# İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi - Mehmet Bayrakdar Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi kimin eseri? İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi kitabının yazarı kimdir? İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi konusu ve anafikri nedir? İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi kitabı ne anlatıyor? İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi PDF indirme linki var mı?  İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi kitabının yazarı Mehmet Bayrakdar kimdir? İşte İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/islamda-evrimci-yaratilis-teorisi-mehmet-bayrakdar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2023-07-09T01:00:17+03:00
- Güncelleme: 2023-07-09T01:00:17+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2023/07/09/mehmet-bayrakdar-kimdir-mehmet-bayrakdar-kitaplari-ve-sozleri-436287.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Mehmet Bayrakdar 
 Yayın Evi: Kitabiyat Yayınları 
 İSBN: 9789756666043 
 Sayfa Sayısı: 187 
--reklam--
İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
XVIII. yüzyılın başlarında Lamarck ve ikinci yarısında Darwin, canlıların kökeni ve evrimi konusunda görüşler ileri sürdüklerinde, neredeyse herkes bu görüşlerin insanlık düşünce ve bilim tarihinde ilk defa söylendiklerine inanmıştı. Oysa öne sürülen teoriler ne ‘yeni’ şeylerdi ne de politika ve felsefeden büsbütün bağımsız saf bilimsel düşüncelerdi. XVIII. yüzyılın Avrupası böyle görüşlere muhtaçtı; ilerleme inancını pekiştiren evrim teorileri, bu sosyal ve politik atmosferde gelişme imkanı buldu. Ancak bu teorilerden hareket edenler çok farklı ve aykırı sonuçlara varmak istiyorlardı; bu sebeple, evrim teorisini alabildiğine kullanma yolunu tuttular.
Bu kitap, konunun tarihsel ve politik yanına işaret ettikten sonra, benzer düşünce ve teorilerin, İslam bilginleri tarafından ve daha kapsamlı boyutlarda ele alındığını gösteriyor. Hemen her konuya ilgi duyan müslüman bilginlerin, canlıların kökeni ve evrimi konusuna da ilgi duymaları kaçınılmazdı. Nitekim Mehmet Bayrakdar’ın bu çalışmasından, Nazzâm, Câhız, Ihvânu’s-Safâ, İbn Miskeveyh, Bîrûnî, İbnu’l-Heysem, İbn Tufeyl, Hâzinî, İbn Haldûn, Kazvînî ve Kınalızâde Ali Efendi gibi müslüman bilginlerin bu konuyu enine boyuna araştırdıklarını öğreniyoruz.
İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi Alıntıları - Sözleri
“ Nebatat ve hayvanatın ve hatta insanların, tekamül tarıkiyle vücuda gelmiş olmaları, aklen caizdir. Fahr-ı Alem Hazretleri dilediği mahlukunu bir nevi müstakil olarak yaratabileceği gibi, bitariki tedriç de vücuda getirebilir; bunda istib’ad olunacak bir cihet yoktur… “
Cabir b. Hayyan, 720'li yıllarda minerallerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların suni olarak laboratuvarda üretebileceğini savunmaktaydı... Cabir, bu tezinin yöntemlerini nasıl oluşunu ve işlemlerini eserinde uzun uzadıya anlatmaktadır.
Daha önce de belirttiğimiz gibi, Cahız, Nazzam'ın tesiriyle kainat ve türlerin oluşumunu, Allah'ın yarattığı bir çekirdek-varlıkta başlatır. Bu çekirdek-varlığın evrimiyle bir yandan kainat oluşurken, buna paralel olarak da, ilk basit canlı türleri meydana gelmiş, onların evriminden de daha kompleks canlı türleri silsilevi bir şekilde, mertebe mertebe meydana gelmiştir. Evrim halkasının sonunu da insan türü oluşturmuştur. Canlıların bu varoluşsal kozmolojik evrimi, bir önceki basit türlerin bizzat kendilerinin transformasyonuyla daha sonrakileri meydana getirmeleri şeklinde olmuştur.
“Değişim, potansiyellikten (bi’l-kuvve) aktüelliğe (bi’l- fiil) doğru bir hareketliliktir.”
Ne zaman Arapça'yı öğrenip, Kur'an'ı kendi dilinden okuyabildim; işte o zaman, bazı ayetlerin net anlamlarını kavrayabildim ve şaşırtıcı bazı keşiflerde bulundum.
Bil ki, bolluk ve genişliğin, tendeki hâl ve tesirleri ibadet ve
zahitlikte de görülmektedir. Sahra veyahut şehir ahalisinden olup da, nefsini açlığa ve dünyanın lezzetlerinden uzaklaştırmaya alıştıranların, diyanete ve kendilerini ibadete vermek hususunda, genişlik ve bolluk içinde yaşayanlara nispetle, daha yüksek bir durumda oldukları ve ibadetlere daha ziyade dayandıkları görülmektedir. Diyanet ehlinden olup da et, katık, ekinler ve bitkilerden yapılan yemekleri çok yiyenlerin kalplerini sıkıntı basmış ve arkası kesilmeyen gafletler içinde bulundukları görülmüştür. Bundan dolayı kendilerini ibadete verenlerin çoğu sahra ahalisinden, az yiyen ve besinleri kıt olanlardır.
Yer yuvarlağının ortasında havası ve tabiati mutedil olan üç iklimde yaşayan kavimler, kılık, ahlak ve yaratılışlarında; iş, hareket ve bütün hal ve durumlarında itidal sahibi olup, bunlar geçinme, yaşayış, kaide ve nizamlarını koymak, barınaklar yapmak, yer yuvarlağının ortasında, mutedil üç iklimde hüner, sanat, ilim ve fenler vücuda getirmek suretiyle, yurtlarını bayındırlaştırmış olan, başkanlık ve devlet idaresi bu kavimlerin elinde olmuştur.
Arap, Rum, Fars, Israiloğulları, Yunan, Sind, Hind ve Çinler gibi, bu iklimlerde yaşayan kavimler, her bakımdan diğerle rinden ayrılmış ve peygamberlerin bunların arasından seçilmiş ve hükümdarlık etmişler, devletler kurmuşlardır. Din ve şeriat sahibi olan bu kavimler akıl ve zekaları ile ilim, fen, ince, güzel ye yüksek sanat eserleri vücuda getirmişlerdir.
İhvânu's-Safa'ya göre, Hz. Âdem'den Hz. Muhammed'e gelinceye kadar, Allah'ın insanlığa çeşitli peygamberler ve birçok din göndermesinin asıl sebebi, insanlığın, hem sosyal hem de psikolojik olarak evrimleşmesidir. İnsanlık, evrimleşerek belirli bir safhaya geldiğinde, Allah, insanlığın ulaştığı bu yeni safhaya uygun, yeni bir din göndermiştir.
İnsan türünün menşei üzerinde özellikle duran Birûni, insanın, diğer hiçbir türün evrimleşmesi sonucu meydana gelmediğine işaretle, ilahi yaratma fiilinin tecellisi olarak, bağımsız oluştuğunu kabul eder.
Hatta Bîrûnî, tabiatçıların, "İnsan en yüce mertebeye, kendinden aşağı hayvanlardan çıkarak vardı" diyerek insanın öz ve cevherini bundan görmelerine karşılık; "Hayır insan köpeklikten domuzluğa, sonra maymunluğa yükselerek insanlığa ulaşmadı" der.
Müslüman evrimcilerin fikirleri, bazı yönlerden Lamarckizm ve Darwinizmden daha bilimsel, daha sistematik ve daha tutarlı olduğu gibi bilimsel gözlemlerin yanında, Kur'an'ın tabiat ve insan tarihi ile ilgili ezeli gerçeklerine de dayandıkları için çok daha idealidir. Tabiat ve insanın menşei ve oluşumu hakkında Müslüman evrimcilerin vardıkları neticeler daha gerçekçidir.
İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Evrim Teorisi: Darwin'in Evrim teorisinin ilk halkası olmayabileceğini farkettiğim kitaptır. Bu konuda hazırlanmış ve yayınlanmış başkaca kaynak var mı bilemiyorum. Öğrenmek isterdim. (M. Mustafa Aldur) 
Bu kitap Türkiye'de bir mücevher sayılır. Kitap 16.yy'a kadar (özelikle 9-12.yy) Müslüman bilginlerin evrim görüşlerini özetliyor, Darwin'le bağlantısını kuruyor. Yitik evrim bilgisini hatırlatıyor. Evrimin varlığından haberdar Müslüman bilginler kaynakçası da denebilir. Kitaba yakıştırılabilecek tek eksiklik, Kuran'dan konuyu destekleyen ayetlere değinmemesi. İşin bu tarafıyla ilgili olarak ise şu kitapları önerebilirim: T.O. Shanavas - Islamic Theory Of Evolution; Kaan Göktaş - Kuran Açısından Evrim Teorisi, Yılmaz Yunak - Kuran'daki Maymun. (Gerçeğin Kitabı) 
Darwin den 1000 yıl once yaşamış islamin altın cağını yaşatmış filozoflarin evrim analizini görebilirsiniz.bati felsefesi biliminden daha ileri bir düşünüş ve fikir bulabilirsiniz... (Requiem) 
İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mehmet Bayrakdar - İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mehmet Bayrakdar Kimdir?
1952 yılında Konya‘nın Beyşehir İlçesi’nde doğdu. İlkokul ve lise tahsilinden sonra, 1973 yılında Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi‘nden mezun oldu. 1973-1978 yılları arasında Paris Sarbonne Üniversitesi Felsefe ve İslâm Bölümü‘nde, İslâm Felsefesi dalında mastır ve doktorasını tamamladı. 1985-1986 yılları arasında Georgetowne Üniversitesi‘nde misafir Profesör olarak görev yaptı. 1986-1990 yılları arasında Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi‘nde Doçent olarak görev yaptı. 1991-1993 yılları arasında Kualalumpur‘da Uluslar Arası İslâm Düşüncesi Medeniyeti Enstitüsü‘nde, 1995-1996 yılları arasında da Roma Gregoiana Üniversitesi‘nde İslam Felsefesi Profesörü olarak görev yaptı. Halen Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi‘nde Öğretim Üyesi ve Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi olarak görev yapmaktadır.

İslâm Felsefesi‘ne Giriş, İslâm‘da Bilim ve Teknoloji Tarihi, İslâm‘da İbadet Fenomonolojisi, Tasavvuf ve Modern Bilim, İslâm ve Ekoloji, İslâm‘da Evrimci Yaratılış Teorisi, Kayserili Davut, İdris-i Bitlisi, İslâm‘da Düşünce Özgürlüğü, Yunus Emre’de Aşk Felsefesi, Din Felsefesine Giriş, İslâm Düşünce Tarihi adlı Türkçe yayınlanmış eserleri vardır. Prof. Dr. Mehmet Bayraktar‘ın Fransızca, Arapça ve İngilizce olarak yayınlanmış eserleri de bulunmaktadır.

Arapça, Farsça, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, İngilizce, Latince ve Yunanca bilen Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, evli ve iki çocuk babasıdır.

Dünyevileşme; dinin, felsefenin, siyasetin ve sosyolojinin ortak alanına giren bir kavramdır. Kimilerine göre: "Dinin toplumsal hayat ve bireysel bilinçten iradî ve gayri iradî olarak tecrit edilmesidir." Kimilerine göre ise de; "İnsanın kendini Allah’tan bağımsız bir şekilde algılaması sonucunda kendi öz benliğine yabancılaşması" halidir. 

Toplumun dinden uzaklaşması, inanç ve eylemlerin ilâhî hedefler yerine dünyevî hedeflere yönelmesi olarak da tarif edilmektedir. Bu kavramın çağrıştırdığı anlamlar çerçevesinde Din İşleri Yüksek Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bayraktar ile yaptığımız röpotajı ilgiyle okuyacağınızı ümit ediyoruz.
--reklam--
Mehmet Bayrakdar Kitapları - Eserleri
İslam'da Bilim ve Teknoloji Tarihi
İslam Felsefesine Giriş
İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi
Pascal Oyunu
Üç Dinin Tarihi
Tasavvuf ve Modern Bilim
Din Felsefesine Giriş
Yunus Emre ve Aşk Felsefesi
Yunanistan'da Saka Türkü Üç Filozof
İslam Bilim Adamları
İşte Hayat Böyle Birşey
Medler ve Türkler
Davud El-Kayseri
İslam İbadet Fenomenolojisi
Türkler ve Japonlar
Bir Hristiyan Dogması Teslis
Dinlerarası Diyalog ve Başkalaştırılan İslam
Okul-Çevre İlişkileri
İslam ve Ekoloji
Kutlu Müderris İdris- i Bitlisi
Yunus Emre ve Aşk Felsefesi
Özal'ın Günah Galerisi 
İslam Düşüncesi Yazıları
Kürtler Türkler'in Nesi Oluyor?
İslam Gerçeği Kitabı Üzerine
--reklam--
Mehmet Bayrakdar Alıntıları - Sözleri
Bil ki, bolluk ve genişliğin, tendeki hâl ve tesirleri ibadet ve
zahitlikte de görülmektedir. Sahra veyahut şehir ahalisinden olup da, nefsini açlığa ve dünyanın lezzetlerinden uzaklaştırmaya alıştıranların, diyanete ve kendilerini ibadete vermek hususunda, genişlik ve bolluk içinde yaşayanlara nispetle, daha yüksek bir durumda oldukları ve ibadetlere daha ziyade dayandıkları görülmektedir. Diyanet ehlinden olup da et, katık, ekinler ve bitkilerden yapılan yemekleri çok yiyenlerin kalplerini sıkıntı basmış ve arkası kesilmeyen gafletler içinde bulundukları görülmüştür. Bundan dolayı kendilerini ibadete verenlerin çoğu sahra ahalisinden, az yiyen ve besinleri kıt olanlardır. (İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi)
Sıkıntı, var olmak yetersizliğimizden veya varlığın aşkınlığından doğar. (Din Felsefesine Giriş)
Yahudilikte Mesih sözcüğü başlangıçta Yahudi yalvaçları, kralları, kohenler için bir sıfat olarak kullanılıyordu. Çünkü onlar vazifeye başladıkları zaman, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, kutsal yağ ile mesh edilirlerdi. Tanrı, Musa'ya ve Yahudilere içerisinde zeytinyağı da olan bu kutsal yağın nelerden yapılacağını ve karışıma girecek şeylerin kaçar gram olması gerektiğine varıncaya dek hazırlanışını öğretmiştir. Dolayısıyla Tanah'ta daha sonra ve bugün anlaşıldığı anlamında, yani beklenen kurtarıcı anlamında Mesih inancı yoktur.

Ancak MÖ 548 yılındaki Babil sürgününden sonra Mesih sözcüğü, ahir zamanda Tanrı tarafından gönderilecek, Sion'u (Siyon, Ziyon) tekrar inşa edecek ve Yahudileri kurtaracak bir kral veya yalvaç için kullanılmaya başlanmıştır. Bunda doğrudan Zerdüştlüğün bir etkisi olduğu kabul edilir. Özellikle de ortaçağda Yahudi kelamcılarının çalışmalarıyla Mesih'e inanç bir iman ilkesi haline gelmiştir. Bundan sonra Yahudilikte Mesih'in kim olacağı, ne zaman geleceği, alametlerinin neler olduğu gibi konularda çok fazla edebiyat oluşmuştur. (Üç Dinin Tarihi)
Cabir b. Hayyan, 720'li yıllarda minerallerin, bitkilerin, hayvanların ve insanların suni olarak laboratuvarda üretebileceğini savunmaktaydı... Cabir, bu tezinin yöntemlerini nasıl oluşunu ve işlemlerini eserinde uzun uzadıya anlatmaktadır. (İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi)
Yunus'a göre aşk tanımlanan değil, tanımlayandır, anlam değil, anlamlandırandır. Aşk, asıl ve öz olması nedeniyle varlık ve duygu planında var olan her şeye, "şey" olma anlamını kazandırmaktadır. İşte kendisi anlamlanan değil, anlamlandıran olması nedeniyle, Yunus'a göre gerçekte aşkı tarife ve tanıma sığdırmak olanaksızdır. (Yunus Emre ve Aşk Felsefesi)
"Ne varlığa sevinürem ne yokluğa yerinürem
Işkunıla avunuram bana seni gerek seni " (Yunus Emre ve Aşk Felsefesi)
Stoacı filozofların hiçbir eseri Arapçaya çevrilmediğinden, onların İslam felsefesinin oluşumuna ve genelde İslam düşüncesine doğrudan ve sürekli etkilerinden bahsedilemez. Ancak yukarıda isimlerini zikrettigimiz Helenistik devir filozof ve yazarlarının vasıtasıyla dolaylı bir etkileri olmuştur. (İslam Felsefesine Giriş)
Allah'ı sadece akılla aklileştirmek, O'nu soyutlamak olur; ancak ibadetle O, insanda yaşayan hakikat haline gelir. Ahlâkî veya gayri ahlâkî fiiller, ancak yaşanan bir din ile gerçek değerini kazanır. Dinin duygusal yönü, ancak din yaşanır hale geldiği zaman ortaya çıkar; çünkü fiilin olmadığı yerde duygu olmaz. O halde din, düşünce olduğu kadar pratik bir hayat tarzıdır. (Din Felsefesine Giriş)
İlk Akıl: Meşşailere göre ve bazı sufilere göre ilk akıl, Bir'den sudur eden, maddeden mücerred ilk varlıktır. Davud el-Kayseri'ye göre ise, Allah'ın Rahman isminin görüntüsü olan Hz. Muhammed'in külli ruhudur. (Davud El-Kayseri)
Bilindiği gibi, Aristo'nun ilim anlayışına göre birinci derecedeki gerçek ilim, değişmeyenin, yani tanrısal varlığın ilmi, ikinci derecedeki gerçek ilimse tabii varlıkların ilmidir. Aristo'nun bu varlıkların bilgilerine ilim demesi, bu bilgilerin zaman ve mekâna bağlı olmadan değişmezlik arz etmesi ve genel kurallarla ifade edilebilir olmasındandır. Hâlbuki insan gibi bazı tabii varlıkların kendilerinin sebep olduklar olayların bilgileri değişken olduğundan, Aristo, bu bilgilere ilim demez. Mesela, tarih ve sosyoloji bu açıdan Aristo'ya göre ilim değildir. (İslam Felsefesine Giriş)
Genel olarak İslam hukukuna rey ve kıyası sokan kişi olarak Ebu Hanife (ö. 767) kabul edilir. (İslam Felsefesine Giriş)
On ikinci İmam'ın kaybolmasıyla hem devlet başkanlığı hem de din başkanlığı olan imamlık boşalmıştır. Şiiler, On ikinci imamın bir gün Mehdi olarak döneceğine inanırlar. Ancak onun kaybolmasıyla yürütmesi gereken devlet ve din işleri askıda kaldı. Örneğin Şiiler Cuma namazı kılamaz oldu. Bu namaza siyasi bir namaz olarak bakılıyordu ve bunu ancak devlet başkanı imam kıldırabiliyordu. Bilindiği gibi, fran, Şah İsmail'den önce katı Ehl-i Sünnet idi. Şah İsmail Safavi Devleti'ni kurunca hem İran halkını Şiileştirdi, hem de din işlerini yürütecek Velâyet-i Fakih kurumunu kurdu. Bu kurumun esasınu, Mehdi dönünceye kadar, devlet başkanının atayacağı bir Şii din bilgininin On ikinci İmam'a vekâlet ederek din işlerini yürütmesi oluşturuyordu. (Üç Dinin Tarihi)
Ey İsrailoğulları! Rabbimiz Tanrı, tek Rabb'tir" (Bir Hristiyan Dogması Teslis)
İslam'a gelince, İslam'ın esas ve birincil kaynağı Kuran'da ne Deccal sözcüğü geçer, ne de Kuran'ın herhangi bir ayetinde Deccale, Mehdi'ye veya Mesih'e inanmaktan bahsedilir. Buna rağmen Müslümanların çoğunluğu bunlara inanır. Gerekçeleri ise bunlardan bahseden hadislerdir. Bu hadislerin sahih hadis olmalarına imkân yoktur. Bu hadisleri ilk rivayet edenlerin kimler olduklarına bakılırsa, çoğunun Zerdüştlükten İslam'a geçmiş olan İranlılar olduğu görülür. Bu konularda bilgi veren bu sözde hadislerin çok farklı bilgiler vermesi, zaman zaman birbirleriyle çelişik olmaları da onların uydurma olduğunu gösterir. (Üç Dinin Tarihi)
"Gelün tanışık idelüm işün kolayın tutalum
Sevelüm sevilelüm dünyeye kimse kalmaz" (Yunus Emre ve Aşk Felsefesi)
Bugün için ihtiyacımız olan şey, geçmişin geleneksel hale getirilmiş şu veya bu anlayışlarını yermek veya takdir etmekle uğraşmak yerine, zihniyetimizi tazeleyip Kuran, sünnet ve akıl üçlüsüyle Islam'ı bütün genişliğiyle anlama, anlamlandırma ve anlatmadır. (Dinlerarası Diyalog ve Başkalaştırılan İslam)
Mutasavvıflardan bir kısmı, "Beden gibi kalbin de gözü var. İnsan görünen şeyleri baş gözüyle, görünmeyen hakikatleri de kalp gözüyle görür." dediler.
Peygamberimiz (s.a.v), "Her insanın kalbinin iki gözü vardır. O gözlerle gaybı kavrayabilir. Allah bir kuluna hayır murad ederse, gözünün görmediği şeyi görebilmesi için kalp gözlerini açar" buyurmuşlardır. (Tasavvuf ve Modern Bilim)
Acaba, düşünce sahasını geniş tutan bir kimsenin aklı, sadece akıl prensipleri denen kuralların dışına çıkamaz mı? (Tasavvuf ve Modern Bilim)
"Elimizle göğü biz kurduk; şüphesiz biz genişleticiyiz."
(Zariyat Suresi, 47) (Tasavvuf ve Modern Bilim)
Bizler müslüman olarak Allah'a herkese cennetini nasip etmesi için dua edebiliriz. Ancak cenneti veya cehennemi parselleyerek dağıtamayız. (Dinlerarası Diyalog ve Başkalaştırılan İslam)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/islamda-evrimci-yaratilis-teorisi-mehmet-bayrakdar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)