# Kârhanede Romantizm - Tanıl Bora Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Kârhanede Romantizm kimin eseri? Kârhanede Romantizm kitabının yazarı kimdir? Kârhanede Romantizm konusu ve anafikri nedir? Kârhanede Romantizm kitabı ne anlatıyor? Kârhanede Romantizm PDF indirme linki var mı?  Kârhanede Romantizm kitabının yazarı Tanıl Bora kimdir? İşte Kârhanede Romantizm kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/karhanede-romantizm-tanil-bora-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-08-06T14:00:11+03:00
- Güncelleme: 2022-08-06T14:00:11+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/08/06/tanil-bora-kimdir-tanil-bora-kitaplari-ve-sozleri-284050.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Tanıl Bora 
 Yayın Evi: İletişim Yayınları 
 İSBN: 9789750504136 
 Sayfa Sayısı: 254 
--reklam--
Kârhanede Romantizm Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir gün Gençlerbirliği maçına yolunuz düşerse, sürekli bağıran, kırmızı-siyah el örmesi atkısıyla "huşu" içinde takımını seyreden adama dikkat edin. O iflah olmaz romantik, nasıl bir "kârhane"de olduğuna hiç aldırmadan, yağmur demez, çamur demez gider biricik Gençler'inin maçlarına. Yetmez, arkadaşlarını da götürür. O da yetmez, etrafındakileri futbola kazandırır. Bununla da kalmaz: Yazar! Renkler, formalar, futbolcular, sevinçler, taraftarlar... velhasıl futbolu sevmek üzerine... O kadar ki bazen terim yaratır ("oligarşi"), bazen kültür dokur ("çocukları maça götürmek"), bazen de zapta geçirir (takım tutma biçimleri). Tam da "sahalarımızda görmek istediğimiz" yazılardır bunlar. Okuyana sıcaklık ve heves verir. Zaten memleket entelektüellerinin futbol yazmaya "girişmelerinin" müsebbibi de –bazen pişmanlık duymasına rağmen– odur. Entelektüel hayatı boyunca yazdığı, derlediği, çevirdiği, editörlüğünü yaptığı onca kitaba, makaleye, derlemeye inat, futbol üzerine çiziktirmekten "ayrıca" hoşlanır.
Kârhane'de Romantizm yaklaşık 10 yıllık bir dönemde Tanıl Bora'nın futbol kültürümüze yaptığı katkıların bir derlemesi. Oyunun saf haline vurgu yapan, "oyunla oynayan", romantik, bir o kadar da realist, naif nostaljinin tuzağına düşmeyen, hakiki denemeler bunlar. Eduardo Galeano'vari bir "futbol dilencisi"nin içdökümü...
Oysa futboldan nefret etmek için onlarca sebep sayılabilir bu aralar. Toplumsal ve kültürel hayattan çaldığı rol, giderek vandallaşan enstantaneleri, endüstrisi, "derin" ilişkileri, maçoluğa ve ayrımcılığa meyli en sıkı futbolseverlere bile "illallah" dedirtiyor. Ama "ibadet biçimleri", "tefsirler", hatta "futbol uleması" saçmalıyor diye "imandan" vazgeçilmez ki! İşte bunu hatırlamak için okumak lazım bu kitabı. Huzur için. İman tazelemek için... Futbol dinine yeniden inanmak için...
BAĞIŞ ERTEN
--reklam--
Kârhanede Romantizm Alıntıları - Sözleri
'60'lı senelerde Millî Lig serpilir, Anadolu takımları birbirlerinin ardı sıra sökün etmekteyken, devrin futbol aristokratları, bu nevzuhur takımların bir vilayetin sonuna '...spor' ilavesiyle oluşan tekdüze isimlerini, onların yapaylığına, manasızlığına, görgüsüzlüğüne, bir yozlaşmayı temsil edişlerine delil gösteriyorlardı.
İşte, oynamanın bu yanına, herkesin her yerde her çeşit araçla oynayabileceği bir oyun olarak futbola sahip çıkmakta isyancı, devrimci bir yan vardır.... Futbolu böyle sevenler, maç yaparken, kimse figüran olmasın, herkes topa vursun isterler: Şişman da, gözlüklü de, kötü oynayan da, kızlar da... Paslaşmayı severler. En beğendikleri gol, delice abanarak vurulmuş gaddarca bir şutla atılan gol değil, pasları dantela gibi örerek, takımcak atılmış organize goldür. Yeteneksiz birinin yavaş yavaş topu kontrol etmesinden mutlu olur, gurur duyarlar. Hata yapana bağırıp çağırmazlar, onu yüreklendirirler. Futbolun, takım oyunu karakterini severler.
"Hayatta, ahlâkla ve yükümlülüklerle ilgili ne öğrendiysem, futbola borçluyum."
Gençliğinde uzun müddet kalecilik yapan Albert Camus
"Futbol sporu varoluşunu, emekçi halka borçludur. Futbolun, mülksüz ve hakları elinden alınmış insanlar arasında doğmasının temel bir nedeni var: Ucuz, neredeyse bedava oluşu. Bu oyunu yoksullar buldular ve ona karakterini verdiler..."

Arjantin takımının unutulmaz teknik direktörü Cesar Luis Menotti'
Yeşim Harcanoğlu'na göre, erkek-egemen futbol kültürünün birinci tercihi, "futbolla yaşamayı kabullenen" kadınların pasif ve sınırlı desteğidir. "Erkeğin futbolla ilişkisini bozup arıza çıkarmayacak kadar" ilgilensin, onun tuttuğu takımı tutsun, ama uzaktan tutsun, maça gelmeye falan kalkmasın, "erkeğinin" galibiyet sevinciyle neşelensin, mağlûbiyet kederiyle kederlensin...
"Fener'in sarısı 'kanarya sarısı' tabir olunan limonî ve soğuk bir ton olmasına mukabil Galatasaray sarısı, derununda daha çok gizli kırmızı barındıran ve bal kıvamına az bir şey kalmış tatlı bir sarı fraksiyonuna tekabül etmektedir." Doğrudur. Ben de mesela Malatyaspor'un sarı-kırmızısını birbirine geçip turuncuya çalmış gibi düşünürüm (kayısıdan ötürü değil vallahi!); Göz-Göz'ünküleri ise şıngır şıngır, cart sarı, ciyak kırmızı...
Kıta Avrupası'nın herhalde "en proleter" takımıdır, Schalke 04. 1904'te, Ruhr havzasının madenci şehri Gelsenkirchen'in sefil bir işçi mahallesi olan Schalke'de kurulmuştur. Lâkapları "Madenciler"dir. ("Çalışkan ve ülkesine sadık basit işçi" kimliğiyle, Nasyonal Sosyalist İşçi Partisi'nin de sevgili takımıydı Schalke. Schalkeliler Nazi olmadılar ama Nazi yöneticileri hevesle Schalkeli oldular!)
"Devamlı tezahürat yapan grup da sadece tezahürat yapıyor, maçı tam seyredemediği için gerektiğinde oyuna müdahale edemiyor ve rakip takımı baskı altına alamıyor. (...) Yani onlar da oyunun dışında kalıyor."
Epeydir, futbolcu tayfası, hırstan çok hınçla seviniyor. Çirkin, dengesiz bir ergen oğlan çocuğu zalimliğinin örtüsü var gol sevinçlerinin üzerinde. Envai çeşit "geçirdik... koyduk" jestini yine hoşgörebiliriz de, bunlar daha ziyade "geçirdim... koydum" suretine bürünüyor ve bu da pek tat kaçırıcı.
"Yaşlanmanın en sağlam belirtisi, futbolcuların artık hep yaşça senden küçük olmasıdır"
Tribünlerde gerginliği artıran ve takımı desteklemekten ziyade güç gösterisi yapan, takımlarını sevmekten ziyade kendilerini seven fanatik çekirdek grupların ortamı ajite ettiği doğrudur. Fakat bu çekirdek grupları "terörist grup" söylemi içinde kriminalize etmek yanıltıcıdır, sorunu çözmez; üstelik tribünlerin bu kez asayişçi bakış açısıyla "terörize" edilmesine yol açar.
"Yetkililer", en azından "kötüleri" engellemeye verdikleri enerjinin bir kısmını, "iyileri" teşvik etmeye ayırmalı! Asayiş baskısı altında tribünlerin tadını kaçırmayan bir çözüm bulmanın, ancak tribün halkının katılımıyla olabileceğini görmeliler.
Medyanın dört büyük kulübü esas alan, diğer kulüplere ise figüranmış gibi muamele eden bakış tarzı, 'büyük' denen kulüplerin taraftarlarının kendilerine her şeyi hak görmelerini, diğer takımlara ve taraftarlara karşı küçümseyici tutumlara girmelerini teşvik etmektedir.
...Gençliğinde uzun müddet kalecilik yapan Albert Camus boşuna söylememiş: "Hayatta, ahlâkla ve yükümlülüklerle ilgili ne öğrendiysem, futbola borçluyum."...
...İşte, oynamanın bu yanına, herkesin her yerde her çeşit araçla oynayabileceği bir oyun olarak futbola sahip çıkmakta, isyancı, devrimci bir yan vardır. (Onbeş dakikalık teneffüste kan ter içinde kotarılıveren bir maç, aniden patlayan bir isyana benzemez mi biraz?) Futbolu böyle sevenler, maç yaparken, kimse figüran olmasın, herkes topa vursun isterler: Şişman da, gözlüklü de, kötü oynayan da, kızlar da... Paslaşmayı severler. En beğendikleri gol, delice abanarak vurulmuş gaddar bir şutla atılan gol değil, pasları dantela gibi örerek, takımcak atılmış organize goldür. Yeteneksiz birinin yavaş yavaş topu kontrol etmeyi öğrenmesinden mutlu olur, gurur duyarlar. Hata yapana bağırıp çağırmazlar, onu yüreklendirirler. Futbolun, takım oyunu karakterini severler...
--reklam--
Kârhanede Romantizm İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Tanıl Bora, 2006 yılına geldiğimizde çoğu Radikal Futbol'da çıkan belli bir periyottaki yazılarını derlemiş ve çok da iyi yapmıştı.

'Bütün bu futboldaki rezilliklere rağmen futbolu sevebilme, onu romantize edebilme inadını anlatıyor Kậrhanede Romantizm adı.' demişti bir röportajında.

Ha, bir de Tanıl diye topçu adı olmaz! (Mehmet Y.) 
Yazardan oldukça güzel bir eser. Futbolla ilgili olarak daha önceden gazetelere ve çeşitli dergilere yazdığı yazıları birleştirmiş ve ortaya oldukça güzel bir eser çıkarmış. Uzun zamandır maç izlediğinden olaya daha romantik yaklaşan yazar, ülkemizde ve dünyada futbol anlayışı, ülkemizdeki futbol kulüplerinin isim ve renk geçmişleri, bayrak oyuncuları, geçmişten günümüze futbol izleme alışkanlıklarındaki değişimler, çeşitli ünlü isimlerin anıları gibi pek çok konuda faydalı ve güzel bilgiler veriyor. Yazarın kendisi Gençlerbirliği taraftarı ve Beşiktaş sempatizanı olduğundan bu tür örnekler haliyle daha fazla. Keyifle okunan bir kitap olmuş. (Serdar Poirot) 
Tanıl Bora’nın Radikal gazetesindeki yazılarından derlenen Kerhane Romantizm bizlere futbolun unutulmaya yüz tutan güzel taraflarını bize hatırlatıyor. Kitabın adı kirli ve çirkin futbol ortamında, futbol sevgisi ile ilgili yazılar içermesinden geliyor. Gençlerbirliği taraftarı olan yazar, ülkemizin günden güne yozlaşan futbol ortamında yazıları ile futbolun güzellikleri tutunmamızı sağlıyor. “ İşte, oynamanın bu yanına, herkesin her yerde her çeşit araçla oynayabileceği bir oyun olarak futbola sahip çıkmakta isyancı, devrimci bir yan vardır…. Futbolu böyle sevenler, maç yaparken, kimse figüran olmasın, herkes topa vursun isterler: Şişman da, gözlüklü de, kötü oynayan da, kızlar da… Paslaşmayı severler. En beğendikleri gol, delice abanarak vurulmuş gaddarca bir şutla atılan gol değil, pasları dantela gibi örerek, takımcak atılmış organize goldür. Yeteneksiz birinin yavaş yavaş topu kontrol etmesinden mutlu olur, gurur duyarlar. Hata yapana bağırıp çağırmazlar, onu yüreklendirirler. Futbolun, takım oyunu karakterini severler” diyerek, oyunun hala mahallede oynadığımız o güzel oyun olduğunu ve oyunun bu tarafından vazgeçmememiz gerektiğini futbol severlere hatırlatıyor.

Kitap ile ilgili yazımın tamamı için;
https://kelimelerinzihni.wordpress.com/2020/08/17/karhanede-romantizm/ (Kelimelerin Zihni) 
--reklam--
Kârhanede Romantizm PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Tanıl Bora - Kârhanede Romantizm kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kârhanede Romantizm PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Tanıl Bora Kimdir?
1963'te Ankara'da doğdu. İstanbul Erkek Lisesi'nin ardından 1984'de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni bitirdi. 1984-87'de Yeni Gündem'de gazetecilik yaptı. 1988-89'da Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi'nin yayın kurulunda yeraldı. Birikim dergisinde editörlük; Toplum ve Bilim dergisinde yayın yönetmenliği yaptı.
 1988'den beri İletişim Yayınları'nda araştırma-inceleme dizisi editörlüğünü yürütmekte, üç aylık sosyal bilimler dergisiToplum ve Bilim dergisinin yayın yönetmeninliğini yapmakta, Birikim dergisinde yazmaktadır. Ek olarak, Radikal Gazetesi'nde haftalık futbol yazıları yazmaktadır.
--reklam--
Tanıl Bora Kitapları - Eserleri
Cereyanlar
Türkiye'nin Linç Rejimi
Zamanın Kelimeleri
Türk Sağının Üç Hali
Taşraya Bakmak
"Boşuna mı Okuduk?"
Kârhanede Romantizm
Yugoslavya
Devlet, Ocak, Dergâh
Medeniyet Kaybı
Hasan Âli Yücel
Sol, Sinizm, Pragmatizm
Milliyetçiliğin Kara Baharı
Yeni Dünya Düzeni'nin Av Sahası Bosna-Hersek
Takımdan Ayrı Düz Koşu
Tren Bir Hayattır
Devlet ve Kuzgun
Sayfiye
Çizgi Açığı
Ankara Rüzgarı / Gençlerbirliği Tarihi
Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi
İnşaat Ya Resulullah
--reklam--
Tanıl Bora Alıntıları - Sözleri
Çelişkiler keskinleşsin diye
Böyle mi geçsin ömrüm (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
...işsizlik ve işsizlerin işsizliği yaşama biçimleri sorunu son kertede siyasal bir sorundur. ("Boşuna mı Okuduk?")
“Havasından mıdır suyundan mıdır pek bilinmez bura insanlarının inat sürdürmede üzerine yoktur alimallah. Büyük bir olasılıkla dikkafalılıkta birinciliği hiç kimseye kaptırmayız. Politika yapması gereken birinci adamlarımızda bu huy sıkça görülmektedir. Bu güzelim ülkenin Arap saçına dönüştürülmesinde ve burada yaşayan ulus ile azınlıkların nerede ise birbirlerine girmesinde inat denilen faktörün aslan payı geçmiştir"
Şerafettin Ömer
Tan (Priştine), 22 Haziran 1991 (Yugoslavya)
"Zaten bu arada hümanist sıfatı, popüler dilde 'iyi niyetli, naif, saf' İn eş anlamlısına dönüşmüştür(1970lerde)-galiba hala da öyledir." (Cereyanlar)
Demiryolcuların çalışma koşullarında ise hiçbir değişiklik olmamıştı. Eskiden yabancı şirketlerde nasıl çalışılıyorsa devlet şirketinde de aynı yorucu çalışma değişmeden devam ediyordu. Makinist ve ateşçiler yazın sıcağında kazan karşısında terlerken kışın ayazında açık markizlerde üşüyor, gardıfren denilen vagon memurları daracık kabinlerde görev yapmaya çalışıyor, makascçılar ve manevracılar her türlü hava koşulunda hâlâ ağır maaks topuzlarıyla kumanda edilen makasları yönetiyor, özetle yetersiz insan gücü ve teknolojik gerilik ile mücadele ediliyordu. Şüphesiz zorluklar demiryolcunun alnına yazılmıştı. (Tren Bir Hayattır)
Ezcümle, parti-devlet eliti içinde, 'ayakla-
rın baş olmasını' istemeyenlerin hoşnutsuzluğu barizdir. (Hasan Âli Yücel)
Türkiye kapitalizminin ve modernleşmesinin bilinen "lümpen karakteri, Türkiye toplumunda bu krizin bilhassa ağır yaşanmasına yol açıyor. Her şeyden önce, kitleselleşen ve geleneksel koruma- kollama mekanizmalarını da yitiren büyük bir yoksulluk var. Bunun ötesinde, toplumsal ve ekonomik pers-pektifsizlik, "değer" kaybı büyüyor. Dünyayı ve kendini açıklamaya, anlamlandırmaya dönük ezberler bozuluyor. (Medeniyet Kaybı)
Sinizm kavramı felsefi düzlemde, yapay ihtiyaçlardan arınarak gerçek erdeme erişmeyi savunan çileci bir Aristotelesçi okulun hayat görüşünü tanımlıyor. (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
Rifkin'e göre, işsizliği yapısallaştıran temel etken, ekonominin artık istihdam yaratmadan, tersine istihdamı azaltarak büyümesidir. Büyümenin temel etkeninin teknolojik gelişme olduğu koşullarda "üretkenlik artışı=istihdam artışı" denklemi geçerliliğini yitirmiştir. ("Boşuna mı Okuduk?")
‘Nisan, ayların en zalimi’ T.S. Eliot’ın meşhur dizesini bütün bahara teşmil etmeli. Baharın zalim yüzünü unutmamalı. Ahir kışın ve peşin yazın gafil avlayışını, faniliği hatırlatan nisan yağmurunu, polen alerjisini falan kastediyor değilim. İlkbahar provokatiftir ve sadece olumlu anlamda değildir onun tahriki. Şımarık kışkırtısıyla peydahladığı umutlara hudutlarını gösterir hemen. İnfilak eden arzularla aczler arasındaki gergin ipte bir cambazdır ilkbahar. Ergenin kendini evinde hissettiği mevsimdir - ve ergenlik biraz da evden gitmek istemektir. Şüphesiz ilkbahar aynı zamanda bu güzel havada okula gitmek zorunda olmanın saçmalığı demektir. (Çizgi Açığı)
Iranlı yazar Macit Rahnema, kendisini yoksulluk davasına adamış bir eylemci-uzmanin su sözünü aktariyor: " Birşeyler paylaşacağınız kimse kalmadığı zaman yoksulsunuz demektir." Uzmanın anlattığı bir izah olmaktan öte, Kuzey Kanadalı Kizilderillilerin yoksulluğu, yoksulluklarini nasıl algıladıklarını ve tanımladıklarını dile getiriyor bu söz (Sol, Sinizm, Pragmatizm)
Zaten, linç sözcüğünün refakatinde linç hukuku kavramıyla beraber zuhur etmiş olması, bizi irkiltmeli. Kavramın adından türetildiği söylenen -farklı kaynaklara göre- dört kişiden üçü yargıçtır zaten. 1493’te İrlanda’nın Galway kasabasında cinayet zanlısı oğlunu mahkûm ettikten sonra evinin penceresinden sarkıtarak bizzat asan, gaddarlığıyla ünlü yargıç James Lynch... Amerikan bağımsızlık savaşında gerek İngiltere’ye sadık kalan “düşmanları” gerekse her adi suç zanlısını mahkemeye çıkarmadan, çoğunlukla kırbaçlatarak, cezalandırtan yargıç Charles Lynch... 16. yüzyıl sonlarında Kuzey Carolina’da olağanüstü sertliğiyle nam salmış bir yargıç, John Lynch... Linçin isim babası adaylarından yargıç olmayan, yalnızca William Lynch: 18. yüzyıl sonu/19. yüzyıl başlarında Pittsylvania kentinde bir haydut çetesini bizzat cezalandırmak üzere milis örgütleyen bir adam... (Türkiye'nin Linç Rejimi)
İllirya, Arnavutların ataları olduğu savlanan bir kadim Güney Avrupa ırkının ülkesinin adıydı. (Yugoslavya)
Kelime, 13 Mayıs 2014'te Soma'da 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan korkunç "kaza"nın ardından, Başbakan -o zaman öyleydi- Recep Tayyip Erdoğan'ın sözleriyle meşhur oldu: "Arkadaşlar yani biz bir defa bu tür ocaklarında, kömür ocaklarında bu olanları, lütfen buralarda bu olaylar hiç olmaz diye yorumlamayalım. Bunlar olağan şeylerdir. Literatürde iş kazası denilen bir olay vardır. Bunun yapısında fıtratında bunlar var." (Zamanın Kelimeleri)
"Devlette bir uzuv olabilmek için şuurlu bir surette onun hareketlerile ilgili olmak, ona tam bir sadakatle yardım etmek, onun inkışaf ve terakkisi­ne çalışmak lazımdır. Asiler, mücrimler ve alâkasızlar da devletin tebaasıdırlar, fakat azası değildirler." (Türk Sağının Üç Hali)
Lyonlu dokumacılar Bourgneuf, Saint-Jean, Saint Georges ve Croix-Rousse mahallelerinde yoğunlaşmışlardı. Dar yollar, karanlık ve uzun avlular, sağlıksız, rutubetli ve ağır bir hava, harabeleri andıran eski binalar, loş lamba ışıklarının aydınlattığı perdesiz evler bu mahallenin başlıca görüntüsüydü. Lamartine’in “Avrupalı parya kabilesi” olarak adlandırdığı işçi yığınları, bu pis ve hastalıkların kol gezdiği yerlerde yaşamlarını sürdürürken, işsiz kaldıklarında yollarda şarkı söyleyerek dileniyorlardı. Lyonlu işçilerin sefalete karşı buldukları bu “çözüm”, sonraki yıllarda yaygınlaşarak sokak şarkıcılığının kaynağını teşkil edecekti. (Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi)
19.yüzyılda Türkiye'de demiryolu büyük oranda II.Abdülhamid'in nüfus politikasının bir parçası olarak görev yapmıştır. Bu kapsamda demiryollarının etrafına farklı etnik kökende göçmenler yerleştirilmiştir. Bunlar genellikle istasyonun karşı kıyısında yerleştirilmiştir... Bu planlama süreci kapsamında göçmen yerleşimlerine padişahların isimleri verilmiştir. Demiryollarının çevresinde ismi Hamidiye, Mecidiye, Mahmudiye olan sayısız göçmen yerleşimi bulunmaktadır. (Tren Bir Hayattır)
Prens Sabahattin'in ifadesiyle: ''En büyük düşmanımız doğrudan doğruya kendimiziz.'' (Cereyanlar)
Önsöz - Ömer Laçiner
Millet, kapitalizmle birlikte ortaya çıkan, ama onun doğrudan, özdeş mantıklı ürünü olmayan bir toplumsallık çerçevesidir. (Yugoslavya)
İnsan ölçüsünde mütevazı binalar tercihi, beşeri ebedilik yanılsamasına karşı fanilik bilincinin ifadesidir. (İnşaat Ya Resulullah)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/karhanede-romantizm-tanil-bora-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)