# Karanlıkta Görmek - Kemal Sayar Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Karanlıkta Görmek kimin eseri? Karanlıkta Görmek kitabının yazarı kimdir? Karanlıkta Görmek konusu ve anafikri nedir? Karanlıkta Görmek kitabı ne anlatıyor? Karanlıkta Görmek kitabının yazarı Kemal Sayar kimdir? İşte Karanlıkta Görmek kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/karanlikta-gormek-kemal-sayar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-20T00:00:17+03:00
- Güncelleme: 2022-02-20T00:00:17+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/20/kemal-sayar-kimdir-kemal-sayar-kitaplari-ve-sozleri-157070.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Kemal Sayar 
 Editör: Didem Ünal 
 Yayın Evi: Kapı Yayınları 
 İSBN: 9786055147877 
 Sayfa Sayısı: 272 

Karanlıkta Görmek Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bu topraklar, tarihinin en büyük imtihanlarından birine sahne oldu.

Kemal Sayar, içinden geçtiğimiz bu zor dönemin üzerimizdeki etkilerini anlatıyor ve “ruhsal direnç”ten bahsediyor bize. Darbe girişiminde de, yurdun dört bir yanını bombalarla sarsan terör eylemlerinde de diri tutulan cesareti, basirete çevirme zamanı şimdi.

“Geleceğe inanalım kardeşlerim, umudu diri, imanı kavi tutalım. Ümidini

yitirerek yarı yolda dönmek isteyenleri, gözlerimizin ışığı vazgeçirsin. Sağlam bir ahlaka yaslanarak konuşalım birbirimizle, ruhunun kökü bu topraklara değen her insan bizim öğretmenimiz olsun. Ruhlarımızı bu ülkenin irfanına, türkülerine, acılarına, sevinçlerine açalım, iyiliğin bizi yontmasına, bizi adam etmesine izin verelim. Bir mesuliyet ahlakıyla onaralım yurdumuzu, birbirimize su taşıyarak, birbirimizin yaralarına şifa olarak.”

Karanlıkta Görmek Alıntıları - Sözleri
Aydınlıkta herkes görür, mesele karanlıkta görmeyi başarabilmek.
Dostun evi gönüllerdir. Gönüller yapmaya geldim.
Kalbim bu yazdıklarımı duyuyor musun?
Bir çığlık, insan!
Vatanını imanla sev.
Çünkü burası , senden öncekiler imanla sevdiği için , hala vatandır .
Alın size "değerler krizi"! Yaşam koçları, iyi yaşam gurmeleri, her şeyi bilen kişisel gelişim uzmanları derken seküler rahipler çoğalıyor. Artık neyin iyi bir hayat olduğunu yeni ahlaki yetkeler olarak bize onlar söyleyecek.
Yüzlerce şehit veriyoruz, acı ve yas tütüyor ülkemizin dört bucağında. Gencecik fidanlar vatan için toprağa düşüyor ama Türkiye hâlâ Survivor seyrediyor. Tuhaf bir empati yoksulluğu, sanki bütün bu acılar hiç yaşanmıyormuş gibi, sanki ruhumuzun acıya ayarlı bütün duyargaları felç olmuş gibi.
Kendini bilen , Rabbini bilir .
Hayat bize önce şunu öğretir. Servet kudret sahibi olmak bizi bütün dizginleri elimizde tutma imkanı vermez. Ne olursak olalım geleceği matematik bir kesinlikle yordamı imkanımız yok. Hayat üzerinde mutlak bir kontrolümüzün olmayacağını idrak etmemiz ve kendi acziyetimizin farkına varmamız dahi büyük bir derstir. Acı bizim başımıza gelen olaylardır, ısdırap ise başımıza gelen olaylara atfettiğimiz anlamin, biz de yarattığı olumsuz sonuçtur.￼Çoğu zaman bizi mutsuz eden şey yaşadığımız olay değil bizim ona verdiğimiz anlam, ona bakış açımızdır.
"Batı en iyisini bilir" tarzı ilerlemeci bir Avrupa merkezciliğin dayatılması sadece sömürgecilik fantezisinden ibarettir ve muhatabının kişisel dünyasını geçersizleştirmektedir.
Kör inanç ve sorgusuz sualsiz itaat, kötülüğün en yaygın sebeplerindendir.
Tanrı için affetmek tabii ki kolaydır. İnsan için öyle mi?
Vatanı imanla sev. Çünkü burası, senden öncekiler
onu imanla sevdiği için, hâlâ vatandır.
Bir yarayı, bir incinmeyi veya gönül kırıklığını
geride bırakmak ve hızla oradan uzaklaşmak isteriz.
Gerçeklikten bu kadar uzak ve bu kadar fikirsiz olmak , belki de insan bünyesinde bulunan bütün bu şeytani içgüdülerin vereceği zarardan daha büyük bir yıkıma yol açabilir. Sıradan insanın ruhunu şeytana sattığı yer tam da burasıdır işte : Fikirsizlik
Herkesin konuştuğu ama kimsenin ötekini anlamadığı bir buhran iklimi.

Karanlıkta Görmek İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yorum yok. Yazarın kendi yazısından okuyalım;
Ne kadar çok acı var. Nasıl da çaresiziz değil mi? Yaşadığımız günler ruhumuzun yıprandığı, gülüşlerimizin arasına kederin davetsizce gelip kurulduğu, zor günler. Çocuklar ölüyor, anne ve babalar ölüyor ve suskunluğumuzun, dilsizliğimizin dünyada açtığı yara büyüyor. Tanık olduğumuz acımasızlık ve vahşet, dünya hakkında bugüne dek oluşturduğumuz kanaatleri yerle bir ediyor. Hayatın ve insanın kırılganlığı, geleceğin belirsizliği ve hayata saklanmış onca adaletsizlik, suratımıza bir şamar gibi inerek bizi sendeletiyor. İnsanlık durumunun sınırlarına çarpıp geri dönüyoruz. Nasıl baş edeceğiz?
‘Yiğit düştüğü yerden doğrulur’ denir. Çetin mesele düştükten sonra kalkmak, zorlukla yüzleştikten sonra oradan güçlenerek çıkmak. Diyelim çok sevdiğiniz bir yakınınızı kaybetmiş bir halde bir hastaneden dışarı çıkıyorsunuz. Dışarıda dallar tomurcuklanmaya durmuş, çiçekler türlü rayihalarını cömertçe sunuyor, tatlı bir meltem yüzünüzü yalıyor ve uzaklardan okuldan dağılan çocukların neşesi yankılanıyor. Dünyanın nasıl da hâlâ o eski bildik biçimiyle çağıldadığını anlayamıyorsunuz, sizin içinizde bir kıyamet kopmuştur ancak dışarıda kimse bunun farkında değil. Kimse dünyanın sonu gelmiş gibi davranmıyor. Cenaze evlerinde sık rastlarım bu duruma, ocağına ateş düşen kişi apayrı bir âlemdedir, taziyeye gelen insanlar ise hayat olağan akışını sürdürür. Siyaset yahut spor konuşulur, bazen gülünür.
Travma ruhun depremidir ve bildik dünyayı yerinden oynatır. Ne ki yeri geldiğinde travmadan da özgürleşebilmeniz gerekiyor, bunun için bakışlarınızı usul usul dış dünyaya çevirmeli ve ilerlemelisiniz. Sadece kayba, travma ve buhrana odaklanmak kendinizi acıya zincirlemeniz demektir. Oysa çoklarımız bu hapishaneden hoşnuttur. Mağduriyet kimliği bir zaman sonra mayalanır ve sarhoşluk verir insana. ‘Ben yaralarım kadarım’ demeye başlarız. Ulu orta yaralarımızı gösterir, kurban kimliğimizi bayraklaştırır ve dünyaya yaralarımızla sokuluruz. İnsanın bu dünyadaki yolculuğu örtülerden, yanılsamalardan sıyrılarak gerçek benliğini idrak etme serüvenidir bir bakıma. Zira o güzeller güzeli hadiste söylendiği gibi, ‘kendini bilen Rabbini bilir’. İnsanın kendisine büyümek ve tekâmül etmek için de bir fırsat vermesi gerekir. Büyüyebilmek ve inkişaf edebilmek için içimizde birikmiş onca acının geçip gidebilmesine de izin verebilmemiz gerek. Bir yol açalım ve içimizde fazla eğleşmesinler. Travma içimizde dallanıp budaklanmasın, kök salmasın. O istenmeyen travmatik deneyimle yaşamanın yeni bir yolunu bulabilelim. Kendi acımıza demir atıp oradan süreğen bir mutsuzluk üretmek yerine, başka insanlar bu kabil acılar yaşamasın için seferber olabilelim. Olmuş olanı kabullenmekle başlayalım işe, hayır onu yok saymakla veya inkâr etmekle değil, kabullenmekle. Mağduriyeti bir hak arayışına, bir hak savunusuna dönüştürebilmek. Kurbanlıktan hak arayıcılığına evrilmek. ‘Kötülüğü ben durdurabilirim’ diyenler, tarihi yazar.
Böylece korkunun zindanından çıkar, kötülüğün bizi felç eden küstahlığına karşı sesimizi yükseltir ve başka ruhların incinmesine karşı gövdemizi siper ederiz. Çaresizlik sorumluluk hissine inkılap eder. Her acıdan sonra çatallanan bir yol vardır karşımızda: Pişmanlık, öfke ve depresyonun yolunu mu izleyeceğiz, yoksa doğru bir zamanda, duygusal olarak daha yetkin hissettiğimizde bizi özgürleştirecek olan o yola mı yöneleceğiz? Gelişmeyi, büyümeyi, hikmeti, özgürlük ve merhameti yeğleyecek miyiz?
Kimse acının denizlerinde bile isteye yüzmek istemez. Travma, acı ve keder evlerden ırak olsun isteriz. Yine de geldiklerinde, biz ruhumuzu bu yeni misafirlere açabilirsek eğer, bize bir şeyler öğretirler. Hayat hakkında oluşturduğumuz yerleşik kanaatler dünya değiştiğinde bir işe yaramaz. Hayatın değiştiği yerde bize yeni görme biçimleri gerekebilir. Ruhsal örselenmeden büyüyerek, gelişerek, tekâmül ederek çıkabilmek ancak hayattan öğrenmeye açık olmakla mümkün. Buna travma sonrası büyüme deniyor. Hayat bize önce şunu öğretir: Servet ve kudret sahibi olmak bize bütün dizginleri elimizde tutma imkânı vermez, ne olursak olalım geleceği matematik bir kesinlikle yordama imkânımız yok. Hayat üzerinde mutlak bir kontrolümüzün olamayacağını idrak ve kendi acziyetimizi fark edebilmek dahi büyük bir derstir. Acı bizim başımıza gelen olaydır, ıstırap ise başımıza gelen olaya atfettiğimiz anlamın, bizde yarattığı olumsuz sonuç. Çoğu zaman bizi mutsuz eden şey yaşadığımız olay değil bizim ona verdiğimiz anlam, ona bakış açımızdır. ‘Yüreğine acılar dokuyan bir tezgah’ olarak insan, ‘acıyı bal eylemeyi’ de bilir. Bir travmayı yaşamış olmak hayat felsefemizde önden kestirilemeyecek kertede zenginleştirici bir etki bırakabilir. Bu deneyimin ruhumuza kattığı derin mana ile kişisel hayatımıza ilişkin daha zengin bir hikâye tahakkuk edebilir. Meşum darbe girişimi gecesi yiğitçe sokaklara sokulan bir insanın, çocuklarına anlatılacak çok zengin bir hikâyesi vardır. Kişiliğini, kimliğini, yurdunu zalimlere çiğnetmemek için direnen insanların ruhlarının en mutena köşesinde bir kıvanç madalyası taşıdıklarını söyleyebiliriz.
Aman yanlış anlaşılmasın, hayatı toz pembe görmekten, kör iyimserlikten söz etmiyorum. Travma sonrası büyüme, olumsuz bir olayın olumlu bir çerçevede ele alınması demek değil. Travmatik olayın dehşet ve kötülüğünü teslim ederken, beri yandan o yaşanmasaydı belki hiç gerçekleşmeyecek olan tekâmülün de hakkını vermektir büyümek. ‘Dalga yükseldiğinde, sandal da yükselir’ diyor Çin atasözü. Zorluklar büyüdüğünde onu alt eden ruh da büyür. Hayatın dalgaları sandalımızı parçalamadıysa öğreniriz ki inişli çıkışlı ve sonludur hayat. Takdir etmeyi, şükran duymayı, merhameti, değerleri için yaşamayı ve nihayet, başka ruhlar için de var olmayı öğreniriz. Milletimiz büyük bir badire atlattı ve buradan daha da büyüyerek, adalet ve merhamet etrafında daha da kenetlenerek çıkacağız. Bireyler nasıl ruhsal örselenmenin üstesinden oradan bir anlam devşirerek geliyorsa biz de millet olarak ‘yaşadıklarımızdan öğrendiğimiz bir şeyler var’ diyeceğiz.
‘Dünya çok karanlık’ diyor bana. ‘Sen karanlıkta görenlerden ol’ diyorum ona. Dağı aşan bir yol hep vardır. (Death s Freedom) 

Kitabın Yazarı Kemal Sayar Kimdir?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Kemal Sayar, uzmanlığını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ana bilim dalında tamamlamıştır. Daha sonra sıra ile Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi'nde ve Çorlu Asker Hastanesi'nde Psikiyatri Uzmanı olarak çalışmıştır. 28 Kasım 2000'de psikiyatri doçenti unvanı almıştır. 2000-2004 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri AD Öğretim Üyesi olmuştur. 2002 yılında McGill Üniversitesi'nde Tübitak araştırmacısı olarak ziyaretçi profesör unvanıyla bulunmuş ve transkültürel psikiyatri ve psikosomatik tıp alanında araştırmalar yapmıştır. Daha sonra Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde dört yıla yakın bir süre başhekim yardımcısı ve 13. Psikiyatri Kliniği Şefi , dört aylık bir süre de (vekil) başhekim olarak çalışmıştır. 2008 yılında profesör olarak Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine başlamış ve üç yıl sonra Marmara Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri anabilim dalına geçmiştir. Halen Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı başkanıdır. Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yapmış, Açık Radyo'da ve daha sonra Star televizyonunda "Ruhun Labirentleri" isimli bir programı hazırlamış ve sunmuştur.TRT'de İnsanlık Hali adlı programı bir yıl yapmıştır. Yirminin üzerinde kitabı olan Sayar, edebiyatla da yakından ilgilenmektedir.

 

 

Kemal Sayar Kitapları - Eserleri
Sufi Psikolojisi
Ruh Hali
Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez
Hayat Teselli Bulmaktır
Her Şeyin Bir Anlamı Var
Özgürlüğün Baş Dönmesi

Yavaşla
Ruhun Labirentleri
Hüzün Hastalığı
Kalbin Direnişi
Terapi
Olmak Cesareti
Otoyol Uykusu

Merhamet
Kendine İyi Bak
Kültür ve Ruh Sağlığı
Bütün Şiirleri: Ricat - İki Güneş Arasında - Hızır ve Roza
Koruyucu Psikoloji
Şimdi Şehir İçin Kalp Zamanı
Beni Sessiz de Sevebilir misin?

Merhamet Devrimi
Kayıp Arkadaş
Psikolojiye Giriş
Sanal Aşk
Bütün Şiirleri
Ölümden Önce Bir Hayat Vardır
Ruh Hastalığını Anlamak

Ricat
Psikiyatri ve Kültür
İki Güneş Arasında
Hızır ve Roza
Bir Bilim Olarak Psikiyatri
Antipsikiyatri
Karanlıkta Görmek

İnsan Halleri
Başı Sınuklar İçin Kılavuz
Dünyaya Geldim Gitmeye
Ağ
Aile Olmak
Aşk ile Anı Seyretmek
Ruhun Derin Yaraları

Dijital Çocuk
Bir Kalbi Kırılmaktan Koruyabilsem
Aleme Bir Yar İçin Âh Etmeye Geldik
Hatıraların Evi– Günümüzde Aile
Melekleri Ürkütmek

Kemal Sayar Alıntıları - Sözleri
Belki de yeryüzünde hiçbir eş, sahip olduğu ilmi, Hz Peygamberin Hz Aişe ile paylaştığı kadar eşiyle paylaşmamıştır. Hiçbir eş de eşinden ilim almak için Hz Aişe kadar çaba göstetmemiştir. (Aile Olmak)
Hayatın trajedisi ölmek değil, yaşarken içimizde ölmesine izin verdiklerimizdir.
... ~... (Ölümden Önce Bir Hayat Vardır)
Eve geldiğinizde doğrudan odanıza gider, dertsizlik maskenizi takarsınız. (Koruyucu Psikoloji)
Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl
Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl (Aşk ile Anı Seyretmek)
Müsaade ederseniz hayatımın bu bölümünde ağlayacağım. (Otoyol Uykusu)
Kendimizi özel hissettiğimizde, kendimize dair farkındalığımız azalıyor. Çok da uzağa gitmemize gerek yok. Yiyip içtiklerini sosyal medyada paylaşanlar, başka insanları kızdırabileceklerini çoğu zaman fark etmiyorlar bile. Sosyal paylaşım siteleri kıskançlık ve özenme için elverişli bir platform oluşturuyor. 2013’te Amerika’da yapılan bir çalışmaya göre, kişinin son zamanlarda kıskançlık hissettiği durumların yüzde 20’sinin Facebook yüzünden olduğu ortaya çıkmış. Bu kıskançlıkların çoğu diğer kişinin görüntüsü, yaptığı tatiller ve sahip olduğu sosyal hayattan kaynaklanıyor… Nihayetinde kıskançlık. hayattan alınan keyif ve tatmin duygusunu azaltıyor (Ağ)

Kişiler ahlaki tutarlılığı önceleyen bireyler olmaktan çıkarak başkaları tarafından beğenilmeyi önceleyen bireylere dönüşür ahlaki olarak doğru olanı yapmak yerine başkalarını cezb ederek onların beğenisini kazanmak hayatın temel amacı olur (Kültür ve Ruh Sağlığı)
Senden geriye, senin güzelliğine, doğruluk ve iyiliğine tanıklık eden sözler kaldı. Zaten bir söz, iyiliğe tanıklık etmiyorsa neye yarar ki? Senden sonra üstümüze çok yağmurlar yağdı, olmadık zamanlarda bir üşüme tuttu bizi ve dedik ki “Biraz yağmur kimseyi incitmez”. (Bütün Şiirleri: Ricat - İki Güneş Arasında - Hızır ve Roza)
Senden sonra ruhum hep aksayarak yürüdü. Bu gurbetin bir gün biteceği hakikati içime ağır bir taş gibi çöreklenip kaldı. Hayatın daimi bir daüssıla, sevmenin özlemek olduğu bilinci ruhuma otağ kurdu. (İki Güneş Arasında)
Diğer insanlara yakın olmanın zarar görmek anlamına geldiği bir ortamda benmerkezci anlayış gittikçe yükselir. (Terapi)
Soru sormaktan kaçınmak verilebilecek cevapların en kötüsüdür (Bir Bilim Olarak Psikiyatri)
Saygının sadece kelimelerle değil, aynı zamanda vücut diliyle de ilgili olduğunu gösterin. (Koruyucu Psikoloji)
Gözlerimin önce ışığa alışması gerek. Riyakarlığa, tepemizde dolaşıp da yağmayan bulutlara. (Ricat)

Tek sırrı şu ki hayatın
İnsan Tanrı'yı özler (Ricat)
Öz anne babasını huzurevine gönderip, evde kedi köpek besleyen insanların olduğu bir dünyada yaşıyoruz
NFK (Aile Olmak)
Bir yarayı, bir incinmeyi veya gönül kırıklığını
geride bırakmak ve hızla oradan uzaklaşmak isteriz. (Karanlıkta Görmek)
Günümüz insanı, internet öncesi zamanların ortalama insanının kuracağı ilişkilerin kat kat fazlasına sahip. Yine de bir türlü aradığını bulamıyor. İlişkiler hızlı başlayıp hızlı bitiyor. Sanal ilişkilerin çekiciliği belki en çok da buradan temelleniyor. Elde etme ve vazgeçme kolaylığından... İlişki kurmak ve bozmak artık çok kolay. (Sanal Aşk)
"Allah'ın halifesi olan insan, Allah'ın zât, sıfat ve fiillerinin en mükemmel şekliyle tecelli ettiği varlıktır. O, Allah ile âlem arasında, zâhir ile bâtın ara­sındadır (berzah). O bütün ilahi kemal manaları ken­disinde gerçekleştiren kişidir. Âlem bir ayna gibidir; insan-ı kâmil bu aynanın cilasıdır." (Sufi Psikolojisi)
Derin bir yasın tetiklediği öfkeden korkmak gerekir. (Merhamet)
“Ancak beni işitecek bir insanın varlığıyla sohbet mümkün olur.” (Hayat Teselli Bulmaktır)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/karanlikta-gormek-kemal-sayar-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)