# Hücrem - Yılmaz Güney Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Hücrem kimin eseri? Hücrem kitabının yazarı kimdir? Hücrem konusu ve anafikri nedir? Hücrem kitabı ne anlatıyor? Hücrem PDF indirme linki var mı?  Hücrem kitabının yazarı Yılmaz Güney kimdir? İşte Hücrem kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/hucrem-yilmaz-guney-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-24T08:00:08+03:00
- Güncelleme: 2022-04-24T08:00:08+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/24/yilmaz-guney-kimdir-yilmaz-guney-kitaplari-ve-sozleri-207080.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Yılmaz Güney 
 Yayın Evi: İthaki Yayınları 
 İSBN: 9786053756507 
 Sayfa Sayısı: 111 
--reklam--
Hücrem Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yılmaz Güney’in 1972-74 yıllarında Selimiye Cezaevi’ndeki deneyimlerinden yola çıkarak kaleme aldığı Selimiye Üçlemesi’nin ilk kitabı Hücrem, aynı zamanda onun sanat anlayışını gösteren bir manifesto niteliğinde.

“Amacım, gelişigüzel hikâyeler, romanlar yazmak değildir. Açıklanmasını zorunlu gördüğüm toplumsal, siyasal olayların yazılması, hayatın diğer alanlarında yaşayan ürünlerle kaynaştırılması, sınıf mücadelesinin yükselişine, yaygınlaşmasına, derinleşmesine katkıda bulunarak, toplumsal oluşum içinde devrimci düşünceye yeni boyutlar, etkinlikler kazandırarak yeni sentezlere vardırılmasıdır…”
--reklam--
Hücrem Alıntıları - Sözleri
Biz unutursak da
 sosyalistler unutmaz seni..!
Hüzün sağımda, keder solumda, ben ortadayım.
N'aparsın ki, yüreğin ikiye bölüktür, birleşmez bir türlü.
Her yeni dönem kendine özgü yeni sorunlar getirirdi.
Çünkü insan yaşadığı her andan bir şeyler taşır hayatında.
Sen dik dur..!
Biz unutursak da,
Sosyalistler unutmaz seni...
Doğru görüşler,yanlış görüşlerle çarpışarak gelişir.
Doğru söyleyeni 9 köyden kovarlar yaşasın 10.köy
Niye korkarlardı o kitaplardan, niye?
Sadece halkın içinden gelmek, birtakım yoksullukları yaşamak, yürekli, iyi niyetli olmak yetmiyordu dünyayı değiştirmeye.
Bir olguyu, bir süreci, bir sürecin bir parçasını anlayabilmek, anlatabilmek ve anlaşılırlığıni sağlayabilmek için, o sürecin bütün boyutlarını görmek, kendisinden önceki ve sonraki süreçlerle bağlarını, şu an taşıdığı özellikleri aceleye getirmeden bütün öğeleri ile yaşadığı daldan koparmadan incelemek, onun gelişme eğilimini yakalamak gerekiyordu. Yaşayanı kavrayabilmek için onu yaşatan tarihi ilişkileri üretimle bağlarını anlamak gerekiyordu. Hayatın yaşanması ya da toplumsal siyasal doğruların anlatılması yetmiyordu. O doğruları kavrayacak geliştirecek bilincinde yaratılması gerekiyordu.
Oysa hayat bizim istediğimiz gibi gelişmiyordu. Acımasızdı, bağışlamazdı ve numarası, bilinen bir sırası yoktu olayların. Zorluklar, gerçekten düşünmeden, kavga etmeden, acının gerçeğini yaşamadan aşılmıyordu.
İnsanın kendisiyle, kendi gerçeğiyle, gerçekliğiyle baş başa kalması, eksikliklerini, zaaflarını, sahtekarliklarini fark etmesi, başlarda büyük sarsıntılara yol açıyordu. Gerçeğin amansız ağırlığı altında eziliyordum. Sıtma nobetine benzer bir nöbet sarıyordu bedenimi. O anlar, en güçsüz, en dayanıksız anlarımdi. Kabuk değiştiren bir ' böcük' gibiydim. Düşündükçe, günler günleri doğurdukça, eski bilincimin çözüldüğünü, putların tek tek sarsıldığını, büyük gürültülerle yıkıldığını görüyordum. Yeni bir insanın, yeni bir bilincin doğuşunu müjdeleyen sancılardı bunlar.
--reklam--
Hücrem İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Çirkin Kral Yılmaz Güney, gerçek adıyla da Yılmaz Pütün. Kimine göre büyük bir sinema adamı, kimine göre iyi bir gözlemci, kimine göre komünist, kimine göre gerçek bir devrimci, kimine göre katil, kimine göre hapishane kaçkını, kimine göre vatan haini, kimine göre de büyük bir edebiyatçı iyi bir yazar. Benim için artık şu bir gerçektir ki, Yılmaz Güney, Türk devrim sinemasının öncü bir ismi iken bu kitabından sonra Türk edebiyatının artık güzel bir de yazarı olacaktır. 72 yılından itibaren Selimiye Cezaevi’ndeki geçirdiği süreç içinde deneyimlerinden kaleme aldığı Selimiye Üçlemesi’nin Hücrem kitabı hem içinde güzel cümleler barındıran etkili bir hikâye kitabı hem de kendi görüşünü, kendi deyimiyle sanat anlayışını anlattığı manifesto kitabı. Farklı bir kitaptı, ilk başlarda Yılmaz Güney düşüncelerini, mücadelesini, yetemediğini ama yetmeye çalışmalarını anlatırken, bu anlattıkları ile beraber birbirine çok güzel bağlayarak hücre günlerini de anlatıyor. Anlattığı hücreleri enlemesine, boylamasına ölçülerini anlatırken, ufak camının önünde yeni yetişmeye başlayan bir otu da anlatıyor, o ot parçasının bir mücadele göstererek büyümeye çalışmasını betimlerken maalesef o ot da büyür ise kendi camının, tek ışık kaynağını engelleyeceğini abartısız söylüyorum mükemmel cümlelerle betimliyor. Mücadele gösteren o ot büyümeli miydi acaba? Her girdiği hücrenin kendi hayatındaki kaçıncı hücresi olduğunu anlatırken, acaba ben bu hücrenin düşünen, sorgulayan kaçıncı hücresiyim diye de kendi kendine sorguluyor.

Hikâye kısımlarında biz okurlara Çirkin Kral mesaj veriyor, bir istekte bulunuyor. Herkesin kendini, bütün gizli ilişki ve yanlarıyla olumlu ve olumsuz yönleri ile düşünsün diye yazdığını belirtiyor. İki hikâyeyi de okurken, alabildiğince kendimizi düşünmemizi, en ince ayrıntılarımızı hatırlamaya çalışmamızı, kendimizle, geçmişte yaptıklarımızla hesaplaşmamızın ilk adımı olarak saymamızı istiyor. Üzülmekten, pişmanlıktan, ağlamaktan korkmamamızı istiyor. Bu durumlar için ilk adım olur mu olmaz mı bilmiyorum ama dediği durumlar için “bir adım” olacağı da kesin bir gerçektir. Kunduracı çırağı küçük Kadir’i okurken fazlasıyla kendinizden, çocukluğunuzdan bir şeyler bulacak ve düşüneceksiniz. Yer yer üzülecek belki de yer yer sinirleneceksiniz, tek bir şey olmayacak, o da güzel bir edebiyat hikâyesi okumanın haricinde keyif hissetmeyeceksiniz.

Bu güzel kitaptan sonra Yol, Duvar, Sürü, Umut, Ağıt ve Arkadaş filmleri de keyifle izlenir. (mithrandir21 / Uğur) 
Yılmaz Güney – Hücrem: Kitap üç bölümden oluşuyor.

1.bölümde sosyalist bir bakış açısıyla sanatsal anlayışı, 2.bölümde “Çocukluk Günleri” ve 3.bölümde “Çırak” adıyla çocukluğundan kalan izleri yansıttığı öyküler anlatılıyor.

Kitap son derece akıcı ve sıcak bir üslupla kaleme alınmış.

İlk bölümü tanımlarken şu sözleri söylüyor: “Görüleceği üzere bu yazı, ne başlı başına bir anılar dizisidir ne de tam anlamıyla toplumsal, siyasal görüşlerimi kapsar. Adı nedir dense, adını belirleyecek açık bir biçime sahip olduğunu da söyleyemem. İlk adımdır benim için. Bir sanatçı olarak, geniş kitlelerle kurulması gerektiğine inandığım yeni bağın doğurgan ilk adımıdır.” sayfa:9

Amacını da şu sözlerle ifade ediyor: “Amacım gelişigüzel hikâyeler, romanlar yazmak değildir. Açıklanmasını zorunlu gördüğüm toplumsal, siyasal olayların yazılması, hayatın diğer alanlarında yaşayan ürünlerle kaynaştırılması, sınıf mücadelesinin yükselişine, yaygınlaşmasına, derinleşmesine katkıda bulunarak, toplumsa oluşum içinde devrimci düşünceye yeni boyutlar, etkinlikler kazandırarak yeni sentezlere vardırılmasıdır.” Sayfa:9
.
Çocukken at oyunu oynadığını, öteki çocukları sırtında taşıyarak yarıştıklarından bahsediyor. İsmail adındaki arkadaşı öldüğünde çok üzülmüş, çok ağlamış ve bir söz vermiş. Büyüyünce kimsenin atı olmayacakmış. “İşte benim savaşım İsmail’in ölümüyle başlar. Yoksul çocuklar kimsenin atı olmasın diye de sürer gider.” Sayfa:25
.
İlk hücre cezasını 27 Mayıs 1961 ihtilalinden sonra almış. Yazdığı bir yazı yüzünden, bir buçuk yıl ağır hapis ve altı ay Konya’da sürgün cezası…
.
Bir süre sonra Nevşehir Cezaevi’ne nakledilmiş. Burasına “ilkokulumdur” diyor ve ilk romanı “Boynu Bükük Öldüler”i burada yazmış. Bu kitap 1972 yılında ilk Orhan Kemal ödülünü almış.
.
Mafya babası rolündeki filmlerinde, çocukluğunun yansımaları veya travmaları kitabı okuyunca anlaşılabiliyor. “Çok içki içerdi baba. Esrar içerdi. Okumayı yazmayı askerde öğrenmişti. Çavuş olmuştu. Düşman sahibi olduğu için silah taşırdı. Babamla ilgili ilk anılarımın içinde, içki, silah ve kitap vardır.” Sayfa:32
.
Emperyalizme karşı oluşu onda düşünce geliştirmeye neden olmuş, düşüncelerini sosyalist kimliğe ulaşabilmek adına yoğurmuş. Amerikan emperyalizminin bilincimize nasıl etki ettiğini; kovboy filmleri, ciklet, kola, pepsi vs. ürünlerinin reklamlar, afişler veya türlü yollarla sürekli pompalandığını ve kapitalizmin sömürüsüne yenik düştüğümüzü 42.sayfada anlaşılır bir şekilde ifade etmiş.
İşte bu yöntemle kendi filmlerinde/senaryolarında toplumsal olayları, yoksulluğu, sınıfsal mücadeleyi anlatmayı kendisine ilke edinmiş.
.
Sosyalizm ile ilgili de kendi sözleri şöyledir: “Emperyalizm soygun ve sömürüden pay alan, bu sömürüye ortaklık eden, kolaylaştıran, varlıklarının devamını bu sömürü düzeninde gören, sömürüye göz yuman bütün güçler ve kişiler düşmanımdır… Göğsümü gere gere ‘Ben sosyalistim’ diyemiyorum. Küçük ve acemi bir çırağım şimdilik… Sağlıklı bir sosyalist olmak en büyük ve tek amacımdır… Bir gün, ülkemiz ve dünya devrimci hareketini ileriye götüren sağlıklı güçlerin içinde yer alabilecek nitelikte bir sosyalist olabilirsem ne mutlu bana…” sayfa:53
*
Çocukluk Günleri
Eski yıllardaki mahalle kokusunu hissettiren, gecekondu evlerinde yaşanan çoğu hüzün dolu ve kısa bir zaman dilimini içeren bir öyküdür. Açıkçası bu, yazarın kendi yaşamöyküsü müdür emin olamadım. Ama hikâyelerin önsözünden anlaşılacağı üzere, bu hikâye kendisinin olmasa da kendisinde izler bırakan yaşantıları içermektedir. Hikâyede geçen Osman Dayı karakteri de beni ayrıca etkiledi.

Osman Dayı Oyunu
- Hey beyefendi, beyefendi, omuzunuzda bir bit var.
- Yanılıyorsunuz. O bit değil piredir.
- İyi ama beyefendi pire siyah olur, hâlbuki bu beyazdır.
- Yaşlıdır ondan.
- Aman beyefendi pire sıçrar, yerinde duramaz ki böyle…
- Ha, bu topaldır.

*
Çırak
Diğer öyküden bağımsız bir öyküymüş gibi geldi. Burada da bir kunduracı çırağı gözünden ve daha çok bu dükkânın içinden olaylara bakan bir çocuğun hikâyesi kısacık anlatılmış. Hikâyenin sonunda tanıştığı kişi “Memet Salpa” da sanırım üçlemenin ikinci kitabında konu olacağa benziyor. Kitap akıcı olduğu ve okuyanı da sarıp sarmaladığı için bir an önce ikincisine başlama sabırsızlığı oluşturuyor.
*
Beğendiğim Alıntılar

“Doğru görüşler yanlış görüşlerle çarpışarak gelişir.” Sayfa:11

“Halkın sanatçısı, halkının savaşçısıdır.” Sayfa:13

“…Kelepçelerimi çözdüler ve kapı üzerime kapandı. Kilitlendi... Yalnızdım. Adını ancak aynı deneyimlerden geçmiş arkadaşların koyabileceği bir tat duydum.” Sayfa:15

“Yarınlar, zor günlerin karnında güzel yarınlara gebeydi.” sayfa:19

“Başarısının her adımında savaş vermiş, onu öz gücüyle ele geçirmiş insanları yıkmak zordur.” Sayfa:26

“Aklımdakiler bilincimin değirmeninde öğütülüp yarınlara varacaklar.” Sayfa:39

“Her başarı, evrensel mükemmele atılan bir adımdı. Başarısızlıkların, vahim hataların bile mükemmelde payı vardı.” Sayfa:40

“Ve ben, her yeni günün, dersine iyi hazırlanmamış tembel bir öğrencisiydim.” Sayfa:43

“Dünyayı, ne yapacağını, nasıl yapacağını kesinlikle bilen, bu uğurda en kararlı ve korkusuz adımları atan insanlar değiştirir.” Sayfa:47 (Şevkets) 
Bu bir kitap incelemesi olmayıp Yılmaz Güney’in bizler tarafından nasıl hissedildiği yönünde kısa bir anlatıdır.

İlkokulumuzun duvarlarında, kapılarında, tuvaletlerinin içinde Yılmaz Güney’in sözleri yazılı olurdu. Hani şarkıda geçen: “Arka Mahalle” tanımı var ya bizler o arka mahallerinin çocuklarıydık. Güney’in kitaplarında, filmlerinde ele aldığı kesim kurmaca bir dünya değil bizlerdik. Bizleri anlatırdı Yılmaz abi. Bizlerin çilesini, itilmişliğini, ezilmişliğini, hor görülmüşlüğünü anlatırdı her defasında.

Uyuşturucuya düşenlerimiz oldu hem de azımsanamayacak kadar sayıda. Mahpusla tanışanlarımız oldu hem de azımsanamayacak sayıda. Kavgada ölenimiz oldu can dediğimiz kadar sayıda.

Ve içimizde her şeye rağmen her şeyden uzak duranlarımız oldu. Ömür elbette bir gün tükenecekse bir kavga için tükenecek diyenlerimiz... İnsan onurunu düşünenlerimiz... Kısa çöpün hakkını uzun çöpten gözetenlerimiz...

Doğduğum şehir, doğduğum mahalle, büyüdüğüm sokak bana yumruklarımı kullanmayı öğretmiş olabilir ama Yılmaz abi bana kafamı kullanmayı öğretti.

Eğer bugün ben uyuşturucu batağında değilsem, bir kez bile düşmediysem mahpus damına, bir kavgada ölmediysem henüz, bu Yılmaz Güney’in ve onun gibi bana kafamı kullanmamı ve attığım her adımda yüreğimi ortaya koymam gerektiğini vurgulayanların sayesindedir.

Uğur Mumcu’nun, Gaffar Okkan’ın, Eşref Bitlis’in, Aziz Nesin’in, Gün Sazak’ın, Recep Yazıcıoğlu’nun, Müslüm Gürses’in, Cem Karaca’nın, Barış Manço’nun, Neşet Ertaş’ın sayesindedir. (Pagliacci) 
--reklam--
Hücrem PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Yılmaz Güney - Hücrem kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hücrem PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Yılmaz Güney Kimdir?
Babası Siverekli Zaza, annesi ise Vartolu bir Kürt olan Yılmaz Güney, özellikle Çirkin Kral dönemi sonrasında çektiği ve önemli bir sinemacı olarak kabul edilmesini sağlayan Cannes ödüllü Yol, Sürü, Umutsuzlar gibi filmleriyle tanınır.

Yılmaz Güney'in gerçek adı Yılmaz Pütün'dür. Kendi ifadesine göre Pütün kırılması zor sert meyve çekirdeği demektir. 1937 yılında, köylü bir ailenin iki çocuğundan biri olarak dünyaya geldi. Babası Siverek Desman Köyü'nden olup Annesi Muş'un Varto ilçesindendir. Kendisi Adana'da büyümüş ve Adana birçok filmine konu olmuştur. Adana'da bir süre Kemal ve And Film şirketlerinin bölge temsilcisi olarak çalıştı. Üniversite okumak üzere İstanbul'a gitti ve Atıf Yılmaz ile tanıştı. Bu süreçte bir yandan da hikâyeler yazıyordu. Daha sonra Atıf Yılmaz'ın da desteğiyle sinemada çalışmalarına başladı.

Yılmaz Güney, 1959 yılında Atıf Yılmaz'ın yönetmenliğini yaptığı "Bu Vatanın Çocukları" ve "Alageyik" isimli filmlerin hem senaryosunu yazar hem de filmlerde rol alır ve oynar. "Karacaoğlan'ın Karasevdası"nda da yönetmen yardımcılığı yapar. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Yılmaz Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkûm olur.

İki yıl sonra tekrar kaldığı yerden devam eden Yılmaz Güney, o dönemde daha çok macera filmleri çeker. Filmlerinde ezilen, hor görülen bir "Anadolu çocuğunun" otoriteye başkaldırısı vardır. Bu dönemde Çirkin Kral lakabını alır. Bu dönemdeki en önemli filmi Lütfü Akad'ın yönettiği ve kendisinin yazdığı "Hudutların Kanunu"dur. Bu dönem boyunca oyunculuğunu geliştiren Yılmaz Güney, abartısız ve yalın oyunculuk anlayışı bu dönemde artık oturtmuştur.

Yılmaz Güney, 1971 yılında Efraim Elrom'un öldürülmesinden sorumlu olan başta Mahir Çayan olmak üzere diğer Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi üyelerini sakladığı gerekçesiyle 2 yıl hapse ve sürgüne mahkûm edildi. Yılmaz Güney içeride kaldığı süre boyunca sinema ve sanat ile ilgili fikirlerini; şiir ve öykülerini o dönemde çıkarmaya başladığı Güney dergisinde yayınlamıştır.

1974'te cezaevinden çıktı. İki yıldan fazla cezaevinde kalan Yılmaz Güney aynı yıl "Arkadaş" filmini çekti. Yine aynı yıl "Endişe" adlı filmi çekerken Yumurtalık ilçesindeki bir gazinoda ilçe yargıcı Sefa Mutlu'yu öldürmekten tutuklandı ve 25 Ekim'de Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılamaların sonucu 13 Temmuz 1976'da 19 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Beş yıl hapis yattıktan sonra 9 ekim 1981 tarihinde izinli olarak çıktığı Isparta Yarı Açık Cezaevinden yurtdışına firar etti. Yılmaz Güney'in hapisten kaçışı da filmlerini anımsatmıştır. Hapse girmeden önce çekmiş olduğu "Şeytanın Oğlu" filminde: bir günlük bayram izininde dışarı çıkan ve kayıplara karışan bir adamın hikâyesini anlatmıştır. Filmine benzer bir yaşantı tecrübe etmiştir. Bir günlük izin ile hapisten çıkan Güney, Antalya'nın Kaş ilçesinden Yunanistan'a bağlı Meis adasına, oradan da İsviçre'ye kaçmıştır. Daha sonra Fransa'ya geçer ve yaşamının geri kalanını orada geçirir.

Cezaevinde sinema ile olan ilgisi devam etti. Bu dönemde senaryolarını yazdığı ve Zeki Ökten tarafından çekilen "Sürü" ile yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören ve Şerif Gören tarafından çekilen "Yol" filmleri büyük ses getirdi. Cezaevindeyken GÜNEY adlı bir sanat-kültür dergisi çıkardı. Yol'un kurgusunu tekrar yaptı ve Cannes Film Festivali'nde ödül aldı. Yurt dışına kaçtıktan sonra Fransa'da "Duvar" filmini çekti. Güney'in, 1976 yılında Ankara Merkez Kapalı Ceza ve Tutukevi'nde tanıklık ettiği, çocuklar koğuşunda çıkan ve tüm cezaevine yayılan bir isyanın sinemaya aktarıldığı "Duvar" onun son filmi olmuştur.

Son yıllarını Paris'te geçiren Güney, mide kanseri nedeniyle 9 Eylül 1984'te yaşamını yitirdi ve Paris'te toprağa verildi.
--reklam--
Yılmaz Güney Kitapları - Eserleri
Boynu Bükük Öldüler
Salpa
Sanık
Hücrem
Arkadaş
Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz
Ölüm Beni Çağırıyor
Selimiye Mektupları
Gençlik Öyküleri
Umut
Yol
Sürü
Oğluma Hikayeler
Ağıt
Acı
Baba
Zavallılar
Umutsuzlar
Hudutların Kanunu
Bir Gün Mutlaka
Seyyit Han
Aç Kurtlar
Endişe
İnsan, Militan ve Sanatçı Yılmaz Güney
Siyasal Yazılar
Duvar
Yunan Bıçağı
Sonsuz Bekleyiş
Selimiye Üçlüsü
--reklam--
Yılmaz Güney Alıntıları - Sözleri
Hayat denilen kavgaya girdik.
Çelik adimlarla yürüyoruz.! (Bir Gün Mutlaka)
Sevgili... Sen de o mahzun yüzünle aklımın mühürüsün... (Selimiye Mektupları)
03-09.12.1973 günlü ve 1169 sayılı L'Express'te "Umut" başlığı altında G.J. imzasıyla yayınlanan yazıda şöyle deniliyor:
Sinemalarımızda bir Türk filminin oynaması, hemen dikkatimizi çekecek kadar ender rastlanan bir olaydır. Hele yapımcısı, ülkesinde 20 aydır, cezaevlerinde çürüyen bir tutukluysa. Ya UMUT? İyi bir ad.
 L'Express (Umut)
İnsanları düşünmeye iten, doğasal ve toplumsal ihtiyaçlardır. İnsanlar canları istedikleri için şöyle ya da böyle düşünemezler. Onları, birbirlerinden farklı düşünmeye iten maddi zorunluluklar vardır. Bu nedenler, insan iradesinden bağımsız, varolan nesnel ko­şulların ürünüdürler. Bu koşullardan kaynaklanan zorunluluklar da düşünmenin, düşüncenin, tutum ve davranışlarımızın maddi teme­lidir. (Siyasal Yazılar)
Kendimize soralım: Biz kimiz, neyiz, sınıflar arası mücadelede siyasal, ideolojik, kültürel anlamda neyi, hangi değerleri temsil ediyoruz? (Siyasal Yazılar)
Biz önceden küçük şeylerle mutlu olan insanlardık. Sonra aklımıza sevda diye bir şey soktular, toparlanamadık... (Sonsuz Bekleyiş)
"Sermayenin, gelişen, egemenliğe oynayan en gerici kesimin bugünkü gücü, gelişen halk hareketleri karşısında, uzun vadeli hesaplar yaparak çıkarlarını korumaya yetmiyor, kısa vadede büyük kârlar peşinde koşmak zorundadır o. Bu yüzden kitle hareketleri, grevler, boykotlar, işgaller, halkın uyanışı işine gelmeyecektir. Çünkü kitle hareketleri, artan işsizlik, hayat pahalılığı, kaçınılmaz olarak kapitalist sömürü ile uzlaşamaz sınıf ve tabakaları, devrimin gerekliliğine inandıracaktır. Peki ne yapacaktır sermaye? Baskıya ve zulme başvuracaktır. Kendine en uygun siyasi sisteme başvuracaktır. Bunun adı faşizmdir.
"Kahrolsun faşizm!" (Sanık)
"Yağmur altında bilmediğim sokaklarda, bir ıslıkla delicesine dolaşmak yahut şapkasını rüzgara kaptırmış bir adamın haline gülmek ihtiyacına duyduğum şu anda, sıcak salebimi yudumluyorum." (Gençlik Öyküleri)
Sen dik dur..!
Biz unutursak da,
Sosyalistler unutmaz seni... (Hücrem)
Bazen sevinivermek için öylesine küçük şeyler yetiyor ki insana. Belki sevinmeyi özlemiş olmamızdandır bu. (Selimiye Mektupları)
Yazgıdan başkası olmaz oğul. Yüreğine taş basacaksın çaresiz. (Seyyit Han)
Emperyalizmin, çeşitli eğilimlere sahip, ulus­lararası tekelci burjuvazinin farklı mihraklarına bağlı işbirlikçi yerli tekellerin, toprak kapitalist­lerinin, toprak ağalarının, bankacıların, aracıla­rın, büyük tefecilerin - bezirgânların, hacıların, hocaların, şıhların ve her türlü soyguncu serma­yenin ve gericiliğin yoğun sömürüsü ve bas­kısı altında ezilen, yoksul, geri bir ülkenin dev­rim acemisi çocuklarıyız (Selimiye Üçlüsü)
Kimin saflarında olacağız?
Bağımsızlık, demokrasi ve özgürlük isteyen; insanın insana kulluğuna son verilmesini isteyen halkların devrimci saflarında mı, yoksa bağımsızlığa ve demokrasiye karşı çıkan, sömürüyü bir tasma gibi halkların boğazına geçirip onları köleleştiren ve düzeni korumak için her türlü baskı ve zülmü "meşru" gören halk düşmanı saflarda mı? (Siyasal Yazılar)
Çocukları çok seviyorum, ama onları bu dünyaya getirip acı çektirme hakkına sahip değiliz. Biz insanlar hayvanlardan beteriz. Kendi zevkimiz için onlara acı çektirmeye hakkımız yok. (Arkadaş)
Canım, Sevdiğim, Yüreğim

Bu duvarlar yetmiyor bizi ayırmaya bilesin...
Bu parmaklıklar, bu demir kapılar, bu hava, inan...
Bazen bir yumrukta yıkacak kadar güçlü,
Bazen bir serçe kadar güçsüzsem, bir nedeni vardır...
Hangi zorluğu yenmemiş insanoğlu.
Hele taşıyorsa içinde bu insanca sevgiyi.
Güzel günler zorlu duraklardan geçer sevdiğim.
Damla damla birikiyor insan.
Damla damla sevgili...
Bir gün akıp gideceğiz hayata...
Duvarlar yıkılacak, açılacak bütün kapılar bilesin.
Benim yüreğim sensin şimdi, seni vurur durur...
Ve yine damla damla çoğalıyorsun içimde.
ataç ikon (Sonsuz Bekleyiş)
Karanlığa saplanmış tüm düşüncelerimi aydınlatacak bir ışığa ihtiyaçım vardı... (Gençlik Öyküleri)
...grev yapsak düzelir mi? (Bir Gün Mutlaka)
Kimsesizin ardından gidenide olmazmış (Boynu Bükük Öldüler)
"Kavgayı göze almadan barış da olmaz." (Oğluma Hikayeler)
Onu ilk gördüğü günü hatırlıyordu. Onunla geçen sıcak ve unutul­maz günleri, ürpertiler duyarak... Birbirinden kopuk anılar, düşünüldükçe daha canlılık ka­zanıyor, birbirini tamamlayan yeni anıları doğuruyordu. (Umutsuzlar)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/hucrem-yilmaz-guney-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)