# Kendisi Olmayan İnsan - Ali Şeriati Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Kendisi Olmayan İnsan kimin eseri? Kendisi Olmayan İnsan kitabının yazarı kimdir? Kendisi Olmayan İnsan konusu ve anafikri nedir? Kendisi Olmayan İnsan kitabı ne anlatıyor? Kendisi Olmayan İnsan kitabının yazarı Ali Şeriati kimdir? İşte Kendisi Olmayan İnsan kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/kendisi-olmayan-insan-ali-seriati-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-13T16:47:09+03:00
- Güncelleme: 2022-02-13T16:47:09+03:00
- Yazar: NASRETTİN GÜNEŞ
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/13/ali-seriati-kimdir-ali-seriati-kitaplari-ve-sozleri-151286.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Ali Şeriati 
 Yayın Evi: Fecr Yayınları 
 İSBN: 9786055482015 
 Sayfa Sayısı: 400 

Kendisi Olmayan İnsan Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ben, kendi dinimi, kendi edebiyatımı, kendi duygularımı, keder ve ızdıraplarımı, dertlerimi ve ihtiyaçlarımı düşündüğüm zaman, gerçekte kendimi düşünüyorum. Benim bireysel değil, toplumsal ve tarihsel özüm, bu kültürün doğup ortaya çıktığı kaynaktır. Dolayısıyla kültür, benim toplumumun, tarihin varlığı olan yapının tecellisidir, yansımasıdır; fakat özel şartları olan kendine özgü tarihsel dönemde yer alan, farklı kökeni olan, maddi, ekonomik ve sosyal yapının meydana getirdiği özel dertlere, düşüncelere, anlayış ve eğilimlere alışmış bir toplumda bir takım sahte taktikler, o toplumun kültürünü zihninden siliyor. Sonra başka bir zamana ve tarihsel döneme, başka bir ekonomik sisteme, başka sosyal ve siyasal bağlara ait olan kültürü benim kültürümün yerine yerleştiriyor. Artık ben kendimi düşünmek istediğim zaman, başka bir toplumun kültürünü kendi kültürüm olarak düşünüyorum; o zaman kendime ait olmayan dertlere muhatap oluyorum. Benim kültürel, felsefi ve sosyal gerçekliğimle uyuşmayan problemlerden dolayı feryadı figan ediyorum. Neticede o topluma ve o toplumun sosyal, ekonomik, siyasal ve tarihsel şartlarına ait olan, bana ait olmayan idealler ve ızdıraplarla karşılaşıyorum. Fakat o dertleri, ızdırap ve idealleri kendi dert, ızdırap ve ideallerim olarak görmeye başlıyorum.

Kendisi Olmayan İnsan Alıntıları - Sözleri
İnsan, tabiattan, kendi iç tabiatından, tabiatla uyumlu bünye ve güdülerinden uzaklaştıkça kendinden, kendi insani keyfiyetinden uzaklaşır.
Her tesadüfi karşılaşma gizli mana ile doludur.
“Beşer” kelimesiyle “insan” kelimesi arasındaki fark şu noktada kendini gösterir: “Beşer” dendiğinde kastedilen, varlıkların gelişim silsilesi sonucunda yeryüzüne gelmiş bulunup şimdi yaşamakta olan iki ayaklı hayvan/canlı türüdür. Şimdi yeryüzünde bu türden üç milyar baş hareket etmektedir. “İnsan” dendiğinde ise maksat, sıra dışı ve gizemli üstün bir hakikattir; onun özel bir tanımı vardır ve o tanıma tabiatın tezahür ve olguları girmez. O halde iki insan vardır: Biri biyolojinin bahsetti insan, diğeri ise hakkında şairin konuştuğu, filozofun söz söylediği, dinin ilgilendiği insandır.
Toplumda zulmün meydana gelmesi için iki kişi birbiriyle işbirliği yapar. Zalim ve mazlum.
Ben sorumluyum, ama hiç kimse karşısında değil. Bu sorumluluk, kendi nefsimden, özgürlüğümden, kendi insan oluşumdan kaynaklanır; eğer ben kendim olursam hiç kimse beni sorguya çekmezse dahi ben yine sorumluyum.
Herkes, sahip olduğu isyan kadar değerlidir.
…günümüz insanı ne yapacağına dair her zamankinden daha çok güce sahiptir. Ancak ne yapması gerektiğini her zamankinden daha az bilmektedir. (…) tabiata, insanlığın gelecek tarihine ve yazgısına veya kendi toplumuna egemen olan kimse, kendi zindanının acizi ve esiridir.
Gergedan yalnızlığın sembolüdür: Fransa’da bir darbımesel var: Bir avcı hiçbir zaman iki tane gergedan avlamaz. Gönül bağlılığı olmayan yalnız insandan ibaret olan bir Budistin sembolü gergedandır.
Bu yüzyıl, bilimle paranın evlilik çağıdır.Tarihte daima birbirine zıt olan bu iki şey, yani bilim ve para, şimdi birbiriyle evlenmiştir; onların gayrimeşru çocuğu ise makinedir.
Şahsiyet sahibi insan, zayıf ve muhtaç bile olsa, şahsiyetini başkalarına karşı daima korur.
Sadece bir filozofun Tanrı'yı varlıktan alıp çıkarmasıyla en büyük misyonu hayat için bir mana ortaya koymak, yani insanın inandığı yeni değerler tayin etmek ve ahlaki bir düzen kurmaktır ;ama maalesef Tanrı'yı ortadan kaldırmak isteyen filozofların Tanrı'dan yoksun bir ahlaki değer yerleştirme konusundaki bütün çabaları mağlup olmuştur.Bizzat kendileri de yenildiklerini söylüyorlar.Albert Camus, Tanrı dışında ve Tanrısız manevi düzeni korumak isteyen insanlardır.
Gerçekten de Tanrı'yı yaratılıştan çıkaran kimselerin tamamı ahlak noktasında perişan olmuştur.Mukaddes ve manevî ahlaki düzeni korumak ve Tanrı inancını onun alt yapısından çıkarmak isteyen fikrî hareketlerden biri, ahlaki radikalizmdir.
Eski köle efendisini seçmiyor, fakat yeni köle, bizzat kendisi efendisini seçiyor! Ancak her halükârda efendiyi veya patronu seçmesi gerek, yoksa âlim değildir, dünyada bir sığınağı, bir üssü yoktur.
Kant’ın sözüyle “Eğer bir kimseye, sana teşekkür etsin veya Tanrı hoşnut olsun diye bir iyilik edersen, bir tür ticaret yapmışsın demektir. Fakat eğer iyi bir iş yapar da bir beklentiye girmez veya bir mükafat beklemezsen, ahlaki bir iş yapmış olursun.”
Yani her şeyden önce ben, kim olduğumu, nasıl yaşamam gerektiğini ve sonra hayatta nasıl bir misyonu ifa etmem gerektiğini bilmek zorundayım.
Bu manalar benim için aydınlanmadığı zaman, bilimin bana hediye ettiği bütün mutluluklar, mutsuzluk demektir.
Kendi hakkımızda en küçük düşünme zamanımız bile yok.Bu zamanlar, her gün bizden daha fazla alınıyor ve biz de sadece tüketmek için çalışması gereken birer varlık haline geliyoruz.

Kendisi Olmayan İnsan İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Oscar Wilde’nin çok güzel bir sözü var:
“Yaşamak çok nadir rastlanan bir şeydir; çoğu insan sadece var olur.”

Yaşamak; dayatılan, tembelliğe uğrayan hazıra konulmak olmuşsa biz sadece nefes alıyoruzdur. Ama rahatsız oluyor, dayatılanın altındakilerini düşünüyor, gerçeği arıyor, araştırıyor ve üretiyorsak işte yaşama belirtisi veriyoruz demektir.

Düşünün dinimiz bir saatlik tefekkürü bin yıllık ibadete eş tutar. Bu nasıl bir hesap bu nasıl bir kıymet. Hayal kurmanın, akletmenin, okumanın lafzını yaşıyorsak işte bu hayatta var oluyoruzun işaretidir.

Ali Şeriati de düşünüyor ve düşüncelerini paylaşıyor. O bir Oblomolow sendromu değil, o, fiilde çırpınan, gerçeği arayan, toplumu, düşünceyi, var olmayı sorgulayan bir şahsiyet. Şeriati okurları, okuduğu her şeyi kabullenen değil, eleştiren bir seviyeye gelir. Onun da bir kul olduğunu ve düşüncelerinde her insan gibi hatalar yapacağını bilir. Bunlar onu bağlayan şeylerdir. Biz onun bilgi birikiminden faydalanmalıyız. Birazdan değineceğim konular, çevre ve şahıslar da onun Fransız kültür ve sanatçılarından etkilendiğini de gösterir. Yani bir düşünce çevreden beslenen bir olgudur. Bu bağlamda yer yer kendisinin sahabeler hakkındaki eleştiriler kısmını, ona hak vermeyerek ve eleştirel yönümüzü kullanarak es geçebiliriz. Bazıları Ali Şeriati okumayı bu yüzden tehlikeli bulur. Ama unutulmamalıdır ki kendisi olan ve düşüncelerini inşaa eden insanı yolundan hiçbir şey saptıramaz. Bu konuyu en iyi kur’an açıklar. “Oku! Rabbinin adı ile oku!” diyerek ilk ayetlerde okumanın alelade yapılmayacağını öğretir. Biz Rabbin adı ile okuruz. Tefekkür buradan gelir. Okumayı ve şahısları kategorize etmeden kitapları bilinçle okumalıyız. Unutan insanı diri tutan okumaktır.

Ali Şeriati de kendisi hakkında var olan düşünceler için “Bana ve düşüncelerime inanmayabilirsiniz ama düşüncelerimi okuyun” diyor. Bir sosyolog olarak o kadar farklı ve derin bakıyor ki; düşünceleri ve kıtaları ile dünyada her şeyi nasıl ayırdığımıza değiniyor. Var olmanın varlığına dokunan insan el ve düşüncesine değiniyor. Avrupa’ya, Asya’ya, Amerika’ya değiniyor. Sınıflar arası adaletsizliğe baş kaldırıyor. Sanat ve kültüre değer veriyor. Ezbere yapılan ibadetin mana arayışı olmayışına direniyor. Bilinç arayışının öze dönüş olduğunu vurguluyor.

Kendi Olmayan İnsan diye seslenmiş bu kitabında. Aslında onun söyleşilerinin derlemesidir bu kitaplar. Düşünce suçlusu olup kaçak göçek bir anlatıcı olmuştur. Sabahlara kadar süren sohbetlerin ürünleridir bu eserler. İyi ki anlatmış, iyi ki geçmiş bu dünyadan. Onunla ilgili birkaç özel söz ile başlamak istiyorum asıl incelemeye.

Bu kitabı okumanın müthiş bir sevincini yaşıyorum. Ali Şeriati’nin diline alışkın biri ansızın özlemini çekebilir, benim de çektiğim gibi. Felsefenin, dinden çıkmak olmadığını, görmenin ve aydınlanmanın düşünmek olduğunu o kadar güzel anlatıyor ki. Okudukça ufka bakışı değişiyor insanın. Düşünce işçisi olmanın en kıymetli hali yaşatıyor sözleri ile. İnsan bilmediğinin dinleyicisi bildiğinin anlatıcısı olur. Bilgiyi bilmenin kıymeti var onda. Zamanı dolduran geçmiş zamanı sunan bir yazar.

Zaman dediğimiz üç şeydir aslında. Şimdinin geçmişi, şimdinin şimdisi ve şimdinin geleceğidir.

Ve Özdemir Asaf’ın da dediği gibi;

“Hayatta en değerli olan zamandır. Kime hediye ettiğine dikkat et.”

Her kitabında verdiğim zamanı bana tarihi de katarak verdi. Bir verdiysem on aldım. Yeri geldi anlaşmadım, yeri geldi düşüncelerimi okuyor dedim ve yeri geldi nasıl gören bir göz bu dedim.

Coğrafyanın en çetininde köşesine çekilmeden, bir savaşçı gibi düşüncesini savundu. Yer yer Cemil Meriç’i anımsadım satırlarda. Yer yer o çok sevdiği Hz. Ali ve arkadaşlarının yolunu nasıl benimsediğini hissettim. Ebuzer gibi toplumu eşeliyor, Selman gibi sorup sorup öğreniyor, gözlemliyordu. Bir şeye kanaatini akıl ile dayıyordu. Okudum demekle yetinmiyordu. Okumanın yükünü taşıyordu.

Yük nedir, okumanın yükü?

Amel etmek. Fiile geçirmek. Düşünmeden değil, düşüne düşüne yürümek. Bilmeden değil, bile bile yaşamak. İnsan en çok bilmediğinin düşmanı ya, en çokta bildiğinin aşığı olur. Bilmeye aşık bir adamın yansıması.

Gelelim kitaba.

Kitap, toplamda on bölümden oluşup, insanı darma duman ediyor, hatmedilmesi gereken enfes bir kitap. Satre ve Camus’un eserlerini karşılaştırması ve iki çağdaşın birbirinden ayrılışını işliyor. Ciddi bir Satre ve Camus eleştirisi görüyoruz.Camus’un Veba’sı üzerinden var oluş, birlik ve inancı anlayışına ve çelişkilerine değiniyor. Veba’yı bu kadar iyi tahlil eden bir eleştirir daha okumamıştım. Satre’nin Veba’yı yazdıktan sonra Camus ile düştüğü fikir ayrılışına değiniyor. Bu noktada Fransız edebiyatı ve akımlarının tahlilleri kendini gösteriyor. Varoluşçuluğu eserler ve yazarlar üzerinden anlatıyor.

Ali Şeriati’nin Fransız düşünürlerden etkilendiğini söylemiştim. Etkilenip etkilemiştir demeliyim. Satre ve Ali Şeriati yakın ki arkadaştır. O kadar yakın ki, Satre şöyle demiştir: “Eğer bir inanca bağlanma düşüncem olsaydı bu Ali’nin inancı olurdu” demiştir. Şeriati ve Sartre; İkisi de aynı zaman dilimini paylaşmıştır. Fransa’nın Cezayir’e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmışlardır.

Şeriati, 60’larda Fransa'ya Sosyoloji ve Dinler Tarihi üzerine doktorasını tamamlamak için gittiğinde Jean Paul Sartre ve birçok Fransız aydını ile tanışarak düşünceleri ile hepsi üzerinde derin izler
bırakmıştır. İkisi de çağında değer görmemiş ve zindana atılmıştır. Öyle bir ddaha önem öyle bir kader ağı.

Ali Şeriati; İslam dünyasının, Sartre; Fransız aydınlarının temsilcisi olarak kabul edilmiş iki özel insandır.

Birçok ayrı noktaları olsa da Sartre ve Şeriati’yi birleştiren “ortak bir vicdan ve sorumluluk” duygusu vardır. Onları, çağlarının ötesinde yaşatan işte bu vicdandır. Yaşadıkları dünyaya “Bana ne?” deyip sırtlarını dönmedikleri için bugün konuşuluyorlar.

Kitap insanın dört zindanından söz eder.

1: Doğa- tabiat zindanı (Naturalizm)
2: Tarih zindanı (Historisizm)
3: Toplum zindanı (Sosyalizm)
4: Benlik - kendim zindanı

Insanı insan yapan belirli güçler vardır. Bilinçli olmak, irade sahibi olmak. Bu insanı meleklerden, hayvanlardan, cinlerden ayıran ve evrenin sahibi, yaratıcısı yapan şeydir. Her sey iradenin neticesinde verilen kararlar ile oluşturulan yaratıcılıktır.

Yaratıcı kılıfı bulunan insan hayatta kendi oluşturduğu zindanlardan meydana gelen bir düzende yaşar.

Mitoloji’nin insan hayatındaki yeri. Toplumların inanış ile şekillenmesini işler.

Hegel ve Kant’ı anlatır. Kant’ın ahlakına özeniyor ve kantın ahlakından herkese diliyoruz.

Bütün bunları kendisi olmayan insanda toplar.

Kitabın ilgi çekici alıntılarından bir ile:

“Bütün geçmiş zamanlardan beri bilim insanı sosyal hayat bakımından gittikçe daha çok tüketmeye çalışan bir varlık haline getiriyor. Fakat insan, her ne kadar şimdi kendisini böyle hissetse de gerçekte böyle değildir. Mütemadiyen, gece ve gündüz bütün anlarımızı yaşamak için yemekle değil, yemek için yaşamakla geçiriyoruz. Kendi hakkımızda en küçük düşünme zamanımız bile yok. bu zamanlar, her gün bizden daha fazla alınıyor ve biz de sadece tüketmek için çalışması gereken birer varlık haline geliyoruz. Tüketim felsefesinin dünyada meydana getirdiği ritmi, her gün yeni tekniklerin yardımına ve insanın gece gündüz çalışmasına rağmen tüketimden dolayı insanın daha az kazanmasına sebep oluyor. Her zamankinden daha fazla saatleri, daha yeni tüketimlerin temini için kurban etmek gerekiyor. Çünkü tüketim ve tüketim artışı, satıştan pay ve kar elde eden kimselerin elindedir. Onlar dünyada azınlıktırlar ama afrikalı, asyalı ve bizzat avrupalının, yani insanın her şeyi tüketmesinden yararlanıyorlar. Fakat biz daha tüketici oldukça daha fazla ilerlediğimizi zannediyoruz. Hayır, hayır biz satıcının kurbanı olmuşuz. Biz bütün zamanlarımızı, onların bize yükledikleri sahte tüketimlerin temini için feda etmişiz.”

Gelişimden uzak, durağan, olanı kabul eden bir düzene karşı “Sizi rahatsız etmeye geldim!” diyen bir yazar. Kitap çok geniş bir hazine. Tüm konulara değinmem ve aldıklarımı ifade etmem çok güç. Okuyun derim. Zaman ayırın ve okuyun.

Keyifli okumalar! (Sevgi) 
‘’Gülün letafeti, otopsi parmakları altında solar.’’

Kendisi olmayan insan, ve benim Ali Şeriati ile ilk kez tanışmam. Aslında önyargılarımı toplayıp başlamıştım kitaba, ve belki vitrinlerde görüp de sırt çevirmem tam da bu nedenle idi. Önyargılarım, çünkü doğulu bir adamın kitabını okumak her ne kadar o işinin erbabı olsa da bana gerçekten boş veyahut batılı düşünürleri bitirdikten sonra yapılacak bir iş gibi görünüyordu. Aslında kitabı alıp bir kez karıştırmaya zahmet etseydim; Şeriati’nin derdinin tam da bu olduğunu anlardım sanırım. Kendine yabancılaşan, kendisinden, kültüründen, tarihinden, içinde yetiştiği dinden uzaklaşan insan, daha doğrusu uzaklaştırılan insan. Kendisi olmayan, olamayan aslında yarı yarıya meçhul bir kişi, içi boş dışı başkalarının dertleriyle dolu, içi makinenin dertleriyle dolu, mutlu olmayı başarmak sanan, olgunluğu küçümseyen bir meçhul; insan.
Kitabın temel konusu aslında nedir bu insan sorusunun cevabı üzerine tartışmalar ekseninde dönüyor. Kolay değil insanı tanımlamak; bir cümleye sığdırmak, kavramların altında boğulan genel geçer bir insan tanımı yapmak. Nazım’ın yeryüzünün en garip mahlukatı dediği canlıdan bahsediyoruz; kendimizden.
Kitapta ilk olarak insan ve beşeri ayırarak başlıyor anlatmaya. Beşer dediğimizin yeryüzünde yürüyen iki ayaklı; kedine yabancı bir şey olduğunu; insanın ise bunun çok daha ötesinde varılacak bir mertebe olduğundan bahsediyor. Bu bana okurken Heidegger’in Dasein ile Das Man’ını anımsatmıştı. Tam olarak aynı olduğunu söylemek pek doğru olmaz ama genel olarak varmak istedikleri nokta bence aynı. ‘’ Kendinin farkına varabilmek, varlığını anlamlandırabilmek, benim varlığımın anlamı ne?’’ sorusunu sorabilmek.
Nitekim İnsan bilgiye ihtiyaç duyar, sistemin dışına ve günlük hayatta bize dayatılan bilgilerin dışına çıkarsak edindiğimiz bilgilerin tümü aslında kendimize dair gizli kaldığını hissettiğimiz duygularımızın, davranışlarımızın nedenlerini çözümlemek üzerine kurulu. Yani Şeriati bilgi insanın kendisini bilmesi için ilk şarttır diyor. Kişi kim olduğunun var olduğunun farkında olmazsa olmuş ya da olmamış; yürümüş ya da yürümemiş, sevmiş ya da sevmemiş, ölmüş ya da ölmemiş bir fark yaratır mı ki? İnsan olarak kendini özel sandığı ve tabiattaki diğer tüm varlıklardan ayırdığı bilinç ‘’sözde bir bilinç’’olmaz mı?
İşte burada insanın dört zindanı varlık sahasına çıkıyor aslında; tarihselcilik, sosyalizm, biyolojizm ve insanın kendi zindanı. Tarihselciliği kısaca; içinde yaşadığımız kültürün, dinin, binlerce yıllık birikmişliğin mahiyetimizi ince bir nakış işler gibi ilmek ilmek dokuması olarak tanımlıyor. Bir insanın ömrü otuz yıl ise bu otuz yılın ardında onun ait olduğu coğrafyanın binlerce yılını eklemek de gerekir diyor. Kitapta bir benzetme vardı çok hoşuma gitmişti; şöyle diyordu; insanı hayli hacimli bir kitaba benzetecek olursak, kitabın cismi varlığı insana, içinde yazanlar ise tarihinin, kültürünün cümleleri olmalıdır. Sonuç olarak her birey yetiştiği kültürün farkına varmalı ve kendini bilme aşamasında, kültürünün ona getirdiklerinin ve ondan götürdüklerinin bilincine varabilecek edimi sağlamalıdır. Peki bunu nasıl yapar insan? Şeriatiye göre; tarih felsefesi öğrenerek.
Diğer bir zindan; sosyal çevre, insanın sosyal bir varlık olup çevresine göre şekillenmesi. Aslında buna diğerlerine nazaran her birimizin daha fazla aşina olduğunu düşünüyorum çünkü; Aristo dan beri süregelen ‘’insan sosyal bir hayvandır.’’ Sözünü hepimiz en az bir kez duymuşuzdur. Buradan çıkarılabilecek anlamlar kişinin kendisini çevresine göre şekillendirmesi, yani davranışlarından aldığı dönütlerle bir benlik inşa etmesi. Lakin Şeriati burada güzel bir ayrıntı vermişti. Burada ki sosyal tarih boyunca eksik anlaşılmış diyor kitapta, eğer sosyalliğe bakacak olursak gerek arıların, gerekse karıncaların bizden daha sosyal olduklarını söylüyor. Burada dikkat çekilmesi gereken yönün insan; politik bir canlıdır; ayrıntısını vurgulamak gerektiğinden dem vuruyor. Peki ne demek istiyor politik derken; işte burada insan tanımında kullanacağı ikinci kavrama geliyoruz. İnsan ‘’seçebilen’’ bir canlıdır. Yani verili bilgileri direkt alıp kodlayan bir makine değildir insan, bir düşünce ideoloji bir bilgi duyduğunda onu kendisine katıp katmaması gerektiğine kendisi karar verebilmelidir. İşte burada Şeriati insanın ikinci zindanı olan sosyal çevreden; sosyal bilimler aracılığıyla kurtulabileceğimizi söylüyor. Bilmek yine temel nokta; önce kendini sonra çevreyi bilmek ve bu bilgilerin ekseninde kendi bilmek istediklerini seçebilmek.
Gelelim üçüncü zindana biyolojizm; yukarıda da bahsetmiştim alıntıdan. ‘’ Gülün letafeti otopsi parmakları altınsa solar.’’ Diyordu Şeriati. Öncelikle cümlenin naifliğine dikkat çekmek isterim. Bu sitede bir yorumda görmüştüm. Koyu bilimi (şuan ki bilimden bahsediyorum.) savunan bir arkadaşın yorumuna başka bir arkadaş şöyle yazmıştı. ‘’İnsanın seçtiği yolda huzur olmalı ve ben sizin yolunuzda hiç huzur göremiyorum.’’ O zaman okuyup geçmiştim aslında lakin bu alıntıyı okuduğum an aklıma bu küçük yorum gelmişti. Şeriati’nin bilim karşıtı olduğuna dair saçma ve asılsız bir önyargıya sahiptim aslında. Bunu buraya rahatça yazabiliyorum çünkü şahsı hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadan böyle bir düşüncem vardı; aslında hepimizin kafasında bence biraz bu var. Yalnızca onun şahsına söylediğim bir şey değil bu. Genel bir bahis. Doğu düşünce dünyasına içimizde anlam veremediğimiz bir eksikliğe bir yetersizliğe sahibiz. Batının karşısında bir hiçiz; yetersizliğine.
Lakin kitabı okurken; kimi yerlerde gözlerim doldu, aslında duygusal cümleler ya da bir karakterin dramı değildi okuduklarım; okurken kendimi ne kadar tanımadığımı fark ettiğimden olacak, bazen burukça gülümsedim. Bazen soyut tanımlara hayatımdan çokça örnekler bulabildim. Çünkü kitapta yazan o insanlar aslında biziz. Kitabın karakterleri tam olarak biziz. Bizim içimiz, bizim hissiyatlarımız, bizim yabancılığımız, bizim anlamsızlığımız.
Bilim ilerledi diyor Şeriati, peki insana ne oldu? Hemen şu anda onlarca örnek verebilirim insana ne olduğuna bugün sabah yerde oturan iki çocuklu bir kadının önünden geçip yalnızca gözlerinin içine baktım, okulda birbirine sorumluluk yıkmaya çalışan grup arkadaşlarımı hayretle izledim. Muhterem Profesör bir hocamızın ‘’kankalarınıza kazık atın, çan eğrisi yapacağım, gerçek hayata alışın biraz, birbirinizi kazıklamayı öğrenin.’’ Gibi bilgece ithamlarını çığlık çığlığa yutkunarak dinledim, yemek yemeye gittiğimde peçete satan engelli birine hayır teşekkür ederim dedim. Metroda küçücük çocukların müzik yapmak bahanesiyle, yüzlerce insanın arasında ilk duraktan son durağa kadar gidip gelmelerini sadece izledim; evet sadece izledim. Ve nihayet eve geldiğimde üzerime sinen egzoz kokusuyla kendimi uykuya attım. Uyandım ve bu yazıyı yazıyorum; yarın yine okul var; okula gidip aktaranlı gayet havalı makaleler yazacağız; birbirimizle yalnızca çıkar için konuşacağız, rahat amfilerimizde göğsü açık; sınavlardan yüksek puanlar almış temiz ve aydın kafalar olarak geleceğimize katkı sağlayacağız. ‘’Başaracağız.’’ Lakin o kadın iki çocuğuyla hep orada olacak, o engelli birey peçete satmaya devam edecek, çocuklar tatlılıkları geçene kadar metrolarda müzik yapabilir miyiz sorusunu soracak, dünyanın bilmem neresinde birileri savaştan birileri açlıktan ölecek. Ve biz başaracağız, ve biz bilim yapacağız.
Şeriati temel sorunu güzel bir benzetme ile açıklıyor. İnsanlık tarihi boyunca yapılmak istenen şey en güçlü en sağlam binayı inşa etmekti. Ama içinde yaşayacak olan insana kimse nasıl bir ev istediğini sormadı. Hissetmeyi unuttuk. Charlie Chaplinin Büyük Diktatör filminin final konuşmasında dediği gibi ‘’çok düşünüyor lakin çok az hissediyoruz.’’ İnsanın ihtiyacı olan hissetmek değil de nedir?
Yazdıklarım gericilikle itham edilmeye çok açık farkındayım, lakin bir bilimdir ki paranın tekeline düşmüş olsun, nasıl insana mutluluk getirebilir? Karşı olduğum bilim değil. Duygusuzca tapılan makaleler. Makineleşme. Bizim insanı anlayan insan için uğraşan, insanın tapmadığı bir bilime ihtiyacımız var. Makineleşmeye değil.
Ben kendime yabancılaşmak istemiyorum, hissetmek istiyorum. Yazmak istediğim çok fazla şey var. Ama burada noktalayacağım ki kitabı okuyacaklara da güzel şeyler kalabilsin. Güzel bir alıntıyla bitireyim;
Paul Simon şöyle demiş; ‘’Bu aşamaları kat eden insan, yeni medeniyette bu hususiyetlere sahiptir; çeşitli aşamalara erişti ve sonra, sonra, sonra , sonra öyle bir yere ulaştı ki artık bugün hiçbir şeyin beklentisi içinde değil; hiçbir olayı, hiçbir ideali arzulamıyor, otobüsün gelmesinden başka bir şeyin yolunu gözlemiyor.’’
. (gizem arıkan) 
İranlı sosyolog Ali Şeriati'nin ufuk açıcı kitabı. Farklı yerlerde ve üniversitelerde yaptığı konuşmaları içeriyor. Kitabın özü; insanı sınırlayan, beşerden insana geçiş saglayacak olan zindanlar. Tabiatın Belirleyiciliği,
Tarihin Belirleyiciliği,
Toplumun Belirleyiciği,
Kendi Kendinin Belirleyiciligi.
Temel sorun insanı tanımamak. Yüzyıllardır gercek dinler (Hakiki dinler değil, hakikat ve gerçek farklı) varoluşsal sorunları çözemedi, bilimsel gelişmeler aday oldu bu çözüm için ama oda yolda kaldı. Kitapta bu değerlendirmeler Hegel ve Kant cerçevesinden yapilmistır. Şeriati, varoluş felsefesinin kurucuları Sartre ve Camus'a sıkı eleştiriler de getirmiştir ki Camusun Veba kitabı güzel irdelenmistir.
Günümüz insanının Alinasyonu (Yabancilasmasi), dinden ve kendi özünden uzaklaşmasına ve bilimin bunu koruklediğinden bahisle kitapta anlatılacak o kadar konu var ki. Okumak gerektir. (Murat) 

Kitabın Yazarı Ali Şeriati Kimdir?
Ali Şeriati (Farsça: علی شريعتی‎) (d. 1933, Sabzevar - ö. 1977), İranlı Müslüman sosyolog, aktivist, düşünür ve yazar; özellikle din sosyolojisi ve çağdaş İslam düşüncesi üzerine eserler vermiştir. Marksist düşünceden yaptığı alıntılar ve türetmeler ve bunların kendi zamanındaki İran'a ve çevresine adapte edilmesi ve Marksizm kritiği ile birlikte çağdaş İslam düşüncesi ve devrimcilik açısından ortaya koyduğu çeşitli sonuçlar ve yarattığı ilgi sebebiyle, gerek önemli çağdaş İslam düşünürleri arasında gerekse İran'daki devrimci İslam'ın babası ve İran İslam Devrimi'nin baş düşünürü olarak anıldığı olmuştur. Düşünceleri genel olarak "İslam'a dönüş" -"öz"e dönüş- başlığı altında toplanabilir ve bilimsel kaynaklara dayanması, sosyoloji vurgusu yapması ve Batı metodolojisini, çeşitli açılardan eleştirmekle birlikte çeşitli açılardan yapıcı bir şekilde kullanması (ki sosyoloji gibi çeşitli bilimler ve Batı düşüncesinde ortaya çıkan çeşitli fikirlerin, örneğin bazı Marksist fikirlerin, İslam'ın özünde de daha farklı bir şekilde ortaya konduğunu da savunur) sebebiyle moderndir ve gelenekçilikten uzak olduğu gibi gelenekçi görüş ve kesimlere eleştirel yaklaşır nitekim bu sebeple eleştirildiği veya çelişki ile suçlandığı olmuştur. Bu tarzından yola çıkarak kendisi hakkında "sosyolojiyi İslamlaştırmaktan" ziyade "İslam'ın sosyolojik" bir okumasını yaptığı da söylenmiştir.

Hayatı

Çocukluğu

Şeriati 1933 yılında Mazinan, Sabzevar, İran'da doğdu. Babası ilerici milliyetçi bir öğretmen olan Muhammed Taki'dir. Eğitim yıllarında ilk kez İran'ın daha aşağı sınıflarından insanlarla tanıştı, var olan fakat bilmediği yoksulluk ve zorluklarla tanışması bu dönemde oldu. Ayrıca aynı dönemde Batı felsefi ve siyasi düşüncesiyle de tanışmıştır. Modern sosyoloji ve felsefenin bakış açısı ve bunun geleneksel İslami prensipler ile harmanlanması aracılığıyla Müslüman toplum ve toplulukların karşılaştığı sorunları açıklamaya ve çözümler bulmaya çalışmıştır. Şeriati Mevlana ve Muhammed İkbal'den büyük ölçüde etkilenmiştir.

Eğitimi

Lisansını İran'da bitirdikten sonra, Paris Üniversitesi'nde doktorasına başladı. Burada, 1964 yılında Sayfuddin'den "Belh'in Faziletleri Tarihi" isimli bir el yazmasının notlandırılmış bir Farsça çevirisini yaparak Edebiyat dalında doktor olmuştur. Daha sonra İran'a dönmüş, fakat hemen şah yönetimi tarafından tutuklanıp hapsedilmiştir. Yönetim onuFransa'dayken devleti yıkıcı siyasi aktivitelerde bulunmakla suçlamıştır. Daha sonra 1965'te serbest bırakılmış ve Meşhed Üniversitesi'nde eğitim vermeye başlamıştır.

Ölümü ve etkileri

Dersleri kısa sürede farklı toplumun farklı kesimlerinden öğrenciler tarafından beğenilmiş ve popülerleşmiştir. Bunun sonucu yönetim Üniversite'yi zorlayarak onun eğitim vermesini engellemiştir. Bunun üzerine Şeriati Tahran'a giderek Hüseyniye-i İrşad Enstitüsü'nde ders vermeye başlamıştır. Yine büyük bir popüleriteye ulaşan dersleri, yine toplumun her kesiminden öğrencileri etkilemiştir. Şeriati'nin görüşlerine ilginin arttığı orta ve yüksek sınıflardan öğrencilerin olması dikkat çekiciydi. Bu ilgi de şah yönetiminin Şeriati ile bazı öğrencilerinin tutkulanması emrini vermesine neden oldu. Gerek yurt içinden gerekse yurt dışından gelen tepkiler üzerine yönetim onu serbest bıraksa da çeşitli şartlarla tahliye edilmişti: kesinlikle herhangi bir eğitim aktivitesinde yer almayacak, hiçbir şey yayımlamayacak ve özel veya genel hiçbir toplantı yapmayacaktı. Ayrıca devletin güvenlik örgütlerinden SAVAK onun yakın çevresini yakın gözetim ve denetim altında tutacaktı. Şeriati bu şartlara karşı çıkarak ülkesini İngiltere'ye gitmek üzere terk etmeye karar verdi. Üç hafta sonra, 19 Haziran 1977'de SAVAK tarafından öldürüldü.

Tahran'ın büyük hastanelerinden birine Şeriati'nin ismi verilmiştir.

Devrim öncesi İran'ın en önemli ve etkili felsefi liderlerinden sayılan Şeriati'nin görüşleri bugün hâlâ İran toplumunda popüler ve etkindir. Özellikle bugünki İslami Cumhuriyet rejiminin biçimi, ruhban sınıfının konumu ve eşitlik anlayışına karşı çıkan kesimler tarafından beğenilmektedir.

Şeriati'nin düşünsel çalışmaları sadece devrim öncesi ve sonrası İran'ı değil, dünya çapında İslamcı topluluk ve düşünceler başta olmak üzere birçok kişi ve grubu etkilemiştir. Çeşitli dini kavramlara yaklaşımı, ruhban sınıfının eleştirisi ve İslamcılık hareketinin içinde kabul edilen çeşitli çıkarımlarıyla ilgi çekmiştir.

Şeriati, ayrıca Martinikli Marksist düşünür ve şair Frantz Fanon'un "Yeryüzünün Lanetlileri" isimli eserini, Jacques Derrida'dan "Şiir Nedir" ve Fransız oryantalist ve aynı zamanda katolik papaz olan Louis Massignon'dan "Selman-ı Pak" adlı eserleri Farsçaya çevirmiştir.

Birçok eseri bulunan Ali Şeriati'nin eserlerinin neredeyse tümü Türkçeye çevrilmiştir.

wikipedia

Ali Şeriati Kitapları - Eserleri
Hac
İnsanın Dört Zindanı
Ali
Dine Karşı Din
Kendini Devrimci Yetiştirmek
Ebuzer

Anne Baba Biz Suçluyuz
Kadın (Fatıma Fatımadır)
Her Hicret Bir İnkılaptır
Muhammed Kimdir
Kendisi Olmayan İnsan
İnsan
Bilinç ve Eşekleştirme

Dua
Çocuklar ve Gençler
Dinler Tarihi 1
Dinler Tarihi 2
Şehadet
Aydın
İslam ve Sınıfsal Yapı

Marksizm
Kur'an'a Bakış
Hangi Şia?
Kapitalizm
İran ve İslam
İslam Bilimi (Ciltli) I-II
İbrahim'le Buluşma

İslam'ı Tanıma Metodu
Dünya Görüşü ve İdeoloji
Yeni Çağ'ın Özellikleri
Ne Yapmalı
Yalnızlık Sözleri 1
İslambilim 1
İslambilim 2

Biz ve İkbal
Aydınlara Umut Çağrısı
Ali Şiası Safevi Şiası
Hür Düşünce Mektebi
İslam Nedir Muhammed Kimdir
Mektuplar
Çöle İniş

İslam'ı Anlamak
İnsan Olmak
Kevir/ Bir Tarih Olarak Beliren Coğrafya
Muhammed'i Tanıyalım
Kültür ve İdeoloji
Kendini Bilmek
Yalnızlık Sözleri 2

Medeniyet ve Modernizm
Medeniyet Tarihi 1
Medeniyet Tarihi 2
İdeallerin Yenilgisi
Kapitalizm Uyanıyor mu?
Şia
Mükemmel Bir Cemaat Ali Şiası

Sanat
Dine Karşı Din / Anne Baba Biz Suçluyuz
Ümmet ve İmamet
Adem'in Varisi Hüseyin
Aşina Yüzlerle Ailesine ve Dostlarına Mektuplar
Kavramlar Sözlüğü
Muhtelif Eserler- I

Muhtelif Eserler- II
İslambilim 3
Bir Önünde Sonsuz Sayıda Sıfırlar
Tevhidi Altyapı
Bekleyiş - Karşı Tepki Dini
İslam Ekonomisi
İslam'ın Tarih Felsefesi

İslam Sosyolojisi Üzerine
Sizi Rahatsız Etmeye Geldim
Marksizm ve Diğer Batı Düşünceleri
Yarının Tarihine Bakış
Sevmek Aşktan Üstündür
Terimler Sözlüğü
Gençler İçin İnanç ve Ahlak Prensipleri

Dine Dayanmak
Siret
Ali Şeriati'den Aforizmalar
Dinleri Tanımak
İki Sûre İki Yorum
Çağımızın Müslüman Kadından Beklentisi - Emperyalizme Karşı Müslüman Kadın
Toplumbilim Üzerine

Çar Zindanen İnsan-Eli Şerieti
Aşk ve Devrim
Ve Cevap Veriyorum
Öze Dönüş
Ayet Yorumları

Ali Şeriati Alıntıları - Sözleri
Diğer canlılar niçin yaşadıklarını anlamaları gerekmeksizin yaşarlar. Ama insana: "Yaşa!" dedikleri zaman "Nasıl?" diye sormadan önce "Niçin?" diye soruyor.
Bundan dolayı insana,sadece nasıl yaşayacağını öğretmek yetmiyor. İnsan, aç olduğu sürece alışılmış hayat nimetlerinin peşinden gider ve gündelik dertlerini gidermek için çabalar; bu durumda bu sorulardan az ya da çok uzaklaşır. Fakat bu ihtiyaçlar giderildiğinde onun için insan olmanın temel ihtiyaçları ve nerede olması gerektiği gündeme gelir.Gercekten de gerçek din ve mutlak din duygusu bugün daha çok, daha ciddi ve daha hayatı bir ihtiyaç konusudur. (Dinler Tarihi 1)
Bu dünyada şu üç şeyi şunlarla ara:
Gerçekliği, düşünce ve ilimle; iyiliği, ahlak ve dinle; güzelliği, sanatla.
Ve aşk sana bu üç dünyanın da kapılarını açabilir. (Aşina Yüzlerle Ailesine ve Dostlarına Mektuplar)
Başkalarıyla oldukça kendimi yalnız görüyordum. Yalnız kendimle, yalnız değildim. (Çöle İniş)
Diyorlar ki kafir, ölümden sonraki dünyaya inancı olmayan kimse demektir. Mümin ise bunlara inancı olan kimsedir. (Dine Dayanmak)
Peygamber, ağır düşüncelerin baskısı altında bunaldığında ve ruhunun çetin dalgaları ve düşüncelerinin yüksek miraçları karşısında takatsiz kaldığında, Ayşe' yi çağırıp " Benimle konuş ey Hümeyra( pembelim) ! diyordu. (İslam Nedir Muhammed Kimdir)
“Sezgisel ve tahmini değil, aksine gözle görme şeklinde olan kesim bilimsel ölçülere dayanarak ikinci neslimiz bizimle yabancılaştığını biliniz.” (İbrahim'le Buluşma)

Dua; öğreten, bilinçlendiren, iyilik ve güzelliği telkin eden bir metin, ruhu ruhani miraca götüren, ölüm gününden kurtaran, Allaha yaklaştıran, eğitip öğreten bir ilimdir. (Kavramlar Sözlüğü)
Kıyamette görmeye başlayıp başkalarını görme azabına uğrayacağımdan korkuyorum.
[Ebulala Maarri] (İslambilim 2)
İbrahim'e bak! Sevgili evladını aşka kurban ediyor. (Ali Şeriati'den Aforizmalar)
"O sıfır aleminin içinde bir gibiydi." (Çocuklar ve Gençler)
Netice, yine umutsuzluk, nefret, sorumlu­luktan kaçma, kendi köşesine çekilme, mistik hayat, varoluşçu oyunlar vb .. (Medeniyet ve Modernizm)
Dua, yüzüne açılmayan hiçbir kapıyı çalmaz..
Dua, en yüksek ifade zirvesini, aklın karanlık gecesinde,
Akıl bineğinin ayağı topalladığında,
Aşk uçuşu sırasında bulur.. (Dua)
lnsan ne kadar daha fazla anlar ve ne kadar daha derin hissederse daha çok acı çeker ve sorumluluğu ağırlaşır. (Yalnızlık Sözleri 2)

Yarının tarihini yazarsak ancak, tarih değer kazanacaktır. Tarih, eğer yarını bilmemize, bugünün insanını ya da ortaya çıkacak insanı bilmemize yardımcı olmuyorsa, faydasız olacaktır. Çünkü tüm bilimler; insanları, geleceğin insanının hayatını ve bugün ile yarının insanının idealini anlamada, en azından yararlı olmak zorundadır. Geçmişteki insanı anlamak, kendimizi ve geleceğimizi anlamada bir başlangıç olmalıdır... (Yarının Tarihine Bakış)
Şüphe yok ki, bu memlekette aç olanlar en çok
çalışanlardır. Bununla şerefiyle çalışan, hırsızlık,
yan kesicilik, aldatma, dalkavukluk, rüşvet,
nüfuz sömürücülüğü, kadın ticareti, insanı kısa
yoldan seçkin kılacak herhangi ber şeyi
yapmayan namusluları kastediyorum. (Kapitalizm Uyanıyor mu?)
Komünizm ve kapitalizmin her ikisi de şekil farklılıklarına rağmen insana "ekonomik bir hayvan" olarak bakmaktadırlar. Aralarındaki bu şekil farkı bu hayvanın ihtiyaçlarını karşılamada hangisinin daha başarılı olabileceği meselesi üzerinedir. (İnsan)
Aydın ; son peygamberden sonra, peygambere benzeme eylemidir.
Ümmi olmak ; halkın adamı olmaktır. Ümmetin hem içinde hem de dışında ayaklanmaktır. (Ne Yapmalı)
"Bir toplum kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez." (Bilinç ve Eşekleştirme)
Halkın eleştirilerini özgürce yapamadığı bir toplumda eleştiriler, mizahla yapılır ve bu mizahlar bir araçtır. (Medeniyet Tarihi 1)
Kuran'ın Allah'ı insana yakındır, herkesle birliktedir. (İslam Nedir Muhammed Kimdir)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/kendisi-olmayan-insan-ali-seriati-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)