# Hz. Ebu Bekir - Mehmet Azimli Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Hz. Ebu Bekir kimin eseri? Hz. Ebu Bekir kitabının yazarı kimdir? Hz. Ebu Bekir konusu ve anafikri nedir? Hz. Ebu Bekir kitabı ne anlatıyor? Hz. Ebu Bekir PDF indirme linki var mı?  Hz. Ebu Bekir kitabının yazarı Mehmet Azimli kimdir? İşte Hz. Ebu Bekir kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/hz-ebu-bekir-mehmet-azimli-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-07-01T17:00:05+03:00
- Güncelleme: 2022-07-01T17:00:05+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/07/01/mehmet-azimli-kimdir-mehmet-azimli-kitaplari-ve-sozleri-259892.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Mehmet Azimli 
 Yayın Evi: Ankara Okulu Yayınları 
 İSBN: 9789944162418 
 Sayfa Sayısı: 200 
--reklam--
Hz. Ebu Bekir Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Sahabeyi anlama konusunda en büyük problem; sahabenin hepsinin adil olduğu, her şeyleriyle örnek oldukları, onlara hatalı denilmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin zındıklık olduğu, ayrıca onları tenkit etmenin Kur'an'ı yalanlama ve reddetmek olacağı, onların yanlışlarının içtihat hatası olacağı için yine de sevap kazanacaklarının iddia edilmesidir. Dolayısıyla, diğer insanlar suç işleyerek günah kazanırken, sahabe günah işlediklerinde bile sevap kazanmış olmaktadırlar (!) Bu mantığın gelip dayanacağı nokta maalesef burasıdır.
--reklam--
Hz. Ebu Bekir Alıntıları - Sözleri
İslâm'da savaşı emreden ayetler, zulmü engellemeye yönelik emirlerdir. Kur'an, zulme, haksızlığa karşı savaş izni vermektedir.
Fazla sözün bir kısmı diğer kısmını unutturur.
İslam'ı yaymak ile İslam'ı ulaştırmak farklı şeylerdir. Dört Halife dönemi fetihlerinde Müslümanlar ikincisini uygulamışlardır. Eğer bu fetihler sırasında Müslümanların hedefi, her halükarda dinin ulaştırılması değil, dinin yaygınlaştırılması ve Müslüman sayısının çoğaltılması olsaydı, Müslüman fatihler öncelikle İslam'ın yayılmasının önündeki en büyük engel olan diğer dinlerin din adamlarını, rahiplerini, papazlarını öldürmeleri gerekirdi ve bu mantıkla Müslümanların eline geçtikten sonra kilise ve havraları yıkarlar ve tekrar açılmasına engel olurlardı. Ancak tam tersi oldu. Müslümanlar din adamlarını öldürmedikleri gibi, fetihlerden sonra sayıları binleri bulan birçok kilisenin açılmasına izin verdiler.
Eğer atalarım Müslüman ordular tarafından fethedilen bir ülkese Hristiyan olmak yerine, Hristiyanlar tarafından fethedilen bir ülkede Müslüman olsalardı, onların inançlarını koruyarak on dört yüzyıl köy ve kentlerinde yaşamaya devam edebileceklerini sanmıyorum. İspanya Müslümanlarına ne oldu? Sicilya Müslümanlarına ne neredeler? Tek kişi kalmamacasına katlettiler veya cebren Hristiyanlaştırdılar.
Hz. Peygamber'in uygulamalarında dinden çıktıkları için mürtedlere karşı bir savaşını göremiyoruz. O dönemde din­den dönen bazı kimseler oldu. Ancak bunlar irtidatları se­bebiyle öldürülmediler. Dinden çıkmış olanlar öldürülecek diye bir hüküm olsaydı, Hz. Peygamber döneminde mürted olup, daha sonra Mekke fethinde yakalanan Abdullah b. Sad b. Ebi Serh'i Hz. Peygamber'in öldürtmesi gerekirdi. Ancak Hz. Peygamber, ilk başta kendisinin ve Müslümanlar aleyhine ağır laflar ettiği için içtihaden öldürülmesine karar verdiği bu şahsı, aracılık yapan Hz. Osman'ın ricasıyla öldürmemiştir.
Eğer mürtedin öldürülmesi gibi kesin bir İslami kural olsay­dı, Hz. Peygamber bunu uygulamadan kaçar mıydı? "... kızım Fatıma bile olsa elini keserdim. " diyen Hz. Peygamber'in aracılar (Hz. Osman) yüzünden İslam'ın kesin bir uygulamasından kaçındığını söylemek doğru olmasa gerektir.

Aynca Hz. Ebu Bekir dönemi Ridde savaşlarında irtidatları sebebiyle insanların öldürüldüğü tezinin doğru olmadığını gösteren birçok veri bulunmaktadır. Bu isyanlar sırasında yakalanan ve Medine'ye getirilen daha önce Müslüman oldu­ğunu söyleyen Uyeyne b. Hısn, "Vallahi hiçbir zaman iman etmemiştim."demişti, ancak öldürülmemişti. Yine Eşas b.
Kays isimli şahıs iki kere irtidat ettiği halde ona dokunul­madı, üstelik Hz. Ebu Bekir'in kız kardeşiyle evlendirmekle ödüllendirildi.Benzer uygulama Amr b. Madikerb için de geçerlidir.

İşin ilginç yönü; mürtedlerden öldürülenler için; "Hak et­tikleri için öldürüldü." şeklinde izah yapan bazı müellifler, Hz.
Ebu Bekir'in bu uygulamalarını da onun hikmet-i siyaset(!) ve affediciliği açısından övmektedirler.Tutarlı olmak gerekir.
Eğer mürtedin öldürülmesi İslam'ın bir ilkesi(!) ise. bunu Hz.
Ebu Bekir'in çiğnemeye hakkı var mıdır? Yok ise bunu affedicilikle açıklamak ne kadar doğrudur? Hem mürtedin öldürülmesi gerektiğini savunup, sonra da öldürülmeyenleri Hz.
Ebu Bekir'in affediciliği ile övmek tutarsızlıktır. Bu uygulamalarda belli bir ilkenin olmaması, eleştirilmesi gerekirken.
nedense övülecek bir şeymiş gibi aktarılması şaşırtıcıdır. Hz.
Ebu Bekir'in yakarak öldürttüğü Fucae konusunda da, "'Keş­ke onu kolaylıkla öldürmüş veya kolaylık göstererek serbest bırakmış olsaydım." dediği nakledilir. Buradan da cezanın bir ilkeye göre veıilmediği kolaylıkla anlaşılmaktadır. Çünkü bu ifadeye göre serbest bırakılması mümkün bir adamın ne­den öldürüldüğü/yakıldığı izah edilemez.

*Kur'an'da {mürtedin öldürüleceğine dair) bir hükmü bulmak mümkün değildir. Ebu Hanife de Hz. Peygamber'in savaşta öldürülen bir kadın için "Bu savaşmaz ki... " ifadesinden hareketle:
"Dininden dönenin öldürülmesi dinden dönme- eylemine değil, savaş açma eylemine bağlıdır, bu sebeple kadınlar öldürülemez; çünkü onlar savaşmazlar."
 dediği aktarılır. Her dinden dönen erkek de Müslümanlara karşı savaşma karar ve eylemi içinde olmadığına göre
 "Dinden dönen kim olursa olsun. Müslümanlara karşı savaşmadıkça öldürülemez." hükmünü İslam'a ait göstermek daha doğru olacaktır.
 Bir dinin, hem "Dinde zorlama yok­tur." deyip hem de insanları Müslüman olmaları veya İslam'da kalmaları için zorlayacağı düşünülemez.
Genel olarak Hz. Peygamber'le arkadaşlık yapan veya onu gören her Müslüman için kullanılmaktır.
Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.
Kur'an, günümüze ilahi bir koruma ile değil, beşeri bir koruma ile ulaşmıştır.
Yönetim denen yapı, vahiy ile muhatap olabilecek bir yapı değildir. İnsan vahiyle muhataptır ve vahyin getirdikleri ile sorumludur. Devlet ise böyle bir varlık değildir. Bu yapı, evrensel değerler zemininde (İslâm da genel olarak bu değeri benimsemiştir) toplumsal hayatı düzenleyen bir aygıttır. Bu aygıtı oluşturanların dini yönleri olabilir. Ancak bu aygıt ile sorumlu olmadığı ve insana hizmet esası taşıdığından insani yönü ön planda olmak zorundadır.
Dört kimse Allah’ın salih kullarındandır:

 1. Tevbe eden kişiyi gördüğü zaman sevinen.

 2. Günahkârların affı için Rabb’ine yalvaran.

 3. Din kardeşine gıyâbında duâ eden.

 4. Kendinden muhtaç kişiye yardım ve hizmette bulunan"
"Zaten yönetim denen yapı, vahiy ile muhatap olabilecek bir yapı değilidir. İnsan vahiyle muhataptır ve vahyin getirdikleri ile sorumludur.."
Hz peygamberin uygulamalarında dinden çıktıkları için mürtetlere savaş açtığını göremiyoruz
Ridde hareketlerini incelerken islami kurallarla uyuşmayan bir çok örnek bulmak mümkündür bunlardan biri yemen taraflarındaki en nuceyr kabilesinde peygamberimizin ölümüne sevinip onun aleyhinde şiir söyleyen bazı kadınların Hz Ebubekirin emriyle ellerinin ve ayaklarının kesilmesidir
Biz de eskiden böyle Kur'an okur ve ağlardık. Ancak şimdi kalplerimiz katılaştı, ağlayamıyoruz.
--reklam--
Hz. Ebu Bekir İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Tarihte yaşanan olayların ve kişilerin üç şekilde değerlendirildiğine şahit oluruz. Bunlardan birincisi savunmacı anlayıştır. Bu türde genelde olaylar biraz daha duygusal bir şekilde ele alınır. Kişinin sergilediği davranışlar ona olan sevgi veya nefrete göre yorumlanabilir. Hissedilen duyguya göre savunulan tarafın hataları görmezden gelinip üstü örtülmeye çalışılırken karşı tarafın yanlışları bazen büyük bir suçmuş gibi lanse edilmeye çalışılabilir.
İkinci yöntem ise eleştirel anlayıştır. Tarihi okurken tarafsız davranmak pek mümkün değildir ki böyle bir şeyi beklemek de zaten yersiz bir bekleyiş olur. Herkes kendi inancı ve fikirleri etrafında belli bir düşünceyi benimseyebilir. Burada önemli olan yaşananların olabildiğince objektif bir şekilde, kendi düşüncelerine kurban etmeden aktarılmaya çalışılmasıdır. Yaşanan olayların seyrine göre daima birilerini suçlu veya masum göstermeye çalışmak yerine olayların, tarihi zemin göz ardı edilmeden, sebep-sonuç ilişkileri dikkate alınarak ve yaşananlardan ders çıkarmaya gayret ederek okunması sanırım tarih okumalarındaki en güzel yöntemdir.
Üçüncü yönteme gelince o da savunmacı anlayışın tam karşısında yer alan sürekli tenkit edici bir anlayıştır. Genelde birinci yöntemin aşırılıklarından rahatsız oldukları ve gerçekleri ortaya çıkarmak istediklerini söyleseler de ne yazık ki hiç farkında olmadan kendileri de aynı hataya düşmektedirler. Onların her şeyi savunmalarını taassup olarak görürler fakat kendi yaptıklarının da ellerinde bir mercekle hata aramaya çalışmaktan farkları yoktur.
İşte elimizdeki bu kitap da farklı bir okuma sunduğunu yazsa da hata avcılığından ve olayları değersizleştirmekten başka bir şey göremedim ben. Kitabın önsözünde problemli gördüğü konulara eğildiğini yazmış ancak eğilmekten ziyade ayakta durarak şöyle bir bakmış sanki. Evet, İslam tarihinde problemli ve tamamen çözülemese de aydınlatılmayı bekleyen olaylar var ancak böyle bir iddiası olsa da kitap bunu kesinlikle veremiyor. Bu sorunların hatta sorun bile olmayıp kendisinin sorun olarak gördüğü konuların birçoğunun tahlillerini yapmadan uydurma veya abartma olduğunu söylemekle iktifa etmiştir.
Yazarın, özellikle Buhari ve Müslim’de geçen hadisleri çok rahat bir şekilde uydurma diye nitelendirmesi okurken beni gerçekten çok rahatsız etti. Hz. Ebu Bekir’in (r.a) faziletleri ile ilgili söylenen hadislerin, Şia’nın Hz. Ali’yi (r.a) övmesine karşılık Sünniler tarafından uydurulduğunu söylemesi ve bu gerekçe ile bu hadisleri reddetmesi kesinlikle bir ilim adamının tavrı değildir. Sahabelerin faziletine dair hadis diye sözlerin uydurulduğu bütün alimlerimizin malumudur ve bu hadisler olabildiğince muhaddisler tarafından tespit edilmiştir. Sahabe hakkında hadis uydurulması, onların faziletine dair söylenen bütün hadislerin uydurma olduğu manasına gelmez. Bizler de Şia’nın Hz. Ali’ye dair onlarca hadis uydurduklarını biliyoruz fakat sırf bu sebepten dolayı Hz. Ali ile ilgili bütün hadisleri inkar etmiyor, sahih olanlarını tespit ediyoruz.
Kısaca hayatının anlatıldığı birinci bölümden sonra hilafet dönemi ele alınıyor. Hz. Ebubekir döneminin tartışmalı konularından ilki halifelik meselesidir. Bu konuda farklı görüşler olsa da onlara girmeyeceğim fakat yazarın tutumundan biraz bahsetmek istiyorum. Halifelik olgusunu sadece iktidarı ele geçirme meselesi olarak görmüş, Ensar'ın bu ele geçirme işlemini oldu-bittiye getirmek istediğini Hz. Ebubekir'in ise politik bir manevra ile bu göreve geldiğini ve bu sebeple de Ensar'ın Hz. Ebubekir'den uzaklaştığını söylüyor. Fakat İslam tarihinin o dönemlerinde buna işaret eden somut bir örnek görmüyoruz. Bireysel olarak böyle bir tutum sergileyenlerin olması ihtimal dahilinde olsa da bunu bütün Ensar topluluğuna hamletmek yalnızca Ensar'a atılan bir iftira hükmünde olur.
Kitabın ilerleyen bölümlerinde Usame ordusunun gönderilmesi, Ridde Savaşları, peygamberlik iddiası ile ortaya çıkanlar, Fucae'nin yakılması, recm konusu gibi birçok konuda görüş ve değerlendirmeleri yer alıyor. Hepsine tek tek değinmek isterdim ama çok fazla uzayacağı için bu kısımlara girmeyeceğim.
Son olarak kitapta beni en çok rahatsız eden kısımlardan birisi de sahabe neslinin örnek alınması gereken değil ibret alınması gereken bir nesil olduğunu tam üç farklı yerde vurgulaması oldu. İbret kelimesi Arapça'da ders almak, öğüt almak manasına gelse de Türkçe'de sadece kötü olaylardan ders çıkarmak anlamında kullanılıyor. Bu kullanım da sahabe neslinde hiçbir güzel uygulamanın olmadığı sadece felaketlerin yaşandığı bir dönem algısını veriyor. Kur'an'ın, faziletlerine sıkça değindiği bu nesli hiç hata yapmayan masum insan konumuna çıkarmak da; sıradan, hiçbir özelliği olmayan insanlar seviyesine indirmek de doğru değildir. Sahabenin yaptığı bariz hataları dahi savunma eğilimi bizleri objektif bir okumadan uzaklaştırıyor. Bunu kabul ediyor ve böyle bir okuma yapılmamasını savunuyorum. Fakat sanki sadece hata yapan insanlarmış, hiçbir örneklikleri bulunmuyormuş izlenimi bırakmak da kesinlikle doğru bir bakış açısı değildir. Hem örnek alınacak hem de ibret alınacak bir nesil olduğunu söylemek gerçeğe daha uygun bir yaklaşım olur.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen kitabı okuduğum için pişman değilim. Yazarın tutumundan dolayı kitapta geçen birçok değerlendirmesine şüphe ile yaklaşmak zorunda kaldığım için bu konuları araştırmama vesile oldu. Bu yüzden serinin diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Okumayı düşünenlere de daha önce halifeler dönemi ile okuma yaptılarsa ve farklı bir görüş okumak istiyorlarsa tavsiye ederim. Ancak daha önce hiç okuma yapmamış birisinin ilk olarak bu kitaptan başlaması sağlıklı bir tercih olmayacaktır. (Rabia) 
Azimli’nin Farklı okumak serisinin ilk iki kirabını okumuştum. Efsane anlatmak yerine tarihi gerçekleri kendi üslubuyla aktarmış olması güzel. Asr-ı Saadet’in aslına bize anlatılandan farklı olduğunu onların da insan olduğunu hatırlatıyor. Ön kabul ve ön yargılarınızı bir kenara bırakıp okumaya başlayabilirsiniz. En azından eleştirel düşünme ve tarihi olayları farklı açıdan değerlendirme fırsatı sunuyor. Hocanın Türkçesi güzel Arapça kelimeler kullanayım diye kendini kasmamış. Alim sözcüğü yerine ısrarla bilgin‘i kullanması dikkate değer. (Tacettin Çetin) 
Ebu Bekir dönemi: İslami düşünceye sahip birisi, dört halife dönemini nasıl farklı okuması gerekiyorsa, Mehmet Azimli'de o şekilde okumuş. Benim farklı okumaktan anladığım, İslam'ın, evrim süreci geçirmeden kılıç zoruyla kendisine yayılma alanı bulmuş Arap kültürü olduğudur. Bu kültürün özünde olan şiddet, Muhammed ile Tanrısal boyutta yenilenmiş, Muhammed sonrası dört halife ve İslam tarihi boyunca uygulanagelmiştir. İslam'ın olduğu bölgeler hep, katliam, gözyaşı ve anaların feryatları ile anılır olmuştur. Bu duruma bu kitaptan bir örnek vermek gerekirse:''Ebu Bekir dönemi ridde(dinden dönem) hareketleri, ridecilere işkence yapılarak önlenmeye çalışılmıştır. Bunlardan biri: Yemen taraflarındaki En-Yüceyr kalesindeki bazı kadınların Muhammed'in vefatına sevinip onun aleyhinde şiirler söylemesi sebebiyle, Ebu Bekir'in emriyle elleri ve ayakları kesilmiş ve ön dişleri de sökülmüştür.'' Eğer bu dönemleri farklı okumak gerekiyorsa, işkenceyi yapanları yüceltmek yerine, suçsuz yere elleri ve ayakları kesilip, ön dişleri sökülerek katledilen bu masum kadınların yanında olmak insan olmanın gereğidir diye düşünüyorum. (caner akcan) 
--reklam--
Hz. Ebu Bekir PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mehmet Azimli - Hz. Ebu Bekir kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Hz. Ebu Bekir PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mehmet Azimli Kimdir?
1968 yılında Sille’de (Konya) doğdu. İlköğrenimini Sille İlkokulu’nda, orta öğrenimini Konya İHL’de tamamladı. 1991’de Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1991-1998 yılları arasında Ordu-Ulubey İHL’de ve Konya-Karapınar İHL’de çalıştı. Selçuk Üniversitesi’nde 1994’te yüksek lisansını, 1999’da doktorasını tamamladı. 1998-2012 yılları arası Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde İslam Tarihi Anabilimdalı’nda çalıştı. 2005 yılında doçent oldu. Yazdığı eserler yüzünden geciktirilen profesörlük ünvanını 2013 yılında Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde aldı. Azimli, üç çocuk sahibi olup Arapça ve İngilizce bilmektedir.
--reklam--
Mehmet Azimli Kitapları - Eserleri
Siyeri Farklı Okumak
Cahiliyye'yi Farklı Okumak
Hz. Ebu Bekir
Hz. Ömer
Hz.Ali
Hz.Osman
Müslümanların Engizisyonu - 1
Halifelik Tarihine Giriş
Tarih Okumaları
Hasan ve Muaviye
Babek Bir Direnişci
Benim Gözümle Coğrafyalar
İslam Medeniyeti Tarihi
Siyer
Müslümanların Engizisyonu - 2
Hz. Ali Neslinin İsyanları
Hz. Safvan Bin Muattal
Siyer Okumaları
Abbasiler Dönemi Babek İsyanı
Diyarbakır ve Çevresinin Müslümanlaşma Süreci
Farklı Okumak / Hüseyin - Yezit
Zirveden Dramatik Sona
Farklı Okumalar
Son Müderris
--reklam--
Mehmet Azimli Alıntıları - Sözleri
Belki de bu Mazdeki anlayışın, (kadın ve mal ortaklığı) bölge halkının mutayı daha kolay kabul etmesinde bir etkisi olduğu söylenilebilir. (Babek Bir Direnişci)
Dört halife ve Emeviler döneminde üzerlerindeki şoku atlatarak fetihlerin ve İslam'ın bölgede kalıcı olduğunu gören gerek Güney Azerbaycan gerek Kuzey İran bölgesi insanlar, tepkilerini muhalefet hareketlerini destekleyerek ortaya koydular. Bu bölgede Arap kültürünün yayılmaması için çok çalıştılar. İmparatorlukları yıkılmış ve bir anda esir bir millet durumuna düşmüş olan bölge insanı, isyan edemeseler de tepkilerini bu şekilde ortaya koymaya çalıştılar. (Babek Bir Direnişci)
Şia doktrininin İran'da revaç bulmasında İran'ın Araplar tarafından fethedilmesine karşı sessiz bir protesto tavrı sezmişimdir hep. Bu kanaatimi İranlıların Ömeri diğer iki gasıptan Ebu Bekir ve Osman'dan daha derin bir kinle anmaları da desteklemektedir.

Doktriner açıdan Ebu Bekr'in baş mütecaviz olarak görülmesi ge­rekirken, ikinci halife Ömer'in böylesine şiddetli bir kine hedef olması onun İran fatihi olmasından ileri geliyor olmalı herhalde.
Hz. Ali soyunun İran'da öylesine büyük bir saygı ve tazimle anılmasının sebebi de buydu sanırım. Ali taraftarlığı adeta Müslüman Araplara karşı iranlıların sembolik intikam harekatını tem­sil ediyordu. Gerçekte Şia doktrini İran'da doğmamıştı ve öteki Müslüman beldelerde de Şii gruplar vardı. Fakat bu doktrin hiç­bir yerde halkın duygu ve düşünceleri üzerinde İran'daki kadar derin ve kuşatıcı bir etki bırakmamıştı.
 İranlılar Ali, Hasan ve Hüseyin'in ölümü için duyduklan acıyı vurunup, dövünerek açı­ğa vurdukları zaman sadece Ehl-i Beyt'in uğradığı yıkım için ağ­lamıyorlar. Fakat aynı zamanda kendileri için ve kaybolan o eski İran ihtişamı için de ağlıyorlardı adeta...* (Hz. Ömer)
Biz yüceliğin soy ve sopla değil, insani değerlerle olduğunu bildiren dinin mensubuyuz. (Siyeri Farklı Okumak)
" Doğru söylersek senden, yalan söylersek Allah'tan korkarız." (Hasan ve Muaviye)
(Muaviye) İhtiyaç gerekirse Tahkim'de olduğu gibi; Kurandan ayet kullanmasını bilmiş, menfaat gerektiğinde ise içki ticareti yaparak İslamın en keskin emirlerini hiç umursamadan çiğneyebilmiştir. (Hasan ve Muaviye)
"Zaten yönetim denen yapı, vahiy ile muhatap olabilecek bir yapı değilidir. İnsan vahiyle muhataptır ve vahyin getirdikleri ile sorumludur.." (Hz. Ebu Bekir)
De ki: "Ben peygamberlerin ilki değilim..." (Ahkaf 9) "Bu Kur'an'ı, daha önce gelenleri tasdik eden ve onların doğrularını korumak üzere hak olarak indirdik... "(Maide 48) Hz. İsa da İncil'de benzer bir şekilde şöyle demiştir: "Kutsal yasayı ya da peygamberin sözlerini geçersiz kılmak için geldiğimi sanmayın. Ben öncekini geçersiz kılmaya değil, tamamlamaya geldim. (Matta, V, 17) (Cahiliyye'yi Farklı Okumak)
İslam Tarihi siyasi olaylarının sonraki yıllarda rivayetler manzumesine dönüştürüldü bir gerçektir. Siyasi gruplar çok sonraki yıllarda gerçekleşen olayları Hz. Peygamber'in dilinden söylenmiş gibi zikrederek kendilerinin haklılığını ispatlamaya çalışmışlardır. (Hasan ve Muaviye)
Sahabeden Amr b. As, Mısır'da vefat etmiştir. Fakat İstanbul'da ona atfedilen mezar bulunmaktadır. (Hz. Safvan Bin Muattal)
...hayatını, genelde elinde kılıç, hep kızgın ve birilerini öldürmeyi düşünen, akli melekelert ön planda olmayan bir tiplemeyle anlatmışlardır.
Şibli'nin yerinde deyimiyle:
"Bunlar edebi anlatımlardır ki gerçekte tarih ile edebiyatı birbirin­den ayırmak icab eder. Tarihçi haritacı gibi olup yerküreyi olduğu gibi aktarır. Ressam ise aynı yerküreyi kendi ruhuna yansıyan cüziyyatı ortaya koyacak şekilde abartılı aktarıp bazı yönlerini ön plana çıkarır." (Hz. Ömer)
İkinci halife, İran bölgesindeki savaşların sürekliliğinden rahatsızlığını "bizimle onlar arasında bir set olsaydı, ne biz onlara ne onlar bize ulaşsaydı" sözleriyle ortaya koyuyordu. (Babek Bir Direnişci)
Fil Olayı; tarihteki bir çok örnekte olduğu gibi Allah Kabe'yi korumaz iken, üstelik Kabe o gün itibariyle bir putperest mabedi gelen ordu ise mümin bir ordu ( İslam gelmeden önceki son din olan Hristiyanlık) iken Kabe ve müşrikler korunmuş, bu mümin ordu yok edilmiştir! (Siyer Okumaları)
Hz. Ali ümmetin büyük bir çoğunluğu tarafından halife olarak kabul edilmiştir Onun halifeliğini sadece Muaviye'nin sözlerine inanan Şam halkı kabul etmemiştir. (Halifelik Tarihine Giriş)
...kaderci anlayış, Emevilerin halka karşı kullandıkları mantıktır. Nitekim Muaviye, Kufe'de haklı olarak itirazlarda bulunan kimselere Allah'ın Kureyş'i (dolayısıyla o dönemde hakim unsur olan Emevileri) özel olarak seçtiğini söyleyerek bu sebeple Allah'ın işine karışmamalarını tavsiye etmiştir. Böylece Allah'ın takdiri ile başa geçen şahısların eline geçen mal da, "Allah'ın malı" olacaktır. Bu mantığın devamı ni­teliğinde yaptıkları katliamları da Allah'ın üzerine atmaktan çekinmeyeceklerdir. Nitekim Abdülmelik b. Mervan, öldürdüğü bir muhalif için, "Onu Allah'ın takdiriyle öldürdüğü" tezini işleyecektir.

 Bu anlayışın uzantısı Cahiliyye dönemine kadar götürüle­bilir. Müşrikler başlarına gelen olayları "Bizi öldüren, dirilten zamandır." diyerek yaşadıkları olayların failinin ve düzenle­yicisinin "dehr" olduğunu söylerlerdi ve bunlara "dehriler" denilirdi. (Hz.Osman)
İlk Dört Halife döneminden sonra Emevîlerin ''Halifetullah" lakabını almaları üzerine' Müslümanları yöneten şahsa "Allah'ın halifesi" denilip denilemeyeceği konusunda bir tartışma oluştu. (Halifelik Tarihine Giriş)
Küçük yaştan beri insanların farklı inançlara sahip olmasına, her kesimin kendi görüşüne sıkıca bağlanmasına hep şüphe ile baktım. Çok iyi biliyorum ki hakîkat tektir ; o konuda görüş ayrılıkları farklı yöntem kullanmaktan kaynaklanmaktadır. Akli bilgileri kavrayacak düzeye gelince gerçeğin kaynağını aramaya başladım. Olanca hırsımla zan ve şüphenin aldatmasından kurtaracak bir yöntem aradım. Çünkü gerçeği bulmak zor, ona giden yol sarp ve hakikat şüphelerle örtülüdür. Ulemaya iyimser gözle bakmak ise insanın yapısında vardır.. Dolayısıyla önceki nesillerin kitaplarını inceleyen ve onlara iyimser gözle bakan hakikat arayıcısı olamaz.Gerçekte hakikat arayıcısı, kendisini n onlar hakkındaki görüşünü eleştirdiği gibi okuduklarını da eleştirip delillerle kanıtlayandır.. Hakikat doğrudan amaçtır, onu arayan kimseyi onun varlığından başka bir şey ilgilendirmez. Zira Allah ulemayı hata ve kusurdan korumuş değildir ; eğer öyle olsaydı ulema arasında hiçbir ilim dalında ihtilaf bulunmaz ve herhangi bir konuda gerçeğe ilişkin görüşleri farklı olmazdı. Halbuki durum bunun tersidir. Bu sebeple ilmî eserleri inceleyen kimsenin amacı gerçeğin bilgisine ulaşmaksa, kendisini o eserdeki fikirlerin hasmı (antitezi) yerine koyup o gözle okumalı ve bütün yönleriyle sorgulayıp eleştirmeli ; aynı zamanda kendi görüşünü de eleştirerek müellife karşı hoşgörüsüz davranmamalı. Böyle bir yöntem izleyecek olursa hakikatler apaçık ortaya çıkar. Bütün bunları dikkate alarak farklı düşünce ve inançları, çeşitli ilim ve dinleri araştırmaya koyuldum.Bunlar bana fazla bir şey vermediği gibi gerçeğe ulaşmak için bir yöntem, kesin bilgiye kavuşturacak yeni bir anlayış da kazandırmadı. Gerçeği bulmak için duyu verilerinden hareket ederek akli bilgiye ulaşmam gerektiğini anladım. (İbnül Heysem-1039) (Müslümanların Engizisyonu - 2)
İranlı unsurların, ülkelerini fetheden Hz. Ömer'e karşı öfkeleri onun ölümünden sonra da devam etti. Hz. Ömer'in ismini çocuklarına vermeyerek bu tepkilerini en basit bir şekilde ortaya koydular. Şu anda bile İran'da Hz. Ömer'i öldüren Ebu Lü'lü'nün türbesi ziyaret edilmektedir. (Babek Bir Direnişci)
Eğer Hz. Peygamber Hz. Ali'yi kendinden sonra halife olarak atamak istiyorsa bunun için gizli konuşma yapmasına, fısıldaşmasına veya burada olduğu gibi yol üstünde tesadüfen gelişen bir olay üzerine bu iddia edilen sözleri söylemesine ve hiç kimseden çekinmesine de gerek yoktu. Veda Hutbesi'nde binlerce sahabe huzurunda bunu açıkça ilan ederdi. mesele biterdi. 133 Dahası eğer bu ayet bunun için geldiyse Medine'de de minbere cikar bunu teyiden ilan ederdi. (Hz.Ali)
Ebu Hanife, "beni gasp edilmemiş topraklara gömün" şeklindeki vasiyeti ile de adeta yapılan haksızlıklara ölümünden sonra da karşı çıkmayı sürdürmüştür. Nitekim Ebu Hanife'nin bu vasiyetini duyan Halife Mansur, "Bedenin gibi cesedin de bana karşı" demek zorunda kalmıştır. (Sayfa 78) (Müslümanların Engizisyonu - 1)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/hz-ebu-bekir-mehmet-azimli-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)