# Hayatımdan Portreler - Sadettin Ökten Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Hayatımdan Portreler kimin eseri? Hayatımdan Portreler kitabının yazarı kimdir? Hayatımdan Portreler konusu ve anafikri nedir? Hayatımdan Portreler kitabı ne anlatıyor? Hayatımdan Portreler PDF indirme linki var mı?  Hayatımdan Portreler kitabının yazarı Sadettin Ökten kimdir? İşte Hayatımdan Portreler kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/hayatimdan-portreler-sadettin-okten-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-07-10T15:00:05+03:00
- Güncelleme: 2022-07-10T15:00:05+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/07/10/sadettin-okten-kimdir-sadettin-okten-kitaplari-ve-sozleri-265852.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Sadettin Ökten 
 Yayın Evi: İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları 
 İSBN: 9786059132541 
 Sayfa Sayısı: 163 
--reklam--
Hayatımdan Portreler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Şehirli olmak, o şehri inşa eden toplumların medeniyet tasavvurlarını anlamaktan ve bu medeniyetlerin izlerini takip etmekten geçer.Bu izleri görünür kılma çabasıyla ortaya koyduğumuz, ilk sayısında Bizans tarihçisi Prof. Dr. Semavi Eyice’yi misafir ettiğimiz İstanbul’a Dair serisinin bu ikinci kitabında, günümüzün önemli fikir adamlarından Prof. Dr. Sadettin Ökten’le gerçekleştirdiğimiz söyleşiler yer alıyor.

 Hayatımdan Portreler alt başlıklı kitapta, Sadettin Ökten’in kendi şahsiyetini inşa eden aile büyüklerinden ve hayatını şekillendiren hadiselerden bahsediliyor. İstanbullu bir ailenin ev hayatına, fertlerin birbirleriyle münasebetlerine, özel günlere has âdetlere, toplumun kültürel kodlarının yeni nesillere aktarılış biçimine şahitlik ettiğimiz hatıraların fonunu ise İstanbul oluşturuyor.

 Altmış yıl öncesinin Karagümrük, Beyazıt, Kanlıca, Heybeliada, Büyükdere gibi kadim İstanbul semtlerinde dolaştırarak dönemin şartlarını ve insanlarını idrak etme fırsatı veren bu eseri istifadenize sunarken, teklifimizi geri çevirmeyerek projemize dâhil olan Sadettin Ökten’e teşekkürlerimizi sunuyoruz.
--reklam--
Hayatımdan Portreler Alıntıları - Sözleri
İslâm yaşanan bir şey.
Ben hâlâ bulutlara bakarım. Ve bulutlara bakarak biçimlerinden bir küçük dünya kurarım içimde. Özellikle sonbaharda ve güneş gurûb ederken. Sonbaharı çok severim...
Zaten bu safiyeti yüzünden de Nureddin Topçu babamı çok sever, çok ihtiram ederdi. Tabiî ilmine, ama daha çok bu âhlakına, bu masumiyetine. Vefatından sonra da yazdığı odur Topçu'nun; "Kalbim annemden doğduğum kadar saftır diyen meşhur Fransız edibini kıskandıracak kadar saf bir kalbe sahipti." diyor babam için Nureddin Topçu merhum. Aynı şeyi Fahreddin Efendi de söylermiş; "Siz bakmayın benim böyle aksakallı, ak saçlı olduğuma. Kalbim hâlâ beş yaşındaki Fahri Baba'dır." dermiş. Onlar kalbe çok ehemmiyet veriyorlardı, yani kalbin safiyetine, masumiyetine.
Bir söz ki gücünü söyleyenin inancından alıyor.
Ve biz belki o basit şeylerle, kağıt, bez, pamuk gibi şeylerle kendimize ayrı bir dünya inşa ederdik. Şimdi bunun tam tersi yapılıyor. Biz dünyayı kurgulardık. Şimdi ise bütün çocuklar kurgulanmış bir dünyada esir ediliyor. Neredeyse tümüyle bitmiş bir hikaye seyrediyorlar.
Neyzen'i, Şâir Eşref'i, Hersekli Ârif Hikmet Bey'i, Vedat Enişte'nin okuduğu dörtlüklerden tanıdım. Ve tanımak başka, benimsedim. Çünkü öyle yerde öyle bir beyit okur ki, o meseleyi o dörtlük tam mânâsıyla çözer. Çözdüğü zaman da hayatın bütünüyle karşı karşıya kalırsınız o dörtlük, o kıt'a sayesinde. Safer (Dal) Efendi buyururlardı ki; ''Bir yerde bir hâdise olmuştur, bunun üzerine bir kıssa anlatılır, sen de dinlersin, yüz cilt kitap okusan, o hâdiseyi çözmen mümkün değil. O kıssa veya beyit onu çözer.''
Geçende yine söyleşi tarzında bir kitabım neşredildi. Orada "dini nasıl öğrendiniz?" diye bana sordular. Ben dedim ki "biz dini yaşayarak öğrendik." Bize dinî bilgi telkin edilmedi. Çünkü etrafımızdaki bütün insanlarda hayatın akışı dinî esaslar üzerineydi. Çok abartı da değildi, çok gevşek de değildi. Böyle akıyordu hayat; yumuşak, tabiî, mûnis.
"Ve biz belki basit şeylerle, kağıt, bez, pamuk gibi şeylerle kendimize ayrı bir dünya inşâ ederdik. Şimdi bunun tam tersi yapılıyor. Biz dünyayı kurgulardık. Şimdi ise bütün çocuklar kurgulanmış bir dünyada esir ediliyor. Nerdeyse tümü ile bitmiş bir hikâye seyrediyorlar."
Şunu anlıyorsunuz; insanlara çok fazla bir şey söylemeye gerek yok. Bir cümle söyleyin, bir kelime söyleyin, adam anlıyor zaten ne demek istediğinizi. Yapma, etme demeye gerek yok. Yapacaksa yapar ama ikaz kulağında kalır. Biliyor o zaten yaptığı işin ne olduğunu ama sen tavrını belli et, izi kalsın.
(...) Her yerde bozulmak vardır. Onun hiç üzerinde durmayın! Bu âlem kevn ü fesad âlemi.. Yapılır, bozulur, böyle gider. Biz yaşarken hangi safhaya rast geldik bunu bilemeyiz, bilsek de değiştiremeyiz. Ömür kısa, güzelliklerden istifade etmeye bakalım düşüncesindeyim.
"Kenarın dilberi nâzik olsa da nâzenîn olamaz."
Mesela Tanpınar'ın hayatını düşünelim aha Franke vari Bohem bir hayat onun eksiği sıkıntısı gerilimi Hiç Bitmez bitirilmez Bu hamileliğin icabı bu onun borç harcı Bekarlığın dan dolayıdır Eğer evlenseydim mazbut bir işi olsaydı Sefil ve fiil olmazdı Bir de Yahya Kemal'den bir şey duymuş Medeni İnsan işini başkasına gördüren insandır mutlaka temizlikçisi var evinde parası yokken bile evine kadın tutuyor Borç harç Halbuki al aklı başında bir kadın birbirinize Hizmet edin olmaz o zaman bu hem Olmazsın sanatkâr Olmazsın batılı manada batılı sanatkar bunalımlı olur daima sanatı da oradan Zuhur edecek Franklin'in hayatı başka bir şey o hayatı biz tümüyle yaşayamayız ne kadar iddia etsek dahi yaşayamayız O hayatın yüzyıllar öncesine giden bir arka planı var o hayat O arka planın ürünü bizim tarihi tecrübemiz farklı buna dayanan güncel hayatımızda Şüphesiz ki sanatkarı mızda farklı olur sanat tümüyle batılıların yanında değil ya
"Avluya hasırlar serilmiş, sular akıyor ve sessiz bir İstanbul, Şişli meydanı, ses sedâ yok. Ve bir terâvih... İşte nevâ ile başlıyor, hicaz oluyor, rast oluyor, acem oluyor, eviç oluyor. Hâfız efendi akıyor, okurken ne uzatıyor ne kasıyor. 1954-55 yılları o terâvihlerin lezzeti, sizi âdeta hall ü hamur ediyor. Ve Kur'ân hiç külfetsiz kırâat olunuyor, akıyor, billur bir çeşmeden su akar gibi. Bunları hiç dinlememiş bir adamın işi şimdi çok zor. Yâni Allah affetsin hâlimizi."
--reklam--
Hayatımdan Portreler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Öncelikle kitabın üslûbunun fevkalâde samimi olduğunu söylemeyelim, zirâ bittiğinde Sadettin Hoca ile günlerdir berabermişim, dizinin dibinde dinlemişim hatırâtı da, sonra ayrılmışız gibi hissettim. Yakınlarının hayatı üzerinden kendi mâcerasını, eski İstanbul'u, eski Türkiye'yi, örfümüzü, an'anemizi ve hasletlerimizi anlattığı kitaptan öğreneceği çok şey var bugünün gençlerinin. Bu nedenle en büyük talep kitlesi gençlerden olmalı. Bununla birlikte bir medeniyetin -son demleri de olsa- insanlara nice güzellikler kazandırdığını bu kitapta yoğun bir şekilde hissediyorsunuz. Geçmişi hasretle anan insanlarımız için iyi bir şans niteliğinde bu hatıraların kayda geçmesi. Yani ilgilisi vakit kaybetmeden edinmeli ve çıkarılacak derslerden kendini mahrum etmemeli.. (cnmuhammedkc) 
Saadettin Ökten'i bir kültür söyleşisinde tanımıştım bu kitabida o vesile ile aldım. Kitapta kendi hayatindan ve eski istanbuldan cokca söz ediyor. Bizzat eski tekkeler ve seyhlerle ilgili olan anektodlar cok hosuma gitti. Biyografi sevenlere tavsiyemdir. (Şeyda) 
--reklam--
Hayatımdan Portreler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Sadettin Ökten - Hayatımdan Portreler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hayatımdan Portreler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Sadettin Ökten Kimdir?
Sadettin Ökten 1 Eylül 1942’de Beyazıt’ta dünyaya gelmiştir. 1949 senesinde Koska’daki Koca Ragıp Paşa İlkokulu’na okumayı bildiği için ikinci sınıftan başlayan Ökten’in ikinci okulu ise, başlangıçta Arapça, daha sonrasında Kabataş, Darüşşafaka ve Vefa Liselerinin unutulmaz edebiyat hocası ve İmam Hatip okullarının kurucusu Mahmud Celaleddin Ökten’in yani babasının dost sohbetleridir. 1953 senesinde Vefa Lisesi’ne kaydolan Ökten, lise tahsilini tamamladıktan sonra İstanbul Teknik Üniversitesi’ni kazanır. Yüksek inşaat mühendisi olmasına rağmen şehir ve medeniyet, özellikle de İslâm medeniyeti konularındaki entelektüel birikimiyle tanınan Prof. Dr. Sadettin Ökten Mimar Sinan Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesidir.
--reklam--
Sadettin Ökten Kitapları - Eserleri
Fincanımda Cola Var
İçimde Avm Var!
Örselenmiş Osmanlı'dan Medeniyet Umuduna
Gelenek Sanat ve Medeniyet
Aslında Bir Sanat Var
Hayatımdan Portreler
Yahya Kemal'den Bugüne İstanbul
Yahya Kemal'in Rüzgarıyla Düşünceler ve Duyuşlar
Yahya Kemal'in İstanbul'u ve Devamı
--reklam--
Sadettin Ökten Alıntıları - Sözleri
Tevfik Fikret Batıya hiç gitmemişti ama Batıyı biliyordu. Ziya Paşa gitmişti ama hiçbir şey görmemişti. (Örselenmiş Osmanlı'dan Medeniyet Umuduna)
Ruhumuz, aklî dünyanın dar ve sıkışmış sınırları içerisine hapsedilemez; kendine sığınacak bir liman arar. İşte sanat, fark etsek de etmesek de o limanlardan biridir. (Aslında Bir Sanat Var)
Gayb aleminden bi-behre olan kimseler, aşk şiirinden bir şey anlamazlar ancak bu şiirin kendilerinin erişemediği bir iklimin ürperiş ve esintilerini getirdiğinin de farkındadırlar. (Gelenek Sanat ve Medeniyet)
“Şehirde yaşayan, para kazanan insana şehirli demiyoruz.” (İçimde Avm Var!)
Ben hâlâ bulutlara bakarım. Ve bulutlara bakarak biçimlerinden bir küçük dünya kurarım içimde. Özellikle sonbaharda ve güneş gurûb ederken. Sonbaharı çok severim... (Hayatımdan Portreler)
Gözün ve ruhun istirahati belki bedenin istirahatinden daha önemliydi.. (Yahya Kemal'in İstanbul'u ve Devamı)
Geçende yine söyleşi tarzında bir kitabım neşredildi. Orada "dini nasıl öğrendiniz?" diye bana sordular. Ben dedim ki "biz dini yaşayarak öğrendik." Bize dinî bilgi telkin edilmedi. Çünkü etrafımızdaki bütün insanlarda hayatın akışı dinî esaslar üzerineydi. Çok abartı da değildi, çok gevşek de değildi. Böyle akıyordu hayat; yumuşak, tabiî, mûnis. (Hayatımdan Portreler)
Albert Sorel, Sırp gençlerine, kendilerine bugün lazım olan kimliğin mazinin derinliklerinde saklı olduğunu, milli sanatlarında, tarihlerinde ve inançlarında mündemiç bulunduğunu söyler. Bugüne ait olan ve yaşanan zamana bir şeyler söyleyebilen bir kimlik inşa edebilmek için mazinin derinliklerine uzun, meşakkatli ve sabırlı bir yolculuk yapılması gerektiğini ve buralardan süzülerek elde edilen değerlerin halihazırda bir kimlik inşa edebilmek için sağlam ve ciddi bir temel teşkil edeceğini uzun uzun tafsil eder. (Gelenek Sanat ve Medeniyet)
(...) Her yerde bozulmak vardır. Onun hiç üzerinde durmayın! Bu âlem kevn ü fesad âlemi.. Yapılır, bozulur, böyle gider. Biz yaşarken hangi safhaya rast geldik bunu bilemeyiz, bilsek de değiştiremeyiz. Ömür kısa, güzelliklerden istifade etmeye bakalım düşüncesindeyim. (Hayatımdan Portreler)
En büyük fakih , insanın kalbidir (Fincanımda Cola Var)
İstanbul’daki uğultu, çağdaş olduğunu zanneden ama çağın teknik ve toplumsal yaşama için vazettiği uyulması mecburi kurallarına uymakta zorlanan bir kitlenin ortaya koyduğu bir gerçekliktir...
Hassas bir kulak ve derunî dünyayı araştıran bir gönül için bu uğultunun bir işkenceden farkı olamaz.Lakin modern hayat,konfor ve teknoloji namına sunduğu nimetlerin bedelini ruhumuza ve gönlümüze ödetiyor. (Yahya Kemal'den Bugüne İstanbul)
Bir medeniyet tasavvurunun sahibi iseniz hayatın bütün alanlarında söz söyleyeceksiniz.Ve söylediğiniz her sözün davranışa yansıması gerek. (Fincanımda Cola Var)
Doldur ey sâki bu cem bezminde bir gün mey biter
Boş kalır fani kadehler tel susar hey hey biter
Dem geçer devran döner hicran biter her şey biter
Boş kalır fânî kadehler tel susar hey hey biter (Aslında Bir Sanat Var)
Ve biz belki o basit şeylerle, kağıt, bez, pamuk gibi şeylerle kendimize ayrı bir dünya inşa ederdik. Şimdi bunun tam tersi yapılıyor. Biz dünyayı kurgulardık. Şimdi ise bütün çocuklar kurgulanmış bir dünyada esir ediliyor. Neredeyse tümüyle bitmiş bir hikaye seyrediyorlar. (Hayatımdan Portreler)
Bilim size niçin sorusunun cevabını vermez.O cevabı felsefeyle araştırırsınız yahut tasavvufla, dinle ulaşırsınız ona.Bilim ise size nasıl sorusunun cevabını verir.Dolayısıyla hayatınızda bilime biçeceğiniz paye, ona vereceğiniz rol, sizin hayata nasıl baktığınızla, yani bakış açınızla çok ilgilidir. (Örselenmiş Osmanlı'dan Medeniyet Umuduna)
"Bazıları bireyin duygusal birikiminin fiziksel bir ifadeye kavuşmaksızın bir ötekinin iç âlemine yansıyabileceğini söylüyor. Dilimizde ise bu olguyu ifade eden "Kalpten kalbe yol vardır. " özdeyişi vardır." (Aslında Bir Sanat Var)
Ey garib bülbül diyarın kandedir
Bir haber ver gülizârın kandedir
Sen bu ilde kimseye yâr olmadın
Bir haber ver gülizârın kandedir

Gökte uçarken seni indirdiler
Çâr ânâsır bendlerine urdular
Nûr iken adın Niyâzî koydular
Şol ezelki itibârın kandedir

 Niyâzî-i Mısrî (Aslında Bir Sanat Var)
Rahat yaşıyorum ve güvendeyim (İçimde Avm Var!)
İnsanın her hareketi bir seçime ve bir tercihe tâbidir.Yani her hareket aklî bir bilinç eseride olabilir, duygusal bir tercih eseri de ... (İçimde Avm Var!)
"Çünkü insanın bir kutsala ihtiyacı var." (İçimde Avm Var!)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/hayatimdan-portreler-sadettin-okten-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)