goruyorum-nodar-dumbadze-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)