# İdeolocya Örgüsü - Necip Fazıl Kısakürek Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> İdeolocya Örgüsü kimin eseri? İdeolocya Örgüsü kitabının yazarı kimdir? İdeolocya Örgüsü konusu ve anafikri nedir? İdeolocya Örgüsü kitabı ne anlatıyor? İdeolocya Örgüsü PDF indirme linki var mı?  İdeolocya Örgüsü kitabının yazarı Necip Fazıl Kısakürek kimdir? İşte İdeolocya Örgüsü kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/ideolocya-orgusu-necip-fazil-kisakurek-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-16T02:00:10+03:00
- Güncelleme: 2022-03-16T02:00:10+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/16/necip-fazil-kisakurek-kimdir-necip-fazil-kisakurek-kitaplari-ve-sozleri-177258.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Necip Fazıl Kısakürek 
 Yayın Evi: Büyük Doğu Yayınları 
 İSBN: 9789758180325 
 Sayfa Sayısı: 576 
--reklam--
İdeolocya Örgüsü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Koskocaman, top şeklinde bir yumak gibi iplik iplik sarılı, kangal kangal bükülü, ilk ucundan son ucuna kadar üstüste devşirili; dışarıya doğru lif lif dağınık ve içeriye doğru kol kol toplu, muhitte namütenahi çok ve merkezde namütenahi tek; ve nihayet gelmiş ve gelecek zaman boyunca bütün eşya ve hadiseler zeminini avlamaya memur bir fikir ağı halinde düğüm düğüm çerçeveli bir manzume... Yekpare bir inanış, görüş ve ölçülendiriş manzumesi... İsmi de Büyük Doğu...

(Kitabın İçinden)
--reklam--
İdeolocya Örgüsü Alıntıları - Sözleri
Kendini Allah’a esir ver ki, hürriyeti bulasın ve hayvan hürriyetinden kurtulasın.
İslâm ordusunun gâyesi "Allah adını yükseltmektir."
Adam öldüreni hemen öldürecek, hırsızlık edeni bir daha edemez hale getirecek; ve bütün içtimaî ihtilâflarında ferde öz evinden daha emin sığınaklar gösterecek bir nizam...
Gerçek bir müslüman için mezara girmeden istirahat yoktur.
Şapkada, şapkayı aşan bir mânâ vardır. Bütün dinî, millî, bediî, tarihî ölçülerimizin istikrah duyduğu bu unsuru başımıza geçirmeye mecbur tutulmakla topyekün mukaddesatımızı, tarihî can düşmanımızın emrine vermeye zorlanmış oluyorduk.
"Memleketler parasızlıktan degil, ahlaksızlıktan çöker."

- Necip Fazıl Kısakürek
"Var olma cehdini kaybetmemiş bir millet için günümüzün şartları karşısında bir inkılâp zarureti mutlaktır ve bunun aksi yokluktur."
"Bizim, olmuş ve olabilecek ahlâk kaynağımız adıyla ve sanıyla İslâm ahlâkıdır."
Hasret, vuslatın yarısıdır.
İste ki, olsun!
Kâinatın Efendisi buyuruyor. "Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır."
Âşk mı?.. Canın ışığı, varlığın mayası, hayatın desteği tek hikmet... Aslî hedefi Allah... Âşk olmasaydı varlık olmazdı; ne kuşlar öter, ne de sular fısıldaşırdı.
Kendini Allah'a esir ver ki, hürriyeti bulasın ve hayvan hürriyetinden kurtulasın!..
Ahlâk yaramız, beynimizden topuğumuza kadar işlemiştir; asıl bunun kurtuluş savaşına muhtacız.
--reklam--
İdeolocya Örgüsü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Büyük Doğu Macerası: İdeolocya Örgüsünü okumak benim için çok serencamlı geçti. 79 günde anca bitirişimin altında yatan sebeplerine değinmek istiyorum.

Bu eser hakkında Üstad Necip Fazıl diyor ki:
"Bu eser, benim bütün varlığım, vücut hikmetim, her şeyim... Ben, arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri örgüleştirmek için yaratıldım. Şiirlerim de, piyeslerim de, hikâyelerim de, ilim ve fikir yazılarım da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında bir takım «müştemilât»dan başka bir şey değil.."

Eseri okurken bidayette Necip Fazıl'ın dilini anlamakta zorlanıyordum; onunla aynı lisanı konuşmamıza rağmen onu anlamak benim için oldukça meşakkatliydi. Çünkü belirli bir dil zevkine ve zengin bir kelime dağarcığına sahip değildim ve Üstad'ın ne dediğini anlayabilmem için eserin çoğu sayfasında sözlüğü açıp yabancısı olduğum kelimelerin ne anlama geldiğine bakmam ve bir sonraki sayfaya geçmeden okuduğum sayfayı yeniden okumam icab ediyordu. Ve bu iş beni çok yoruyordu. Binaenaleyh esere ara verdim çünkü bir şeyler ters gidiyordu. Bir başkasının anladığını ben neden anlayamıyordum? " Ben neyi yitirdim?" sorusuna yanıt aradım. Evvela yolum Nihad Sami Banarlı'ya çıktı ve iğdiş edilmiş acınası dil ve düşünce dünyamı seyre daldım. Aldığım yara büyüktü zira yaklaşık 53 yıl önce yazılmış bir eseri okuyup anlamakta azami zorluk çekiyordum. Kendime dil zevki kazandırmak adına bir takım okumalar yaptım. Okuduklarımın arasında en fazla müstefid olduğum Peyami Safa idi çünkü dil zevkinin yanında bir de Simerenya adında bir ütopyası vardı. O da kendince bozulan ahlaka ve dünya nizamına bir çare bulmuştu. Fakat Üstad'la en büyük farikası onun bulduğu panzehir batı ideolojilerinin zehirli taraflarını atıp uçuk kaçık ama harikulade bir ütopya inşa etmesiydi. Evet bu bir ütopyaydı ve bu yüzdendir ki hayata tatbik ettirilmesi muhaldi. Üstelik ne yazık ki İslam'ı baz almıyordu ve bu yüzden kurutulmuş ruh köklerimize derman olamazdı.
Ve geç tanışmış olsam da -sağolsun bir dostun tavsiyesiyle- Ahmet Haşim'in de fevkalâde yardımı dokundu. Lakin Ahmet Haşim'in dil zevkinden ziyade zâtı dikkatimi cezbetti. Onunla, kendözüne yabancı fakat düşman olmayan, batı hayranlığı derekesinde yalpalanmanın ne büyük bir ıstırab ve kayboluş doğurduğunu gördüm.

Kelimelerle aramdaki mevzuu yavaşça hallolurken İdeolocya'yı yine elime aldığımda gene bir şeyler eksikti. Çünkü Üstad yanıyordu ve ateşe düşmeyen yanmayı bilemezdi. Üstad'ın çilesinden haberdar olmak, onu anlamak, yaptığı işin ne derece mühim olduğunu idrak etmek elzemdi.

Dil zevkiyle beraber gayri ihtiyari yürüttüğüm zihin açıcı okumalarla (ki bunların bir kısmı Yusuf Kaplan'ın 100 kitap listesinde seviyeme hitap edecek kitaplardan oluşuyordu) İdeolocya'nın zeminini sağlamlaştıracak, bana Üstad'ın haykırışlarını anlamlandıracak kitaplar okudum. Sa'duddin Ökten, Aliya İzzetbegoviç, Seyyid Kutub , Sezai Karakoç, Abdurrahim Karakoç, Cemil Meriç gibi nice dert sahibi mütefekkire yolum düşüyordu..
Aliya ile çağı, ideolojileri, düşmanlarımızı tanıdım, Seyyid Kutub ise dirilişin ne kadar elzem olduğunu haykırıp duruyordu. Sezai Karakoç olmazsa olmazımdı ve onun eserleriyle müslüman olma coşkusu üzerime siniyordu. Ve yine sağolsun bir dostun tavsiyesiyle Cemil Meriç okumalarında aklımızı kiraya verdiğimiz aşikar oldu. Fikir adamlarımızın nasıl harcandığını, beyinlerimizin nasıl yok edildiğini gördüm. Ve bir uçuruma doğru yuvarlanıyorduk. Ne olacak, çare ne, kurtuluşumuz nerede! diye avaz avaz haykırdığım sırada İdeolocya Örgüsünü yeniden aldım elime. Ve gördüm ki Necip Fazıl kurtuluşumuzun reçetesini bizlere sunmuş, büyük titizlik ve incelikle hastalığımızı teşhis etmiş, bizi -hasta olduğumuza ikna ettirerek- ameliyat masasına oturtmuş ve merhamet neşteriyle ufunetli urlarımızı söküp atmış ve bize sıhhatli, müferreh, emniyetli, huzur dolu bir hayatın kapılarını açmış. O hayatın adı da kaybettiğimiz, unuttuğumuz, ondan başka her ucuz davayı, ideolocyayı tuttuğumuz ve tutunduğumuz yerlerden ellerimizi, bacaklarımızı, kafamızı ve en son ruhumuzu kaybetmeye kadar gittiğimiz sahte kurtarıcılarıdan azâde hakiki kurtarıcı fakat bir türlü kendisini görmediğimiz İslam'dı!

Eseri okurken Üstad'a bolca dua ettim, bazı yerlerde kah güldüm, kah ağladım. Sinirlerimi geren öylesi yerler vardı ki lakin Üstad'ın üslubu sayesinde yüzümde kocaman bir tebessüm doğuyordu; üslubu fevkalâde zarif, ince ruhlu ve kendileri muarızlıkta son derece dâhi... ve unutmadan, argosuz hakaret edişine ise büyük bir hayranlık duydum.

Yusuf Kaplan: "Yok oluş mevsiminde Türkiye’nin ruhunu üstad Necip Fazıl kurtardı! Hepimiz entelektüel olarak Necip Fazıl'ın paltosundan çıktık!' derken ne kastettiğini artık çok daha iyi anlıyorum. Ve Üstad'ın çektiği çileleri görmezden gelen, kulak tıkayan, ona sabık şair diye doğruluktan uzak çirkin yaftaları yapıştıran onun tabiriyle "tavla zarı kafalı tipleri" de Allah'a havale ediyorum.

Eser, dünyaya, Türkiye'ye bakışıma yeni bir yol çizmekle beraber, puslu penceremi temizleyip, hakikati görmemin önünü açmış ve bana, celladına âşık mukallitliğin ne derece sefil bir hâl olduğuna vukufiyet kesbetmeme vesile olmuştur.

Allah Teâlâ Hazretleri Üstad'dan razı olsun, ona çektiği çilelerin karşılığını fazlasıyla versin. Derecesini âlî, makamlarını ulvi eylesin...

Umuyorum ve inşallah artık çekilen çile son bulur ve bu eser âlimlerimiz, âriflerimiz ve münevverlerimiz tarafından derinlemesine incelenerek, çağımıza uygun hale getirilerek en yakın zamanda yaşamımıza tatbik ettirilir..

Eserle kalın, dertli okumalar.. (Ayşegül) 
Necip Fazıl ~ İdeolocya Örgüsü: Bu kitaba nasıl bir yorumla başlanır diye düşünmeden üstadın kitabın sonunda bir yazısından küçük bir alıntı yaparak başlamak gerek diye düşünüyorum…!
”Bu eser, benim bütün varlığım, vücut hikmetim, herşeyim,… Ben, arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri örgüleştirmek için yaratıldım. Şiirleri de, piyeslerim de, hikayelerim de, ilim ve fikir yazılarım da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında bir takım “müştemilat”dan başka bir şey değil…”
 Üstadın bu sözü üzerine ne söylenebilir ki bilmiyorum. Ama tek gerçek hakikat var: Türkün, Türkiye toplumu ve ferdinin ve Müslümanın en büyük sorunu ve özelliği okumamaktır, cahilliktir eğitim eksikliğidir. Halifül melanimiz ortada. Cahilliğin olduğu yerde insanlar radikalleşmeye başlar. Cahillikten dolayı. Bir şeye kendini ait hissedip o şeyi ölümüne savunmaya başlarsın. Çünkü artık analitik düşünce yapını kaybetmişsindir, yok olmuştur o. Bir noktadan bakarsın herşeye at gözlüğü ile bakarsın. (Hasan Çiçek) 
Öncelikle NFK’den bahsetmek gerekirse; 1940 öncesi NFK ile 1940 sonrası NFK iki ayrı kişiliktir ve neredeyse birbiriyle alakası yoktur. Mina Urgan da “Bir Dinozorun Anıları” adlı kitabında 1940 öncesi NFK ile yaşadığı anılardan bahsetmiş. Mina Urgan’ın tanıdığı NFK’yi, yine Mina Urgan’ın kaleminden biz de tanıyalım, bakalım kimmiş?

https://hizliresim.com/SsYWjw
https://hizliresim.com/TGwkRZ
https://hizliresim.com/yfpB4a
https://hizliresim.com/jZr6Nf
https://hizliresim.com/jy0xw2

Eveet. 1940 öncesi NFK hakkında az biraz bilgi sahibi olduk. Şimdi de 1940 sonrası NFK’nin yazmış olduğu bu kitap hakkında konuşalım ve ikinci NFK’yi tanıyalım biraz da. Bazı alıntılar hakkında konuşarak devam edeceğim.
1) "Biz aklımızı peşin olarak (sahibine) teslim ettik ve ondan sonra bize geri verilen akılla düşünmeye başladık. İşte esasta hür, istiklâlli, kudretli; ve eseriyle, tesiriyle, her şeyiyle her şeyin üstünde olan akıl budur!"

Asıl özgürlüğün Tanrı’ya biat edilmiş bir akıl olduğunu ve Tanrı’ya sorgusuz sualsiz bağlanmış bir aklın, gerçek akıl olduğunu söylüyor.
Tanrı bağlamı etrafında dönen bir akıl, sadece “Tanrı düşüncesi”ne hizmet etmiş olur. Tanrı varlığına zıt bir gerçek gördüğünde ya bunu elinden geldiğince evirir çevirir, eğer büker ve Tanrı bağlamına oturtur ya da direkt reddeder. Bu mudur gerçeği bulmaya çalışan özgür akıl (!)
Mesela birkaç örnek link bırakayım aşağıya. Bu insanlar da kendilerince, akıllarını Tanrı bağlamına sattıklarına inandıkları için bu halde değiller mi? Tek fark arada “hacı, hoca” denilen birkaç aracı olması.

https://tr.m.wikipedia.org/wiki/Ensar_Vakf%C4%B1_tecav%C3%BCz_skandal%C4%B1
gonderi/79261610
gonderi/79402447
gonderi/79158241
gonderi/54521597
gonderi/54575163
gonderi/54519270

 “İslam mükemmel ama kullar değil”ciler gelmeden onlara şunu da söyleyeyim, hatta ben söylemeyeyim Tanrı’nız söylesin:

NİSA 89: Kendileri nasıl inkâr etmişlerse sizin de öyle inkâr etmenizi, böylece onlara eşit ve benzer hale gelmenizi isterler. (İman edip) Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün; hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin.
ENFAL 39: Fitne ortadan kalkıncaya ve dinin tamamı Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Vazgeçerlerse kuşkusuz Allah yaptıklarını görmektedir.

Kendinden olmayanı dışlamamayı bize ta ilkokul sıralarında öğretiyorlar. İlkokulu da geçtim, en başta evde öğretiyorlar. Ama gel gör ki, inandığın dinin inanmayanlarla dost olunmamasını, hatta ve hatta bulduğunuz yerde öldürülmesini emrettiğini okuyorsunuz. Tanrı kavramını bir kenara bırakıp, bu yukarda yazılanların ayet olduğunu unutup tekrar okusanız, gerçekten “özgür bir akıl” ile, çoğumuzun onaylamayacağı bir durum. Ama işin içine “Tanrı emri” girdiği zaman gayet meşru karşılanıyor. Bu mudur özgür aklınız? Ne farkınız var peki, Naziler döneminde “emir kuluydum, napayım?” diyerek onca insana işkence edenlerden?
“Ama canım tefsiri de önemli, salt ayet okumakla doğrusunu anlayamayız” diyenlere de şunu söyleyeyim: Ne söylenilmek istenildiği ayette gayet açıkken, tefsir okuyunca ayetin gerçek anlamından uzaklaştığınızın farkında değil misiniz? Gayet apaçık bir kitapsa, neden tefsirine gerek duyuyorsunuz? Çünkü birilerinin sizin yerinize , hoşunuza gidecek şekilde yorum yapmasını seviyorsunuz. Çünkü aklınızı Tanrı bağlamına odaklayıp, apaçık okuduklarınızı bile bir şekilde “aslında orda onu demiyor” deyip eğip büküyorsunuz. İşte NFK’nin “özgür akıl” tanımı...

2) “Doğu, Batı yüzünden ucuzcularla dolmuş, Batı ise kendi yüzünden ve kendi kendisine çürüğe çıkmıştır.”
“Yine basitlik ve ucuzlukta en büyük "girift"i ve en ileri "pahalı”yı temsil eden (Aynştayn), asrımızın muazzam ucuzluğuna muazzam dehâsını maddenin nihaî istismarı yolunda kullanmak suretiyle misâl teşkil etmektedir.”

“Bilemeyeceklerdir ki Batıyı anlamak hakkı, her şeyi anlamak hakkiyle beraber sadece müslümandadır.”

Doğu’nun yanlışlarının Batı’dan kaynaklandığını savunmak... Bu sanki biraz “hatalarının sorumluluklarını üstlenmek” kabiliyetiyle ilgili bir durum. NFK’de bu kabiliyeti pek göremedim açıkçası. “Üstat” diye adlandırılan birisinin bu kabiliyetten yoksun olması büyük bir eksiklik bence. Çünkü yazdığı yazıların tarafsızlığını zedeler. Gerçi NFK’nin tarafsız olması gerektiğiyle ilgili bir endişesi olan yok nasılsa. Çünkü hayranları zaten bunu istemiyor tam tersi pohpohlanmak istiyorlar :)
Ayrıca “Batıyı anlamak hakkı, her şeyi anlamak hakkiyle beraber sadece müslümandadır.” Şeklindeki cümlesiyle, bir Süper-Mürşit’e yakışmayan kibir örneği sergilemiş. Aklını peşin olarak bir Tanrı’ya teslim edenin “her şeyi anlama hakkını” nasıl iyi bir şekilde kullanabileceği de meçhul tabi :)

3) “İslâmda halk, hakkın zâhiri ve hak, halkın bâtını olduğuna göre, İslâmî devletin tek ölçüsü Haktır ve biricik hâkimiyet onundur. Halkın değil, Hakkın hâkimiyeti...”
Açıkça demokrasiye karşı olduğunu belirtmiş zaten. En basit bir önekle; kendisi oy kullanmak istemiyor, yöneteceği kişiyi kendisi seçmek istemiyor demek ki. Aslında NFK haklı. Bu düşüncede olanlar oy kullanmamalı belki de. Çünkü nerde Allah diyen ama işini iyi yapmayıp her türlü hile hurdayla, dalavereyle uğraşan insanların seçilmelerine sebep olabiliyor büyük bir çoğunluğu. Sonra da tüm toplum, bütün bir hayatını kötü yöneticilerin elinde oyuncak etmiş oluyor. Ne gerek var ki! Madem illa şeriat diyorlar, demokrasinin nimetlerini de bir kenara bırakıversinler, kalan sağlarla bir nebze de olsa bir şeyleri değiştirebiliriz belki.

4) “İnsan hayatına kıyanların hemen başlarını uçuracağına, onlara hayatını bağışlayan; ve hırsızlık edenlerin derhal kollarını keseceğine kendilerine hapishane köşelerinde rahat rahat geviş getirecekleri yataklar ve sanatlarını ilerletecekleri dershaneler hazırlayan zihniyet, birer kötü kişiye medeniyet göstermek için bütün iyi kişilerin hayatına ve malına kıymış olmak mânasındadır. İslâm adâletinden başka her ölçü, bizce cezalandırmaya yeltendiği kötülükle bilmeden ittifak halindedir.”
Öncelikle ceza nedir ve niçin verilir bunu sorgulayalım mı?
Cezanın sözlük anlamı: “yasanın, topluma zarar verdiğini kabul ettiği eylemlere karşı öngördüğü yaptırım.

Genel manada cezanın anlamı bu. Peki cezayı niçin veririz, bir düşünelim... Çocuğunuz olmuş olsa ve bir hata yapsa ve siz de ceza verseniz, bu verdiğiniz cezayla neyi amaçlarsınız?
Yaptığı hatayı bir daha yapmaması, ayrıca yaptığı hatanın bedelini “insanca” ( bakın altını çiziyorum) “İNSANCA” ödemesi için verilir ceza. Cezanın amacı intikam almak değildir. Suç işleyenin bir daha suç işlememesi için verilen bir uyarıdır, işlediği suçun da bedelidir. Ancak bu bedel ödetilirken karşı tarafın da insan olduğu unutulmamalıdır. Suçlu dahi olsa birisinin elini, kolunu kesmek, onu öldürmek insanca değildir. Hele ki diğer insanlara ibret olsun diye bunun yapılması, korku tahakkümü altında insanların kontrol altında tutulması hiç ama hiç insanca değildir.
Peki suç işleyen insanların ise, aldıkları ceza dışında, onları toplumdan tamamen soyutlayarak ve sanatsal, düşünsel vs. gibi her yönden gelişmelerine imkan vermemek, onları sağlıklı bir birey olarak tekrardan topluma kazandırmaya çalışmamak insanca mıdır? Bu da kesinlikle değildir.

NFK üzerinden bir şey söylemem gerekirse; 1940 öncesi NFK için “Geçmişim bir çöplüktür. Çöplükleri sadece kediler ve köpekler kurcalar.” diyerek önceki yaşamında yaptığı, şeriata göre suç sayılanları unutturmaya çalışması ama başkalarına gelince “eli, kolu kesilsin” vs. gibi cezaları savunarak, o kişilere ömür boyu unutamayacakları bir iz bırakılmasını istemesi hangi adalet anlayışına sığar? Bir şeyler anlatmadan, yüzlerce sayfa dolusu şeyler yazmadan önce tutarlı olup olmadığının farkında olmalı insan.

5) “Aya biz gidecek ve oraya, bilmem kaç yıldızlı Amerikan bayrağı yerine tevhid livâsını biz dikecektik!”
En çok buna güldüm :D Tutan mı vardı diyeceğim ama hep şu körolasıca Batı, değil mi? :D

6) “İslâmda kadın,içtimaî vazifeler arasında yalnız iki tanesinin ehliyetine malik değildir: Biri imamlılık, öbürü hakimlik... Bunda da son derece ince bir hilkat sırrı güden İslâmiyet, her şeyden evvel hissîlik ilcaîlikten uzak bir erkek seciyesi isteyen bu iki işte başka kadına hiçbir içtimaî vazifeyi yasak etmemiş, fakat kadının en yüksek ve ulvî mevkiini, onun ve erkeğinin yuvası olarak göstermiştir.”
Eee her şeye el atıldı, kadına da değinmeden olur mu hiç! Kadın güldür ma çiçektir. Kadın duygusaldır, önemli kararları tarafsız bir şekilde veremez. Kadın narindir. Kadın zariftir, ezilir. Kadın şöyledir. Kadın böyledir. Daha önce de söyledim başka bir incelemede, şimdi de söylüyorum. Mecliste birbirlerine tekme tokat giren erkek vekiller “akıl”larıyla mı hareket etmiş oluyorlar yani? Merhameti, acımayı duygudan sayıyorsunuz da öfkeyi duygudan saymıyor musunuz? “Hangi cinsiyetin hangi mesleği yapabileceği” gibi sığ bir düzenleme yapmak yerine “hangi yeteneğe sahip kişinin hangi mesleği yapabileceği” gibi hakkaniyetli bir düzenleme yapmak, “sahibine teslim etmiş aklınıza” hiç mi gelmiyor? Sormam hata zaten, tabi gelmiyor :D

7) "İzdivaç müessesesi, en genç yaşlarda adetâ mecburiyet belirtecek şekilde devlet tarafından himaye edilecektir. İslâm inkılâbında, mektep vesair telkin ve terbiye vasıtalarından herbiri, mefkürevî nizamına göre ayarlanacak ve yine cemiyette aileyi zaafa uğratan her faaliyetmutlak olarak kökünden kazınacaktır."
Eveeett. Geldik kutsal evlilik müessesesine... Evliliği kutsal, mübarek bir kurum olarak görüp aynı zamanda en genç yaşlarda; daha kendi ayakları üzerinde durmayı bilmeden, kendini yetiştiremeden, belli bir olgunluğa ulaşmadan evlenmek arasında büyük bir tezatlık görüyorum. Diyelim ki bu kişinin kendi tercihi. Tamam kabul. Peki ya NFK’nin dediği “... mecburiyet belirtecek şekilde devlet tarafından...” ibaresi? Size ne başkalarının evlenip evlenmeyeceğinden? Size ne benim evlenip evlenmeyeceğimden? İnsanların hayatlarına bu kadar çok burnunuzu sokma cüretini nereden buluyorsunuz? Diyelim ki bu da oldu; en genç yaşta mecburen veya kendi isteğimizle evlendik, sırada ne var? Çocuk... O genç yaşta, daha kendisine faydası yokken, bir de en önemli görevlerden biri olan “insan yetiştirmek” görevini nasıl üstlenir insan? Kendisini yetiştirememişken o çocuğu nasıl yetiştirebilir? Çocuk yetiştirmeyi sadece karnını doyurmak, giyindirmek, cebine biraz harçlık koyup okula yollamak olarak görüyorlarsa tabi ki yetiştirirler, ne var ki canım?! O çocuk huzursuz bir ailede mi büyüyor, annenin sesini çıkaramadığı, babanın korku ve güç tahakkümü kurduğu (tersi de mümkün) bir ailede kendine güvensiz, sevgisiz, çevreye karşı pısırık, iletişim becerisi bozuk bir birey olarak mı yetişiyor, kimin umrunda ki? Zaten suç işleyen insanların büyük bir bölümü, çocukluktan gelen birtakım eksikliklerden dolayı suç işlemiyor mu? Suçlunun sadece kendisi mi suçlu? Ama ne gerek var böyle şeyleri düşünmeye değil mi? Suç işlerse, elini kolunu kesersiniz olur biter nasılsa! Önemli olan, kötü bir aile de olsa, o aile bozulmasın!

Daha konuşmak istediğim çok alıntı vardı ancak bu kadarı yeterli sanki. Az çok NFK’nin düşünce yapısını görmüş olduk. Zaten yorumlarımı okumadan, salt alıntılara bakmak bile yeter de artar ne düşündüğünü anlamaya.

NFK’nin kurduğu, kendisine göre ütopya bana göre ise gerçekleşmesi az buçuk mümkün olan distopyanın sonuna geldik. Sonuna kadar sabırla okuyabildiyseniz, ne mutlu. Kitapta tek katıldığım NFK alıntısıyla ve bu alıntıyı NFK’ye, insanların hayatları konusundaki haddine ithaf ederek bitireyim. Olmayacak olan bir başka NFK incelemesinde ( zira sabrımı aşırı zorlayan bir sabır jimnastiğiydi bu kitap benim için) görüşmemek üzere :)
“İnsana, bildiğini sandığı bir şeyi bilmediğini kabul ettirmek, hiç bilmediği bir şeyi kabul ettirmekten daha zor...” (Atiye) 
--reklam--
İdeolocya Örgüsü PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Necip Fazıl Kısakürek - İdeolocya Örgüsü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İdeolocya Örgüsü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Necip Fazıl Kısakürek Kimdir?
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, (d. 26 Mayıs 1904, İstanbul - ö. 25 Mayıs 1983, İstanbul) Türk ve İslamcı şair, yazar ve fikir adamıdır.

Necip Fazıl, 21 yaşında yayımladığı Örümcek Ağı adlı şiir kitabının ardından, 24 yaşındayken yayımladığı Kaldırımlar adlı şiir kitabıyla tanınmıştır.[2] 1934 yılına kadar sadece şair olarak tanınmış ve meşhur Bâb-ı Âli'nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşamış ve bu değişimi kendisi "...içimi öylesine bir sosyal mücadele ve cemiyeti yorma hamlesi kapladı ki, artık çalışamaz oldum." şeklinde tanımlar.

Bu tarihten sonra Türkiye'nin bir çok şehrinde konferanslar düzenlemiş, düzenlemiş olduğu konferanslarda ki sözlerinden dolayı hakkında dâvâlar açılmış ve bu dâvâlar neticesinde öncülük ettiği Büyük Doğu Hareketi'ne dair yayın yapan Büyük Doğu Dergisi yayın hayatı boyunca 16 kez kapatılmış, Necip Fazıl'ın eserleri toplanmış ve basımı yasaklanmıştır.
--reklam--
Necip Fazıl Kısakürek Kitapları - Eserleri
Çile
Çöle İnen Nur
Bir Adam Yaratmak
O ve Ben
Reis Bey
Aynadaki Yalan
İmân ve Aksiyon
Son Devrin Din Mazlumları
Kafa Kağıdı
Hikayelerim
Tohum
İdeolocya Örgüsü
Sabır Taşı
Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu
Doğru Yolun Sapık Kolları
Yunus Emre
Cinnet Mustatili
Ahşap Konak
Mümin - Kâfir
Dünya Bir İnkılap Bekliyor
Sahte Kahramanlar
Hazreti Ali
Abdülhamid Han
Bâbıâli
Sosyalizm, Komünizm ve İnsanlık
İbrahim Ethem
Ulu Hakan
Esselam
Peygamber Halkası
Para
Siyah Pelerinli Adam
Tasavvuf Bahçeleri
Kanlı Sarık
Canım İstanbul
Parmaksız Salih
Mukaddes Emanet
İman ve İslâm Atlası
Püf Noktası
Hesaplaşma
Müdafaalarım
Yeniçeri
Bediüzzaman Said Nursi
Künye
Nur Harmanı
Tanrı Kulundan Dinlediklerim
Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar
İstanbula Hasret
Vatan Dostu Sultan Vahidüddin
Türkiye'nin Manzarası
Öfke ve Hiciv
Deprem
Veliler Ordusundan 333
Rabıta-i Şerife
At'a Senfoni
Ufuk çizgisi
Başbuğ Velilerden 33
Dininizi Öğreniniz
Hac
Reşahat
İhtilal
Benim Gözümde Menderes
Moskof
Mektubat
Hitabeler
Konuşmalar
Vatan Şairi Namık Kemal
Katibim
En Kötü Patron
Yahudilik - Masonluk - Dönmelik
Gönül Nimetleri
Edebiyat Mahkemeleri
Villa Semer
Hücum ve Polemik
Rapor 1/2
Nasreddin Hoca
Çerçeve 1
Şiirlerim
Namık Kemal
Başmakalelerim 1
Cinnet Mustatili
Tiyatro ve Tesiri
Büyük Doğu Cemiyeti
Rapor 5/6
Çerçeve 2
Rapor 3/4
Rapor 11/13
Rapor 7/8
Dil ve Edebiyat
Rapor 9/10
Çerçeve 3
Vesikalar Konuşuyor
Hadiselerin Muhasebesi 1
Başmakalelerim 2
Senaryo Romanlarım (kod38)
Büyük Kapı
Necip Fazıl Bibliyografyası
Savaş Yazıları 1
Rapor 7/9
Çerçeve 4
Başmakalelerim 3
Rapor 4/6
Savaş Yazıları 2
Çerçeve 6
Hadiselerin Muhasebesi 3
Hadiselerin Muhasebesi 2
Rapor 1/3
Çerçeve 5
Ruh Burkuntularından Hikayeler
101 Hadis
Aynadaki Yalan
Para
İki Hitabe
Rapor Aylık Dergi-Kitap Sayı 7
Ben ve Ötesi
Necip Fazıl Kısakürek
Altun Halka
Tiyatro Eserleri 1-2-3
Yolumuz Halimiz Çaremiz
Hikayelerim
Tanrı Kulundan Dinlediklerim
Büyük Doğu Dergisi Sayı:83
Yunus Emre - Kanlı Sarık - Para - Mukaddes Emanet
Seçilmiş Əsərləri
Büyük Kapı - Ek -
--reklam--
Necip Fazıl Kısakürek Alıntıları - Sözleri
Bir saniyeden fazla yaşamaya hakkı olmayan sevinç!.. (Ruh Burkuntularından Hikayeler)
Ölü müyüm, diri miyim diye haber salmışsın
İki gözün iki çeşmeymiş
Saçına ak düşmüş,
Kahırdan elin yüzün buruşmuş,
Gözlerin yolda kalmış
Şimdilik ne ölüyüm, ne diriyim,
Bugün yaşıyanlardanım,
Yarın öleceklerden biriyim... (Büyük Doğu Dergisi Sayı:83)
Odama kapandım, 7 günlük bir çalışma sonunda "Tohum"u bitirdim. (Konuşmalar)
Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;
Mekanı bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kainat muşamba dekor
Bütün bir insanlık yalana teslim. (İmân ve Aksiyon)
Demokrasi dediler, yalnız Allah’a ve Resûlü’ne sımsıkı kapattıkları kapı ve pencereleri başkalarına açık bıraktılar. Giren de girdi! Ve başımızdaki belâ dâsitâni, efsanevî bir başsızlık, sahipsizlik halinde tecelli etti. (Rapor 1/2)
İslamî nizamı propaganda ettiğimizi söylüyorlar. Şüphe mi var? Biz yalnız bu işi yapmıyor, bu işi yapmak için yaşıyoruz!.. (Müdafaalarım)
Umumiyetle içinin zindanında yaşayan bir insan olduğum için, hiçbir dekor kaygısına düşmeden yazarım. (Konuşmalar)
"Eğer bu eseri sahneye vaz ederseniz, Türkiye bütün İslam ülkeleriyle beraber son damla kanına kadar harb ilan edecektir."
Ve Fransa demokrasi memleketi, hususi bir tiyatronun perdesini kapatamayacağı halde, kanun çıkartıp kapatmıştır, korkusundan.
İşte adam böyle olur, hareket böyle olur. (Tiyatro ve Tesiri)
Bazıları "ben Allah'ı severim, ondan korkmam" der. Bilmez ki, korku sevginin ta merkezine yerleştirilmiştir. Sevgi korkunçtur; dağın tepesini seven, uçurumdan nasıl korkmaz? (Mümin - Kâfir)
İslam, Türkiye'de bozuldu ve her yerde bozuldu; Türkiye'de düzelmelidir ki, her yerde düzelsin!.. (Dünya Bir İnkılap Bekliyor)
Hamlet, bence en büyük eseridir; bir melankoli eseri...
Ruhu içinde derinleşe derinleşe bütün cemiyet alakalarını kaybeder hale gelen ve ruhunun ısdırap kutbundan en mahrem iklimine geçen bir tipin hikayesi.. (Tiyatro ve Tesiri)
İnsanoğluna en çok dokunan sevmediğini sevmeye davet edilmesi değil de, sevdiğini sevmekten vazgeçmeye zorlanmasıdır. (Hazreti Ali)
“Japonları zafere eriştiren, ruh, disiplin ve bilgidir.” (Künye)
Sizə, universitetli hörmətli xanım, içində yaşadığınız dünya, fikrə fikirlə cavab verməyi öyrətmir, amma birkəlməlik qəlibləri yadda saxladır. Qutudan fiş çıxaran kimi, hər fikrin bircə kəlməlik mənasını çıxarırsınız, vəssəlam... Sonra da "axmaqlıq" yerinə "paradoks" özünüzü xəstəliyi sağaltmış həkim hesab eləyirsiniz. (Seçilmiş Əsərləri)
Beyaz perdede hissizlik, aşk ve alaka levhaları neden mi en haşmetli ilim kitaplarından daha fazla müşteri buluyor? (Çerçeve 2)
“Hiçbir sahtekarlık, hakikatin yüzünü boyayamaz.” (Para)
- Ne o Selma, ağlıyor musun?
- Çok basit... Ben her zaman ağlarım...Her şeye ağlarım... (Deprem)
Hapishaneleri kaldırmak, kökünden kazımak ve cezalıları devlet emrindeki iş tesislerinde, şu veya bu suretle çalışmağa mahkûm etmek lâzımdır. Meselâ beş sene filân maden ocağında, üç ay falan yük taşıma işinde vesaire vesaire. (Vesikalar Konuşuyor)
- Sen şapkasız geziyorsun! Şapka giymen lâzım! Gel bizimle karakola!

Zulmün bu kadarı olur. (Son Devrin Din Mazlumları)
Bana, temiz bir müminin anlattığına göre, asıldığı günün gecesi, saf ve dünyadan geçmiş bir İslam kadını, rüyada, Allah'ın Resülünü görmüş... Kâinatın Efendisi, kadına sol elini uzatmış... Kadın, acaba niçin Âlemin Fahri bana sağ elini uzatması diye düşünürken cevap gelmiş:
Sağ elimde Adnan var!..
Bu bir rüyadır, hiçbir bakımdan şer'î huccet değildir ve yalnız görüldüğüyle hakikattir; öz hakikatiyse Allah'a malum.... Fakat her şeye rağmen, ötelere ve esrar âlemine inananlar için güzel bir ümit vaadı...
Eğer Allah, Islâmiyeti koruduğun yalanını, sana, o beyin yırtıcı ve yürek delici yalnızlığın içinde doğrulttuysa, sen bir şehitsin ve Allah Resulü'nün ilyltifatına layıksın...
Elveda Adnan Bey!
İnşallah yeni yetişeceklere ders olsun!..
Elveda!.. (Benim Gözümde Menderes)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/ideolocya-orgusu-necip-fazil-kisakurek-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)