# Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt - Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt kimin eseri? Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt kitabının yazarı kimdir? Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt konusu ve anafikri nedir? Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt kitabı ne anlatıyor? Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt PDF indirme linki var mı?  Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt kitabının yazarı Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır kimdir? İşte Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/hak-dini-kuran-dili-10-cilt-elmalili-muhammed-hamdi-yazir-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-27T22:00:16+03:00
- Güncelleme: 2022-04-27T22:00:16+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/27/elmalili-muhammed-hamdi-yazir-kimdir-elmalili-muhammed-hamdi-yazir-kitaplari-ve-sozleri-209941.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır 
 Yayın Evi: Azim Dağıtım 
 İSBN: 
 Sayfa Sayısı: 351 
--reklam--
Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hak Dini Kur'an Dili Elmalı Tefsiri
Osmanlı ulemasının en önemli şahsiyetlerinden biri olan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, ömrünü
İslam dinine adamış; üstün yetenekleri, muhakeme gücü, dehâ çapındaki zekâsı, ilmi ve kültürüyle ün salmış büyük din alimidir. Süleymaniye Medresesi Müderrisliği vazifesinde de bulunan Elmalılı Hamdi, ilmi hizmetleri sebebiyle, Osmanlı nişanı ile ödüllendirilmiştir.

Muhammed Hamdi, 1926'da yazımına başladığı, sabırla ve itinayla sürdürdüğü "Hak Dini Kuran Dili" adlı tefsirini, on iki yıllık uzun bir sürede tamamlamıştır.
--reklam--
Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt Alıntıları - Sözleri
Rasulullah Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu:

“Sizi Allah Teâlâ’ya şirk koşmaktan koruyacak bir kelime anlatayım mı size? Uykunuz sırasında قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْـكَافِرُونَۙ suresini okursunuz.”

Rasulullah Sallallahu aleyhi veselle buyurdu ki:
“Münafık kuşluk namazı kılmaz ve قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْـكَافِرُونَۙ Suresi okumaz.”
Âlûsî der ki:
"Kul her ne kadar çok çalışsa da, Mabud'un celaline layık olanı, gereği gibi yerine getirmede kusurdan uzak olamayacağına işaret için birçok taatlardan sonra istiğfar da meşru kılınmıştır.

Onun için zikretmişlerdir ki, farz namazı kılan kimse için akabinde üç defa istiğfar etmesi, teheccüd kılanın seher vakitleri dilediği kadar istiğfar etmesi ve hacının hacdan sonra istiğfar etmesi meşru kılınmıştır.

“Seherlerde istiğfar ediciler.”( Âl- i İmran, 3/17),

“Sonra insanların akın akın döndüğü yerden siz de akın edin ve Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah bağışlayan, esirgeyendir." ( Bakara,2/199).

Aynı şekilde abdestin sonunda ve her toplantının bitiminde istiğfarın meşru olduğu da rivayet olunmuştur.
Resulullah herhangi bir toplantıdan kalkarken de
‎ سبحانك اللهم وبحمدك أستغفرك وأتوب إليك
“Allah'ım! Seni hamdinle tesbih ederim Senden bağışlanma diler, sana tevbe ederim.” derdi.

Bu şekilde istiğfar emrinden, anlaşıldığı nakledilen vefat haberine bir remiz var demektir. Meşhuru da bu işaret, dinin emrinin kemal bulmasıyla davet görevinin tamama yaklaşmış olduğuna delaletten anlaşılmıştır."
“Ey azizliği seven ve sevdiğine küsen faziletlim! 15 Muharrem 1359 ve 24 Şubat 1940 tarihli mektubunu aldım. Dikkatle okudum. Yaralı gönlüme bir teselli ararken baktım yine vur abalıya demişsin. Anlaşıldı ki "Zeyd, Amr'ı dövdü" bahsinden kurtuluş yok. Yine kaşları çatmış, azizlikle sitemler yapmışsın. İdmanlı bir sporcu gibi yumruğu sıkmış, ihtiyar hocanı dürtüştüre dürtüştüre okşamışsın. Hem vurmuş, hem de hüngür hüngür ağlamışsın. Ben bunu bahçede erik dalına konup da "Üsküdar'a gidelim" diye feryat eden kumrunun kükremesine benzettim. Hoşuma gitti. Fakat üzüntülü bir his içinde tıpkı ihtiyarlığın dünya manzaralarından aldığı sonbahar hissi gibi. Meyvaları toplanmış meyveli bir ağacın çırpına çırpına dökülen yapraklarının kendisinden ayrılması sırasındaki ayrılış çığlığı gibi. Bunca senelik hukuk (haklar) karşısında dökmüş olduğum samimiyet ve fedakârlık meyvalarına bir zarar dokundurmadan hepsini bir anda silkip atıverdiğini yana yakıla anlatıyorsun.

Öyle ki Istanbul'a gelsen yanıma uğramayacakmışın. Neden? Çünkü çok kırılmış küsmüşsün. Hayır ondan değil. Gelemezsen utangaçlığından gelemeyeceksin. Benim bildiğim irfanın yaptığını bilmemezlik edemezdi.

Ne de olsa debbağın (deriyi terbiye eden kimsenin) sevdiği deriyi taştan taşa çarptığı gibi hiddetle ezim ezim ezmek istediği (mahrum) nasipsiz hocasını unutamazdı. Vicdanın sana gücendiğini söylediği zaman onun içinde gizlenen sebebin utanma baskısı olduğunda tereddüdün yoktur diyebilirim.

Zat-1 âlinizin bildikleri gibi üstünlükler, akla gelen şeylerle değil, hakkın aynasında sabit olur.

"Mahiyeti ispat eden âsar-ı ameldir."
“Bir şeyin aslını ispat eden yapılan işin etkileridir."

Bununla beraber ben her hakikatin söylenmesi üstünlük olduğunu söylemem. Çünkü hakikatler içinde affedilmesi istenen nice günahlar da vardır. Yoksa kusurları örtme, sırrı gizleme üstünlük olmaz, çekiştirme, kovuculuk, dinde yasak olan şeyleri açıklama gibi işler üstünlük sayılırdı. Kirli çamaşırları ortaya dökmek her zaman hüner olurdu. Hakikatı (gerçeği) söylemek, gerektiğinde iyiliği emretmek, kötülüğü yasaklamak hükmünü aldığı, hakkı ortaya koymaya hizmet ettiği öğretim ve irşad, aracılık etme gibi bir iyilik ile ilgili olduğu, dinen yasak olan bir şeye götürmekten sâlim (uzak) bulunduğu zamandır ki tehlikesi nisbetinde büyük üstünlük, hatta vazife olur. Gerçekten söyleyince doğruyu söylemek boyun borcudur. Fakat her doğruyu söylemek gerekmez. Mucibe-i külliye (her şeyi gerektirenin) zıddı mucibe-i cüz'iyye (bazı şeyleri gerektiren) olduğu bilinen bir gerçektir. Sonra hakikatı söylemeyi severken onu dinlemeyi ve kendi nefsinde tatbik etmeyi de büyük bir üstün nitelik olarak sevmeyi unutmamak gerekir. Onun içindir ki ben ne kendime ne de sana her hakikatı söylemek iddiasını tavsiye etmem. Fakat "Her hak sahibine hakkını veriniz!" emrine uymak her zaman mutlak farzlardandır. Bu bize hak ile hakikat arasında gözetilmesi lazım gelen farklar bulunduğunu gösterir.

Artık sözü fazla uzatmayayım da yolculuk hakkındaki soruna geçeyim.
Gözlerinden öperim.”

 Elmalılı Hamdi Yazır
4 Safer 1359/15 Mart 1940
‎قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْـكَافِرُونَۙ Sûresi ve bundan hikaye i'rabiyla الكافرون Süresi ve dilimizde bilinmiş olduğu üzere ... قُلْ يَٓا Sûresi denilen bu sûre de Mekkî'dir.

İbn Ebî Hatim'in Zürare b. Ebî Evfa'dan rivayet ettiği vechile bu sûreye "Mukaşkışa" dahi denilir ki, uyuz ve çiçek hastalığı gibi hastalıklardan iyileştirmek demek olan "kaşkaşe”den türemiş olup şirk ve nifak dertlerinden uzak kılan mânâsına "müberrie" demektir. "

Kaşkaşe "Türkçe'de def etmek, kovalamak mânâsına “kışkış”lamak ile de terceme olunsa yakışmaz değildir.

 "Cemalu'l-Kurrâ” da zikredildiği üzere buna "İbadet Sûresi" de denilmiş olduğu gibi, "İhlas Sûresi" de denir. Ondan dolayı
‎قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ
Sûresi ile ikisine "İhlaseyn" (İki İhlas) tabir olunur.
Nitekim Resulullah'ın sabah ve akşam namazlarının sünnetlerinde
‎قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ ve قُلْ يَٓا اَيُّهَا الْـكَافِرُونَۙ okuduğunu İbn Ömer'den ve Hz. Aişe'den rivayet edilen hadislerde "İhlaseyn" denildiği de görülür.
Bir konuya aklımız ermekle bize düşecek lezzet ve haz, bir hissedileceği hissetmekle elde edeceğimiz lezzetin ve hazzın üstündedir.
Şer olan hasedin asıl mânâsı başkasında bir nimet görmekten rahatsız olup onun kaybolmasını istemektir ki, bizim "çekememezlik" dediğimizdir. ...
Fakat birisi diğerinin karısını veya kocasını veya evladını veya malını veya güzelliğini veya herhangi bir nimet ve meziyetini, şerefini çekememek, ona göz dikmek, onun ondan yok olmasını arzu etmek haseddir, kötülenmiştir.
Elhamdülillah Hamdi tamam bu,

Tarihidir: "Nur-i tefsîr-i Kur'ân"

12 Cemâziye'l-Âhire 1357
--reklam--
Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt İncelemesi - Şahsi Yorumlar
--reklam--
Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır - Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Kimdir?
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, (d. 1878, Antalya – ö. 27 Mayıs 1942, İstanbul), Türkçe Kur'an tefsirlerinden birini telif etmiş din adamı, tercüman ve hattat. Okan Bayülgen'in öz dedesidir.

1878'de Antalya'nın Elmalı kazasında doğdu. Ailesi aslen Burdurlu olup, babası Hoca Numan Efendi'dir. Numan Efendi daha küçük yaşlardayken Burdur'un Gölhisar kazasının (Yazır Türkmenlerince kurulmuş) Yazır Köyü'nden ayrılarak Elmalı'ya gelmiş, tahsilini orada tamamlamış, Şeriye Mahkemesi başkâtibi olmuştur. Annesi Elmalı alimlerinden Esad Efendi'nin kızı Fatma Hanım'dır.

Türkçenin yanında Arapça ve Farsça ile şiir yazacak kadar üst seviyede bir bilgiye sahipti. Ancak yazılarında sade bir Türkçe kullanmıştır. Bunların yanı sıra Fransızca da bilmektedir. "El-metalip ve'l-mezahip" adında Fransızcadan tercüme ettiği bir felsefe tarihi kitabı vardır. 

Muhammed Hamdi Yazır, ilk ve ortaokul tahsilini Elmalı'da Rüşdiye Mektebi'nde gördü. Hafızlığını da tamamladıktan sonra, Arapça okudu ve İslami ilimleri öğrenmek için, dayısı Hoca Mustafa Sarılar Efendi ile birlikte 1895'de İstanbul'a geldi. Kayserili Mahmud Hamdi Efendi'nin Beyazıt Camii'ndeki derslerine devam etti. Oflu Mahmut Kamil Efendi'den fıkıh dersleri aldı. Devrin ileri gelen değerli hocalarından ders görerek icâzet aldı.

Mekteb-i Nuvvab'a girdi ve buradan birincilikle mezun olarak kadılık icazeti aldı. 1905'ten itibaren Beyazıt Camii'nde talebelere ders vermeye başladı ve bu hizmeti 1908 yılına kadar devam etti. Bu arada Şeyhülislamlık'ta Mektubi Kalemi'ne dahil edildi. Bir yandan da Nuvvab'da ve Mülkiye Mektebi'nde ahkam-ı evkaf, Medrese-t-ül Vaizin'de fıkıh, Süleymaniye Medresesi'nde mantık derslerini okutmayı sürdürdü. 1908 yılında dersiâm oldu. Devrin ünlü hattatları Sami Efendi ve Bakkal Arif Efendi'den hat dersleri aldı. Mustafa Kemal Atatürk'ün Kur'an-ı Kerim'i ilk kez Türkçe tefsir etmesi için vazifelendirdiği Mehmet Akif Ersoy'dan sonraki ikinci kişidir.

II. Meşrutiyet'in ilanından sonra Meclis-i Mebusan'a Antalya mebusu olarak girdi. Şeyhülislam fetvayı vermediği için, 1. Fetva Emini olarak II. Abdülhamit'in tahttan alınması için gereken fetvayı İttihad Terakkicilerin isteği doğrultusunda yazdı. Daha sonra da karşı cephede olan Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nda faaliyetlerini sürdürdü. Daha sonra sırasıyla, Dar-ül Hikmet-ül İslamiye azalığına (Ağustos 1918), Nisan 1919'da bu kurumun başkanlığına tayin edildi. Damat Ferit Paşa'nın kabinelerinde Evkaf (Vakıflar) Nazırı olarak vazife yaptı. Eylül 1919'da Ayan Meclisi üyeliğine getirildi. İttihat ve Terakki'nin ilim şubesinde vazife yaptı.

1909 yılında Mülkiye Mektebi'nde Ahkâm-ı Evkâf ve Arâzî dersleri okutmuş ve yine aynı yıllarda Mekteb-i Kuzâtta "Fıkıh" dersleri vermiştir. Daha sonra Darü'l-Hikmeti'l-İslâmiye (Şeyhü'l-İslâmlığa bağlı Yüksek Müşavere Heyeti) üyeliğine ve bir müddet sonra da başkanlığına tayin edilmiştir. I. Dünya Savaşı'ndan sonra Evkaf Nazırlığı'nda bulunmuş ve bu sırada Âyan Meclisi üyesi olmuştur.

Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması (Felsefe) ile de ilgilenen Elmalılı Hamdi Yazır, batılı yazarların eserlerini de tercüme etmiştir. Bu eserlerde ileri sürülen konulara eleştirel yaklaşım sergileyen Elmalılı Hamdi Efendi, felsefe ve din arasında cereyan eden tartışmalara çözüm bulmaya çalışmıştır. Filozofların gerçeği kavrayamadıklarını belirtmiş, akıl ile iman bütünleştiği zaman gerçeğin kavranıp doğrulanabileceği fikrini savunmuştur.

Cumhuriyetin ilanı esnasında Medrese-t-ül Mütehassisin'de mantık dersleri okutuyordu. Damat Ferit Paşa kabinelerindeki görevi dolayısıyla, bu kabinelerin Milli Mücadele aleyhine verdiği kararlarda sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle gıyabında idama mahkûm edildiyse de, aynı zamanda yeğeni Emin Paksüt'ün kayınpederi olan Kel Ali'nin başkanlık ettiği Ankara İstiklal Mahkemesi'nde yapılan muhakemesinden sonra suçsuzluğu tespit edilerek beraat etti.

Elmalılı Hafız Muhammed Hamdi Yazır, Uzun zaman devam eden kalp yetmezliği rahatsızlığından ötürü Erenköy'de 27 Mayıs 1942'de vefat etti. Kabri Sahrayı Cedit Mezarlığı'ndadır.

Beyânül-Hak ve Sebîlürreşad dergilerinde Küçük Hamdi veya Elmalılı Küçük Hamdi mahlası ile makalelerini yayınlanmıştır. Tefsirinde ise Elmalılı Hamdi Yazır imzasıyla eserini yayınlamıştır.
--reklam--
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Kitapları - Eserleri
Kuran-ı Kerim Türkçe Meali
Hak Dini Kur'an Dili (10 Cilt Takım)
Kur'anı Kerim ve Satır Arası Kelime Meali
Hak Dini Kur'an Dili 1. Cilt
Hak Dini Kur'an Dili 2. Cilt
Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt
Hak Dini Kur'an Dili 4. Cilt
Hak Dini Kur'an Dili 5. Cilt
Hak Dini Kur'an Dili 6. Cilt
Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt
Hak Dini Kur'an Dili 8. Cilt
Hak Dini Kur'an Dili 9. Cilt
Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt
Makaleler II
41 Yasin
Yasin-i Şerif (Fihristli, Mealli ve Türkçe Okunuşlu) - Orta Boy
İslam Düşüncesinin Problemlerine Giriş
İhlas Suresi Tefsiri
Kur'an Meal Defter
Hak Dini Kur'an Dili Tefsiri (13 Cilt Takım) (Osmanlıca)
Osmanlı Anayasasına Dair
Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meâli
Hak Dini Kuran Dili Meali (Ciltli-Şamua-Büyük Boy)
Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Meali (Hafız Boy)
Osmanlı Vakıf Hukukuna Giriş: Ahkam-ı Evkaf
Açıklamalı Kur’ân-ı Kerim Meali
Kur’an-ı Kerim’in Yüce Meali
Meşrutiyetten Cumhuriyete Makaleler
Hak Dini Kur'an Dili
--reklam--
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Alıntıları - Sözleri
Allah size imanı sevdirdi, sevgili kıldı, dolayısıyla iman etiniz, bu gösteriyor ki, iman etmek için yalnız bilgi yeterli değil, bir iradenin fiil olabilmesi için sevmek de gereklidir. Bundan dolayı dinin başı muhabbettir, sevgidir. (Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt)
“Kâinat onun delili iken o da kâinatın şahidi ve nurudur. “ (Hak Dini Kur'an Dili 1. Cilt)
Hakkı bâtıl, bâtılı hakk yapmaya çalışanlar, haysiyyet-i ilmiyyeden âri birer Tağutturlar. (Hak Dini Kur'an Dili 4. Cilt)
... Kur'ân'ın tercümelerine de bu hakimiyet isnad edilemez ve tercümelerden doğrudan doğruya hüküm çıkarmaya kalkışmak da doğru olmaz. Hüküm ancak Arapça indirilmiş olan aslına aittir. (Hak Dini Kur'an Dili 6. Cilt)
Eyvah bize! Keşke Allah'a itaat etseydik, peygamber'e de itaat etseydik! derler.
Ahzâp Suresi : 66 (Hak Dini Kuran Dili Meali (Ciltli-Şamua-Büyük Boy))
Kur'an hadîka-i vücudda açılmış hakîkî ve misalsiz bir gül farz edilirse, en güzel tercemesi nihâyet onun dest-i mahâretle yapılmış bir resmine benzetilebilir ki bunda aslının ne maddesi, ne kuvveti, ne nü`ûmeti, ne nümuvvu, hâsılı ne yağı, ne râyihası hiçbirisi bulunamaz. (Hak Dini Kur'an Dili 1. Cilt)
Kadıhan Fetâvâ'sında "Bir adam, kardeşinin günah ve kusurlarını ona özen gösterdiği için söylerse o gıybet olmaz. Gıybet ancak öfke şekliyle sövme kastedilerek anmaktır diye zikredilmiştir. Bundan dolayı kötülüğü gidermek için veya fetva almak için veya şerrinden korunmak için yahut 'topal" demek gibi tarif için olursa gıybet olmaz. Bunun gibi, işlediği fıskı, zulmü açıklayan bir kimse olur da onun fıskını, zulmünü anarsa yine gıybet olmaz. Lâkin başka bir ayıbını zikrederse gıybet olur. (Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt)
Eğer kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimiz (Kur'ân) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sûre getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz, Allâh'tan başka şahitlerinizi çağırın (ve bunu ispat edin). (Kur’an-ı Kerim’in Yüce Meali)
Eğer imân etmiş kimseler iseniz, kendisinden korkmanıza, ALLÂH daha lâyıktır. (Kur’an-ı Kerim’in Yüce Meali)
Ğaşiye Suresi 11.ayet:Orada(cennet)boş bir söz işitmez.

-Burada manaya boş fiiller de dahildir.

1)"Cennetdeki mutluluk dünyadaki gibi boş eğlencelerden olacakmış gibi bir kuruntu ihtimalini savmak anlamını taşıyor."
Böyle olduğu için cennetde sıkılma gibi bir durum söz konusu değildir.

2)"Hayat aslında çalışmak demek olduğu için, gerçekte hayatın zevki, gayesine yönelik olarak çalışma zevkinden ibarettir. "
Yani sıkılmak insanın, insanlığına karşı zıt bir tavır almasının sonucu ortaya çıkar, varlık gayesini anlayan insan için sıkılmak yoktur. (Hak Dini Kur'an Dili 9. Cilt)
Ni'met-ü saadetin en büyüğü şükrandır. (Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt)
Âlûsî der ki:
"Kul her ne kadar çok çalışsa da, Mabud'un celaline layık olanı, gereği gibi yerine getirmede kusurdan uzak olamayacağına işaret için birçok taatlardan sonra istiğfar da meşru kılınmıştır.

Onun için zikretmişlerdir ki, farz namazı kılan kimse için akabinde üç defa istiğfar etmesi, teheccüd kılanın seher vakitleri dilediği kadar istiğfar etmesi ve hacının hacdan sonra istiğfar etmesi meşru kılınmıştır.

“Seherlerde istiğfar ediciler.”( Âl- i İmran, 3/17),

“Sonra insanların akın akın döndüğü yerden siz de akın edin ve Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah bağışlayan, esirgeyendir." ( Bakara,2/199).

Aynı şekilde abdestin sonunda ve her toplantının bitiminde istiğfarın meşru olduğu da rivayet olunmuştur.
Resulullah herhangi bir toplantıdan kalkarken de
‎ سبحانك اللهم وبحمدك أستغفرك وأتوب إليك
“Allah'ım! Seni hamdinle tesbih ederim Senden bağışlanma diler, sana tevbe ederim.” derdi.

Bu şekilde istiğfar emrinden, anlaşıldığı nakledilen vefat haberine bir remiz var demektir. Meşhuru da bu işaret, dinin emrinin kemal bulmasıyla davet görevinin tamama yaklaşmış olduğuna delaletten anlaşılmıştır." (Hak Dini Kur'an Dili 10. Cilt)
hayat her şeydir ve her şey, Allah'ın gücüyle ayaktadır. (Hak Dini Kur'an Dili 2. Cilt)
4) Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5) Bu Kur'ân yenilmez güç ve sonsuz merhamet sahibi olan Allah'ın indirdiği bir kitaptır. (41 Yasin)
"Hem benim neyime ki ibadet ve kulluk etmeyeyim. O beni yaratana? Halbuki hep döndürülüp ona götürüleceksiniz." (Hak Dini Kur'an Dili 7. Cilt)
Allah'ın mescidlerini içlerinde ismi ilahi zikredilmekten men eden ve o mescidlerin maddeten veya manen harab olmasına, yıkılmasına veya muattal kalmasına veya mescidlikten çıkarılmasına çalışandan daha zalim kim vardır? Ve böyle zalimlerin cennet ile münasebeti nedir? (Hak Dini Kur'an Dili (10 Cilt Takım))
Ama insan, her ne zaman Rabbi onu sınayıp da ikramda bulunur, nimet verirse, “Rabbim bana ikram etti.” der.

Ama her ne zaman da sınayıp rızkını daraltırsa, o vakit de, “ Rabbim beni zillete düşürdü.” der. (Kur'an Meal Defter)
Ağaçtan beklenen meyvesi olduğu gibi, imandan beklenen de güzel ameldir ve Allah'a yaklaşmak da onunladır.  (Hak Dini Kur'an Dili 1. Cilt)
"O gün insanlar, her biri bir taraftan uçuşan küçük kelebekler gibi olacaktır."Kâri'a Sûresi/4 (Kur'anı Kerim ve Satır Arası Kelime Meali)
Kadın bir kaburga kemiği gibidir. Kadın bir kaburga kemiğinden, bir eğri kaburga kemiğinden yaratıldı, onu doğrultmaya kalkarsan kırarsın, kırılması da boşanmasıdır."

Buhari, Nikah 79; Müslim, Redâ 65; Tirmizî, Talâk 12; Dârimî, Nikah 45; Ahmed b. Hanbel, II, 428,449,530, V, 164. buyurulmuştur.

Burada eğri kaburga kemiği, bu yarılmaya işaret etmekle beraber erkekle kadın arasındaki tabiat uyumsuzluğuna ve kadınların erkekleştirilmeye kalkışılması, onları kırıp atmak demek olduğuna dair uyarıyı içeren bir misaldir. Bundan başka bu kısımlara ayrılmanın, cennetteki yaratılış başlangıcında meydana geldiği de hadislerde yer almıştır. (Hak Dini Kur'an Dili 3. Cilt)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/hak-dini-kuran-dili-10-cilt-elmalili-muhammed-hamdi-yazir-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)