# İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi - Mehmet Bayrakdar Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi kimin eseri? İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi kitabının yazarı kimdir? İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi konusu ve anafikri nedir? İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi kitabı ne anlatıyor? İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi PDF indirme linki var mı?  İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi kitabının yazarı Mehmet Bayrakdar kimdir? İşte İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/islamda-bilim-ve-teknoloji-tarihi-mehmet-bayrakdar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2023-07-09T01:00:12+03:00
- Güncelleme: 2023-07-09T01:00:12+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2023/07/09/mehmet-bayrakdar-kimdir-mehmet-bayrakdar-kitaplari-ve-sozleri-436287.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Mehmet Bayrakdar 
 Yayın Evi: Diyanet Vakfı Yayınları 
 İSBN: 9789753890069 
 Sayfa Sayısı: 415 
--reklam--
İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bilim tarihi çalışmaları bize sadece eskilerin ne yaptığını anlatmaz. Aynı zamanda belki daha da önemlisi yeni bilimsel ve teknolojik gelişmelerin ortaya çıkmasına basamak ve sıçrama noktası teşkil edebilir, yeni ufuklar açabilir. Bu eserde bir zamanlar İslâm medeniyetindeki bilimsel gelişmelerin; hızını, zengin içeriğini ve daha önceki medeniyetlerin bilim tarihine kıyasla çok daha uzun bir geçmişe sahip olduğunu, ayrıca Batı'da bilimin gelişimine kaynaklık ettiğini okuyacaksınız. Şu bir gerçektir ki Müslüman bilim adamlarının ortaya attığı birçok görüş, teorem ve icad bugün hâlâ geçerliliğini ve doğruluğunu korumaktadır. Bugün gençliğimize vereceğimiz en güzel hediyelerden biri benliğimizin ve medeniyetimizin bir parçası olan bilim ve teknoloji sahasında geçmişteki büyüklüğümüzü hatırlatmaktır.
İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi Alıntıları - Sözleri
"...Eğer yer, bazılarının dediği gibi tepsi gibi düz olsaydı, güneşin doğuşu her memlekette aynı zamanda görülmesi gerekecekti..."
Her şeyi devri içinde değerlendirmek gerekir.
Âlim, ilminde daima insanlığa fayda gözetmelidir.
Kiliseye girildiği zaman bir sürü insan sureti görürsünüz, resimde bir insanı görmek demek, görüşünüzün insanda ve insanla sınırlanması demektir. Camiye girdiğimiz zaman birçok arabeskler görürsünüz, bu arabesklerde motif ve şekillerin devamlılığını, sürekliliğini ve akıcılığını görürsünüz ki, bu sizi sonsuzluğa götürür ve görüşünüzü sınırlamaz.
İslam medeniyeti, maddi ve manevi yönüyle insanlık tarihinde bir dönüm noktası teşkil eder. İnsanlık tarihinde bir devrim ve rönesanstır; bir manevi ve maddi aydınlanmadır.
Pascal üçgeni diye bilinen bir üçgen ilk defa Müslüman matematikçilerden el Kerhi tarafından icat edilmiştir. Bu işten pascaldan en az 8 yüzyıl önce el kerhi tarafından icat edilmiştir hiç şüphe yok Pascal bunu Müslümanlardan almıştı
Avrupa, karanlık çağdan 10.yüzyıldan itibaren Müslüman bilginlerin yazdıkları felsefe ve bilim eserlerini Latinceye, İbraniceye ve yerel dillere çevirmekle kurtulabilmişlerdir.
Kör olan gözler değil; göğüslerindeki kalplerdir.
İntegral teoremlerinin Müslüman matematikçiler keşfettiler Hocendi iki küp toplamı asla bir küp olamaz gibi günümüzde kadar matematik bilimine en ilginç ve en zor teoremi ilk defa ortaya koydu
İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bu kitabı okuduğumda birçok eksikliğimin olduğunun farkına vardım. Birçok icadın birçok formülün , keşfin Avrupalılar tarafından yapıldığını biliyordum bu kitabı okuduktan sonra karekök denkleminin el kerhi integralin cebirin dört işlemin logaritmanın geometri çözümleri nin cebirsel ifadelerinin, fizik teknolojisinin, fizik bilimlerinin haritanın, pusulanın, minerolojinin, jeolojinin ve birçok alanda icat eden müslümanlar , şimdi ise Avrupalılar ev sahibi yapmakta çok yazık ... Okuyun ve gerçekleri görün inanamayacaksınız ama gerçek (MENDUH BİTER) 
Bu kitabı okurken bu da mı bizimmiş dediğim çok şey öğrendim.: Eski baskıları 270 sayfa civarındayken yeni baskısı 411 sayfa. Bu da İslâm bilim tarihi çalışmalarının arttığını gösterir ama hala bu alandaki çalışmalar eksik. Kitapta yazım hatalarının olması dışında bir kusuru yok.
İslâm tarihinin çeşitli dönemlerinden önemli alimlerin buluşları hayatları ile ilgili bilgiler bulabileceğiniz bu akıcı kitabı herkesin okumasını tavsiye ederim. Heleki Batı hayranlığı olanlara kendine ve milletine güvenmeyenlere, aşağılık kompleksi taşıyanlara, İslâm'da bilime önem verilmiyor diyen ateistlere güzel bir cevap olur bu kitap. Bu kitapta Fatih Sultan Mehmet Han'a kadar olan alimlerin çalışmalarının bilim dünyasına önemli katkılarından bahsedilirken duraklama ve gerileme dönemi âlimlerinin hangi alanda ne eser verdiklerinden bahsedilir. Bunun sebebi duraklama ve gerileme dönemi âlimlerin yazma eserlerinin henüz incelenmemesinden kaynaklanmaktadır. Bir çok alim için şu ifade çalışmaların eksikliğini aşikar ediyor: "...kendisinin bilime özel ve özgün bir katkısının olup olmadığına dair kesin bir karar veremiyoruz.böyle bir karar için özellikle yazmış olduğu çok sayıda makalelerin incelemeye tâbi tutulur tek tek incelenmesi gerekir. Maalesef şimdiye kadar böyle bir çalışma yapılmamıştır." (Fatih ALPTEKİN) 
İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mehmet Bayrakdar - İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mehmet Bayrakdar Kimdir?
1952 yılında Konya‘nın Beyşehir İlçesi’nde doğdu. İlkokul ve lise tahsilinden sonra, 1973 yılında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi‘nden mezun oldu. 1973-1978 yılları arasında Paris Sarbonne Üniversitesi Felsefe ve İslâm Bölümü‘nde, İslâm Felsefesi dalında mastır ve doktorasını tamamladı. 1985-1986 yılları arasında Georgetowne Üniversitesi‘nde misafir Profesör olarak görev yaptı. 1986-1990 yılları arasında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi‘nde Doçent olarak görev yaptı. 1991-1993 yılları arasında Kualalumpur‘da Uluslar Arası İslâm Düşüncesi Medeniyeti Enstitüsü‘nde, 1995-1996 yılları arasında da Roma Gregoiana Üniversitesi‘nde İslam Felsefesi Profesörü olarak görev yaptı. Halen Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi‘nde Öğretim Üyesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi olarak görev yapmaktadır.

İslâm Felsefesi‘ne Giriş, İslâm‘da Bilim ve Teknoloji Tarihi, İslâm‘da İbadet Fenomonolojisi, Tasavvuf ve Modern Bilim, İslâm ve Ekoloji, İslâm‘da Evrimci Yaratılış Teorisi, Kayserili Davut, İdris-i Bitlisi, İslâm‘da Düşünce Özgürlüğü, Yunus Emre’de Aşk Felsefesi, Din Felsefesine Giriş, İslâm Düşünce Tarihi adlı Türkçe yayınlanmış eserleri vardır. Prof. Dr. Mehmet Bayraktar‘ın Fransızca, Arapça ve İngilizce olarak yayınlanmış eserleri de bulunmaktadır.

Arapça, Farsça, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, İngilizce, Latince ve Yunanca bilen Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, evli ve iki çocuk babasıdır.

Dünyevileşme; dinin, felsefenin, siyasetin ve sosyolojinin ortak alanına giren bir kavramdır. Kimilerine göre: "Dinin toplumsal hayat ve bireysel bilinçten iradî ve gayri iradî olarak tecrit edilmesidir." Kimilerine göre ise de; "İnsanın kendini Allah’tan bağımsız bir şekilde algılaması sonucunda kendi öz benliğine yabancılaşması" halidir. 

Toplumun dinden uzaklaşması, inanç ve eylemlerin ilâhî hedefler yerine dünyevî hedeflere yönelmesi olarak da tarif edilmektedir. Bu kavramın çağrıştırdığı anlamlar çerçevesinde Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bayraktar ile yaptığımız röpotajı ilgiyle okuyacağınızı ümit ediyoruz.
--reklam--
Mehmet Bayrakdar Kitapları - Eserleri
İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi
İslam Felsefesine Giriş
İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi
Pascal Oyunu
Üç Dinin Tarihi
Tasavvuf ve Modern Bilim
Din Felsefesine Giriş
Yunus Emre ve Aşk Felsefesi
Yunanistan'da Saka Türkü Üç Filozof
İslam Bilim Adamları
İşte Hayat Böyle Birşey
Medler ve Türkler
Davud El-Kayseri
İslam İbadet Fenomenolojisi
Türkler ve Japonlar
Bir Hristiyan Dogması Teslis
Dinlerarası Diyalog ve Başkalaştırılan İslam
Okul-Çevre İlişkileri
İslam ve Ekoloji
Kutlu Müderris İdris- i Bitlisi
Yunus Emre ve Aşk Felsefesi
Özal'ın Günah Galerisi 
İslam Düşüncesi Yazıları
Kürtler Türkler'in Nesi Oluyor?
İslam Gerçeği Kitabı Üzerine
--reklam--
Mehmet Bayrakdar Alıntıları - Sözleri
Bil ki, bolluk ve genişliğin, tendeki hâl ve tesirleri ibadet ve
zahitlikte de görülmektedir. Sahra veyahut şehir ahalisinden olup da, nefsini açlığa ve dünyanın lezzetlerinden uzaklaştırmaya alıştıranların, diyanete ve kendilerini ibadete vermek hususunda, genişlik ve bolluk içinde yaşayanlara nispetle, daha yüksek bir durumda oldukları ve ibadetlere daha ziyade dayandıkları görülmektedir. Diyanet ehlinden olup da et, katık, ekinler ve bitkilerden yapılan yemekleri çok yiyenlerin kalplerini sıkıntı basmış ve arkası kesilmeyen gafletler içinde bulundukları görülmüştür. Bundan dolayı kendilerini ibadete verenlerin çoğu sahra ahalisinden, az yiyen ve besinleri kıt olanlardır. (İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi)
Sıkıntı, var olmak yetersizliğimizden veya varlığın aşkınlığından doğar. (Din Felsefesine Giriş)
Yahudilikte Mesih sözcüğü başlangıçta Yahudi yalvaçları, kralları, kohenler için bir sıfat olarak kullanılıyordu. Çünkü onlar vazifeye başladıkları zaman, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, kutsal yağ ile mesh edilirlerdi. Tanrı, Musa'ya ve Yahudilere içerisinde zeytinyağı da olan bu kutsal yağın nelerden yapılacağını ve karışıma girecek şeylerin kaçar gram olması gerektiğine varıncaya dek hazırlanışını öğretmiştir. Dolayısıyla Tanah'ta daha sonra ve bugün anlaşıldığı anlamında, yani beklenen kurtarıcı anlamında Mesih inancı yoktur.

Ancak MÖ 548 yılındaki Babil sürgününden sonra Mesih sözcüğü, ahir zamanda Tanrı tarafından gönderilecek, Sion'u (Siyon, Ziyon) tekrar inşa edecek ve Yahudileri kurtaracak bir kral veya yalvaç için kullanılmaya başlanmıştır. Bunda doğrudan Zerdüştlüğün bir etkisi olduğu kabul edilir. Özellikle de ortaçağda Yahudi kelamcılarının çalışmalarıyla Mesih'e inanç bir iman ilkesi haline gelmiştir. Bundan sonra Yahudilikte Mesih'in kim olacağı, ne zaman geleceği, alametlerinin neler olduğu gibi konularda çok fazla edebiyat oluşmuştur. (Üç Dinin Tarihi)
Cabir b. Hayyan, 720'li yıllarda minerallerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların suni olarak laboratuvarda üretebileceğini savunmaktaydı... Cabir, bu tezinin yöntemlerini nasıl oluşunu ve işlemlerini eserinde uzun uzadıya anlatmaktadır. (İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi)
Yunus'a göre aşk tanımlanan değil, tanımlayandır, anlam değil, anlamlandırandır. Aşk, asıl ve öz olması nedeniyle varlık ve duygu planında var olan her şeye, "şey" olma anlamını kazandırmaktadır. İşte kendisi anlamlanan değil, anlamlandıran olması nedeniyle, Yunus'a göre gerçekte aşkı tarife ve tanıma sığdırmak olanaksızdır. (Yunus Emre ve Aşk Felsefesi)
"Ne varlığa sevinürem ne yokluğa yerinürem
Işkunıla avunuram bana seni gerek seni " (Yunus Emre ve Aşk Felsefesi)
Stoacı filozofların hiçbir eseri Arapçaya çevrilmediğinden, onların İslam felsefesinin oluşumuna ve genelde İslam düşüncesine doğrudan ve sürekli etkilerinden bahsedilemez. Ancak yukarıda isimlerini zikrettigimiz Helenistik devir filozof ve yazarlarının vasıtasıyla dolaylı bir etkileri olmuştur. (İslam Felsefesine Giriş)
Allah'ı sadece akılla aklileştirmek, O'nu soyutlamak olur; ancak ibadetle O, insanda yaşayan hakikat haline gelir. Ahlâkî veya gayri ahlâkî fiiller, ancak yaşanan bir din ile gerçek değerini kazanır. Dinin duygusal yönü, ancak din yaşanır hale geldiği zaman ortaya çıkar; çünkü fiilin olmadığı yerde duygu olmaz. O halde din, düşünce olduğu kadar pratik bir hayat tarzıdır. (Din Felsefesine Giriş)
İlk Akıl: Meşşailere göre ve bazı sufilere göre ilk akıl, Bir'den sudur eden, maddeden mücerred ilk varlıktır. Davud el-Kayseri'ye göre ise, Allah'ın Rahman isminin görüntüsü olan Hz. Muhammed'in külli ruhudur. (Davud El-Kayseri)
Bilindiği gibi, Aristo'nun ilim anlayışına göre birinci derecedeki gerçek ilim, değişmeyenin, yani tanrısal varlığın ilmi, ikinci derecedeki gerçek ilimse tabii varlıkların ilmidir. Aristo'nun bu varlıkların bilgilerine ilim demesi, bu bilgilerin zaman ve mekâna bağlı olmadan değişmezlik arz etmesi ve genel kurallarla ifade edilebilir olmasındandır. Hâlbuki insan gibi bazı tabii varlıkların kendilerinin sebep olduklar olayların bilgileri değişken olduğundan, Aristo, bu bilgilere ilim demez. Mesela, tarih ve sosyoloji bu açıdan Aristo'ya göre ilim değildir. (İslam Felsefesine Giriş)
Genel olarak İslam hukukuna rey ve kıyası sokan kişi olarak Ebu Hanife (ö. 767) kabul edilir. (İslam Felsefesine Giriş)
On ikinci İmam'ın kaybolmasıyla hem devlet başkanlığı hem de din başkanlığı olan imamlık boşalmıştır. Şiiler, On ikinci imamın bir gün Mehdi olarak döneceğine inanırlar. Ancak onun kaybolmasıyla yürütmesi gereken devlet ve din işleri askıda kaldı. Örneğin Şiiler Cuma namazı kılamaz oldu. Bu namaza siyasi bir namaz olarak bakılıyordu ve bunu ancak devlet başkanı imam kıldırabiliyordu. Bilindiği gibi, fran, Şah İsmail'den önce katı Ehl-i Sünnet idi. Şah İsmail Safavi Devleti'ni kurunca hem İran halkını Şiileştirdi, hem de din işlerini yürütecek Velâyet-i Fakih kurumunu kurdu. Bu kurumun esasınu, Mehdi dönünceye kadar, devlet başkanının atayacağı bir Şii din bilgininin On ikinci İmam'a vekâlet ederek din işlerini yürütmesi oluşturuyordu. (Üç Dinin Tarihi)
Ey İsrailoğulları! Rabbimiz Tanrı, tek Rabb'tir" (Bir Hristiyan Dogması Teslis)
İslam'a gelince, İslam'ın esas ve birincil kaynağı Kuran'da ne Deccal sözcüğü geçer, ne de Kuran'ın herhangi bir ayetinde Deccale, Mehdi'ye veya Mesih'e inanmaktan bahsedilir. Buna rağmen Müslümanların çoğunluğu bunlara inanır. Gerekçeleri ise bunlardan bahseden hadislerdir. Bu hadislerin sahih hadis olmalarına imkân yoktur. Bu hadisleri ilk rivayet edenlerin kimler olduklarına bakılırsa, çoğunun Zerdüştlükten İslam'a geçmiş olan İranlılar olduğu görülür. Bu konularda bilgi veren bu sözde hadislerin çok farklı bilgiler vermesi, zaman zaman birbirleriyle çelişik olmaları da onların uydurma olduğunu gösterir. (Üç Dinin Tarihi)
"Gelün tanışık idelüm işün kolayın tutalum
Sevelüm sevilelüm dünyeye kimse kalmaz" (Yunus Emre ve Aşk Felsefesi)
Bugün için ihtiyacımız olan şey, geçmişin geleneksel hale getirilmiş şu veya bu anlayışlarını yermek veya takdir etmekle uğraşmak yerine, zihniyetimizi tazeleyip Kuran, sünnet ve akıl üçlüsüyle Islam'ı bütün genişliğiyle anlama, anlamlandırma ve anlatmadır. (Dinlerarası Diyalog ve Başkalaştırılan İslam)
Mutasavvıflardan bir kısmı, "Beden gibi kalbin de gözü var. İnsan görünen şeyleri baş gözüyle, görünmeyen hakikatleri de kalp gözüyle görür." dediler.
Peygamberimiz (s.a.v), "Her insanın kalbinin iki gözü vardır. O gözlerle gaybı kavrayabilir. Allah bir kuluna hayır murad ederse, gözünün görmediği şeyi görebilmesi için kalp gözlerini açar" buyurmuşlardır. (Tasavvuf ve Modern Bilim)
Acaba, düşünce sahasını geniş tutan bir kimsenin aklı, sadece akıl prensipleri denen kuralların dışına çıkamaz mı? (Tasavvuf ve Modern Bilim)
"Elimizle göğü biz kurduk; şüphesiz biz genişleticiyiz."
(Zariyat Suresi, 47) (Tasavvuf ve Modern Bilim)
Bizler müslüman olarak Allah'a herkese cennetini nasip etmesi için dua edebiliriz. Ancak cenneti veya cehennemi parselleyerek dağıtamayız. (Dinlerarası Diyalog ve Başkalaştırılan İslam)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/islamda-bilim-ve-teknoloji-tarihi-mehmet-bayrakdar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)