# Kırklar Meclisi - İskender Pala Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Kırklar Meclisi kimin eseri? Kırklar Meclisi kitabının yazarı kimdir? Kırklar Meclisi konusu ve anafikri nedir? Kırklar Meclisi kitabı ne anlatıyor? Kırklar Meclisi kitabının yazarı İskender Pala kimdir? İşte Kırklar Meclisi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/kirklar-meclisi-iskender-pala-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-05T02:19:07+03:00
- Güncelleme: 2022-02-05T02:19:07+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/05/iskender-pala-kimdir-iskender-pala-kitaplari-ve-sozleri-144404.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: İskender Pala 
 Tasarımcı: Utku Lomlu 
 Yayın Evi: Kapı Yayınları 
 İSBN: 9789758950232 
 Sayfa Sayısı: 206 

Kırklar Meclisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Millî olmadan milletler olunmaz. Kendimizi bilmeden, başkalarına kimliğimizi nasıl bildirebilelim? Millî hafızamız, atalarımızı ve bize bıraktıkları mirası tanımakla zenginleşecektir. Onların pek çoğu, bugün ibretler okunacak ömürler yaşamışlar, bizim zaman zaman karşılaştığımız hâllerle karşılaşmışlar, bir miktar da bize hayret ve gıpta telkin eden işler başarmışlardır. Yaptıkları ve yapamadıkları, söyledikleri ve dinletemedikleri, yazdıkları ve okutamadıklarıyla bize hem ibret hem de örnek olan atalarımızın hayat hikâyeleri, biraz da bizim bugünkü hayat hikâyelerimizdir. 

Gönüllerimizin o meclisleri özlemesi, hiç şüphesiz, onların bizim meclisimize gönüllerini bırakarak bir gönül medeniyeti kurmak istemelerindendi. Bu çalışmada, o gönül medeniyetinde yaşamış kırk kişinin hayatından kesitler yer alır. 
(Tanıtım Bülteninden)

Kırklar Meclisi Alıntıları - Sözleri
Hayalî Bey (ö.1557), içler yakan bir beytinde:
"Anı hoş tut, garîbindir, efendim, işte biz gittik Gönül derler ser-i kûyunda bir dîvânemiz kaldı "
buyurur. O ne büyük bir aşktır ki şair, uğruna can feda ettiği sevgiliye, "yurdunda bıraktığım gönlümü hoş tut" diye vasiyet edebilmektedir.
Yoluna cân vermeyen taksîr eder
Gördüğü düşünü kej ta'bir eder
Her kişiye ne yazılganın görür
Anı bilmeyen dahi tedbîr eder
Günümüz diliyle:
Senin yoluna canını vermeyen, kusur ettiği gibi, gördüğü düşünü de eğri yorar. Herkes, ne yazıldıysa onu görür; ama bunu bilmeyen, tedbire girişir.
Aşk Şehidi; Nesîmî...

 Rivayetlerde Şeyh Şüca'nın talebeleri gibi gösterilen onun gıyabında kuzusunu kesip yedikleri için şeyhin bunları sorguya çekip "Kim kesti?" sorusuna Kemal Ümmî'nin; "Kim yüzdü?" sorusuna da Nesîmî'nin "Ben" demeleriyle onlara "İnşaallah siz de öylece öldürülürsünüz." intizarında bulunduğu ve bilahere bu duanın tahakkuk ettiği anlatılır...

 Bu işin sebeb boyutu... Bizim niyyetimiz tahakkuk eden hadisenin duyurulması... Şöyle ki; bir mânâda Hallac'ın kaderdaşı olan Nesîmî, yazdığı şiirler ve söylediği sözler sebebi ile Halep şehrinin din âlimlerinden oluşan bir heyet tarafından sorguya çekilir. Ve zamanın kadısı tarafından derisi yüzülerek katline hükmedilir.

 Rivayet ederler ki (Nesîmî'nin) derisi yüzülürken çok kan akmış ve rengi sapsarı olmuştu. Sordular:
 -Niçin yüzün sarardı? Nesîmî cevap verdi:
 -Ben aşk fecrinde doğan âşıklık güneşiyim; elbette güneş batarken sararır.
 Onun idamına fetva veren müftü, derisi yüzülürken, sağ elinin baş parmağını sallayarak hışımla:
 -Bunun, diyormuş, kanı da pistir. Değdiği uzvun kesilmesi gerekir.
 Tam o sırada Nesîmî'nin bir damla kanı müftünün sallanan parmağına sıçramış. Tabiî müftü kendi fetvası hilafına yalnızca yıkamakla yetinmiş. O sırada kanlar içinde olan Nesîmî şu beyitle başlayan gazelini söylemiş:

 Zahidin gör parmağın kessen dönüp Hak'dan kaçar
 Gör bu miskin âşıkı ser-pâ soyarlar ağlamaz

 Ve yine derler ki Nesîmî, derisini sırtına vurarak yürüyüp gitmiş. Kimsecikler peşine düşmeye cesaret edememişler. Ancak akşam olduğunda Halep şehrinin surlarında mevcut 12 ayrı kapıda bekçilik yapan 12 ayrı muhafız, onun kendi kapısından şehri terk ettiğini iddia ederek diğerlerini yalancı saymışlardır.

(İskender Pala'nın Kırklar Meclisi isimli eserinden sadeleştirilmiştir...)
Sevgilinin kimliği ister mistikler gibi tanrısal ister ozanlar gibi tensel olsun değeri yoktur onun için. Kendi aşkı için kendi soyut sevgilisini de zihninde yaratır o ve ona aşk deseninden ruh biçer güzellik kumaşından giysi diker. Güzel öyle güzelleşir ki onun dizelerinde her aşık orada kendi sevdiğinin güzelliğini bulur kendi aşk serüvenin acılarını ayrılıklarını hasretlerini hisseder.
"Vardım kırklar meclisine
 Gel otur be can dediler
 Yüz sürdüm kademlerine
 Doğru gel canan dediler..."
"Yunus bir ummandır ki kulaç atmakla bitirilemez ve onu hiçbir fikir veya kalem, tam manasıyla anlatamaz."
"Sinan şair olsaydı, onun divanında Selimiye tevhit, Süleymaniye münacat, Şehzade Cami de naat olurdu."
"Ne gam! Onun bir kelleden korkacağı mı sanılır?"
Nik ü bed herkes bulur alemde bir gün ettiğin
 Kendi çekmezse ceza miras kalır evladına
 (Ziya Paşa)
Bende yok sabr u sükun sende vefadan zerre
İki yoktan ne çıkar fikr edelim bir kerre
(Nabi)
"Kavak ağacını beğenen ve seven pek az kişi gördüm; çünkü dosdoğrudur."
(Yusuf Ziya )
"Bir şehrin anılarını, o şehre ait sanat eserleri kadar kim saklayabilir?"
"Rivayet ederler ki derisi yüzülürken çok kan akmış ve rengi sapsarı olmuştu. (Nesimi) Sordular:
-Niçin yüzün sarardı?
-Ben aşk fecrinde doğan âşıklık güneşiyim; elbette güneş, batarken sararır."

Kırklar Meclisi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Divan Edebiyatı hakkında güzel bilgiler içeriyor.Divan Edebiyatı sanatçılarının hayatları ve bilinmeyen yönlerini kitapta güzelce ortaya konuluyor (Halim) 
Kitap biraz edebiyat birikimi olanlar için daha anlaşılır ve keyifli okunabilir ama yinede kaynak ve bilgi birikimi açısından güzel bir kitap. Kitapta daha yakinen tanığımız Yunus Emre, Ahmet Yesevi, Ali Şir Nevai, Şeyh Galip, Fuzuli, Aşık Veysel, Mimar Sinan'dan tutun da padişahlardan 3. Selim, Genç Osman, 2.Mahmut'un ve toplamda hayatımıza yön verecek kırk kişinin eserlerinden beyitlere yer vermiş kısaca hayatlarına değinmiş bence atalarımızı tanıma açısından özellikle okunmalı. (Rabia Bilbay) 
Pala ve Divan Edebiyatı: En başta soylemeliyim ki yer yer zorlandığım bir eser oldu, zirâ bazı bölümlerde dili epey yoğun ve ağırdı, zannımca Osmanlıca kullanmış bolca yazarımız.

Konumuz, divan edebiyatımızda önemli bir yer edinmiş Kırk'a varan şahsiyetin, şairin hayatlarından kısa kesitler ve hakkında bilgiler.
Bölümler kısa kısa ama muhteviyatı dolu dolu.

Her İskender Pala okuduğumda, yurtdışında büyüdüğüm için Türk edebiyat bölümü okuma şansım olmadığı için üzülürüm, o kadar zengin içerikli ki, Pala okurken o birikime sahip olmak isterdim açıkçası.
Ve özellikle bu eseri okurken o birikim olsaydı daha lezzetli bir okuma olurdu, buna şüphem yok

Divan edebiyatına, şaire, şiire merakınız var ve seviyorsanız sizin için yazılmış bir eser olacaktır (XVII.I.MMXVs) 

Kitabın Yazarı İskender Pala Kimdir?
İskender Pala, 8 Haziran 1958 tarihinde Uşak‘ta Kayaağılı köyünde doğmuştur. Uşak Cumhuriyet ilkokulunda okudu. Kütahya Lisesi’nden mezun oldu. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Lisans tez çalışması Câmiu’n-Nezâir’dir. Yine İstanbul Üniversitesi’nde “Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı” konusunda Doktora çalışması yaptı. 1983 yılında Doktorasını tamamladı.

1983 yılında Divan edebiyatı dalında doktor, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi‘nde doçent ve 1998 yılında Kültür Üniversitesi‘nde profesör oldu. Ortaokul ve liseler için Türkçe ve Edebiyat ders kitapları yazdı. Denemeler, hikayeler, fıkralar ve edebiyat araştırmacısı olarak çeşitli ansiklopedi ve dergilerde bilimsel ve edebi makaleler yayımladı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi.

1979-1982 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji seminer kütüphane memurluğu yaptı. Hayatının ilerleyen dönemlerinde çeşitli sebeplerden dolayı askerlik mesleğini tercih eden İskender Pala, öğretmen subay olarak 1982 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığına girdi. 14 yıl 7 ay görev yaptıktan sonra 1996 yılında TSK‘dan ihraç edildi.

1982-1984 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Lisesi Komutanlığı’nda teğmen, 1984-1986 yılları arasında Üsteğmen olarak görev yaptı.

1986-1987 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde part-time Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi olarak çalıştı.

1987-1994 yılları arasında Yüzbaşı olarak, Dz.K.K.lığı Tarihi Deniz Arşivi kuruluş ve faaliyetleri görevinde çalıştı.

1994-1996 yılları arasında Tarihi Deniz Arşiv Araştırmaları ve Dz.K.K.lığı yayın faaliyetlerinin yürütülmesi görevinde çalıştı.

1996-1997 yılları arasında Öğretim yılı, MSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi ve İSAM redakte kurulu üyeliği yaptı.

1997 yılında Öğretim yılında İstanbul Kültür Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Aynı zamanda Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir.

İskender Pala, 1980 yılında F. Hülya Avcı ile evlendi. Hilye Banu, Elif Dilasa adında iki kızı, Alperen Ahmet adında bir oğlu vardır.

Ödülleri :
1989 – Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1990 – AKDTYK Türk Dil Kurumu ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1996 – Türkiye Yazarlar Birliği inceleme ödülü, (Şairlerin Dilinden)
2001 – Aydınlar Ocağı Kayseri Şb. Yılın Edebiyat Adamı ödülü,
2001 – YTB Uşak Halk Kahramanı ödülü,
2003 – “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” Yılın Romanı Ödülü
2013 – Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü,
Türk Patent Enstitüsü Marka Ödülü

İskender Pala Kitapları - Eserleri
Şah ve Sultan
Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
Od
Kitab-ı Aşk
Aşkname
Aşina Güzeller

Ah Mine'l-Aşk
... Ve Gazel Yeniden
Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü
Atasözleri
Ayine
Katre-i Matem
Boğaziçi'ndeki Mücevher

Divan Edebiyatı
Divane Güzeller
Dört Güzeller - Toprak, Su, Hava, Ateş
Düşte Kalan
Efsane Güzeller
Gözgü
Gül Şiirleri

Güldeste
İki Darbe Arasında
Hayriyye
İki Dirhem Bir Çekirdek
Kadılar Kitabı
Kahve Molası
Kırk Ambar

Kırk Güzeller Çeşmesi
Kırkıncı Kapı
Kudemanın Kırk Atlısı
Leyla ile Mecnun
Mir'at
Muhteşem Şair Muhibbi
Müstesna Güzeller

Perişan Gazeller
Perî-şan Güzeller
Su Kasidesi
Şair Fatih: Avni
Şairlerin Dilinden
Şiirler Şairler Meclisler
Şir-i Kadim

Tavan Arası
Akademik Divan Şiiri Araştırmaları
Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi
Aşka Dair
Mevlana
Efsane
Hoş Sadâ

Kırklar Meclisi
Lale Devri
Mihmandar
İstanbulcunun Sandığı
Bülbülün Kırk Şarkısı
Şahane Gazeller 1
Üstatlar konuşuyor

Fetih ve Fatih
Nurundandır Bütün Nurlar
Mesela
İstanbul Bir Rüya
Karun ve Anarşist
Şahane Gazeller 2
Şahane Gazeller 3

Uzmanlar Konuşuyor
Barbarossa
Tarihimiz Konuşuyor
Türk Dili ve Kompozisyon
Yunus Emre
Şahane Gazeller 1- Fuzuli 
Nabi

Naili
Namık Kemal'in Tarihi Biyografileri
Necati
Nedim
Nef'i
Şeyh Galip
Aşkî

Baki
Fatih Sultan Mehmet
Fatih'in Şiirleri
Abum Rabum
İtiraf
Kalp
Akşam Yıldızı

Şiirin Sultanları
Ortaöğretim için Divan Şiiri
Ahmed Paşa
Jennifer’ın Düğünü
Darbe: Kan ve Sultan
Aşk Bir Zamanlar
Neyzen Tevfik

Vali Hanım
Süleyman
Leyla ile Mecnun
Nizamülmülk
Kılıçarslan
Kervan
Düşte Kalan

Güldeste
Mevlanâ Celaleddin
Ah Mine'l Aşk
A-71
Şehir ve Kültür İstanbul

İskender Pala Alıntıları - Sözleri
Aşk da, âşıklık da en güzel meslektir bize. Ve Sevgili'nin yüzü yoksa eğer gözümüzde, aşk da haramdır bize, âşıklık da. (Mevlana)
"Sevgilinin Mahallesinde âşık kavgası hiç eksik olmaz,hatta sevgilinin Mahallesinin köpekleri onların kanları ile beslenir." (Şir-i Kadim)
Hak kulundan intikamın yine abdiyle alır
Bilmeyen ilm-i ledünni anı kul yaptı sanır (Şiirler Şairler Meclisler)
İlk aşk günahı cennette işlenmiş, onun için aşk cennet duygusudur. Aşk cennetten çıkarıldığı için insana bu kadar fedakarlık yaptırır. (Ortaöğretim için Divan Şiiri)
Mutluluğun zevki paylaşılarak çıkar küçüğüm, lakin üzüntü tek başına yaşanır. (Abum Rabum)
Mezarlık bir ibrethanedir. İnsanı duaya sevk eden esrarlı sessizliklerin en muhteşem mabedidir o. (Tavan Arası)

Âşıkın ciğeri yandıkça, gözü yaş (su) döker. (Ah Mine'l Aşk)
Göz... Savaşı başlatan haberci.
Bakış... Elde olmayan kader; ilahi kaza.
Ve Aşk... Kalple göz arasında kutlu bir hadise... (Kitab-ı Aşk)
Dilberin eziyeti, rakibin düşmanlığı, ayrılığın ateşi ve gönlün zafiyeti... Meğer Allah beni bunca türlü dert için yaratmış. (Şiirin Sultanları)
21. Derecelenme ve zıtlıklar olmayınca âlem yıkılır. Nitekim cahil de âlimin yerini tutamaz.
22. Su, ateşin yaptığı işi yapamadığı gibi; toprak da rüzgarın görevini yere getiremez.
23. Demirin işini altın beceremez; tuzun tadını ve çeşnisini de mücevher veremez.
24. Elin yaptığını ayak başaramaz; kalem de kılıcın çıktığı makama ulaşamaz.
25. Gözün yaptığını kulak yapamadığı gibi fare, akıl edip de zehiri düşünemez.
26. Çiftçinin yerini kuyumcu tutamaz, dülger de ayakabıcının işinden anlamaz.
27. Efendinin işini nasıl köle bilmezse, sultan da halkın işini bilemez.
28. Sıcak soğuğun yaptığını yapamazken; kuru hiç yaşın sonunu bilebilir mi?
29. Gölge güneşin eserini ne anlasın? İçki de Cemşit'in neşesini anlamaz ki zaten..
30. İşte her şeyin bir zıddı vardır. Artık yaratılışındaki kabiliyet ölçüsünde bunu anlayıp hisseni al. (Hayriyye)
Mihr-ü mah ister cemalinden zekat
Failatün Failatün Failat..

(Ey sevgili! Güneş ile ay (bile, sana hayranlıklarından dolayı) güzelliğinin zekatını isterler.) (Hoş Sadâ)
Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu
Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu
NÂ Bî (Nabi)
Dahi mecâz u hakîkat ne olduğunu bilmez
Hevâ-yı aşk sanır bir dil-i harâbım var
|Nailî

Benim, aşka tutulduğunu zanneden harabeye dönmüş bir kalbim var ki henüz neyin mecaz, neyin gerçek aşk olduğunu bile bilmiyor. (Şahane Gazeller 2)

Kişi kalbinde olanı Allah'tan başkasına bildirmeye mecbur değildir. (Kervan)
Geçmiş zamanın puslu hatıralarıdır kimlikler giydiren ruhlarımıza ve geçmiş zamanlar neşeli ve sevinçleriyle, hüzünleri ve acılarıyla en çok tavan arasında saklanırlar. (Tavan Arası)
Hamdım, piştim, yandım... (Mevlana)
Yıkılıptır şu cihân sanma ki bizde düzele
Devleti çerh-i deni verdi kamu mübtezele
Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hezele
İşimiz kaldı heman merhamet-i Lemyezele
İkbali / Cihangir (Şiirin Sultanları)
Ölüm... Acı olduğu kadar mecbur, ürkütücü olduğu kadar alışılmış, aykırı görüldüğü denli doğal ve kovulmak istendiğince kucaklanmış. Hayatla birlikte var; insanla birlikte yok. (Mir'at)
gel, yine gel, ne olursan ol yine gel (Mevlanâ Celaleddin)
Sevmek, tanımakla başlar. (Müstesna Güzeller)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/kirklar-meclisi-iskender-pala-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)