# Kardinal Napellus - Gustav Meyrink Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Kardinal Napellus kimin eseri? Kardinal Napellus kitabının yazarı kimdir? Kardinal Napellus konusu ve anafikri nedir? Kardinal Napellus kitabı ne anlatıyor? Kardinal Napellus PDF indirme linki var mı?  Kardinal Napellus kitabının yazarı Gustav Meyrink kimdir? İşte Kardinal Napellus kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/kardinal-napellus-gustav-meyrink-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-09-08T16:00:04+03:00
- Güncelleme: 2022-09-08T16:00:04+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/09/08/gustav-meyrink-kimdir-gustav-meyrink-kitaplari-ve-sozleri-307732.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Gustav Meyrink 
 Çevirmen: Zehra Yılmazer 
 Derleyen: Jorge Luis Borges 
 Orijinal Adı: Der Kardinal Napellus 
 Yayın Evi: Kırmızı Kedi Yayınları 
 İSBN: 9786052980019 
 Sayfa Sayısı: 76 
--reklam--
Kardinal Napellus Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Gustav Meyrink, fantastik olabilirliği bilimde arayan genç çağdaşı Wells'den farklı olarak, bu olabilirliği büyüde ve her tür mekanik ustalığı aşmakta aradı. Kardinal Napellus'ta "Sihirli olmayan bir şey yapmamız mümkün değil" der ve bu yargısıyla Novalis'i de onaylar. Bu görüşün başka bir sembolü, okuyucunun "J. H. Obereit'ın Zaman Sülüklerini Ziyareti" adlı öyküde bulacağı, gerçekdışı görünmesine karşın yalnızca estetik bakımdan değil, psikolojik bakımdan da gerçek olan mezar kitabesidir. Başlangıçta basit bir anlatı olan öykü, deneyimlerimiz ve gizli korkularımızla karışarak giderek şiddetlenir. Anlatıcı ilk satırdan itibaren bilinmeyen bir sona yazgılıdır. 

-Jorge Luis Borges
--reklam--
Kardinal Napellus Alıntıları - Sözleri
Dünyada neleri başarmışsak başaralım, bunlar hep yeni bir bekleyiş, yeni umutlar doğurur; Bir türlü doğmayan bir şimdiki zamanın cesedinin saçtığı pis kokuyla doludur evren. Bir doktorun, bir memurun bekleme odasında kapıldığımız o sinir bozucu acizliği hissetmeyen var mıdır? Bizim hayat dediğimiz şey, ölümün bekleme odasıdır.
İnsanların neden bu kadar çabuk öldüğünü, neden İncil'deki gibi 1.000 yıl yaşamadıklarını söyleyeyim mi size? İnsanlar, bir ağaçta süren yeşil filizler gibidir; ağacın köküne ait olduklarını unuttular, o nedenle de ilk sonbaharda solup gidiyorlar.
Bembeyaz bir yelken açıyorum ebedi hayatın sonsuz denizine.
"hayatımın anlamı beklediğim her şey bir sabun köpüğü gibi yok olup gitti gozlerimin önünde".
"Bir doktorun, bir avukatın, bir memurun bekleme odasında kapıldığımız o sinir bozucu ACİZLİGİ hissetmeyen var var mıdır".
"ölümün elinden nasıl kurtulur ki insan, beklememek ve umut etmemek dışında?"
"Şeytanın da en büyük alçaklığı sanki yokmuş gibi davranmaktır."
Bizim hayat dediğimiz şey,ölümün bekleme odasıdır..
Ben susuyorum, çünkü ne bildiğimi biliyorum.
"Tanıdığım insanlardı; onların nice umutlarının boşa çıktığı, her geçen yıl beklentinin daha da bulduğunu, yine de hayatlarını ve zamanlarıňı yiyip bitiren vampirleri, kendi şeytani Ben' lerini bir türlü kalplerinden söküp atmadıklarıni bilirim."
--reklam--
Kardinal Napellus İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Fantastik, ütopik ve psikolojik bir anlatıma sahip üç farklı öyküden oluşan Babil serisinin kitaplarından biri içerisindeki öykülerde yazar daha çok ölüm ve inanç gibi kavramları sorguluyor. Kitapta sevmediğim tek şey sayfa sayısından da anlaşıldığı üzere hikayelerin kısa olması. (Vural haci) 
"J.H. Obereit'in Zaman Sülüklerini Ziyareti" insanlardan bekleyişleri ve umudu çalan zaman sülüklerinin hayatımızdaki büyük yeri hakkında kısa ama ufuk açıcı bir öykü. "Kardinal Napellus" ne kadar kaçsak da geçmişin hayaletlerinden kurtulamadığımız üzerine. "Dört Ay Kardeşi" ise düğümü son sayfalarında çözülen oldukça karmaşık bir öykü. Daha doğrusu astroloji ve makineleşme hakkında, ayinde kutsal metin okur gibi tartışmalarını ben anlayamadım. Babil kitaplığının en harika eseri değil ama okunabilir. =) (G. İlke) 
“Sihirli olmayan bir şey yapmamız mümkün değil!”: Bir kere değil defalarca okuyup analiz etme isteği uyandıran bir öykü kitabı. Harika! Beni en çok etkileyen ilk iki öykü oldu. Düş, gerçek, sihir, psikoloji, felsefe... Hepsinin harmanlandığı insanı içine çeken bir kurgusal yapıya sahip.

1. Öykü: Zaman Sülükleri
Beklemek, umut etmek ve arzular, insanın mevcut var oluşunun gücünü emen “zaman sülükleri” olarak kabul ediliyor bu öyküde. İnsanın o anda var olan mutluluğunu emerek büyüyen ve paralel bir evrende insanın bu davranışları sayesinde var olan karanlık tarafı! Gerçekten de insanlar olarak hep bir geleceğe dair arzu, umut, beklenti ile geçiriyoruz hayatımızı. Gerçekleştiklerinde ise yeni bir zaman sülüğü yaratıyoruz yeniden. Ta ki ölene dek...

Psikoloji açısından incelendiğinde ise insanın aklına Carl Gustav Jung’ın gölge arketipini getiriyor öyküdeki bu kavramlar. Gölge arketipi insana evrimin en başından kalmış bir miras. İnsan doğasının hayvansal yönü olan bu arketip her insanda mevcut. Uygarlaşma ile toplumlarda insanlar tarafından bastırılmaya çalışılsa da insanın canlılığının, doğallığının, yaratıcılığının da kaynağıdır aynı zamanda. İnsan bu tarafını bastırdıkça tek tip bir makineleşme sürecine girmektedir. Öyküde bu zaman sülüklerini bastırmaya çalıştığını söyleyen karısını ve çocuğunu kaybettikten sonra hiçbir şey hissetmek istemeyen Johann Hermann Obereit’in bunu başardıktan sonra insanın ister okşansın ister kesilsin hiçbir şey hissetmeyen bir odun parçası gibi olduğunu belirtmesinden bu durumu görebiliriz. Oysa ne kadar bastırılmış olsa da en zor anlarda ani kararlar verilirken yine gücü eline alandır gölge arketipi. Johann Hermann Obereit’in “Evet, ama yalnızca uyuşturulabilir!” ifadesinden de asla insanı tamamen terk etmeyecek yanı olduğunu gösterir bize yazar. Müthiş!

2. Öykü: Kardinal Napellus
Botanikçinin bulduğu Zehirli “kurtboğan” bitkisi ile başlayan öykünün başlangıcı ve bitişinin birbiriyle bağlantısı çok etkileyici.

İskandilini- gölün derinliğini ölçmeye yarayan ve ucunda yumurta büyüklüğünde bir metal olan olta- dibe vurdurmayı başaran Radspieller’in inanç ve umudun simgesi olan Güneş’in ulaşamadığı bir noktaya temasının derin anlamında insanın en kuytusuna ulaşabilmesi ve tamamlanmışlık hissini tatma yatıyor belki de. Dünyayı anlamaya çalışan bir çocukken zamanla bu anlama isteğinden deliren din adamı babasının da etkisiyle bir tarikata dahil olan Radspiaeller manevi susuzluğunu dindirme çabalarının tarikat tarafından nasıl da işkenceye dönüştürüldüğünü görürüz öyküde. Gündelik hayatta da duyduğumuz durumlara ne kadar benzer, değil mi? “Mavi Kardeşler” olarak kendilerini tanıtan, ölüme yaklaştığını hissetiklerinde kendilerini diri diri toprağa gömen, bahçelerindeki mavi kurtboğan bitkisini kendi kanlarıyla sulayan ve böylece bu bitkinin sihri sayesinde insanın ruhunun cennette kök salacağına inanan, çiçeğin zehrini yiyerek ölüm ve yaşam arasında kalan üyelerinin olduğu bir topluluk! Tarikatın kurucusu Kardinal Napellus’un cesedinin yerini bu çiçeğin aldığı söylencesiyle üyelerini kendine bağlayan bir tarikat! Derin yapıya baktığımızda bu çiçek metaforu kişileri tarikatlara bağlamak için kullanılan pek çok farklı görevle bağdaştırılabilir. Kardinal Napellus da pek çok yatır, türbe vs. ile ilişkilendirilebilir. Öte yandan bitkinin zehirli tohumlarını üyelerine yedirmeleri ise Hasan Sabbah’ın haşhaşi tarikatını akla getirmekte. Pek çok dini yapılanmanın aşina olduğu durumlardan bazıları bunlar. Oysaki öykünün kahramanı Radspieller bu durumun kendini bitirirken onu kandırdığına inanır zamanla ve tamamlanmışlık hissi için ömrünü verir bir göl kenarında. Öte yandan insan, kaçtığı ve korktuğu şeylerle gerçekten yüzleşmeden onlardan kaçarsa sonunda yine onları anımsatacak bir şey yaratarak korkuyu canlandırır hayatında mesajıyla biten öykü muazzam!

Son olarak kitaptaki tüm öykülerin ortak noktasını öykülerin baş kahramanlarının psikolojik olarak onları yaralayan bir travma yaşamaları oluşturuyor. Birinci öyküde karısını ve çocuğunu kaybeden Johann Hermann Obereit, ikinci öyküde babası din yolunda deliren Radspiaeller, üçüncü öyküde uyurgezer olarak çatıdan düşerek yıllarca hafızasını kaybettiğine ve bir asilzade olmasına rağmen kendisini uşak sanan Wirtzigh karakterlerinin anlattıkları ile gerçeklik bağını kurmakta çelişkiye düşürüyor insanı yazar. Düş ile gerçek sarmalı bile sarıyor sarmalıyor ve büyülüyor. Jorge Luis Borges boşuna seçmemiş bu kitabı diyerek veda ediyor insan kitaba. (Özlem) 
--reklam--
Kardinal Napellus PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Gustav Meyrink - Kardinal Napellus kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kardinal Napellus PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Gustav Meyrink Kimdir?
1868’de Viyana’da doğdu. Asıl adı Gustav Meyer’dir. Mistik Yahudi halk efsanelerine dayanan başyapıtı Golem 1915’te yayımlandı ve yayımlanır yayımlanmaz fantastik-ezoterik edebiyatın klasikleri arasına girdi. Bunu Kardinal Napellus gibi öyküleriyle romanlar ve denemeler izledi. Meyrink, Münih, Viyana ve Prag sanat çevrelerinde bulundu; bu kültür merkezlerinden özellikle de Prag, yazarın yazınsal çalışmasında kendine sık sık yer buldu. Meyrink gizli derneklere, cemiyetlere ve tarikatlara üye oldu; büyü, okültizm, simya, yoga ve mistik felsefe üzerine çalışmalar yaptı. Son romanı Batı Penceresinin Meleği’ni 1927’de yayımladı. Aynı yıl Protestanlıktan Budizmin iki büyük mezhebinden biri olan Mahayanaya geçtiğini açıkladı. Gustav Meyrink 1932’de Bavyera’nın Starnberg kentinde öldü.
--reklam--
Gustav Meyrink Kitapları - Eserleri
Golem
Kardinal Napellus
Batı Penceresinin Meleği
--reklam--
Gustav Meyrink Alıntıları - Sözleri
Sen, kalbine söz geçiremeyen, bundan sonrasını okuma! (Batı Penceresinin Meleği)
Heyecan ve sıkıntı seli ruhu yorduğunda genellikle öyle olduğu üzere, kendimi yine ansızın tam bir umursamazlıkla adeta tüm tasalardan kurtulmuş hissediyordum. (Batı Penceresinin Meleği)
"Şeytanın da en büyük alçaklığı sanki yokmuş gibi davranmaktır." (Kardinal Napellus)
İnsanların neden bu kadar çabuk öldüğünü, neden İncil'deki gibi 1.000 yıl yaşamadıklarını söyleyeyim mi size? İnsanlar, bir ağaçta süren yeşil filizler gibidir; ağacın köküne ait olduklarını unuttular, o nedenle de ilk sonbaharda solup gidiyorlar. (Kardinal Napellus)
Oldum olası boğucu bir acı kemiriyordu beni - sanki benden bir şeyler koparılmıştı, sanki yaşamımda bir uyurgezer gibi uçurum kıyısında uzun süre yol aldığımı anımsar gibiydim. (Golem)
Sırf gündüz olmasını beklemek için lamba yakma düşüncesinde çok fazla umutsuzluk vardı - ince bir korku, böyle yaparsam sabahın erişilemez bir uzaklığa itileceğini söylüyordu bana. (Golem)
"hayatımın anlamı beklediğim her şey bir sabun köpüğü gibi yok olup gitti gozlerimin önünde". (Kardinal Napellus)
Aklımız, dünyanın sınırları değildi, hatta kendi tabiatımızın bile. (Batı Penceresinin Meleği)
Sekiz gri ve korkunç gün boyunca ölünü bekleyecektim yani!
Sonsuz bir müddet gibi geliyordu gözüme. (Golem)
"ölümün elinden nasıl kurtulur ki insan, beklememek ve umut etmemek dışında?" (Kardinal Napellus)
''Ruhun yaşam düşüncesine gebe kaldı" (Golem)
Dünyada neleri başarmışsak başaralım, bunlar hep yeni bir bekleyiş, yeni umutlar doğurur; Bir türlü doğmayan bir şimdiki zamanın cesedinin saçtığı pis kokuyla doludur evren. Bir doktorun, bir memurun bekleme odasında kapıldığımız o sinir bozucu acizliği hissetmeyen var mıdır? Bizim hayat dediğimiz şey, ölümün bekleme odasıdır. (Kardinal Napellus)
" Duygularımın ve Amaçlarımın tek efendisi benim: Ben hürüm!" (Batı Penceresinin Meleği)
Küçülen aydan,
Gümüş yağan geceden,
Bak bana,
Bak bana,
Sen hep beni düşünen,
Sen hep orada olan.. (Batı Penceresinin Meleği)
Nereye baksam solgun bir bezginlik görüyorum. İçimde her şey yırtılmış, parçalanmış. (Golem)
bazen nesneler bizim onlara hâkim olduğumuzdan çok daha hâkimdirler bize ; bu gibi durumlarda belki de asıl yaşayanlar onlardır ve sadece kendilerini ölü gösteriyorlardır ..
 &&&&
ölümlü her şey ikiyüzlüdür ; ve kuşku duyan ondan medet ummamalıdır . onlar cismani olanın duaları ve kurbanlarıyla beslenir sonra da aç kurtlar misali yoldan çıkarlar .. (Batı Penceresinin Meleği)
İnsan birinin yalnız gövdesini değil, ruhunu da iyileştirebilir. (Golem)
Kitap sanki bir düş gibi sesleniyordu bana, ama daha açık, daha anlaşılır bir biçimde. Yüreğime dokunuyordu bir soru gibi. (Golem)
"Yalnız çok aptal olanlar dışarıya yansıyan parıltıya aldanır", diye okumuştum bir yerde bir zamanlar. Ne kadar doğru! Ne kadar doğru! (Golem)
Ben susuyorum, çünkü ne bildiğimi biliyorum. (Kardinal Napellus)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/kardinal-napellus-gustav-meyrink-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)