# İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka - Fatma Barbarosoğlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka kimin eseri? İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka kitabının yazarı kimdir? İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka konusu ve anafikri nedir? İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka kitabı ne anlatıyor? İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka PDF indirme linki var mı?  İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka kitabının yazarı Fatma Barbarosoğlu kimdir? İşte İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/icimdeki-sazlar-baska-soz-baska-fatma-barbarosoglu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-07-08T15:00:04+03:00
- Güncelleme: 2022-07-08T15:00:04+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/07/08/fatma-barbarosoglu-kimdir-fatma-barbarosoglu-kitaplari-ve-sozleri-264735.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Fatma Barbarosoğlu 
 Yayın Evi:  Profil Kitap Yayınları 
 İSBN: 9786057525598 
 Sayfa Sayısı: 132 
--reklam--
İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
1970’lerden günümüze hatıralardan yansıyan latif bir iklim… Kişinin kendisiyle yüzleştiği aynaya düşen yaralı izler… Yaraların üzerinden berrak bir dere gibi akan cümleler…

Herkesin kendinden, yakınlarından izler bulacağı, bulduklarını şarkılara yaslayacağı, olmak ile ölmek arasındaki gerilimi ince bir sızı olarak hissettiren hayat sahneleri…

Bireyin araftaki yalnızlığına eşlik eden ekran tekinsizliği… Genç kızların kariyer imtihanları… Üçüncü kişiler tarafından denetlenip derecelendirilen evlilik hikâyeleri…

Fatma Barbarosoğlu hayatın izini cümlelerle nakışlamaya devam ediyor.
--reklam--
İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka Alıntıları - Sözleri
Beklemek kederdir, bekletmek ihanet...
Susmanın , şikayetten ağır bir yük olduğunu bana ilk öğreten kişi Dilsiz Gelin idi
Ahir ömrümde karıma çiçekli bir bahçe sunacaktım.Sundurmadılar. Çiçekli bahçe ona mezar olacakmış. Oldu. Başka yere gömmeyecegim.İşte buraya gömecegim. Biz onunla hayatı paylaştık.Acıyı, kederi paylaştık Bir gün de elmayı bütün yemedik. Bir peceteyi bile ortasindan paylaştık .Bir zeytini paylaştığımız günlerimiz bile vardır. Şimdi ben onunla hayatı, o benimle ölümü paylaşacak. Yarısı ona , yarısı bana.
Hızın yüzünde bıraktığı izleri “kişisel bakın ürünleri” saklayamıyordu artık.
Çalışan kadınların çalışmayan kadınları, çalışmayan kadınların çalışan kadınları diline dolamasından oldum olası şikayet eder. " Bu da bizim ülkemize mahsus, herkes herkesin kaynanası olmaya talip," diye isyan ederdi.
Zihnin hızı, ışık hızını geride bırakır herhalde.
Canımızdan can olanların ölümü bizim canımıza dokunmuyorsa nasıl insan kalacağız, nasıl mümin kalacağız?
Çalışan kadınların çalışmayan kadınları, çalışmayan kadınların çalışan kadınları diline dolamasından oldum olası şikâyet eder. Bu da bizim ülkemize mahsus, herkes herkesin kaynanası olmaya talip.
"Kitabımın sayfalarına geri döndüm. Döndüm dönmesine ama hiçbir sözcük, kapısının kilidini açmadı. Zili çalmış da ev sahibi tarafından kasıtlı olarak kapının önünde bekletilen, apartman sakinlerine rezil edilen misafir gibi, bir müddet daha bekledim sözcüklerin kapısında."
İnsanın kendisini ne zaman, nasıl suçüstü yakalayacağı, kendisi için bile meçhul...
Sanatçı ne zaman küser?
Kederini sanatının hamuru/mayası kılamadığında mı, o hamur erbabı tarafından kabul görmediğinde mi?
"Elbette geçmişin hatırası son nefese kadar şimdiki zaman olarak kalır..."
Sabah, yedi dağın ardında tutuklu bir mahkum gibiydi ve biz güneşin doğmasını, sabahın kurtulmasını bekledik.
Canımızdan can olanların ölümü bizim canımıza dokunmuyorsa nasıl insan kalacağız, nasıl mümin kalacağız?
"Kitaplardaki “sır”ra aşina kalbim, hayatın içindeki “sır”ra uzaktı."
--reklam--
İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sizinde benim gibi kitap kapağındaki tatlışlık ve MK2019 Imzası dikkatinizi çekti mi ? cevap "aa evet yaa" ise ,bu ayrıntıyı görenler olarak çok süperiz bence .... şimdi kitap hakkında yapılan bir ropartajdan ve kitabın içindeki kapak hikayesinden biraz bahsedelim ,röportajda kapak hakkında soruluyor ve Fatma hanim cevaplıyor : "Evet, okuyucular kapağı çok sevdi. Şiir gibi kapak diyorlar. Kapak resmi üstadım Mustafa Kutlu’dan. Kızıma hediye ettiği tabloyu kitabın kapağı yaptık. Profil Yayınları da çok itina gösterdi; ortaya böyle şiirli, sarışın, nihavent bir kapak çıktı....
Yazar, M.Kutlu'nun isim vermediği bu tabloya "kökünden kopmuş, bağımsız neşeli dallar "diyor ."köksüzlüğün özgürlüğü ve neşesi vardır ama uzun sürmez " diyor , "kuşlar bu dalları neşelendirir ama dallara konmaz " diye de ekliyor ...

Hikayeler hakkındaki yorumuma gelince "Öyküye anne eli değmiş gibi " diyerek duygularımı ifade edebilirim ,'Yarım peçete' 'Suriye izi', 'Bizi habersiz bırakma' hikayeleri oldukça etkili ,..yarım kalan hikayeleri lütfen tamamlayınız sayın yazar ,tadı damağımda kalan bir kitap olmuş tebrik ederim ...doyamadım ... (feyza dönay) 
Topluma Ayna Tutan Öyküler, Olağan Hikâye 1. sayı: TOPLUMA AYNA TUTAN ÖYKÜLER: İÇİMDEKİ SAZLAR BAŞKA SÖZ BAŞKA

Fatma Barbarosoğlu’nun son öykü kitabı  İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka Haziran 2019’da Profil Kitap  etiketiyle yayınlandı. Kitap son on yıl içinde farklı zamanlarda yazılmış on iki öyküyü bir araya getiriyor. Türk Kahvesi isimli TV programında Barbarosoğlu: "Genelde yazarlar öykülerini bir kitaplık öykü olunca onları iki kapak arasında sunarlar. Benim için bu böyle değil. Ben frekansları (atmosfer, duygu) birbirini tutan öyküleri bir araya getirdim." Öykülerin frekansları yoğun olarak kadın temasında birleşiyor. Bu tema çerçevesinde Barbarosoğlu kuşaklar arası farklılıkları, iç çatışmaları, sosyal medyanın hayatımıza getirdiklerini, aile içi iletişimi dilin dolambaçlı yollarına girmeden sade bir üslupla hikâye ediyor.

Kitabın ilk öyküsü “Bazı Kadınlar Neden Susar?” kendinden büyük, üstelik dilsiz biriyle evlendirilen on beş yaşındaki Dilsiz Gelin’in hikâyesi. Anlatıcı, Dilsiz Gelin'in adını bilmediğini yıllar sonra otobüste karşılaştıkları an fark eder. Çünkü o mahallede bazı kadınlar kocalarıyla anılır. Muhtarın karısı gibi, Dilsiz Gelin gibi. Dilsiz Gelin hiç konuşmaz. Peki suskunluğu kime? Başlık parası karşılığında onu evlendirenlere mi, koca evini zindana çeviren eltilere, kayınlara mı? "Dilsiz Gelin, on bin lira etiketle dut yemiş bülbül gibi susuyordu. Susmanın şikâyetten ağır bir yük olduğunu bana ilk öğreten kişi Dilsiz Gelin idi." der anlatıcı. Dilsiz Gelin'le o dönemin mahallesinde gezer, o döneme tanıklık ederiz.

    Suriyeli İzi’nde insanların ikiye ayrıldığını görürüz. İnsan evladı olanlar ve insan evladı olmayanlar. Anlatıcımız çevresindeki insanları Suriyeli Hatice ile tanımaya başlar. Gezi olaylarında tencere çalan Macide Teyze ile aslında ne kadar yakın olduğunu, başörtüsü için omuz omuza savaştığı diş hekimi arkadaşıyla ise aslında yakın olmadıklarını Hatice vesilesiyle anlar. My Name is Khan filmindeki bir repliği hatırlatır bu yaşanmış öykü. Filmde der ki: “ Dünyada sadece iki tür insan vardır. Hep iyi şeyler yapan iyi insanlar, bir de kötülük yapan kötü insanlar. İşte insanlar arasındaki tek fark bu. Başka fark yoktur.” Cinsiyetimiz, siyasi kimliğimiz, görüşümüz, okuduklarımız, yazdıklarımız bizi iyi yapmaz, insan eylemez. İnsan olmak söylemden çok bir çocuğa, bir kadına, bir ağaca, bir hayvana ya da darda kalmışa nasıl muamele ettiğimizde gizlidir.

    Sofrayı Tutan Melekler sosyal medya için yaşayan günümüz insanını anlatır. Evinin her yeri pembelerle bezenmiş yeni gelinin anneannesini, dedesini evinde misafir etmesi esprili bir dille anlatılır. Fotoğraf çekiminden yemeğe sıra gelmeyince en sonunda anneanne  “Kızım senin fotoğraf makineni doyuracağız diye karnımızı doyuramadık! Sofrayı tutan melekler yoruldu.” diye isyan eder. Yazar her ânı sosyal medya için yaşayan, her ânını orada paylaşan insanları hikâyeleştirirken günlük konuşma dilinin sığlaşmasını da “aynen” kelimesiyle gözler önüne serer.

    İki Kadın, Biri Aşırı Yorgun Öteki Boşlukta isimli öyküde yazar, bize iki resim çizer. Birinci resimde, yazın “ bu hayatı çekemiyorum” notuyla giden kışın eve dönen mevsimlik bir kocayla küçük bir de çocuğu olan bir kadın vardır. Kadın koşturur sürekli, çalışır. Bunaldığında sadece bloğuna yazılar yazar. İkinci resimde ise çocuklarını, eşini hep bir yerlere yetiştirmeye çalışmış, herkes gittikten sonra düştüğü boşluğu sorgulamaya başlamış diğer kadın. Bu kadın başka hayatlar olduğunu sosyal medya aracılığıyla fark eder. Buradaki boşluk ev hanımı ya da çalışan olmaktan kaynaklı bir boşluk değil aslında. Boşluk bir birey olamamaktan kaynaklı bir boşluk. Yazar bu konuyu üç öyküde farklı boyutlarla işliyor. Saklana Saklana isimli öyküde de çalışan arkadaşının sürekli sözlü tacizine uğrayan üç kadın var. Bu üç kadın dışarıda çalışmaz ama evde üretmeye devam ederler. Kimi resim yapar, kimi bilgisayar oyunu tasarlar. Bu öykülerde yazar bize şunları fısıldar: “Üret! Birbirine köstek olmayı bırak. Ya da sadece birileri için yaşamayı. Kendine ait bir dünyan olsun, bir uğraşın. Kendini tek bir şeye adarsan onlar gidince düşeceğin boşluğun derinliği eşittir senin kendini yok sayıp yaşadığını sandığın yıllar” Barbarosoğlu, bir uğraşın olmayınca ya da sürekli fedakârlık yapınca bir yerde tekerleğin patlayacağını Bizi Habersiz Bırakma isimli öyküde dramatik bir şekilde gözler önüne serer. Ailedeki iletişimin önemine değinir ve hikâye sonunda bize şu soruyu sordurur: “Doğduğumuz saati bilen, canımızın yandığını sesimizden anlayan, giyeceğimiz çoraba kadar düşünen annelerimizi biz ne kadar tanırız. Ona sevgimiz sadece hayatımızı düzene koymasından kaynaklı mı yoksa?” 

    Ve Yarım Peçete. Ön yargılarımızın öyküsü. Kanserin son safhasında bir kadın, onu mutlu etmek için elinden gelen her şeyi yapan bir koca. Eniştesinin her hareketini kendince ama yanlış yorumlayan bir baldız. Evliliği bir yığın cümleyle anlatmak yerine yarım peçete ile anlatmak da hikâyenin gücü.

Türk Kahvesi programında Barbarosoğlu: "Ne yazıyorsun kısmına şunu yazdım demekten korkarım. Kendi sorularımın peşinden giderek yazıyorum. Ben peşinen okuyucudan daha fazla bir şey bildiğimi kabul etmiyorum. Okuyucuyla aynı dönemde yaşıyoruz.  Sadece belki bazılarından farkım şudur: Ben daha çok yüzleşerek ve toplumdaki değişimin izini kendimden de yola çıkarak arayan bir insanım." der ve bizi de bu arayışa dâhil eder. Öyküleriyle toplumdaki değişme ayna tutar. 

 Son olarak kitap ismini bestesi Avni Anıl'a ait olan Kaderimde Hep Güzeli Aradım şarkısından alır. Çünkü Barbarosoğlu şarkıların dışında geçmişimizi çıkarıp getirecek bir şey kalmadığını düşünür. Kendi deyimiyle damarı yetmişlerden gelen öyküleri şarkıların da yardımıyla günümüze taşır. Ayrıca kapak resmi Mustafa Kutlu'ya ait olan kitap, öykülerde kendini bulan, “Bu benim yaşadığım bir andı,” diyen ya da hikâyesini yazarın kalemine emanet eden okuyucuya ithaf edilmiştir.

                                Huriye EMRE (Huriye Emre) 
Kitabı herkese tavsiye ederim.Düşündüren, duygulandıran ve güldüren öyküler var kitapta.
İyi ki Fatma Barbarosoğlu öyküleri üzerine çalışıyorum, kafa yoruyorum dedirtti bu kitap. -Kitaptan Bazı Alıntılar-
Beklemek kederdir, bekletmek ihanettir.
Herkes herkesin kaynanası olamaya talip.
Her giden arkasında kocaman bir boşluk bırakıyordu.
Yaşım otuz yedi, ama üç otuzun tecrübesi saklı bende.
 Nostalji: Geri dönüş acısıdır. (Barbara Cassin)
Elbette geçmişin hatırası son nefese kadar şimdiki zaman olarak kalır... (Barbara Cassin )
Biz başkasının seçimini / tercihini biz niye burada konuşmak zorundayız ki ?
 Suriyeli deyip geçiyoruz.Hepsini bir kelime altında toplayınca acıları bize değmiyor.
İçimde saklı tuttuğum bütün kelimeler dolu dizgin koşuyordu.
 İnsanın kendisini ne zaman, nasıl suçüstü yakalayacağı, kendisi için bile meçhul.
Biz uyuyan şuura değil, her daim açık olan idrake talibiz.
Kendimizi tanıtıyoruz öyle mi ?Bu o kadar kolay bir şey mi ? Bütün kadim dinler 'kendini tanı' diyor.Demek ki ömür bitiyor da kendini tanıyamıyor insan.
Herkesin yolu, kendi içinde.
İnsan dünyaya alışmamaya niyet etti mi gerisi kolay.
 Bekliyoruz.Gökyüzüne gözyaşı eke eke bekliyoruz. (| Halime Uçar |) 
--reklam--
İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Fatma Barbarosoğlu - İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Fatma Barbarosoğlu Kimdir?
Fatma Karabıyık Barbarosoğlu (d. 1962, Afyon) Sosyoloji doktoru, hikâyeci, roman yazarı. Yeni Şafak Gazetesi'nde köşe yazıları yazmaktadır.

Ortaöğrenimine, son yıla kadar, İstanbul'da devam etti, daha sonra 1980 yılında Afyon Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nden 1984 yılında mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini, aynı bölümde "Türk-İslam Felsefesinde Tasavvufî Eğitimin Değerlendirilmesi" başlıklı bir tez hazırlayarak 1987 yılında tamamladı. İ.Ü. İktisat Fakültesi Sosyal Yapı-Sosyal Değişme Anabilim Dalı'nda "Modernleşme Sürecinde Moda-Zihniyet İlişkisi" başlıklı teziyle sosyoloji doktoru oldu. Söz konusu tezi, "Moda ve Zihniyet" adı ile İz Yayıncılık tarafından 1995yılında yayınlanmıştır.

Akademik çalışmalarının yanı sıra edebiyat ile de meşgul olmuştur, roman, hikaye ve deneme türünde birçok kitap kaleme almıştır.
--reklam--
Fatma Barbarosoğlu Kitapları - Eserleri
İmaj Ve Takva
İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka
Şov ve Mahrem
Hakikat İncinmesin
Gün Akşamsızdır
Ahir Zaman Gülüşleri
Son On Beş Dakika
Senin Hikayen
Sözün ve Sükûtun Renkleri
Moda ve Zihniyet
Hayat Teselli Olmaktır
İki Kişilik Rüyalar
Mutluluk Onay Belgesi
Hiçbiryer
Fatma Aliye: Uzak Ülke
Cumhuriyet'in Dindar Kadınları
Uzak Ülke
Acı Deniz
Yaşadığımız Şehir - Otobüsname
Rüzgar Avı
Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim
Okuyucu Velinimetimizdir
Ramazanname
Medya Senfoni
Kamusal Alanda Başörtülüler
Bahçeler Sokaklar
Sözüm Söz
Medya Senfoni
--reklam--
Fatma Barbarosoğlu Alıntıları - Sözleri
Sosyal medya cumhuriyetinin sanal vatandaşı olarak kendimizi, dert anlatmaya yeten ya da yetmeyen, 140 karakter ile; ne kadar iyi bir tüketici olduğumuzu ispat etmek niyetiyle mutluluk efekti verilmiş fotoğraf paylaşımları üzerinden ifade ediyoruz. Bu "paylaşımlar" yüzünden, "beriki" bile giderek "öteki" haline geliyor. (Mutluluk Onay Belgesi)
Vakte sohbet edebildiğimiz sürece egemen olacakmışız gibi durmadan konuşuyoruz. Ama hep dünü. Dünü konuşmak güzel. Bugünü konuşmak yavan. Ne zaman bugünü konuşmaya kalksak evler, arabalar, yazlıklar, tatil köyleri devremülkler giriyor odaya. Bize hiç bir yer kalmıyor.￼ (Senin Hikayen)
Ölülerimiz bile bize ölümü hatırlatamıyor. (İmaj Ve Takva)
Yalnız olmak mesele değil. Ama kalabalıkların içinde yalnızlık sürekli izah bekleyen bir problem gibi duruyor. (Ahir Zaman Gülüşleri)
...Dinlemeseydin soylemeyecekti... (Ahir Zaman Gülüşleri)
Modanın zevklere ve tercihlere bağlı olan değişim lokomotifi, tesettürün dini ilkelere bağlı olan değişmezlik anlayışı ile uyum içinde olabilir mi?... (Şov ve Mahrem)
“Dostluk, ortak tarihi olanların yazdığı bir kitaptır.” (İki Kişilik Rüyalar)
Kime söyledim? Hiç kimseye. İçime içime. Baktım içim doldu. Dolmasın dedim. Neticede atalarım istiridye değildi, içime attıklarımdan inçi çıkarabilecek kapasitem yok (Mutluluk Onay Belgesi)
Modern toplumlarda, modanın daha hızlı bir şekilde yayılması tüketim toplumunun özellikleriyle ilgili olduğu kadar aynı zamanda modern insanın cemiyet içindeki yalnızlığıyla da alakalıdır. Bu noktada farklı olma ve faklı olmama isteğinin çatışması daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Modayı takip ederken fert, kendinden üstün gördüğü modayı takip edenler grubundan ayrı olmamak için onlarla arasındaki bütün farkları gidermeye çalışmakta; diğer yandan kendi içinde bulunduğu küçük grubun insnaları arasından seçilerek göze çarpmak istemektedir. (Moda ve Zihniyet)
Modanın toplumsal, ahlaki ve dini bir değeri yoktur. (Moda ve Zihniyet)
Biz çok ilimden ziyâde, az edebe muhtacız.. (Okuyucu Velinimetimizdir)
“Kendin için okursan her öğrendiğini onlara satmak zorunda kalmazsın.” (İki Kişilik Rüyalar)
"Sanki çok yakındasın.
Aynı ağacı görüyoruz, aynı kuşların sesini işitiyoruz gibi bir his var içimde.." (Hiçbiryer)
Annem daima ağaçtı. Gölge eden, koruyan, kollayan, meyve veren bir ağaç. (Hayat Teselli Olmaktır)
Siyahlar siyahlığını beyaza,beyazlar beyazlığını siyaha borçlu ha. (Medya Senfoni)
Sekülerleşmenin ikinci safhasında ise din önemsizleştirilerek dini ifadelerin kullanılması tamamen terk edilir.
Mesela "Allah'a emanet olunuz" yerini "kendine iyi bak"a bırakır,
 "Allah'a ısmarladık" yerine "hoşça kal", "Selamün Aleyküm" yerine "iyi günler" ifadesinin kullanılmaya başlanması dinin kamusal hayattan çıkarılmasıyla doğrudan alakalıdır. (İmaj Ve Takva)
Oysa kadınlar en çok birbirilerini eziyor. En çok birbirlerinin üzerinden politika üretmeye kalkıyor ve en çok birbirlerini yok sayıyor. (İmaj Ve Takva)
"Kendini tanı.Kendini, yani eriyeni, dağılanı, dumanlaşanı. Sen acılarında ve zilletlerinde aynısın. Rüyaların, hayallerin ve dileklerinle bir başkası." (Şov ve Mahrem)
İnsanın kaderi pek değişmiyor. Daha doğrusu herkesin kaderinin bir teması var, hayat itinayla o temaya dair hikayelerle dolduruyor o defteri. Ama çoğumuz kaderimizin ana temasının ne olduğunu hiç bilmiyoruz… (Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim)
"Aslolan kendi sesini duymaksa, gönül sesi neylesin kulağı." (Gün Akşamsızdır)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/icimdeki-sazlar-baska-soz-baska-fatma-barbarosoglu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)