# Isabelle - André Gide Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Isabelle kimin eseri? Isabelle kitabının yazarı kimdir? Isabelle konusu ve anafikri nedir? Isabelle kitabı ne anlatıyor? Isabelle kitabının yazarı André Gide kimdir? İşte Isabelle kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/isabelle-andr-gide-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-02T14:00:11+03:00
- Güncelleme: 2022-03-02T14:00:11+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/02/andr-gide-kimdir-andr-gide-kitaplari-ve-sozleri-165633.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: André Gide 
 Çevirmen: Aysel Bora 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750713682 
 Sayfa Sayısı: 112 
--reklam--
Isabelle Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
XIX. yüzyılın sonlarına doğru, Gérard Lacase, Francis Jammes ile André Gide'i yakında yıkıntılarından başka bir şey kalmayacak olan Quartfourche Şatosu'nu ziyarete götürür. Orada, onlara başından geçen kısa ve yoğun aşk hikâyesini anlatmaya koyulur.

Gérard, kütüphanesinde Bossuet üzerine araştırmalar yapmak üzere davet edildiği Quartfourche'ta, Casimir adlı küçük bir çocukla tanışmıştır. Çocuk; kalın bir sır perdesiyle örtülü geçmişe açılan kapının anahtarıdır. Gérard, çocuğun sadece resmini gördüğü annesine, önleyemediği bir tutkuyla bağlanır. Ne var ki, Isabelle gerçekte tam bir "femme fatale"dir. En azından Gérard öyle olduğunu düşünür. 

André Gide, büyük bir ailenin parçalanmasını, ahlaki bir yıkılışı, bir şatonun çöküşünde simgeleştirirken, estetiğin sunduğu görünüm ile gerçeklik arasındaki uçuruma işaret ederek bu alçakgönüllü öyküye büyük bir derinlik kazandırıyor. Isabelle, büyük bir ailenin çöküşünü, bir şatonun çöküşüyle simgeleştiriyor
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Isabelle Alıntıları - Sözleri
Kafamın içi, baştan başa, bekleyişle doluydu...
"Çok okuyorum," diye ekledi ; bir fakirin ama benim başka kıyafetlerim de var, demesi gibiydi.
- Onlar için yokum ama, senin için buradayım...
“Erdem’in yollarında onu neyin beklediğini biliyorum zaten, peki ya öteki yolda ? Öteki yol..”
Kafamın içi, baştan başa, bekleyişle doluydu...
“O keder birdenbire çöker üstümüze ; içinde bulunduğumuz ana bağlıdır ; bir an her şey yüzünüze gülerken, siz her şeye gülerken birden ruhun derinliğinden kapkara bir duman yükselir ve arzuyla ölüm arasına girer ; soluk kurşuni bir perde oluşturur, bizi dünyanın geri kalanından ayırır, artık o dünyanın sıcaklığı, aşkı , rengi ,ahengi bize ancak soyut bir aktarım halinde kırılarak ulaşır: Sadece bakarsınız , artık heyecan duymazsınız ..
“İnsan, bir ayağı çukurda olunca onu bir nebze olsun yaşatmayı vaat eden her şeye gülümsüyor.”
"Düşünceler çiçeklere benzer, bozulmadan en çok dayananlar sabah derilenlerdir."
Araştırma ve eleştirel merak zihniyeti, isyan zihniyetinin larvasıdır.
çok okuyorum, diye ekledi ; bir fakirin ama benim başka kıyafetlerim de var, demesi gibiydi..'
odada uhrevi bir huzur hüküm sürmekteydi,
"çok okuyorum," diye ekledi; bir fakirin ama benim başka kıyafetlerim de var, demesi gibiydi.
İnsan, bir ayağı çukurda olunca onu bir nebze olsun yaşatmayı vaat eden her şeye gülümsüyor.
Üzerime adını koyamadığım bir sıkıntı çökmeye başlamıştı.
Fikirler çiçekler gibidir, sabah toplananlar en uzun süre taze kalanlardır.
--reklam--
Isabelle İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Çölde Mecnûn, bir kayanın üstüne çizilmiş Leylâ'ya ait bir tasvir görür, üzerini karalar. İnsanlar kınar Mecnûn'u. Bunca âşık olduğun kızın resmini neden karaladın a Mecnûn? Mecnûn şöyle cevap verir: "Leylâ ile arama giriyordu!"

***

"Kahramanın sadece suretini gördüğü bir prensese aşık olduğu hikaye hangisiydi?" diye sorar Gide Isabella'da. Bence kesretten kinayedir bu soru...Şu hükmü verir sonra: "Önemli olan tasvir etmek değil, görünenin altındaki gerçeği keşfetmektir."

Yaşlı Gemici isimli eserinde Coleridge görülmeyenin altını şu cümle ile çizer:

"Evrende, görünmeyen varlıkların sayısının görünenlerden daha fazla olduğuna inanmakta hiç güçlük çekmiyorum."

***

"O günlerde beni hayata atılmaya iten sabırsızlığı bugün anlamakta neredeyse zorlanıyorum. 25 yaşındaydım ve ne biliyorsam neredeyse hepsini kitaplardan öğrenmiştim; herhalde bu yüzden kendimi romancı sanıyordum; çünkü olayların bize daha ilginç görünebilecek yanlarının gözümüzden nasıl bir hınzırlıkla kaçtığını ve zorlamasını bilmeyene tutunacak ne kadar az şey sunduğunu henüz bilmiyordum."

Acziyetini en başına işlemiş Gide kitabının. 25 yaşının gözüyle görülemeyecek şeyleri daha sonra görebildiğini anlatmış. Yani sabırsızlığın insanın en fark edilmez körlüklerinden biri olduğunu söylemiş.

***

Doğuda gözle görmediğimizin aşkı daha kutsaldır. Aşkın ruhuna muvafıktır çünkü bu uzaklık. Doğu, gözünü yumarak sever. Doğunun görmezden geldiği görülebilir olan, yani görüntüdür. Gören göz değil, kalptir. Âşık olan göz değil, gönüldür.

***

Surete âşık olduğunu sanan kişi, göz görme yetisini kaybettiğinde veya görüntü zamanla değiştiğinde aşksız kalır.

***

Sahi kahramanın sadece suretini gördüğü bir prensese aşık olduğu hikaye hangisiydi? (Vakti Garîbe Âlemi Muhal) 
Ne yazık ki çerçeve değil resim arıyorum...: İlginç ve bir o kadar da boğucu bir kitapla buluştum. Belki de ana karakter de öyle sıkılmıştı ki kaldığı malikaneden onu hissettim. Çünkü hikaye çok sonlara doğru bir heyecan duygusu uyandırabildi bende.

Aslında sonunda vardığı fikir güzeldi. Spoiler'a kaçabilir belki ama, güzelliğe kanılmamasını, hikayenin hiç de göründüğü gibi olmadığını anlatan bir romandı. Ana karakter son ana kadar çok iyi çabaladı. Kendi hayal gücüne çok iyi sığındı ama gerçek her zamanki gibi yerle bir etti.

Sabırlı olunursa hemen bitecek bir kitap. Benim ters zamanına geldi sadece. Okumanızı öneririm.

Keyifli okumalar (M.C.) 
Gerard Lacase bir araştırma için Quartforche şatosuna gidiyor ve duvardaki bir tabloya aşık oluyor. Tablodaki kişinin, şatoda yaşayan küçük bir çocuğun annesine ait olduğunu ve bu annenin de zaman zaman geceleri gizlice şatoya girip çocuğu ziyaret ettiğini öğreniyor. Sonra durumu merak ediyor ve araştırmaya başlıyor. Bakalım olayın özünde neler yatıyormuş. Yalın ve akıcı bir dille yazılmış olan bu kitap, incecik ve kolayca okunur türden. (Yağmur Yıldırım) 
--reklam--
Kitabın Yazarı André Gide Kimdir?
André Paul Guillaume Gide (22 Kasım 1869 Paris - 19 Şubat 1951 Paris) Fransız yazar. 1947 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.

Gide, 22 Kasım 1869 tarihinde Paris, Fransa`da dünyaya geldi. Babası Protestan ve köylü kökenli, annesi Katolikti. 8 yaşında Paris'te Alsace Okulu'na gönderildi. Sık sık hastalandığı için öğrenimi kesintiye uğradı. Gide henüz 11 yaşındayken (1880) Paris Üniversitesi`nde hukuk profesörü olan babasını kaybetti. Ailedeki kadınların etkisi ve annesinin katı otoritesi altında büyüdü.

1889'da okuldan mezun oldu. Yaşamını yazarak geçirmeye karar verdi.Yazı hayatına 1891’de 21 yaşındayken yayımladığı André Walter'in Günlükleri(Les Cahiers d'André Walter) ve Narsis Üstüne İnceleme ile başladı. Ama ikisi de başarısız bulundu.

1893'te Kuzey Afrika gezisine çıktı. Arap dünyasının tümüyle farklı değerleriyle tanıştı. Fransa'ya döndüğünde oradaki katı Victorya dönemi yaşantısının olumsuzluklarından rahatsız oldu. 1894'te tekrar Kuzey Afrika'ya gitti. Burada Oscar Wilde ve Lord Alfred Douglas'la tanıştı. Onların yüreklendirmesiyle baskı altında tuttuğu eşcinselliğini kabul etti. Annesi hastalanınca Fransa'ya döndü.

1895'te kuzeniyle evlendi. 1896`da Normandiya`da bir komüne belediye başkanı oldu.

1908`de bazı seçkin yazarlarla birlikte Nouvelle Revue Française adında bir edebiyat dergisi kurdu. 1916`da 16 yaşındaki Marc Allégret ile sevgili oldu. Marc Allegret ile eşcinsel ilişkisi ailesinde huzursuzluk yarattı. Eşi Gide'nin kendisine yazdığı mektupları yok etti.

I. Dünya Savaşı yıllarında Kızılhaç ile gönüllü insani kuruluşlarda çalıştı. 1923'te ilk feministlerden ünlü Elizabeth van Byyselberghe ile olan yasak ilişkisinden tek çocuğu kızı Catherine doğdu. 1924 yılında Corydon adlı homoseksüelliği savunan bir kitap yayımladı, fakat eser ilk etapta kınandı.

1925'te Fransız Ekvator Afrikası'na gitti. Burada gördüklerinden de etkilendi. Dönüşünde sömürgeciliği eleştiren yazılar yazdı. 1925 yılında yayımladığı Kalpazanlar Gide`nin en önemli eserlerinden biri olarak görülür. 1926`da otobiyografik eser olan "Si le grain ne meurt"u yayımladı.

Komünizme ilgi duydu. 1936'da büyük umutlarla gittiği Sovyetler Birliği'nden hayal kırıklığı ile döndü. 1938'de eşini kaybetti.

II. Dünya Savaşı'nın başlamasından sonra 1942'de tekrar Kuzey Afrika'ya gitti. Savaşın sonuna kadar burada yaşadı. 1947'de Oxford Üniversitesi'nden "Edebiyat Doktoru" unvanı aldı. Aynı yıl Kasım ayında da Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu. 19 Şubat 1951'de yaşamını yitirdi.

Yaşamı boyunca toplumsal ve bireysel ahlakın en önemli ölçütünün, bireyin içtenliği ve kendisini tanıması olduğunu savundu. Edebi, siyasal ve toplumsal sorunlara karşı hoşgörülü bir tutum benimsedi. Genel ahlak anlayışının karşısında bireysel özgürlüklerin savunucusu oldu. Ama aynı zamanda 19'uncu Yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli hümanist ve ahlakçı yazarı olarak tanındı. Düşüncelerindeki bütünlük ve soyluluk, üslubundaki arılık ve uyumla Fransız edebiyatının saygın isimleri arasında yer aldı.

Katolik kilisesi André Gide'in eserlerini 1952 yılında Yasak kitaplar listesi'ne koymuştur.
--reklam--
André Gide Kitapları - Eserleri
Kalpazanlar
Isabelle
Dar Kapı
Theseus
Kadınlar Okulu
Chopin Üzerine Notlar
--reklam--
Tohum Ölmezse
Ayrı Yol
Vatikan'ın Zindanları
Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler
Pastoral Senfoni
Günlük
Sapık Sevgi
--reklam--
Batak
Henri Michaux'yu Tanımak
Seçme Yazılar
Dostoyevski
Pastoral Senfoni - Dar Kapı
Denemeler
SSCB'den Dönüş
--reklam--
Dünya Nimetleri
Cinayet Mahkemesi Anıları
Two Legends: Oedipus and Theseus
Yeni Nimetler
Autumn Leaves
Prometheus ve Theseus
Bataklık
--reklam--
Dostoyevski
--reklam--
André Gide Alıntıları - Sözleri
"Arkadaş, insanların sana sundukları gibi benimseme yaşamı. Yaşamın daha güzel olabileceğine inandır kendini." (Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler)
"İyi duygularladır ki kötü edebiyat yapılır", "Şeytanın yardımı olmayan sanat eseri yoktur." (Seçme Yazılar)
.
Kendin olmaya cesaret et. Bunun da altını çizmeliyim.

Asla yapmacıklık yaparak, insanları sizin gibi yapmak için, taklit ederek ya da çelişme zevki için hiçbir şey yapmayın.

... (Seçme Yazılar)
Hepimiz Tanrı' ya tek başımıza ulaşmak zorundayız. (Dar Kapı)
"Mutsuz değilim. Bu hayatta bana öyle çok şey bahşedilmedi ama bu az şeyle de mutlu olmayı bildim." (Bataklık)
Hasmımı kucaklarım, ama boğmak için. (Denemeler)
--reklam--
Ömrüm beklemekle geçiyor.
Hiç bir şeye başlamağa cesaret edemiyorum. (Günlük)
"..kuruntu sonucu abartılan keder, gerçekteki olguyu aşar. Ah! Eğer, kapılarımızı düşgücümüzün yarattığı canavarlarla kuruntulara açmasaydık, yalnızca yaşamımızdaki kötülükleri görmekle yetinseydik, mutsuzluklarımıza katlanmamız çok daha kolay olurdu." (Pastoral Senfoni)
Çocukluğumuzdan beri kim bilir kaç kez engellemişizdir kendimizi yapmak istediğimiz bir şey için, sırf çevremizdekilerin durmadan ‘yapamaz onu’ demelerini işite işite... (Pastoral Senfoni - Dar Kapı)
"Kurtulduğumu sanırken gittikçe
daha çok tutsak olduğumu, gururuma tutsak olduğumu anlamıyordum.Tanrı'nın beni kafese koyduğunu söylerken bunu demek istiyordum işte.Gururumu erdem gibi gösterdi bana.Tanrı benimle alay etti.Eğleniyor.Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor benimle." (Kalpazanlar)
Sanat eseri, daima tektir. (Denemeler)
Ama insan sadece kendisi için alçak sesle çaldığında, o tanımlanamaz heyecan bitmek bilemez; sanki, sadece sezinlenen, sevgiye düşman ve insanca yakınlığın giremediği bir dünya karşısında duyulan o neredeyse elle tutulur korkunun da sonu gelmez. (Chopin Üzerine Notlar)
Ah, Tanrım! Ölmek için ölümü beklememeyi bah­şet bana. (Yeni Nimetler)
--reklam--
İş mesut olmakta değil --- mesut oldu­ğumu bilsinler istiyorum. (Günlük)
Aslında, görebileceğiniz en iyi, en dürüst, başkasının ayağına basmayan ve tıpkı bir şair gibi, para kazanmak için yaratılmamış, tersine harcamaya ve vermeye her an hazır bir çocuktu. (Tohum Ölmezse)
Ağlamak isterdim. Yazık ki kalbimi bir çölden daha çorak hissediyordum. (Pastoral Senfoni)
"Düşünceler çiçeklere benzer, bozulmadan en çok dayananlar sabah derilenlerdir." (Isabelle)
Ruh bedende ihtiyar olarak doğar, beden ruhu gençleştirmek için ihtiyarlar. Eflatun, Sokrates'in gençliğidir. (Denemeler)
Umudun bir için araladığı o fazlasıyla ağır kapak yeniden kapanıyordu; kuşkusuz bu hep böyle olacaktı: Yasaklıydım. En eşsiz kurtuluşun karşısında durmadan bir gelenekler ve eylemsizlik duvarının yükseldiğini görecektim...Buna boyun eğmek lazım, diyordum kendi kendime ve elbette en iyisi buna gülüp geçmek; kaderin sillesini yiyip hacıyatmaz gibi yeniden dikildiğimiz için kendimize bir gurur payı çıkartmaktaydık; mizacımız buna müsaitti ve tatsız bir havada başlayan yemek şakalaşmalarla son buldu. (Tohum Ölmezse)
-Demek ki, yataktakiler karı-koca ise yapılanlar sapıklık olmaktan çıkar.
-Karı-koca canları ne isterse yapabilirler; buna hakları vardır. Tekrar ediyorum, bu sizleri ilgilendirmez.
-"Hakları vardır"; evet, bu sözü "normal" sözünden daha çok beğendim. (Sapık Sevgi)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/isabelle-andr-gide-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)