# Hatıralar - Alpay Kabacalı Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Hatıralar kimin eseri? Hatıralar kitabının yazarı kimdir? Hatıralar konusu ve anafikri nedir? Hatıralar kitabı ne anlatıyor? Hatıralar PDF indirme linki var mı?  Hatıralar kitabının yazarı Alpay Kabacalı kimdir? İşte Hatıralar kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/hatiralar-alpay-kabacali-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-08-22T17:00:04+03:00
- Güncelleme: 2022-08-22T17:00:04+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/08/22/alpay-kabacali-kimdir-alpay-kabacali-kitaplari-ve-sozleri-295755.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Alpay Kabacalı 
 Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları 
 İSBN: 9789754582499 
 Sayfa Sayısı: 456 
--reklam--
Hatıralar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İttihak ve Terakki'nin üç şefinden birisinin daha anıları. Meşrutiyetin yıldönümünde Talat ve Enver paşanın anıları ile birlikte, bir dönemi en yetkili ağızlardan öğrenme olanağı.
(Tanıtım Bülteninden)

23 Ocak 1913... İttihat ve Terakki'nin iktidarını pekiştiren Babıâli Baskını'nın ertesinde, yeni sadrazam, Cemal Paşa'yı başkentin asayişini sağlaması için İstanbul Muhafızı olarak görevlendirir.

Cemal Paşa, 1919'da yazdığı anılarını, "memleketin umumi siyasetinde" doğrudan doğruya etkili olmaya başladığı bu andan itibaren başlatmıştır.

Hatıralar imparatorluğu yöneten üç büyük paşanın arasındaki hassas dengelere dair ipuçları sunarken, Cemal Paşa'nın baş aktörü olduğu pek çok tarihi olayı ilk ağızdan anlatıyor:

Fransızlar ve Almanlarla ittifak çabaları, nüfus mübadelesi düşüncesinin doğuşu, I. Dünya Savaşı'na giriş, Gazze savunması, Arap isyanı, Suriye ve Filistin'in işgali...

Cemal Paşa (1872-1922) 1895'te Harp Akademileri'ni bitirerek orduya katıldı. 1899'da Selanik'te, geleceğin Talât Paşa'sı ile birlikte İttihat ve Terakki'nin temellerini attı. Meşrutiyet'in ilanında İstanbul'a giden İttihat ve Terakki heyetine katıldı. 1909'da Adana valisi oldu. Balkan Savaşı'nda cephede görev yaptı. 1913'te kurulan İttihat ve Terakki hükümetinde, önce İstanbul Muhafızı, ardından da nafia (bayındırlık) ve bahriye nazırı oldu. Osmanlı-Fransız ittifakı için yaptığı girişimler sonuçsuz kaldı. I. Dünya Savaşı'nda Suriye ve Filistin'in güvenliğini sağlamak için yörede görevlendirildi. Onun komutası altında Mısır'ın işgali için düzenlenen Kanal Harekatları sonuçsuz kaldı. Yörenin İngiliz ve Fransız işgaline uğraması üzerine görevden alındı. Mondros Mütarekesi'nin ardından hükümet ve parti arkadaşlarıyla birlikte ülkeden ayrıldı. Almanya üzerinden, İngilizlerle mücadelede destek vermek üzere Afganistan'a geçti. Yöredeki dengelerin değişmesi üzerine Tiflis'e gitti. Burada Anadolu'ya geçmek için çalışırken, 21 Temmuz 1922'de iki Ermeni komitacının düzenlediği suikastte hayatını kaybetti; Erzurum'da Karskapısı Şehitliği'ne defnedildi.
--reklam--
Hatıralar Alıntıları - Sözleri
Memlekete en seri ve faydalı medeni gelişmelerin kadınlık vasıtasıyla dahil edileceği, kadınları esaret altında bulunan milletlerin felakete uğrayacakları hakkında fikrim sarsılmazdır.
Biz, Ermenileri ve özellikle onların ihtilalcilerini Rumlardan ve Bulgarlardan daha fazla severiz. Çünkü onlar diğer iki unsurdan daha fazla mert ve kahramandırlar. İkiyüzlülük bilmezler. Dostluklarına sadık, düşmanlıklarına kavidirler. Özellikle, Ermeni unsuruyla Türk unsuru arasındaki düşmanlığın başlıca sebebinin Rusya siyaseti olduğuna inanırız. Din ihtilafı, yani Müslümanlık ve Hıristiyanlık meselesi, bundan altmış yetmiş sene öncesine ve daha doğrusu 1877-78 Osmanlı-Rus Seferinden beş on sene öncesine kadar bu iki unsur arasında katiyen söz konusu değildi. Anadolu'da, Rumeli'de ve İstanbul'da, kısacası bütün Osmanlı memleketlerinde Ermenilerle Türkler arasında o kadar büyük bir anlaşma vardı ki, Osmanlı tarihi o zamana kadar en ufak bir Ermeni meselesi bile kaydetmemiştir.
İstanbul'umuzun pek çirkin bir âdeti vardır: Erkeklerin vapurda, Köprü'de, çarşıda, sokakta, gezinti yerlerinde rastladıkları kadınlara edepsizce laf atmaları.
Buna bazı ihtiyar kadınların, biraz güzel yaratılışa delalet edecek derecede güzel giyinmiş hanımlarımıza karşı, lisanlarıyla ve hatta bazen elleriyle tecavüz etmelerini de ilave edebiliriz.
Bu menfi alışkanlık hakkında ta çocukluğumdan beri hususi bir öfke hisseder ve hükümetin buna nasıl olup da çare bulamadığına bir türlü aklım ermezdi. Bu hal de hükümetin zaaf ve kuvvetleriyle orantılı bir surette artar, eksilir.
Gerçeği söylemek lazım gelirse, bu Birinci Kanal Seferi'ni gerçekleştirdiğimiz zaman, kimse Kanal'ın nasıl geçileceğini bilmiyordu.
Arap ve Ermeni ıslahatçılarının, aynı zamanda ve aynı aynı tarzda aynı şeyleri gösterdiklerini gösteren bu rivayetler, Türkiye'nin taksimi hakkında o zaman Fransa ve Rusya arasında kararlaştırılmış olan siyaseti pek güzel ispat eder zannederim.
Bizim en çok arzu ettiğimiz şey, Bulgarların da bizimle birlikte Umumi Harp'e girmelerini sağlamaktı.
Dolayısıyla kim ne derse desin, Rusya'nın yengisi neticesinde savunmasız,aşağılanıp horlanmış olarak Rus, İngiliz ve Fransız zulüm ve kahrı altına düşmektense,mert ve cesur milletlere yakışır bir kahramanlıkla kanının son damlasına kadar çarpışarak neticede ya kesin yengiyi elde ederek ebediyen kurtulmak veyahut "Bütün varım elimden gitti, bir namus dışında!" demeye hak kazanarak yiğitlik ve namuskarlıkla nihayet vermek, bence yeğ tutulmalıdır.
Enver Paşanın, kumanda heyetini gençleştirmek yoluyla uyguladığı askeri askeri ıslahatın cidden isabetli bir tedbir olduğu tamamen meydana çıkıyor ve büyük birliklerin,strateji ve taktik kurallarını bilen genç kumandanlar elinde hareket kabiliyeti kazandıkları görülüyordu.
Bu his ve emel birliğini sonradan bozmuş olan Şerif Hüseyin hakkındaki öfke ve kinim hiçbir şeyle yatıştırılamayacaktır.
Kısaca bu tehcir sırasında Ermenilere yapılacak yardımların en fazlasını yapmaktan geri kalmadım ki, bu icraatım ecnebi ve Ermeni bütün haksever insanların itiraf ettiği şeylerdir.
Göçün gösterdiği sefalet manzarasına gelince: Rus istilası sırasında Ermeni zulüm ve cinayetlerinden kurtulmak için Diyarbakır üzerinden Halep ve Adana yoluyla Konya'ya ve Erzurum ve Erzincan'dan Sivas'a iltica etmiş olan Kürt ve Türk göçmenlerinin gösterdikleri manzara bundan daha az safilane değildi. Fakat o zavallılar, Müslüman oldukları için raporlar hiçbir Alman veya Amerikalı misyoner, onlar için raporlar yazmadı ve onların felaket ve sefaletini edebi bir dille anlatmak gereğini vicdanında hissetmedi.
İstanbul'umuzun pek iğrenç bir adeti vardır: Erkeklerin
vapurda, Köprü'de, çarşıda, sokakta, gezinti yerlerinde
rastladıkları Müslüman kadınlara edepsizce laf atmaları.
(...)
İstanbul Muhafızı olduğum sıra tecavüze uğrayan birkaç
ailenin reisleri, bunun önlenmesi çarelerini benden rica
etmişlerdi. Ceza kanununun bu hususta pek zayıf olduğunu nazarı dikkate alarak, yine örfi idare kararnamesinin
askeri hükümete verdiği salahiyere dayanmak istedim. Laf
atacak erkeklerle, kadınlara tecavüz edecek kadınların
memleket içine uzaklaştınlacaklarını ilan ettim. Dört beş
sürgünden sonra, kadınlarımız sokaklarda tecavüze uğramaktan
tamamen kurtuldular. İşte o zamandan itibaren de
İstanbul'da Türk kadınlarının hürriyetine doğru gayet sağlam
bir adım atılmış oldu.
Monsenyör Muşeg, "Artık Ermenilerin silahlı olduğundan, bir daha 1894 kırımları gibi hadiselerden korkmayacaklarından, bir Ermeninin kılına hata gelirse buna karşılık on Türk mahvedeceğinden" uluorta bahsediyordu.
--reklam--
Hatıralar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İttihat ve Terakki'nin Talat-Enver-Cemal Paşalarından Cemal Paşa'nın kendi dilinden tarihe ışık tutan anılar... Osmanlı'nın son dönemi, İttihat ve Terakki hakkında bilinmeyenler, zor zamanlarda ortaya çıkan yiğitler, Arap coğrafyası ile Osmanlı'nın ilişkileri vd birçok konu başlığını Cemal Paşa'nın dilinden okumak, dönemin aktörlerinden birine kulak vermek çok kıymetli bir uğraş olsa gerek.
Cemal Paşa; Hatırlar'ında yer yer kendini affettirmeye çalışır gibi bir tutum takınıyor ve yapılan hataların aslında bir zaruretten ötürü olduğunu ifade ediyor. Tarihî şahsiyetleri yargılamadan önce bir de onlara söz hakkı vermeliyiz. Öyle ki Cemal Paşa bu eserinde tarih önünde ebediyete kadar sürecek savunmasını yazmış oluyor. Cemal Paşa savunmasını yapıyor bu kitapla yargılaması ise ehline düşer. Biz okurlar ise ancak anlayabilmek kaygısıyla okuyor, kanaatlerimizi böylece neticelendiriyoruz.
Ayrıca Cemal Paşa bu eserinde mümkün olduğu kadar objektif olmuş. Elbette kendisi yetkin bir yazar olmadığı için eserin edebî bir derinliği yok. Fakat bu eseri edebî yönden okumak da zaten lüzumsuz bir meşgale. Belge olamayacak kadar da subjektif. O halde nedir bu kitap ? Bana kalırsa Sokrates'in Savunması gibi Cemal Paşa'nın Savunması'ndan bahsetmek pek de olanaksız değil. (.) 
Rahmetli Cemal Pasa şüphesiz ki büyük bir komutan ve idareciydi. Maalesef ki imparatorluğun son devrelerine denk geldi. Paşa bu kitapta hem anılarını anlatıyor hem de mağlubiyet sonrası kendine yöneltilen eleştirilere karşı savunma yapıyor. Paşanın mekani cennet olsun, nurlar içinde yatsın. (Osman Dengiz) 
--reklam--
Hatıralar PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Alpay Kabacalı - Hatıralar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hatıralar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Alpay Kabacalı Kimdir?
Alpay Kabacalı 1 Eylül 1942 tarihinde Antalya'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okudu, bağımsız yazar olarak çalışıyor.

İlk yazısı 1959'da Varlık dergisinde yayımlanan Kabacalı, 1966-68 yılları arasında 14 sayı süren bir siyaset-edebiyat dergisi çıkardı: Gerçekler Postası. 1968'den 1969'a kadar Ant dergisinde yazı işleri müdürlüğü yaptı; bu dergide yayımlanan bir yazısından dolayı 12 Mart döneminde 11 ay cezaevinde kaldı (1972-73). Daha sonra yayınevlerinde ve haber ajanslarında redaktörlük ve yöneticilik yaptı; 1975-80 arasında Yeni Ortam ve Cumhuriyet gazetelerinde yazdı. Milliyet Sanat, Sanat Olayı ve Yeni Gündem dergilerinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Türkiye Ansiklopedisi ile Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi'nin yayın kurullarında bulundu.

1976-1989 arasında Türkiye Yazarlar Sendikası'nın yönetim kurulunda görev yapan Alpay Kabacalı, 1997 -2001 arasında PEN Yazarlar Derneği'nin başkanlığında bulundu. 1999'dan bu yana Bilim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği'nin (BESAM) başkanı.

Kitapları: Alpay Kabacalı'nın 1987'de Türkiye Gazeteciler Cemiyeti' nin Basın Üzerine Araştırma Ödülü'nü kazanan Türk Yayın Tarihi (ikinci basımı Türk Kitap Tarihi adıyla, 1989), Türkiye'de Basın Sansürü (1990), Türk Basınında Demokrasi(1994), Türkiye'de Matbaa Basın ve Yayın (2000) gibi basın ve yayın tarihi incelemeleri yanında genel tarihle ilgili eserleri (Arap Çöllerinde Türkler, 1990;Türkiye'de Gençlik Hareketleri, 1992; Türkiye'de Siyasal Cinayetler, 1993;Geçmişten Günümüze İstanbul, 2003; Bilinmeyen Yönleriyle Cumhuriyet Tarihi, 2004; Nesnel Tarihin Prizmasından Abdülhamid, 2005) ve şairlerimiz, yazarlarımız üzerine monografik kitapları yayımlandı.

Alpay Kabacalı'nın ikinci baskısını sunduğumuz Kültürümüzden İnsan Adaları kitabı, çağdaş kültür ve sanatımıza katkıda bulunmuş doksandan fazla kişiyi konu alan ve 1988-90 arası Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan portre-röportajlarına, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Turhan Selçuk ve Melih Cevdet Anday gibi ustalarla yapılan konuşmaların eklenmesiyle oluşturuldu.

15 Nisan 2014 Salı günü vefat etmiş ve Karacaahmet Mezarlığı'nda toprağa verilmiştir.
--reklam--
Alpay Kabacalı Kitapları - Eserleri
Talat Paşa'nın Anıları
Hatıralar
A'dan Z'ye Yaşar Kemal
Neyzen Tevfik
Aşk Şiirleri Antolojisi
Bir Destan Rüzgarı
Türkiye'de Gençlik Hareketleri
Şair Eşref
Arap Çöllerinde Türkler
Türkiye'de Siyasal Cinayetler
Gül Yaprağını Döktü Bugün
Bir İhtilalcinin Serüvenleri
Gözyaşından Gülmeceye Aziz Nesin
İlhan Selçuk
Yakın Tarihimizden Büyük Dönemeçler
Kültürümüzden İnsan Adaları
Cevdet Kudret'e Saygı
Edebiyatımızın Koca Çınarı Rıfat Ilgaz
Bütün Yönleriyle Nasreddin Hoca (Hayatı, Kişiliği, Fıkraları)
Türk Kitap Tarihi
II. Mahmud
100. Doğum Yıl Dönümünde Nazım Hikmet'e Armağan
İstanbul
--reklam--
Alpay Kabacalı Alıntıları - Sözleri
Jön Türk hareketi, ülkeye eşitlik, özgürlük ve adalet getirmek amacıyla ortaya atılmıştı. Bunlara ulaşmak için Jön Türkler, Araplar, Yunanlılar, Arnavutlar, Türkler vesaire gibi yurttaki bütün milletleri birleştirmeyi umuyorlar; böylelikle de sevgili vatanın bağımsızlık ve gelişmesi için birlikte çalışabilecekleri sanıyorlardı. Fakat ihtilali izleyen olaylar, ne yazık ki, bambaşka bir görünüm gösterdi. Yunanlılar, İttihat ve Terakki'nin asıl amaçlarının gerçekleşmemesi için bu birleş dertle karşı çıktılar; özgürlük ve eşitlik, onların amaç ve çıkarlarını aykırıydı. Eşitlik demek, bütün yurtseverlerin dışarıda ve çalışmada eşitliği demekti. (Talat Paşa'nın Anıları)
Dalmış gitmişken, mübaşir dürttü. Başkan, "kararı yazdırıyorum," diyordu. Ayağa kalktı, ellerini kavuşturup bekledi. Yaşamının önemli bir dönüm noktasıydı. Ya eşkıyanın kendisini bıçakladığı o berbat hapishaneye yeniden girip yıllarca hapislerde sürünecek ya da aklanacaktı... (Bir Destan Rüzgarı)
— Allahaşkına bana söyler misin, dedim, Neyzen Tevfik nerede yatıp kalkıyor?
— Burada, Hocapaşa Camii’nin bir tabutluğu var, oraya gider. Bir tabutun kapağını kaldırır, içine girer, kapağı da üstüne çeker ve rahat rahat uyur.» (Dünya, 19.6.1966). (Neyzen Tevfik)
Enver Paşanın, kumanda heyetini gençleştirmek yoluyla uyguladığı askeri askeri ıslahatın cidden isabetli bir tedbir olduğu tamamen meydana çıkıyor ve büyük birliklerin,strateji ve taktik kurallarını bilen genç kumandanlar elinde hareket kabiliyeti kazandıkları görülüyordu. (Hatıralar)
Doğanın en küçük parçasının bile bir kimliği, bir kişiliği var. (A'dan Z'ye Yaşar Kemal)
‘Bütün romanlarınızda istediğiniz nedir?’ dedi. Saniyesinde söyledim, bir tek sözcükle: ‘Direnç’ dedim. Ortadirek insanlığın direncidir. (A'dan Z'ye Yaşar Kemal)
sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan arasına çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi (Aşk Şiirleri Antolojisi)
Monsenyör Muşeg, "Artık Ermenilerin silahlı olduğundan, bir daha 1894 kırımları gibi hadiselerden korkmayacaklarından, bir Ermeninin kılına hata gelirse buna karşılık on Türk mahvedeceğinden" uluorta bahsediyordu. (Hatıralar)
Ertesi günkü gazeteler,Fen Fakültesi hocası ve Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) Said Bey'in "Bütün uygar ülkelerde öğrencilerin bu gibi gösterileri olur." dediği yazıyor ;"Bu olayda öğrencilerin kışkırtılmalara kapıldıkları söyleniyor,ne dersiniz ?" sorusunu, "Hayır,olamaz. Zira bununla Darülfünun öğrencileri yeteneksizlikle suçlanmış olur,oysa Darülfünun öğrencileri kışkırtmaya asla kapılmaz. " diye yanıtladığını belirtiyordu. (Türkiye'de Gençlik Hareketleri)
1902’de İnebolu’da doğdu. İstanbul’da Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölümü’ndeki öğreniminin ardından, birçok lisede öğretmenlik, Ankara Devlet Konservatuvarı’nda müdürlük (1941-44), Londra’da öğrenci müfettişliği (1951-54), Londra Üniversitesi’nde okutmanlık (1959-62) yaptı. Bu görevleri dışında yaşamı hep öğretmenlikle geçti. Emekli olduktan sonra öğretmenliğini sürdürdü. Dedem Korkut’un Kitabı (1973) ile Kâtip Çelebi’nin kitapları başta olmak üzere birçok kültür yapıtını inceleyen ve günümüz Türkçesine aktaran Gökyay, eleştirilerini Destursuz Bağa Girenler (1982) adlı kitabında topladı. Dergilerde çok sayıda inceleme ve makalesi ile bilimsel kongreler için hazırladığı bildirileri yayımlandı. Çalışmalarıyla dünya bilim çevrelerinde saygın bir yer edindi.

Orhan Şaik Gökyay’ı 1994’te yitirdik. (Kültürümüzden İnsan Adaları)
Dolayısıyla kim ne derse desin, Rusya'nın yengisi neticesinde savunmasız,aşağılanıp horlanmış olarak Rus, İngiliz ve Fransız zulüm ve kahrı altına düşmektense,mert ve cesur milletlere yakışır bir kahramanlıkla kanının son damlasına kadar çarpışarak neticede ya kesin yengiyi elde ederek ebediyen kurtulmak veyahut "Bütün varım elimden gitti, bir namus dışında!" demeye hak kazanarak yiğitlik ve namuskarlıkla nihayet vermek, bence yeğ tutulmalıdır. (Hatıralar)
Zamanla kimi cephelerde açlık başladı. Erzak ulaştırılamıyordu buralara... Yüzbaşı Selahattin anlatıyor:

“ Halep, Konya gibi yerlerde büyük erzak ambarlarında buğday stoku vardı. Ama bunlar bize ulaşamıyordu. Çünkü tren ancak Nusaybin’e kadar gelmişti. Nusaybin’de Musul’a 150 kilometre vardı. Bu yol yazın her türlü taşımaya elverişliydi. Ancak kış gelince sadece hayvan ve deve işliyordu. Deve Nusaybin’de Musul’a on sekiz günde geliyordu. On sekiz gün de dönüş... Demek ki otuz altı günlük bir iş... Bir deve ancak kendi yiyeceğinin yirmi sekiz günlük miktarını taşıyabiliyordu. Demek ki, deve yararsızdı.

... Ordu aç kalmasın diye halkın elindeki erzakı paralı ve parasız alıyorduk.

Böylece açlık halkta yoğunlaşıyordu.
Musul’da bir ekmek bir gümüş mecidiyeye ( yani bir lira ) ve sonraları üç liraya çıkmıştı. Halk bu parayı bulup ekmek alamazdı. Açlıktan ölüm olayları başladı. Her gün sokaklarda kadın, erkek, çocuk, ihtiyar bağıra bağıra ölüme gidiyor, bir çare bulunamıyordu.

Ölen çocukların etini kasap dükkanlarında koyun ve kuzu eti diye satan veya aşçı dükkanlarında pişirip halka yediren 10-12 kişi idam edilmişti.” (Yakın Tarihimizden Büyük Dönemeçler)
1. Türk Darülfünununu, Türk milletinin ahlak ve bilim müessesesi bilen Edebiyat Medresesi(Fakültesi)talebesi,kendi samimi varlığı arasında manevî heyecanların zevkinden mahrum,bağımsızlık,kutsallık ve milliyet hislerine yabancı ve saldırgan kişileri görmekle üzüntülüdür.
2. Darülfünun gençliği, memleketin kamu vicdanına esasen mahkum edilmiş bulunan, fakat her nasılsa ahlak ve kültür ocağına sokulmuş olan bu efendilere karşı nefret ve tiksintisini bildirir.
3. Kongreden seçilen bir kurul,müderris Cenap Şahabettin, Ali Kemal,Rıza Tevfik,Hüseyin Daniş ve muallim Barsamyan Beylere bu kararı bildirerek kendilerini istifaya davet ettiğini ve öğrencilerin bilim ve kültür adına değil,basit bir vatandaş sıfatıyla dahi kendileriyle ilişkide bulunmayacaklarını ilan eder.

Müderris ve muallimlere karşı sonsuz saygı duyan öğrenciler, kendilerini en haklı ve zorunlu birtakım kararlar almaya yönelten önemli bir durum karşısında kalmıştır. Aldığımız kesin kararları yüce meclisinize sunarken bu serbest sözlerin kutsal ve haklı coşkumuzun bir yansıması olarak değerlendirip kabulünü dileriz. (Türkiye'de Gençlik Hareketleri)
Bu partide aşırı vatansever, sinirli, tecrübesiz ve inatçı kimseler bulunabilir ve bu gibi unsurlar parti için bir tehlike oluşturabilir. Ancak cemiyeti hırsızlık ve şerefsizlikle suçlamak en büyük cinayettir. (Talat Paşa'nın Anıları)
Erbab-ı mansıptan biri millete eşek demiş,
Reddedilmez böyle bir söz amma pek can sıkar,
Millet eşek olsa da eşek diyen bilmez mi ki,
Sadrazamlarla valiler de milletten çıkar. (Şair Eşref)
Büyük sermaye çocugu gazeteler devletede gebedirler. Holdingleri dolayısıyla devletle sıcak ilişkileri devlet bankalarından aldıkları krediler yüzünden devletede devletin en büyük örgütlü kurumu olan hükümetede bagımlıdırlar. (Gözyaşından Gülmeceye Aziz Nesin)
Arap ve Ermeni ıslahatçılarının, aynı zamanda ve aynı aynı tarzda aynı şeyleri gösterdiklerini gösteren bu rivayetler, Türkiye'nin taksimi hakkında o zaman Fransa ve Rusya arasında kararlaştırılmış olan siyaseti pek güzel ispat eder zannederim. (Hatıralar)
Evet savaş kaybedilmişti... Olup bitenlerin baş sorumlusu Enver Paşa, İslam ordusu komutanlığına atadığı Kafkasya’daki kardeş Nuri Paşa’ya 15 Ekim 1918’de şunları yazıyordu.

“ Düşmanlarla bütün bağlaşıklarımız, hep birlikte barış yapmak zorunluluğuna girdik. Dolayısıyla, yakında barış görüşmeleri başlayacaktır. Barışı bizim aradığımıza göre oyunu kaybettik demektir.”

.....

Anadolu’da buruk bir istasyon... Trende, İstanbula dönen Falih Rıfkı... Bir kadın durmuş, gelene geçene:

- Benim Ahmet’i gördünüz mü? diyor.

“Yırtık basmasının altında” kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun, İstanbul yolunun aksini gösteriyor:

- Bu tarafa gitmişti, diyor.

O tarafa ? Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdat’a mı ?

Ahmet’ini buz mu, kum mu, skorpit yarası mı , tifüs biti mi yedi ? Eğer hepsinden kurtulmuşsa, Ahmet’ini görsen, ona da soracaksın:

- Ahmet’imi gördün mü ?

Hayır, hiçbirimiz Ahmet’ini görmedik. Fakat Ahmet’in her şeyi gördü: Allah’ın Muhammet’e bile anlatamadığı cehennemi gördü (...)

Anadolu Ahmet’ini soruyor. Ahmet, o daha dün bir kurşun istifinden daha ucuzlaşan Ahmet, şimdi onun pahasını kanadını küsmüş, tırnaklarını büzmüş, bize dimdik bakan ana kartalın gözlerinde okuyoruz.

Ahmet’i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bu anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek... Fakat biz Ahmet’i kumarda kaybettik !” (Yakın Tarihimizden Büyük Dönemeçler)
Komitelere karşı daima en büyük hoşgörüyü gösterdim ve onların gerçek amaçlarını bilmiyormuş gibi davrandım. Fakat hükümetin bu davranışı, komitelerin ihtiraslarını hafifletmek şöyle dursun, tersine, artırdı. (Talat Paşa'nın Anıları)
Dağ başında bir avcı kulübesi
Yerler dizboyu kar
Ocakta ateş
Dışarda rüzgar
Hadi gel
Önce sevişmeliyiz uzun uzun
Yerdeki ayı postunun üzerine uzanmalıyız
Bütün vücudunu santimetrekarelere ayırıp
Birer birer öpmeliyim
Ve sonra sımsıkı sarılmalıyım sana
Böylece ölmeliyiz
Aradan yıllar geçip
Bizi buldukları zaman
Etlerimiz çürümüş olsa da
Kemiklerimiz ayrılmamalı birbirinden
Hadi gel
Nefes almak hüner değil
Seninle ölmek istiyorum (Aşk Şiirleri Antolojisi)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/hatiralar-alpay-kabacali-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)