# Köşe Bucak İstanbul - Osman Cemal Kaygılı Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Köşe Bucak İstanbul kimin eseri? Köşe Bucak İstanbul kitabının yazarı kimdir? Köşe Bucak İstanbul konusu ve anafikri nedir? Köşe Bucak İstanbul kitabı ne anlatıyor? Köşe Bucak İstanbul PDF indirme linki var mı?  Köşe Bucak İstanbul kitabının yazarı Osman Cemal Kaygılı kimdir? İşte Köşe Bucak İstanbul kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/kose-bucak-istanbul-osman-cemal-kaygili-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2023-07-03T23:00:20+03:00
- Güncelleme: 2023-07-03T23:00:20+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2023/07/03/osman-cemal-kaygili-kimdir-osman-cemal-kaygili-kitaplari-ve-sozleri-435697.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Osman Cemal Kaygılı 
 Editör: Mustafa Çevikdoğan 
 Tasarımcı: Utku Lomlu 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750740114 
 Sayfa Sayısı: 360 
--reklam--
Köşe Bucak İstanbul Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Osman Cemal, İstanbul’un her köşesini bilirdi. Her sınıf halkı tanırdı. Bazı insanlar maziye saplanıp kalırlar. Osman Cemal eskileri tanıdığı kadar yenileri de tanımak için gözünü ve kulaklarını açardı.”

Mahmut Yesari

“İstanbul yazarı” denince akla gelen ilk isimlerden biri olan Osman Cemal Kaygılı’nın çoğu Yenigün gazetesinde yayımlanan şehir yazıları bu kitapta bir araya geliyor. İstanbul’un meşhur semtleri de var bu yazılarda, sadece ismi bilinen, gazete haberlerinde geçmeyen semtler de – hatta daha çok onlar. Kadıköy’ün Kadıköyü, Yakacık’ın üzüm bağı, Mecidiyeköy’ün mesire yeri olduğu zamanlardan kalma bir ağız tadı yolculuğu bu yazılar aynı zamanda. Semtlerin yanında, şehrin renkli sakinlerinin de köşe bucağı tuttuğu bir kitap. Bir zamanların İstanbul’unun meşhur simaları ilginç özellikleriyle Osman Cemal Kaygılı’nın eğlenceli kaleminde bugün, bir kez daha hayat buluyor.

Döneminin İstanbul’unun kıyısında köşesinde ne varsa, insanını, yemeğini, içme sularını, toplu taşıma araçlarını, her şeyini, “Aman, unutulmasın!” korkusuyla birer birer not düşüyor Osman Cemal Kaygılı. Bize de bir zamanların geniş, çok kültürlü, çok dilli İstanbul’u için bir kez daha iç çekmek kalıyor.
Köşe Bucak İstanbul Alıntıları - Sözleri
Vakıa yaşamak hiç de fena değil,hani insan bir kere burnundan nefes alıp da ağzından koyuverdi miydi, bunun tadına doyum olmaz...
Köşe Bucak İstanbul İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İstanbul' un ve İstanbullunun sıradan gündelik hayatını konu etmiş anı tadında. Kenar mahalleler, bugün adı değişmiş, o zamanının izi silinmiş mahalleler, buralarda yaşayan sıradan insanlar. Kendi dar çevresinde, kendi gibi küçük insanlar arasında meşhur olmuş, aynı çevrenin insanlarından farklı olmayan İstanbullular. Şehrin suları, mesire yerleri, doğal özellikleri, eğlence yerleri ve kültürleri, toplu taşıma ve diğer ulaşım biçimleri, yollar, mahalleler, evler... Kısacası İstanbul' un tarihine dair vesika olacak, resmi tarihte bulması zor, tarih kitaplarının çoğunun yer vermeyeceği bir başka İstanbul anlatısı. Dili ve üslubuyla da okuma zevki veren nostaljik bir kitap. (Levent Göven) 
Son zamanlarda bir kısmının İstanbul’a, Beyoğlu’na göçmesine rağmen Kadıköyü hâlâ bir muharrir yatağıdır.Akşamları dokuzu beş yahut onu çeyrek vapuruna girdiniz miydi muhakkak Mahmut Yesari’yi, Sadri Etem’i, Ömer Rıza’yı, Cumhuriyet’teki Mehmet Agâh’ı, Mübahat’ı yan kamaraların birinde yan gelmiş muhabbet ederlerken görürsünüz.

Yalnız bunlar mı ya? Vâlâ Nurettin, şair Salih Zeki, eski yazıcılardan Fehmi Razi, Nâzım Hikmet, Yenigün’ün spor muhabiri tenisçi Sedat, Resimli Şark’ın musahhihi maruf denizci ve kürekçi hanımlarımızdan Fitnat Hanım, Mürettipler Cemiyeti Reisi Hayri Bey, sonra muhterem Ahmet Rasim Beybabamız ve Üstat Ahmet Haşim Bey, hep orada otururlar.

Yalnız bu işte benim aklımın ermediği bir mesele var ki o da Mürettipler Cemiyeti reisi de dahil olduğu halde bu kadar muharrir ve gazeteci Kadıköy’ünde oturuyorlar da hep bir olup ne için orada yevmi bir gazete çıkarmıyorlar, Tanrı’nın günü denizaşırı o kadar yol geçerek İstanbul’a inip neşriyatlarını burada yapıyorlar?”
syf 31
Osman Cemal Kaygılı ile 1930’lu yılların İstanbul’unu köşe bucak gezerken hem büyük bir özlem duydum o günlere hem de müthiş bir hüzün.
Ermeni Jozef Efendili, Bakkal Prodomoslu, Madam Anastaylı, Barba Nikolalı İstanbul’da yaşamak istedim.
Sahi nereye kayboldu İstanbul’un Rumları, Ermenileri... (Özlem Akbaş) 
Roman değil de inceleme kitabı olmuş. Dönemin önemli mahallelerinde gidilecek yerler ve isimler. Ah o eski zamanlar diyor insaniçinden 40 lara gidiyorsunuz yazım dili sebebiyle. Okuma yapacaklar bunları göz önünde bulundurmalı. (Elif Emre) 
Köşe Bucak İstanbul PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Osman Cemal Kaygılı - Köşe Bucak İstanbul kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Köşe Bucak İstanbul PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Osman Cemal Kaygılı Kimdir?
Osman Cemal Kaygılı (d. 4 Ekim 1890, İstanbul – 9 Ocak 1945, İstanbul), Türk yazar.

Roman, hikâye, oyun, sözlük ve araştırma-inceleme türlerinde eserler yazmıştır. Yaşadığı dönemde edebiyat dünyasının dışında kalmış Kumkapı, Kasımpaşa, Samatya, Hasköy gibi semtleri; bu semtlerdeki sosyal hayatı; çingeneler, tulumbacılar, hovardalar, akşamcılar, külhanbeyleri gibi tipleri; meyhâneler, kahvehâneler, gazinolar gibi eğlence yerlerini, eserlerine malzeme olarak seçmiştir. Ahmet Mithat’la başlayan Hüseyin Rahmi ve Ahmet Rasim’le süren geleneğin son halkası olarak değerlendirilir. 1932’de tefrika edilen "Argo Lügatı" adlı eseri, Türkçe’nin ilk argo sözlüklerindendir.

1890 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Babası mahallenin bakkalı Mustafa Efendi, annesi Ülfet Hanım’dır. Orta öğrenimini Eğrikapı Merkez Rüştiyesi'nde tamamladıktan sonra Menşei Kuttab-ı Askeriye'yi (Askeri Kâtip Yetiştirme Okulu) bitirerek Erkan-ı Harbiye-i Umumiye dairesinde (1906), Kıtaat-ı Fenniye Müfettişliği kaleminde çalıştı (1909).İkinci Meşrutiyet’in ilânından sonra İttihat ve Terakki Fatih Kulübü’ne üye oldu. İlk yazısı Baha Tevfik'in Eşek adlı güldürü dergisinde yayımlandı. Yazarın bu dergide birkaç mizahî yazısı daha yayımlanır. Şebâb dergisinde e de mizahî manzumeler ve yazılar yazmaya başlasa da asker olduğundan bu yıllarda yazarlığı meslek edinemedi. 1912’de Tepebaşı Tiyatrosu’nda bir gösteride taşkınlık yapmasından ve Mahmut Şevket Paşa suikastına adının karışmasından sonra bir çok muhalif aydınla birlikte Sinop'a sürgün edildi. Sinop’ta üç yıl kaldı. Döndüğünde Kıtaat-ı Fenniye Müfettişliği’ndeki görevine devam etti.

 

I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla seferberlik ilan edilince bir süre kâtiplik göreviyle gezici tümenlerde bulundu. Hastalığı nedeniyle emekliye ayrıldı (1918). Geçimini sağlamak için pazarcılık, vapurlarda biletçilik gibi çok çeşitli işler yaptı. Geçimi için tiyatrculuk da yapan Osman Cemal’in ortaoyununda kavuklu, pişekar ve zenne rollerinde bulunduğu, karagöz oynattığı, çok sayıda taklit yapabildiği bilinmektedir. 1920 yılından itibaren devrin gazete ve dergilerinde yazılar yayımlamaya başladı. Sürgündeyken yazdığı ilk hikâyesi Çuvalcı Şeyhinin Halefi Alay dergisinde yayımlandı. 1921’de Güleryüz dergisinde O.C. imzasıyla hikâye ve mizahî şiirler yayımladı. 1922 yılında Aydede dergisinde yazmaya başladı. Asıl ünü Akbaba dergisinde yakaladı. Bazı yazılarında "Anber" takma ismini kullandı. 1923’te de ilk hikâye kitabı Altın Babası yayımlandı. Bunu diğer hikaye kitapları izledi.

 

Semih Lütfi’nin çıkardığı Zümrüd-i Anka’da (1923), daha sonra yayın hayatına giren Yıldız’da (1924), Papağan adlı mizah dergisinde (1924-1926) hikâye ve mizahî yazılar yazdı. 1928’den itibaren gazetelerde daha çok fıkra yazarı olarak tanındı. Sabah, İkdam, Payitaht, Alemdar, Akşam, Cumhuriyet, Yenigün, Son Saat, Vakit, Son Posta, Kurun, Haber, Açıksöz, Son Telgraf düzenli olarak yazdığı gazetelerdendir.

 

Cumhuriyetten sonra İstanbul İmam Hatip Okulu'nda, Çemberlitaş Ortaokulu'nda, Fener Kız Lisesi'nde öğretmenlik yaptı. 1926 yılında Leman Hanım’la evlenen yazarın bir oğlu oldu. Oğlunu üç yaşında iken kaybetmek onu derinden etkiledi. 1928 yılında Kaygılı soyadını aldı. Oğlunun ardından annesini, 1934’te eşi Leman Hanım’ı kaybetti. 1935’te ikinci eşi Sabriye Hanım ile evlendi.

 

1931’d Yeni Gün gazetesinde İstanbul’un Köşe Bucağı başlığıyla gezi yazıları yayımladı. 1932’de Haber gazetesinde "Argo Lügatı" adlı eseri tefrika olarak yayımlanmıştır. Bu eser, Türkçenin ilk argo sözlüklerindendir. 1935’te Tulunbacı Edebiyatı adıyla tefrika edilen halkbilim çalışmasını 1937’de kitap olarak yayımladı.

 

Midesinde kanser, ciğerlerinde verem tespit edilen yazar 9 Ocak 1945’te hayatını kaybetti.
--reklam--
Osman Cemal Kaygılı Kitapları - Eserleri
Çingeneler
Uhreviler Diyarında Geceler
Karagöz’ün Son Günleri
Köşe Bucak İstanbul
Eski İstanbul Akşamcıları
Aygır Fatma
Kovuk Palas’ın Esrarı
İstanbul'da Semai Kahveleri ve Meydan Şairleri
Argo Lugatı
Köşe Bucak İstanbul
Sandalım Geliyor Varda
Eski İstanbul Simalarından Bekri Mustafa
--reklam--
Osman Cemal Kaygılı Alıntıları - Sözleri
“Üsküdar’ın kışın tamah edilecek hiçbir tarafı, hiçbir şeyi yoktur; lakin burası yazın pek hoştur. Ne tarafına gitseniz güzel bir manzara, latif bir hava, tatlı bir eğlenceyle karşılaşırsınız.” (Uhreviler Diyarında Geceler)
" Beyim, rakı adeta bir çeşit sinema makinesidir. " (Eski İstanbul Akşamcıları)
Çalgılı kahvelerde ara sıra divan şairlerinden Enderunlu Vasıf gibilerin eserleri de okunup çalınır; fakat bunların halk şiirlerine vezin ve eda itibarı ile en yakın olanları seçilirdi. Çalgılı kahvelerde Emrah, Zihnî Seyranî, Gevherî, Âşık Ömer, Kuloğlu adlarını bilmeyenler bulunabilirdi. Ancak Dertli'yi hemen hemen herkes bilir, tanır ve ona tapınırdı. Bunun için Dertli'nin:
*
Haraba kul olduk bezm-i âlemde
Dünyada olsak da olmasak da bir
Düşdük çare nedir dame âlemde
Azâd olsak da bir olmasak da bir
*
diye başlayan meşhur koşması okunup çalınırken bütün başlar yere eğilir, gözler yarı kapanır, gövdeler put kesilirdi. Sonra yine Dertli'nin:
*
Sâkıyâ camında nedir bu esrar
Etti bir katresi mestâne beni
Şarab-ı lâlinde ne keyfiyet var
Söyletir efsâne efsâne beni
*
diye başlayan ve kesik kerem şeklinde bestelenip terennüm edilen koşmasıyla Gevherî'nin:
*
Bâd-ı sabâ yâre benden selam et
Mübarek hatırın sor suâl eyle
Vurup huzuruna feth-i kelâm et
Bana var mı meyli gör suâl eyle
*
matlalı koşması söylenirken kahvenin içi inim inim inlerdi. (İstanbul'da Semai Kahveleri ve Meydan Şairleri)
''..bu civarda bana adıla sanıla Aygır Fatma derler. Fakat benim yüzüm, bu civar karılarının çoğundan daha çok ak, alnım daha çok açık, vicdanım daha çok temizdir.'' (Aygır Fatma)
"Çingene, insanin tabiata en yakın kalan güzel bir cinsidir. Zannedilir ki, bu tunç yüzlü ve fagfur dişli kır sakinleri, beşerî şekle istihale etmiş birtakım yeşil ağaçlardır. Çingene bizzat bahardır. Çocukluğumda gördüğüm baharlardan bugün hatırımda kalan hayal, yeşil, kırmızı, sarı şalvarlar giymiş, şarkı söyleyen ve el çırpan bir alay genç ki içinde tahta zurna çalıp bu musikinin vahşi kahkahaları ardından müşabih' akisleriyle vadileri inim inim inleten gene bir Çingene'dir!" (Çingeneler)
Vakıa yaşamak hiç de fena değil,hani insan bir kere burnundan nefes alıp da ağzından koyuverdi miydi, bunun tadına doyum olmaz... (Köşe Bucak İstanbul)
Ahlaktan , faziletten bahsedenler tıpkı kemana , mandoline , uda , kitaraya benzerler . Çünkü bu güzel sesli çalgılar , nasıl bize dinlettikleri çok güzel havaların farkında değilseler , onlar da aynen öyledirler . Ağızlarıyla bize çok şeyler dinletirler , fakat ne söylediklerinin kendileri de farkında değildirler . (Kovuk Palas’ın Esrarı)
Allah gözyaşının tadını tadana bir daha kahkahanın acısını duyurmasın! (Kovuk Palas’ın Esrarı)
Ah, bilseniz, kendi kendine bir kenara çekilip insanın nefsiyle, kalbiyle, ruhuyla baş başa kalarak düşünmesi kadar zevkli bir şey var mıdır? (Eski İstanbul Akşamcıları)
''..kadın ikinci defa şanoya geldiği zaman söylediği bir kantonun arasında birden durup da seyircilere karşı kırıtarak baygın bir tavırla:
''A benim nazlı güvercinim, senin de var mı gamın.?''
diye sordukça, Hasan'ın yüreğinin bütün yağları eriyor:
- Nasıl yok, inanmazsan gel de şu kalbimi bir dinle.! diye, kantocu karıya karşı bağıracağı geliyordu.'' (Aygır Fatma)
Aşk diye bir dalga icat etmişler, birçok zavallıları onunla tongaya düşürüyor, sersemleştirip bırakıyorlar. (Kovuk Palas’ın Esrarı)
"Biri çalmalı, biri süylemeli, biri oynamalı ve büylecesine insanlar biribirine kaynamalı... Yoksam siz kerizci, biz harmancı, yok bilmem öteki ıskaracı, beriki sepetçi, tarakçı, değirmenci diye düşersek karşılıklı zırıltıya, hırıltıya, marazaya... kaçar o zaman bu yaşamanın keyfi!" (Çingeneler)
"Biz bu dile Çingenece diyoruz ama onlar kendi aralarında "Romanes" diyorlar. Zaten kendilerine de Rom dedikleri gibi... Çingeneceyi Istanbul'un şurasında burasında yerleşmiş, oturmuş olan çalgıcı Çingeneler bilmez... Onların kullandıkları şu, "Sipari, piyiz, cızlam, toslamak, hındım, keriz, habe" kelimelerinden yalnız "yemek" anlamına gelen sondaki habe kelimesi Romanes dedikleri gerçek Çingenece olduğu halde ötekiler tam birer kerizci argosudur. " (Çingeneler)
''Derdu gam,aşku sevda
Eyledi beni Şeyda
O güzelin yoluna
Edeydim canım feda

O güzelin yoluna
Saçım başım yoluna
Taramış kâkülleri
Atmış sağ ü soluna

Taramış kâkülleri
Gerdanda fülfülleri
Sanırsın yanağında
Açmış cennet gülleri

Sanırsın yanağında
Küpeler kulağında
Ayda ay yıl, ay yıldız
Mahcemalin mahitap'' çalgılı kahve kalenderisi (İstanbul'da Semai Kahveleri ve Meydan Şairleri)
“Hey gidi Kadıköy hey! İstanbul’un hiçbir semtine benzemez. Yazı da hoştur kışı da.” (Uhreviler Diyarında Geceler)
"Romanes denilen Çingeneceye gelince; bu dil çok karışık bir dildir. İçinde hemen her milletin dilinden kelimeler vardır. Sonra bazı kelimeler de var ki Fransız, Macar, Romen, Bulgar Çingeneleri o kelimeyi hangi manada kullanıyorlarsa bunlar da öyle!" (Çingeneler)
Hayır , hayır , hayır .. ( Pala bıyıklarını sıvazlayarak ) Bak ben erkek oğlu erkeğim , ben karıyla konuşmam , erkeksen sen anlat meseleyi ! (Aygır Fatma)
"Yemenimin oyası
 Zerde yedim doyası
 İşte senin de çıktı
 Yüreğinin foyası" (Çingeneler)
Badem şekeri: Tabanca kurşunu (Argo Lugatı)
Suda yorgun, muzi tecelliler
Ediyor bir takarrübü ifşa
Mamulü hande keştiler.
Kuğular geliyor sineküşa. (Karagöz’ün Son Günleri)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/kose-bucak-istanbul-osman-cemal-kaygili-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)