# Homeros - Azra Erhat Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Homeros kimin eseri? Homeros kitabının yazarı kimdir? Homeros konusu ve anafikri nedir? Homeros kitabı ne anlatıyor? Homeros PDF indirme linki var mı?  Homeros kitabının yazarı Azra Erhat kimdir? İşte Homeros kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/homeros-azra-erhat-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-06-10T09:00:16+03:00
- Güncelleme: 2022-06-10T09:00:16+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/06/10/azra-erhat-kimdir-azra-erhat-kitaplari-ve-sozleri-242999.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Azra Erhat 
 Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları 
 İSBN: 9789754581775 
 Sayfa Sayısı: 184 
--reklam--
Homeros Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Sanatçılar için bitmez tükenmez esin kaynağı olan İlyada ve Odysseia, Homeros destanlarının en ünlüleridir. MÖ 8. yüzyıla ait olan İlyada ve ondan bir süre daha geç olduğu bilinen Odysseia, çağlarının siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel hayatı hakkında önemli bilgileri içerir. Her iki destan da çeşitli halkları derinden etkilemiş, MÖ 5. yüzyıldan başlayarak okullarda ders kitabı olarak okutulmuştur.

Azra Erhat'ın hazırladığı bu kitapta Anadolu'muzda yetişmiş büyük sanatçı Homeros'u, yaşadığı ve anlattığı bölgeleri yakından tanıyacak, yukarıda sözünü ettiğimiz iki büyük destanı İlyada ve Odysseia'yı baştan sona özetle okuyacaksınız.

Kitabın sonunda Azra Erhat'ın Yaşar Kemal'le Homeros üzerine bir söyleşisi de yer alıyor.
--reklam--
Homeros Alıntıları - Sözleri
Yaşar Kemal: Taşa minnet, ağaca minnet, buluta minnet, çiçeğin açmasına, insanın tadına hayatın bütün pislikler, kötülükler içinde, isyan etmeden o pisliğe, savaş içinde bile insanın güzelliğine minnet. Toptan hayatta minnettarlıktır epik, müthiş bir umuttur. Bizim çağımız epik gelenekten kopmasaydı böyle karamsarlığa düşer miydik? Nedir o umutsuzluk karamsarlık; bu ahmakları dinlersek, toptan intihar etmemiz lazım. İnsanoğlu umutsuzluğa düşmüyor ki, insanlığın hayatı büyük bir sel içinde akıyor ve sel işte epikte yansıyor...
"Ölçüsü kaçtı mı, en güzel şeyler bile bıktırır insanı."
Tarih sana ezberlenecek ölü bilgiler gibi görünüyor. Sayılar ezberlemekten, padişah adlarını bellemekten, bir sürü savaş adı sıralamaktan başka bir işe yaramıyor sana okullarda öğretilen tarih. Oysa tarih bu değil ki. Tarihtekiler, bir zamanlar bizim gibi yaşamı yaşamış kişiler; ister kral, padişah, savaşçı kahraman ya da er kişi olsun, bizim gibi insanlar hepsi; kılığı kıyafeti, dili sözü sazı bizden ayrı da olsa bizden pek ayrı değil. Ama işte onun yaşantısını kavrayabilmemiz için bir çaba göstermemiz gerek, bir gözle görme, bir imgelemde yaşatma çabası. Onu yaptın mı, canlanıverir tarih, çok da meraklı bir konu olur, çünkü sen bugünkü dar çerçeven içinde değil, yüzyılların akıntısı içinde çok renkli, cıvıl cıvıl bir yaşantı yaşamış olursun.
Odysseia, İlyada’ya hiç benzemez, bir destan değil, bir macera romanıdır. Devli, cinli perili uzun bir masal da diyebiliriz ona…
YAŞAR KEMAL: Taşa minnet, ağaca minnet, buluta minnet, çiçeğin açmasına, insanın tadına, hatta bütün pislikler, kötülükler içinde, isyan etmeden o pisliğe, savaş içinde bile insanın güzelliğine minnet. Toptan hayata minnettarlıktır epik, müthiş bir umuttur. Bizim çağımız epik, gelenekten kopmasaydı böyle karamsarlığa düşer miydi? Nedir o umutsuzluk, o karamsarlık; o ahmakları dinlersek, toptan intihar etmemiz lazım. İnsanoğlu umutsuzluğa düşmüyor ki, insanlığın hayatı büyük bir sel içinde akıyor ve o sel işte epikte yansıyor...
Yaşamadan sevebilir miyiz bir yapıtı, sevmeden de anlayabilir miyiz?
Hızlı Akhilleus kovalıyordu Hektor’u durmadan.
Dağlarda bir köpek nasıl izlerse geyik yavrusunu,
onu ininden kaldırmış, kovalar dere tepe,
geyik yavrusu sığınıp saklanır çalıların altına,
izini koklaya koklaya koşar köpek de habire,
buluncaya dek direnir, bırakmaz peşini,
İşte Hektor da tıpkı onun gibi
…
Her Türk genci yurdunun çeşitli yörelerini bilmeli, gerekirse onları yabancılara tanıtacak kadar bilgi edinmelidir.
Bilmeyiz, bir bildiğimiz varsa, ister genç olsun, ister yaşlı olsun, Helene’yi gören her erkeğin ona vurulduğudur. İnsanlara birçok sıfatlar takan ozanımız Homeros bile Helene için yalnız şöyle der:

Yüzüne bakan ölümsüz tanrıçalara benzetir onu.
Yaşar Kemal: Kürtler arasında, bir de dengbejler vardı, destan söyleyicileri, ben dengbejlerle karşılaştım... Dengbejler Memo Alan'ı okudukları zaman "bu Abdalı Zeyniki'nin Memo Alan'ıdır" diyorlardı. Demek ki Abdalı Zeyniki hem kendi şiirini söyleyen, hem eski epopeleri (epik söyleyiş) tekrarlayan büyük bir şairdir.
Yaşamasan sevebilir miyiz bir yapıtı ,sevmeden de anlayabilir miyiz?
Definecilik almış yürümüş, durdurulmak şöyle dursun, her zamankinden daha yaygın. Bu duruma kızmadan, öfkelenmeden, yabancıları kınamadan biraz düşünmek gerek...
“Akhilleus savaştan uzak durdukça Akhalar zaferi kazanamasınlar.” Zeus söz verir. Destan açılır:
Düş gören bir adam kaçan birini nasıl kovalayamazsa,
kaçan nasıl kaçamaz, kovalayan da yakalayamazsa,
Akhilleus, Hektor’a öyle yetişemiyordu,
Hektor’da kaçıp kurtulamıyordu Akhilleus’tan.
… Önünde bir ova yayılır demiştim ya, işte bu ova Akhaların kamp kurduğu, on yıl Troya’yı abluka etmek, kuşatmak için çadırlar, barakalarla donattıkları iki ırmak arası düzlüktür.
--reklam--
Homeros İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Azra Erhat, Türk deneme ve inceleme yazarı, Eski Yunan ve Roma dilleri uzmanı, filolog, arkeolog, çevirmen ve düşünce insanıdır. Özellikle Eski Yunan klasiklerinden yaptığı çevirilerle tanınmıştır. A. Kadir ile birlikte gerçekleştirdiği İlyada ve Odissea çevirileri referans kabul edilmektedir. Batı uygarlığının kökenini Anadolu’ya dayandıran ve Anadolu kültürlerini bir bütün olarak gören Halikarnas Balıkçısı ile aynı görüşleri paylaşmıştır.

Azra Erhat'ın kalemiyle tanışayım dedim ve 'Homeros Gül ile Söyleşi' eserini okudum. Bence Homeros'un meşhur destanını okumaya çekinen pek çok gencimize bir başlangıç olabilir bu eser. Son kısımdaki Yaşar Kemal ile söyleşi ise ayrı bir lezzet barındırıyor. Kemal'in Homeros için "doğayı bütün ayrıntılarıyla veriyor' demesi çok yerinde bir nitelemedir.
'İlyada ve Odissea' epopesini okumuş olsanız bile -ki bir kez okunacak eser değildir- Homeros'un kendisine dair de ayrıntılar bulabileceğimiz bu yapıtı okumanızı tavsiye ederim. (Melek Ceylan) 
"Epik, hayata, toptan hayata bir minnettarlık çığlığıdır...": "Bir yapıtı büyükler okur, çocuklar okumaz, okuyamaz diye bir yanılgıya kapılmam ben. Çocukların, gençlerin okuyup anlayamayacağı bir koca yapıt yoktur inancındayım. Genç kafalara ışık daha bir parıltı ile vurur, aydınlık daha arı bir ortam içinde yayılır, gelişir."

Flaubert çizgisinde olup, Stendhalciler üzerine yazmak Azra Erhat ile ortak noktalarımızdan bir tanesi. Homeros'la kafayı bozmuş oluşumuz bir diğeri... Erhat bu ülkenin en eski ozanını bize anlaşılır kılabilmek için ömrünü harcamış insanların başında gelir ve bunu yalnız göz hizasındakiler için değil, gelecek için yapmıştır. Gelecek, Gülleylâdır. Daha önce onlardan bahsetmiştim: gonderi/92252459 . kitap/en-hakiki-mursit--198009 Azra Erhat'ın benliğini, değerlerini ve savunmasını anlattığı, daha hüzünlü bir bağlamda geçerken, kitap/homeros--183067 da Gül'ün sesini, özgüveni sağlam, akıllıca sorularını da duyabildiğimiz, daha edebi bir ortam söz konusu. Erhat'ın çizgisi, her iki eserde de değişmiyor, ama adı üstünde burada mevzu fazlasıyla Homeros.

Hellespontos ile başlıyoruz, konu boğazlar, hiç bitmeyen ve bitmeyecek kavganın merkezi. Troya Savaşı, İstanbul'un Fethi, Çanakkale Zaferi; Hector, Fatih Sultan Mehmet, Mustafa Kemal Atatürk. Tarihin tekerrürünü geçmişten günümüze önce mitolojiyle, Fatih'i Monteigne'nin tartışmalı satırlarıyla, Ata'yı Alan Moorehead'dan alıntılarıyla anlatıyor. Kitaplardan okumak yeter mi hiç? Sahada olmalı, saha insanı Erhat, Troya'yı, İda'yı gidip, görüp hissederek anlatıyor. Burada bir tesadüf, Erhat'a rehberlik eden isim Güngör Dilmen'in sevgili babası, deneyimleriyle Erhat için bir şans oluyor. Açıkçası giriş ve gelişme için söyleyebileceğim klasik Azra Erhat tarzı olduğu. Önce dünya görüşünü, sonra Homeros'un coğrafyasını mitolojiyle destekleyerek ifade ediyor. Troya kalıntılarını Schliman'a hem kızıp hem teşekkür ederek anlatıyor ve asıl konu; İlyada ve Odysseia. kitap/homeros--183067 'u bir özet olarak düşünebilirsiniz. İlyada ve Odysseia'nın önemli bölümlerinin yazarca neşredilmesi ve bu bakımdan okura yararlı olacağını düşünüyorum. Homeros okumalarında kitap/mitoloji-sozlugu--54278 iki destan için de büyük bir klavuzdur peki kitap/homeros--183067 'un farkı nedir?..

Fark Yaşar Kemal söyleyişisi. Bu kitabın amacı nedir diye düşündüğümde Erhat'ın en çok mücadelesini verdiği Anadolu - Homeros bağıntısıdır. Homeros Anadolu'ludur. İlyada tamamıyla bu toprakların ruhunu yansıtır. İlyada'nın 24. Kitabındaki belki de destanın en önemli bölümü Akhilleus'un Hector'un naaşını Priamos'a teslim edişiyle başlayan ağıtlar bu topraklara aittir ve Batı'da bunun bir örneği yoktur. Yalnız bu örnek değil, sözlü edebiyatın Homeros ve devamında hatta bu gün bile devam ettiği yer ülkemizdir, peki Yaşar Kemal bunun neresinde?

Yaşar Kemal'in ilk kez istanbul'a geldiğinde karşısına çıkan Azra Erhat'tan başkası değildir. Erhat daha önce okuduğum ve sanırım üç kitabında da kendisine yer verir. Çünkü onun için en önemli Homerosoğlu Yaşar Kemal'dir. Yaşar Kemal ise tatlı tatlı takılır Erhat'a senin ihtiyar Homeros'u geçeceğim ben göreceksin der, nitekim geçmiştir de. Yaşar Kemal'in evinde geçer söyleyişi, Erhat'ın soruları amacına yöneliktir önce Homeros'un kimliği sonra epik gelenek ve ruhunu Yaşar Kemal'den dinlemek ister. Yaşar Kemal bu, o yetiştiği coğrafyayı, Anadolu aşıklarından geldiğini bilir de Homeros'u görmezden gelir mi? O da okumuş, özümsemiş ve sevmiştir Homeros'u. Ve ikisinin bağını dile getirir; Halk ve Doğa ile Stendhal 'e getirir sözü, her eserini yazmadan önce okuduğu, kendisini değil, halkı anlatan yazara. İşte Flaubert değildir bu yüzden...

kitap/homeros--183067 'u okurken Yaşar Kemal ve Homeros bağına, Anadolu'un iki önemli epik gelenek üstadına daha çok yoğunlaştım. Aslında bu söyleyişiye daha önce de kitap/sevgi-yonetimi--18298 'nde rastlamıştım. Azra Erhat'ın eserleriyle ilgili rahatsızlık duyduğum bir konu bu aslında. Kitaplarında tekrarlar söz konusu. Genelde yazılarını toparlayıp kitaplaştırmış ancak özenli bir editörün bu kitapları düzenlemesi nasıl olur diye düşünüyorum. Ya da bu fikrim onu kızdırır mıydı acaba?

Sonuç olarak kitap/homeros--183067 bir destek kitabı. Eğer sözkonusu destanlarla uğraşıyorsanız ve okumakta zorlanıyor veya hatırlamak istiyorsanız ya da benim gibi özlüyorsanız okumalısınız. "Bir şeye basit bir şekilde bakmak dünyadaki en zor şeylerden biridir. Zihinlerimiz çok karmaşık olduğundan, basitlik denen özelliği yitirmişiz." diyor Jiddu Krishnamurti. Bir çocuğa anlatma seviyesi Erhat'ın Homeros'tan korkmamız, onu anlamanın her yaş için uygun olduğunu gösterme amacı. Ve geleceğin gözlerine bakabilme yetisi. Umarım genç kafalar daha fazla Homeros'la tanışır ve onu özümsemeyi başarır.

Homeros ve Yaşar Kemal'in Umudu'yla... (Psyche) 
İlyada destanını özetleyen bir eser diyebiliriz. Sonunda Yaşar Kemal ve Azra Erhat röportajı olması harika. Truva ve Çanakkale arasındaki ince bağlantı... Mustafa Kemal’in Truva Savaşı hakkındaki düşünceleri ve Azra Erhat’ın bütün bunları yeğenine naif anlatışını okumanızı tavsiye ederim. (duygusalgofret) 
--reklam--
Homeros PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Azra Erhat - Homeros kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Homeros PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Azra Erhat Kimdir?
Azra Erhat (4 Haziran 1915; Şişli, İstanbul - 6 Eylül 1982, İstanbul), Türk deneme ve inceleme yazarı, Eski Yunan ve Roma dilleri uzmanı, filolog,arkeolog, çevirmen ve düşünce kadını. Özellikle Eski Yunan klasiklerinden yaptığı çevirilerle tanınmıştır. A. Kadir ile birlikte gerçekleştirdiği İlyada ve Odissea çevirileri referans kabul edilir.

Yaşamı

4 Haziran 1915’te İstanbul-Şişli’de doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Belçika’da yaptı. 1939’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni bitirerek Klasik Filoloji Bölümünde asistan olarak göreve başladı. 1946’da doçent oldu. 1948’de aynı fakültedeki öğretim üyeleri Pertev Naili Boratav, Behice Boran, Adnan Cemgil, Niyazi Berkes’le birlikte üniversiteden uzaklaştırıldı. 1949-1950 arasında Yeni İstanbul ve Vatan gazetelerinde çalışti.Uluslararası Çalışma Örgütünde (ILO) kütüphanecilik yaptı.

İlk çevirileri Tercüme dergisinde çıktı. Sofokles, Aristofanes gibi yazarların eserlerini Türkçeye kazandırdı. Yeni Ufuklar dergisinin yazarlarından biri olan Erhat, bu dergi çevresinde gelişen hümanist anlayışın öncüleri arasında yer aldı. Batı uygarlığının kökenini ve Anadolu’ya dayandıran ve Anadolu kültürlerini bir bütün olarak gören Halikarnas Balıkçısı ile aynı görüşleri paylaştı ve aralarında derin bir yakınlık doğdu. Yine çok yakınındaki Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte çevirdiği Hesiodos’un Theogonia ve "İşler ve Günler" adlı yapıtlarıyla Hesiodos üzerine araştırmaları, 1977’de "Hesiodos, Eserleri ve Kaynakları" adıyla basıldı. Bu üç isim bir arada "Mavi Yolculuk" terimini Türk ve dünya literatürüne kazandırdılar.

Azra Erhat, kansere yakalandı. Londra'da tedavi gördü, ama sonuçsuz kaldı. 6 Eylül 1982'de 67 yaşındayken İstanbul’da vefat etti. İstanbul-Üsküdar Bülbüldere Mezarlığına defnedildi.

Atatürk'ü İlyada kahramanlarindan Hektor'a benzetmesinin bir dönem sebep olduğu tartışmalarla da gündeme gelmiştir.

Şadan Gökovalı'nın manevi annesidir.

Eserleri

 Mavi Anadolu (1960) (Gezi Yazısı)
 Mavi Yolculuk (1962) (Gezi Yazısı)
 İşte İnsan-Ecce Homo (1969) (Deneme)
 Mitoloji Sözlüğü (1972) (Mitoloji)
 Mektuplarla Halikarnas Balıkçısı (1976) (Mektup)
 Sevgi Yönetimi (1978) (Deneme)
 Karya'dan Pamfilya'ya Mavi Yolculuk (1979)
 Troya Masalları (1981) (Çocuk Masalı)
 Osmanlı Münevverinden Türk Aydınına (Eleştiri)
 Gülleylâ'ya Anılar (Anı)
 Düşün Yazıları, Halikarnas Balıkçısı (Halikarnas Balıkçısı adına yayıma hazırlayan)

Çevirileri

 İlyada (1967) A. Kadir ile birlikte
 Odysseia (1970) A. Kadir ile birlikte
 Hesiodos, Eserleri ve Kaynakları (1977)- Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte
 Eşekarıları, Kadınlar Savaşı ve Diğer Oyunlar, Aristophanes - Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte
 Lysistrata Kadınların Savaşı, Aristophanes - Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte
 Gargantua,François Rabelais - Sabahattin Eyüboğlu, Vedat Günyol ile birlikte
 Tepegözlerin Mağarasında, Homeros - A. Kadir ile birlikte
 Gül ile söyleşi, Homeros
 Yedi Deniz, Piri Reis - A. Kadir ile birlikte
 Şölen - Dostluk, Platon - Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte
 Zincire Vurulmuş Prometheus, Aiskhylos - Sabahattin Eyüboğlu ile birlikte
 Savaş Uçuşu, Antoine De Saint Exupery
 Küçük Prens, Antoine De Saint Exupery (1968)
 Dişi Kedi, Colette
 Cicim, Colette

Ödülleri

A. Kadir ile birlikte İlyada destanından yaptığı çevirinin birinci cildi 1959’da Habib Törehan Bilim Ödülü’nü, üçüncü cildi 1961’de Türk Dil Kurumu Çeviri Ödülü’nü aldı.
--reklam--
Azra Erhat Kitapları - Eserleri
Mitoloji Sözlüğü
Mavi Yolculuk
Mavi Anadolu
Troya Masalı
Homeros
İşte İnsan
Hesiodos Eseri ve Kaynakları
En Hakiki Mürşit
Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı
Sevgi Yönetimi
Osmanlı Münevverinden Türk Aydınına
--reklam--
Azra Erhat Alıntıları - Sözleri
Hızlı Akhilleus kovalıyordu Hektor’u durmadan.
Dağlarda bir köpek nasıl izlerse geyik yavrusunu,
onu ininden kaldırmış, kovalar dere tepe,
geyik yavrusu sığınıp saklanır çalıların altına,
izini koklaya koklaya koşar köpek de habire,
buluncaya dek direnir, bırakmaz peşini,
İşte Hektor da tıpkı onun gibi
… (Homeros)
Kimsesi yoktur Andromakhe'nin, ne anası, ne babası, ne kardeşleri. Akhilleus günün birinde Kilikya'yı basmış, Eetion'un canına kıymış, oğullarının yedisini de öldürmüş, aklını oynatan Kraliçeyi babasının evine yollamış, kenti konağı yerle bir etmiştir. Andromakhe başına gelen bu yıkımın nedenini sormaz, ama sonucunu olan ca varhğıyla yaşar: Anası yok, babası yok, kardeşleri ölmüş, yurdu kalmamıştır. Akrabalık bağlarının hepsi kop muşsa, bunlann, gönlünde yarattığı sevgiler de yok olma mıştır ya. Hepsi birden bir insana akmış, onda toplan mıştır. Bu insan Hektor'dur. (İşte İnsan)
Tanrılar insanlara görünmek için dağ tepelerini ya da yamaçlarını seçerler her nedense, belki gökten ya da Olympos'tan uçarak oralara konmak daha kolay olduğu, belki de bu ıssız yerlerde görünmek istedikleri kimseden başkasına rastlamıyacaklarını bildikleri için. Dağda bayırda kim gezer? Çobanlar. Görümlerin çokluk çobanların başına gelmesi raslantı değildir demek. Tanrı sofrasına Eris'in attığı altın elma ortalığın karışmasına yol açınca Zeus üç güzel tanrıçanın başına Hermes'i koyar ve onları İda dağının çobanı Paris'e gönderir güzeller güzelini seçmesi için. Ne yazık ki, bu ilginç serüveni Homeros bize anlatmaz, anlatsaydı, renkleri, biçimleriyle gözümüzün önünden bir daha silinmezdi bu tablo. (Hesiodos Eseri ve Kaynakları)
"Ölçüsü kaçtı mı, en güzel şeyler bile bıktırır insanı." (Homeros)
Gün olur alır başımı giderim,
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda.
Şu ada senin, bu ada benim,
Yelkovankuşlarının peşi sıra. (Mavi Yolculuk)
...kendi düşün geleneğimizle canlı alışverişi kurmadan, nerden geldiğimizi, nereye vardığımızı saptayamadığımız sürece bir felsefe düşünemeyiz, bir felsefe oluşturamayacağız biz. Bu savları ileri sürmek bana düşmez belki, yine de sezdiğimi dile getir mekten alamıyorum kendimi: biz hiç bir konuya bütün benğilimizle veremiyoruz kendimizi, aşık, tek yolun yolcusu olamıyoruz. Eklektik, seçici kişileriz, derin, dirençli, sürdürücü değiliz. Onun için de ne geleneklerimize sahip çıkabiliyoruz, ne de tam anlamıyla özgün ve yaratıcı olabiliyoruz. Bu yüzden iyi araştırıcı, gerçek denemeci deği liz. Çevirici, aktarıcı, seçici. .. olur mu böyle şey! Gözümüz sağlam yapıt kurmakta değil, günlük çıkarımızda. Ben böyle görüyorum, başka kanı da olan varsa, çıksın tartışalım, hodri meydan! (Sevgi Yönetimi)
Senin için şimdi tek kurtuluş kendini Kybele’ye büsbütün teslim etmektir. O ne yapacaksa yapacak seninle. Sabahattin duymasın, yüzüme tükürür, ama Sabahattin bilmez benim ne olduğumu, nasıl geliştiğimi, Sabahattin aşka pek inanmaz, dostluk der. Hayır, efendiler, siz kadın değilsiniz, siz bazı şeyleri bilemezsiniz, duyamazsınız. O halde, siz şimdilik susun bakalım. Haddinizi bilin ve yerinize oturun! Anadolu dilleri, kültleri veya kelime etimolojisine sıra gelince, gene sizi dinleriz, kulak kesiliriz, erkekçe kafanıza hayran oluruz, ama bu o değil, şimdi de bizim sözümüz geçer. (Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı)
..." Sevmekle adam akıllı alay edildi, sağa konuldu, sola konuldu, yukarıya aşağıya konuldu; fakat dünyada insana insanoğluna en sempatik gelen, insanoğlunu dünyada ne kadar sempati varsa topuyla birden sempatikleştiren şey yinede bu gönül sıcaklığı, ve kan ısısıdır. Astronomlar, milyarlarca ışık senesi uzaklardan, bütün güneş sistemini içine alabilecek kadar büyük dev yıldızlardan bahsederler, insanlara dehşet vermeye çalışırlar, Halbuki kainat bir insan kadar kompleksli değildir.".. (Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı)
"Aşırı Batılılaşmanın bizim ailemize neler kaybettirdiğini hesaplamaya çalışıyorum.
Biz Türkler uyma,benimseme yetisini fazla ileri götüren bir ulusuz gibime geliyor.
Başka toplumların daha üstün saydığımız uygarlığı karşısında kendi değerlerimizi unutur özbenliğimizi yitiririz. Benimsediğimiz ya da benimsemeye çalıştığımız yabancı çevrelerin içinde bir özenti yaşamı süreriz. Kendi kendimize yabancılaşırız.Giderek törelerimizi, dilimizi bile unuturuz..." (En Hakiki Mürşit)
Mutlu ölümsüzlere gereken saygıyı göster.
Arkadaşına kardeşim deme hiçbir zaman,
Dersen, kötü davranamazsın. artık ona karşı~
Ve güzel konuşayım derken yalan söyleme
Kardeş dediğin kötü söyler, -kötülük ederse,öcünü iki katlı almalısın ondan. (Hesiodos Eseri ve Kaynakları)
Tanrı Âdem'i topraktan yoğurup içine can üfledikten, Aden bahçesine yerleştirdikten ve hayat ağacını ona gösterip bu ağacın meyvasından yemeyi kendisine yasakladıktan sonra, ona yardımcı olarak bir yaratık meydana getirmek üzere, uyutur Âdem'i, kaburga kemiklerinden birini alır ve ondan bir kadın yapar. O kadar. Âdem kadını kendisine eş bilir, dolaşırken Aden bahçesinde yılan gelir, kadını kandırır, o da yasak ağacın meyvasından bir tane koparır yer. Bu sırada Âdem nerdedir, belli değil, o da duymuş mudur yılanın söylediklerini, duymamış mıdır bilinmez, ne ki Havva'nın uzattığı meyvayı o da yer. Sonra olan olur, Tanrı ikisini de kovar cennet bahçesinden. Bu arada savurduğu korkunç tehditler ilerde uygulanacak gerçeklerdir: toprak lânetli olmuştur, insan artık alnının teriyle ekmek yiyecektir, insan topraktır ve toprağa dönecektir. Hesiodos'un anlattığı mythos'ta cennetin adı geçmiyorsa da, Pandora’nın suçundan önce insanların yeryüzünde dertsiz kaygısız yaşadıkları ve toprağın kendiliğinden bereket saçtığı vurgulanıyor. (Hesiodos Eseri ve Kaynakları)
"Değerli kadın, erkek kadındır,erkeğe asalak olmayan, bağımsız ve özgür insan.
Işte o çeşit kadınlar azdır bu dünyada..." (En Hakiki Mürşit)
Fenere ne lüzum, a hemşerim? diyesim gelir Diojen'e ; insansan, kendini ara bul, kendini yaşadın mı, bulursun insanı. (İşte İnsan)
Dosta sarılmak, dost yanağı öpmek kadar tatlı ne vardır bu dünyada ? (Mavi Yolculuk)
Hektor, Mustafa Kemal, Troya, Conkbayırı... (Mavi Anadolu)
Yaşamadan sevebilir miyiz bir yapıtı, sevmeden de anlayabilir miyiz? (Homeros)
Deli eder insanı bu dünya
Bu gece, bu yıldızlar, bu koku... (Mavi Yolculuk)
Helene tam 37 isteyen arasından Menelaos'u seçmiş. Neden Menelaos'ta karar kıldığını pek bilmeyiz. Atreus'un oğlu, Agamemnon'un küçük kardeşi Menelaos çok mu güzeldi? Homeros sarışın olduğunu söyler, boylu poslu, yakışıklı, sözü sazı yerinde bir adam olarak gösterir onu. Ne var ki, tarihin ilk aldatılmış kocası olmak talihsizliğine uğrayan Menelaos'un güzelliği Helene'nin ona taktığı boynuzların altında adamakıllı gölgelenmiştir. Ama bu gölge daha çok bizim gözümüze çarpar. İlkçağda aldatılmış koca edebiyatı henüz başlamamıştı. Homeros, Menelaos'u şerefli bir yiğit olarak gösterir. Hem kaçırılan karısını, hem Helene ile birlikte çalınan mallarını geri almak için Menelaos canla başla savaşır. Paris'i kendi eliyle öldürüp öç almak başlıca emelidir. Ama ölçülü bir adamdır Menelaos, kendisi ve karısı yüzünden kopan bu kavgaya son, verecek barışçı çare ilere başvurmaktan geri kalmaz. Savaş kopmadan Troya'ya karısını geri almaya gelmiştir, koptuktan sonra da, Helene malları ile geri verilirse, savaştan vazgeçmeye razıdır. Yani karım beni aldattı, ille de öldüreceğim diye direnmez. (Mavi Anadolu)
"Eski Yunan kültürünün Anadolu'da daha gerçek, yüz yıllık Batı hayranlığının romantik ve sahte süslerinden arınmış olarak yaşayıp geliştiğine inanırım..." (En Hakiki Mürşit)
Boz bulanık bir düzlük ... alabildiğine boşluk ... hiçlik ... kaos. (İşte İnsan)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/homeros-azra-erhat-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)