# İyinin Egemenliği - Iris Murdoch Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> İyinin Egemenliği kimin eseri? İyinin Egemenliği kitabının yazarı kimdir? İyinin Egemenliği konusu ve anafikri nedir? İyinin Egemenliği kitabı ne anlatıyor? İyinin Egemenliği PDF indirme linki var mı?  İyinin Egemenliği kitabının yazarı Iris Murdoch kimdir? İşte İyinin Egemenliği kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/iyinin-egemenligi-iris-murdoch-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-07-08T03:00:06+03:00
- Güncelleme: 2022-07-08T03:00:06+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/07/08/iris-murdoch-kimdir-iris-murdoch-kitaplari-ve-sozleri-264335.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Iris Murdoch 
 Çevirmen: Tuğba Gülal 
 Orijinal Adı: The Sovereignty of Good 
 Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları 
 İSBN: 9786053140306 
 Sayfa Sayısı: 112 
--reklam--
İyinin Egemenliği Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İster klasik ister çağdaş olsun, felsefenin sorunları çoğu zaman karışık bir düzlemde tartışılır ve felsefe, bu tartışmaya her zaman açıktır. Iris Murdoch, insanın talepleri ve istekleri üzerinden, felsefenin temel sorunlarını tartıştığı bu makalelerde, kavramların altını adeta bir maden işçisi gibi kazarak, kendi gerçeğini, "iyi"sini aramaktadır. Bunu yaparken de varoluşçuluktan davranışçılığa, psikoloji ve psikanalitikten Marksizm'e, sonra tekrar en başa, Platon'un Devlet'ine atıfta bulunur. 

Ahlakın kavramlara, özellikle "iyi"ye yaklaşımını değerlendirmeye, yeniden adlandırmaya ve korkusuzca tartışmaya çalışır Murdoch; buna Tanrı da dahildir. Hatta bazı bazı kendi teorilerini yine kendisiyle tartışarak, yeni bir yön, yeni bir çıkış yolu arar. İyinin Egemenliği, bahsi geçen çıkış yolunun felsefeyle birlikte olacağını anlatan, Murdoch'ın belki de en değerli tartışmalarını barındıran, zihin açıcı bir eser.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
İyinin Egemenliği Alıntıları - Sözleri
"Eğer bir şey herhangi bir işlev taşımıyorsa, onun orada olup olmadığının pek önemi olmuyor bu durumda. Ayrıntıya girmeden söylemem gerekirse, bir şey ne zaman bir işleve sahip değilse, işte tam da bu nedenle o, çok hızlı bir biçimde orada değilmiş gibi düşünülüyor."
"Sorun olsun ya da olmasın, felsefenin yaptığı herhangi bir şeyi göz önünde bulundurmak zorundayız."
"Felsefenin esasen üzerine eğildiği şey, birinin sahip olduğu var oluş yapısını ve gerçek denilen o şeyi keşfedip ortaya koymaktır."
Bilimin bir Shakespeare’ i olsaydı, o kesinlikle Aristoteles olurdu.
"Tarihte baktığımızda, iyi olduğuna inanılan İsa Peygamber, Sokrates ve bazı azizler gibi insanların olduğu görülür ve dikkatle baktığımızda görürüz ki, tüm bu insanlara dair bilgilerimizin kısıtlı ve net olmamasına rağmen onların iyi olduklarına inanmamızı sağlayan, onların dille kurdukları ilişkide ortaya çıkan sadelik ve açıklıktan kaynaklanmalıdır."
"McTaggart zamanın gerçek olmadığını söyler; Moore ise daha yeni kahvaltı yaptığından bahseder. Felsefenin bu iki yönü de kendi doğası için kesinlikle elzemdir."
"Söyleyeceğim şeyin ne olacağına karar verebilirim ancak söylediğim şeylerin ne anlamlara geldiğinin kararı bana ait değildir. Ne yapacağımın kararını da verebilirim ancak yaptığım eylemin neye işaret edeceğinin otoritesi bende değil."
"Sözcükler bizi yanılgıya düşürebilir çünkü kavramlar değişirken sözcükler genelde aynı kalır; düşünün, yirmi yaşımızda cesur olmanın ne demek olduğuna ilişkin düşüncemiz ile kırklı yaşlarımızdaki aynı değildir."
"Kimisine göre sanat ahlaki düşüncenin kusursuz bir yansıması ve bundan dolayı da ahlakla ilgili bir ortaya çıkıştır. Başka bir şeyi, doğal bir nesneyi veya anlatılmaya çalışılan kişiyi var etmek için dahil oluruz ve vasat bir yapıyla kıyaslandığında öyle ya da böyle sanat olan her şeyde, fantezi olanın nasıl da esere sızıp bizi açığa çıkardığını ve gerçek dünyanın bir tür yansımasını gerçekleştirdiğini gözlemleriz."
--reklam--
İyinin Egemenliği İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İlk ve en uzun makale Kusursuzluk Düşüncesi oldukça sıkıcı ve anlaşılmaz. Bunun sebebi büyük ihtimalle Murdoch'un yaptığı bir konuşmadan oluşturulması olabilir. Bu makalede kitabın genelinde olduğu gibi iyi kavramı konu alınıyor. Fakat yazar o kadar karmaşık değinmiş ki buna, açıkçası çok bir şey anlamadım. Yani evet, iyinin ampirik düşünce içinde zihnin ahlaki olanla ilişkisi üzerine olduğunu anladım, fakat daldan dala atlayan ve belirli başlı filozoflardan değil de daha derinlerdeki filozoflardan bahsetmesi zor oldu benim için. İkinci makale öyle değil mesela. O makale içerisinde Kierkegaard, Wittgenstein gibi aşina olduğum(uz) isimlerden bahis açılıyor ve argümanlar karışık şekilde değil de düzgünce veriliyor. Bunun sebebi elbette bu makalenin yani, Tanrı Ve İyi'nin yazılması.

En beğendiğim kısım olan Tanrı Ve İyi'ye dair notlarım.

• Felsefenin asıl görevi kişinin var oluş yapısını ve gerçeği ortaya çıkarmaktır. Fakat günümüz ahlak felsefesi bundan uzaktır. Ahlak felsefesinin dönüş yapması gereken nokta sevgi ve erdem kavramlarıdır.
• Varoluşçuluk oldukça önemli bir akım olsa da oldukça romantiktir. Onun bu kadar geniş kitlelere ulaşabilmesinin sebebi de budur. Wittgenstein felsefede Kartezyen bakışı bitirdiğini iddia etse de, ahlak felsefesindeki varoluşçu bakış hala Kartezyen ve benmerkezci. Zaten varoluşçuluğun kitleler tarafından sevilmesinin sebeplerinden biri de bu bireylik.
• Russell ve Wittgenstein tarafından yapılan ampirik çalışmalar sonucunda etik felsefenin dışında kalmıştır. Ahlaki yargılar gerçeğe ya da temele dayanmaz, bu yüzden Tractaus'ta yerleri yoktur.
• İyilik filozofun üzerine düşünmesi gereken bir konudur çünkü bilimin insan üzerine bildikleri çok sınırlıdır. Tarihte iyi olarak atfedilen Sokrates, İsa gibi insanlar hakkında bildiklerimiz kısıtlı ve netlikten uzak olmasına rağmen iyiliklerine inanmamızı sağlayan onların dille sade ve açık ilişkiler kullanmasıdır.
• İnsan bağlanmaya eğilimlidir, bu yüzden Tanrı çoğunlukla ahlak düşüncesinin içindedir. Tanrı fikrini benimseyen kişi için yüce ve tek bir değer kavramı vardır ve bu oldukça zor bir fikirdir. Farklı ve bağımsız ahlaki değerler olamaz mı? Tüm insanlar bir değildir ki. Her şeyin akla yaktın ve anlamlı olarak düzenlendiği fikri çaresizlik karşısında bir kalkan işlevi görmektedir.
• Güzel olan şeylerin içeriği güzelliği taşır fakat iyi olan şeylerin içeriği iyiyi tam olarak taşıyor sayılmaz. Çünkü güzel duyumsamalar ile alakalıdır. İyi daha karmaşık ve daha girift bir yapıdır.
• Yücelik ve kusursuzluk sevgi kavramıyla ilintilidir.
• Çok nadir ortaya çıkan iyi sanatçı durumunda, sanatçı mucizevi bir şekilde gerçeğin varlığını tam olarak ortaya koyabilir. Sanatın aydınlatıcı formu gerçek olan şeyi çekip çıkararak ortaya koyabilmesidir.
• İyi dediğimiz şey o kadar küçük bir yerde durur ve çoğunlukla iyi dediğimiz şey o kadar da iyi değildir.
• Makalede Tanrının yokluğundan ve dinin etkisinin gün geçtikçe azaldığından ilerlenmiş. Ahlak felsefesi artık hor görülüyor. Murdoch ahlak felsefesinin en saf etkinlik olmasını istiyor.

Üçüncü ve son makale ise İyinin Diğer Kavramlara Egemenliği ise genel meselelerin tekrarı niteliğinde. O da konferans metni olduğu için biraz sıkıcı.

Kitap genel olarak iyi olsa da, çok ufuk açıcı değil. Kendinizi zor metinler ile sınamak istiyorsanız bakabilirsiniz.
7/10 (Ömer Ökten) 
--reklam--
İyinin Egemenliği PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Iris Murdoch - İyinin Egemenliği kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de İyinin Egemenliği PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Iris Murdoch Kimdir?
Murdoch, 15 Temmuz 1919'da İrlandalı bir annenin ve İngiliz bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Evin tek çocuğu olan Muroch, dokuz yaşından itibaren yazmaya yöneldi. 1932'de Bristol'de genç kızların gittiği Badmington College'a başladı. Burada gecen altı yılın ardından, klasik edebiyat okumak üzere Oxford'daki Sommerville College'a kaydoldu. Üniversite yıllarında pek çok önemli şair ve entelektüelle tanıştı. Franz Steiner ile uzun süreli bir aşk yaşadı.

1938'de Iris Murdoch Komünist Parti'ye girdi. Klasik Edebiyat diplomasını aldı ve 1940'lardan sonra Londra'ya yerleşip Ekonomi Bakanlığına çalıştı. Komünistlerin siyasi tutumlarından hayal kırıklığına uğrayarak partiden ayrıldı. II. Dünya savaşının sonlarında Birleşmiş Milletler'de çalıştı. Belçika ve Avusturya mülteci kamplarında görev aldı. Bu görev için Avrupa'da yer aldığı sıralar Sartre ve Simone de Beauvoir ile tanıştı. Bu tanışma genel olarak felsefeye özel olarak da varoluşçuluğa yönelmesini etkiledi. Cambridge'de Wittgenstein'ın görev yaptığı Nevnham Üniversitesi'nde dersler alarak felsefe doktorasını aldı. 1948'de Oxford'da St.Anne College'da felsefe profesörü olarak göreve başladı ve 1963'e kadar burada çalıştı. Elias Cannetti'yle yakın ilişkisi oldu.

1954'te ilk romanını (Under the Net) yayınladı. 1956 yılında ise ölene kadar hiç ayrılmayacağı eleştirmen ve Oxford Üniversitesi İngilizce profesörü olan John Bayley ile evlendi. Çocukları olmadı. 70'li yıllardan itibaren felsefe yazıları yazmaya da yöneldi. 1996 yılından itibaren ortaya çıkmaya başlayan unutkanlıklarıyla birlikte hastalığı belirginleşti. 1997'de Bayley, karısının alzheimer hastası olduğunu açıkladı. Binlerce okuru ve hayran kitlesi olan yazar Murdoch kendi kitaplarının adını dahi hatırlayamıyordu. Kendi durumunun farkında olan ve bunu "çok kötü, sessiz ve karanlık bir yerde olmak" şeklinde tanımlayan Murdoch, 8 Şubat 1999'da Oxford'da alzheimer hastalığından dolayı öldü.

Romanları
Iris Murdoch ilk romanı Under the Net'ten (Türkçesi Ağ) itibaren edebiyat dünyasında dikkat çekti ve büyük bir hayran kitlesine sahip oldu. İçinde psikolojik temaların yer aldığı bir dedektif romanı olan bu ilk kitabında, aynı zamanda sonraki bütün romanlarında da görülecek olan varoluşçu felsefenin izleri belirgin olarak görülür. Romanın kahramanı Jack Donague bir tür Sartrecı kahraman olarak ortaya çıkmıştır. A Severed Head (Kesik Bir Baş) romanında ise Carl Gustav Jung'un psikanalitik teorisinin temeli olan arketipler teorisini kullandı ve çok etkili oldu. Bu kitap daha sonra tiyatro oyunu olarak sahnelendi. "Çan", "Kara Prens", "Deniz, Deniz" gibi kitaplarıyla Murdoch her zaman büyük bir ilgiyle karşılandı, birçok kez ödüllendirildi. 1978'de kendisine Booker Ödülü verildi. 60'lı yıllardan itibaren hemen her yıl bir kitap üreten Murdoch zamanının en üretken yazarları arasında sayıldı, ancak Murdoch'un romanlarında çok yazan ve çok okunan bir yazar olmanın ötesinde onu 20. yüzyıl edebiyatının en önemli isimlerinden biri haline getiren bir nitelik de her zaman kabul edildi. Murdoch, genel olarak romanlarında popüler polisiye ve gerilim roman teknikleriyle felsefi/kuramsal sorunları ortaya koyan bir yol izledi denilebilir. Onun roman kahramanları çoğunluk varoluşçu felsefecilerin ürettiği kahramanlara benzer, varoluşuyla ve yaşamıyla uyumsuz, sanatçı ya da sanatçı ruhlu, başarısız, hem kendileriyle hem de çevrelerindeki insanlarla sorunlu kişileri anlatır.

Bu kişiler karamsar, umutsuz, ikilemler içinde yol bulmakta tereddütlü, şaşkın, yanılgı içerisinde, yalnız ve tedirgin kişilerdir. Bu kişiler her zaman bir ağa yakalanmış, bir çemberin içine alınmış, kuşatılmış gibidirler. Bunların çoğu zaman modern bireyin bazı açmazlarını sergilediği söylenebilir. Hemen her kitabında Murdoch psikolojik gerilim ögesini ya da psikolojik diğer ögeleri kullanır. Bunun yanı sıra yaşam-sanat, cinsellik-aşk, aşk-özgürlük, din, evlilik, platonik-erotik aşk, yalnızlık, rastlantısallık, öteki insanlarla ilişkiler gibi meseleler sürekli olarak olayların akışı içerisinde değerlendirilir. Edebiyat Murdoch'a göre etik meselelerin ve insansal ilişkilerin karmaşasını değerlendirmek bakımından daha elverişli bir alandır. Murdoch'un romanlarında bu temalara bağlı olarak umutsuzluk ve ironi derinden işleyen temalar olarak sürekli kendisini hissettirir. Zaman zaman kara mizah örnekleri ortaya çıkar. Romanın kurgusal yapısı üzerinde ya da dil üzerinde oyunlara girişmez Murdoch, ancak kurgusal şaşırtmacalarla ve belirsizliği çok iyi kullanmasıyla sürekli okurun dikkatini uyanık tutar, olayların gelişimini merak ettirir, her seferinde okuru kendi kurguladığı sonuçların çok ötesinde sonuçlara götürür.

Felsefi çalışmaları
Murdoch teorik ve felsefi metinlerde kaleme almıştır; meslekten bir felsefeci olarak bu alandaki çalışmalarında da önemli bir yazar olduğunu gösterir. İlk teorik yapıtı sayılan Sartre, Yazarlığı ve Felsefesi onun Sartre üzerine eleştirel bir değerlendirmesini sunar. Varoluşçuluk Murdoch için önemli olmuş bir felsefe yönelimidir. Edebiyatı, yaşamın ve ahlaki sorunların değerlendirilmesinde daha verimli bir alan olarak düşündüğü için kullanan Murdoch, bu alanda felsefi/etik/estetik sorunları irdeler. Bununla birlikte ayrıca felsefe metinleri kaleme almış ve bunlarla bazı konulara açıklık getirmeye çalışmıştır. Varoluşçu felsefenin yanı sıra dil, gerçeklik, yanılsama vb konularda ilgi alanı içinde yer alır ve onun edebi metinlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak işlenir.

Ateş ve Güneş adlı çalışması, Platon'un sanat üzerine düşüncelerinin değerlendirilmesi olduğu gibi, Murdoch'un kendi sanat anlayışını da sunduğu bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Platon'un, Murdoch'a göre, sanatçıları sevmemesinin nedeni, sanatçıların akıllarını tehlikeli bir şekilde kullanmaları ve yaratıcılıklarını akıldışı şekilde ortaya koymalarıydı. Biz zaten gölgeler dünyasında yaşıyorduk ve bu gölgelerin yeniden gölgelere dönüştürülmesi, Tanrı'ya meydan okumak olacaktır. Şairler, yazarlar, ressamlar vs.nin varlığı, Tanrı'nın varlığına tehdit oluşturur. Bu nedenle Platon sanatçıları felsefe ülkesinden dışlamıştır. Murdoch etik sorunsalın yanı sıra estetik sorunsala ilişkinde değerlendirmelerini geliştirir; Platon değerlendirmesinde sanat ile gerçek arasındaki ilişki bağlamında değerlendirmeler üretir. Kant, Kierkegaard, Wittgenstein gibi filozoflardan hareketle sanatın yerini belirlemeye çalışır ve Platoncu teze karşı çıkar.
--reklam--
Iris Murdoch Kitapları - Eserleri
Ağ
Kesik Bir Baş
İtalyan Kızı
Deniz Deniz
Kara Prens
Rüya Sakinleri
Melekler Zamanı
İyinin Egemenliği
Ateş ve Güneş
Çan
Sartre'ın Yazarlığı ve Felsefesi
Tek Boynuzlu At
Kumdan Kale
İkilem
Varoluşçular ve Mistikler
The Italian Girl
A Fairly Honourable Defeat
--reklam--
Iris Murdoch Alıntıları - Sözleri
Edebiyat eğlendirir,daha bir sürü şey yapar ama felsefe tek bir şey yapar. (Varoluşçular ve Mistikler)
Yaşarken hiç sesi çıkmayan kuğu,
Ölüm yaklaşınca çözdü boğazının düğümünü,
Otlarla kaplı kıyıya yaslayıp göğsünü,
Ilk ve son şarkısını söyledi ve sustu... (Çan)
Bir parça gerçek dünyaya çarptım. Acıtabiliyor. (Rüya Sakinleri)
"..men are, women have.." (Varoluşçular ve Mistikler)
Hatırlamıyorum. Ben hayatımı onun sözleriyle geçirmiştim ve şimdi o söylediklerini hatırlamıyordu bile! (Deniz Deniz)
Karar verdiği anda şu ölümlü dünyadan çarçabuk ve acısızca ayrılmasına yetecek kadar uyku hapı stoklayıp köşesine koymuştu çok önceden. Küçük şişedeki kıymetli özgürlük tabletlerini sallarken, bu dünyada, koşullu olarak, günbegün kalmayı kendi seçtiği için kaldığını düşünmek içini can veren bir heyecanla ürpertirdi. (Melekler Zamanı)
(Platon:)
Yozlaşmış bir "iyi"nin ardından koşulduğunda bile Eros bir şekilde iyiye yönelme arzusudur.
***
Cinselliği bir çeşit evrensel, tinsel enerji, yıkıcı da olabilen, iyi amaçlarla da kullanılabilen belirsiz bir güç olarak tasavvur ederken Freud hiç kuşku yok ki Platon'un düşüncesindeki önemli bir çizgiyi izlemektedir. Freud da ruhu üç bölüme ayırır ve ruh sağlığını bu bölümlerin uyumu olarak resmeder. (Ateş ve Güneş)
Sanatçı, gerçeği yansıtabileceği özel bir dili öğrenen kişidir. (Kara Prens)
Biz, yalnızlığın mahremiyet yokluğuyla birleştiği toplu konutlarda yaşardık. (Deniz Deniz)
"İnsan, kendi resmini yapan ve sonra da bu resme benzer hale gelen bir yaratıktır." (Varoluşçular ve Mistikler)
"İnsan bir başka insanı ne zaman sahiden "öğrenebilmiş"tir? Belki de öğrenmenin imkansızlığını kavradığı, öğrenmek arzusunu dışladığı ve en sonunda öğrenmeye ihtiyaç bile duymaz olduğu zaman! O zaman da insanın ulaştığı şey bilgi değil, bir tür ortaklaşa varoluştur ki bu da aşkın kisvelerinden biridir." (Ağ)
Platon sanatı ve sanatçıyı en düşük ve en usdışı farkındalık çeşidini, eikasia adı verilen, belirsiz imgelere boğulmuş bir yanılsama halini sergilemeye mahkum eder. Mağara miti açısından bakarsak, bu, yüzleri mağaranın arka duvarına dönük olan ve yalnızca ateşin düşürdüğü gölgeleri gören tutsakların durumudur. Platon aslında sanatçının bir eikasia halinde olduğunu söylemez, ama açıkça ima eder ve hatta tüm sanat eleştirisi, gölgeyle sınırlı bilinç anlayışını geliştirip aydınlatır. (Ateş ve Güneş)
büyükler böyle ağlayabiliyorsa dünyada güvenlik yok demektir (Melekler Zamanı)
Katıksız nefret, hükmedici bir delilik haline gelebilir. (Deniz Deniz)
İnsanlar ve para olmasa, dünya ne mutlu bir yer olurdu. (Ağ)
İnsan, kendi resmini yapan ve sonra da bu resme benzer hale gelen bir yaratıktır. (Varoluşçular ve Mistikler)
acıların değil, gerçeğin ardında koşuyor insan; oysa gerçek akıllara sığmaz bir acı. (İtalyan Kızı)
Bu kentte kimi şeyler öğrenmiş olduğum kesin; örnekse, mutluluğumun üzgün bir yüz taşımış olduğunu öğrendim. (Ağ)
"Felsefenin esasen üzerine eğildiği şey, birinin sahip olduğu var oluş yapısını ve gerçek denilen o şeyi keşfedip ortaya koymaktır." (İyinin Egemenliği)
İnsan bir başka insanı ne zaman sahiden "öğrenebilmiş"tir? Belki de öğrenmenin imkansızlığını kavradığı, öğrenmek arzusunu dışladığı ve en sonunda öğrenmeye ihtiyaç bile duymaz olduğu zaman! O zaman da insanın ulaştığı şey bilgi değil, bir tür ortaklaşa varoluştur ki bu da aşkın sayısız kisvelerinden biridir. (Ağ)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/iyinin-egemenligi-iris-murdoch-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)