# Küreselleşme - Zygmunt Bauman Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Küreselleşme kimin eseri? Küreselleşme kitabının yazarı kimdir? Küreselleşme konusu ve anafikri nedir? Küreselleşme kitabı ne anlatıyor? Küreselleşme PDF indirme linki var mı?  Küreselleşme kitabının yazarı Zygmunt Bauman kimdir? İşte Küreselleşme kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/kuresellesme-zygmunt-bauman-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-06-10T08:00:13+03:00
- Güncelleme: 2022-06-10T08:00:13+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/06/10/zygmunt-bauman-kimdir-zygmunt-bauman-kitaplari-ve-sozleri-242961.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Zygmunt Bauman 
 Çevirmen: Abdullah Yılmaz 
 Orijinal Adı: Globalization The Human Consequences 
 Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları 
 İSBN: 9789755392547 
 Sayfa Sayısı: 147 
--reklam--
Küreselleşme Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Tabloda her şeyin bulanık göründüğü zamanlarda, hayatlarını kesinlik ve berraklığa adamış sosyal bilimciler genellikle susar ve taşların yerine oturmasını bekler. Zygmunt Bauman gibi kalburüstü düşünürler ise cesaretle belirsizliğe dalar ve bulduklarını, gördüklerini, hissettiklerini ortaya döker. İşte Küreselleşme böyle bir cüretin ürünü. XX. yüzyılın sonlarında, artık ne süper güçler ne de bu güçlerin, dünyayı bölüp her köşesine bir anlam vererek yarattıkları bütünsellik kalmamışken ve pusulaların gösterebileceği bir kuzey yokken yazılmış; ancak doğru yöne işaret ettiği her geçen gün daha açık hale gelen bir eser.

Bauman'a göre, küreselleşen güçler saltanat günlerini yaşıyor, bunun bedelini de yerelliğe çakılıp kalmış zavallılar ödüyor. Hayat toprağa, yerele bağlı olmayı sürdürüyor; oysa güç artık yurtsuz ve ne emekçilere, gençlere, muhtaçlara ne de gelecek nesillere karşı sorumluluk duyuyor. Küreselleşme bu dengesizlik üzerinde duruyor. Yereller dağarlarında ırk, millet, etnik köken, sınıf gibi ne varsa kullanarak yeni bir "biz" duygusu yaratmaya çalışırken, artık yoksullara ihtiyaç duymayan küreseller onların içlerine kapanmalarını körüklüyor. 

Batı, bir zamanlar dünyayı aydınlatmak ve kendisine benzetmek için harcadığı çabayı şimdi herkesin olduğu yerde ve olduğu gibi kalması için harcıyor. Küreselleşme kitabında Bauman, küreselleşmenin getirdiği ahlâki ikilemlere çarpıcı örnekler vererek değiniyor. Yiyeceğin bol olduğu yere gitmek isteyen açlar, büyük paralar ödeyerek sonunda kendilerini "çatık kaşlar"ın beklediği yolculuklarına çürük teknelerle, kimliksiz çıkarken; zenginler uçakların birinci mevkilerinde şampanyalarını yudumlayarak küreselliğin tadını çıkarıyor, üstelik daha ucuza. 

Suç ve ceza anlayışındaki değişim üzerinde de duruyor yazar; artık hapishanenin istihdamın bir alternatifi haline geldiğini, ihtiyaç duyulmayan yığınla insandan kurtulmanın ve yatırımcıların güven duyacakları bir ortam yaratmanın yeni bir yolu olduğunu söylüyor. Gelecek hakkında ilginç olduğu kadar korkutucu öngörülerde bulunan Bauman'a göre yereller yerellikleri etrafına kalın duvarlar örerken, küreseller yerellikleri toplama kamplarına dönüştürme peşinde. Küreselleşme ve onun ikiz kardeşi yerelleşme, aynı amaca hizmet ediyor: parçalanma ve yabancılaşma. Küreselleşme, yerelleşmenin de küreselleşmenin de ağırlıklarını fazlasıyla hissettirdiği günümüz Türkiyesi'ni anlamak için vazgeçilmez bir kaynak niteliği taşıyor.
--reklam--
Küreselleşme Alıntıları - Sözleri
Çatışma burun buruna, kavga göğüs göğüse yapılır. Adalet göze göz, dişe diştir. Görüşmelerde kalp kalbe karşıdır. Dayanışma omuz omuzadır. İnsanlar yüz yüzedir. Dostluk kol kola yürür. Ve değişim adım adım, yavaş yavaştır..
Yoksulluğa “çare” bulunamaz; çünkü o kapitalizm hastalığının bir semptomu değil, tam tersine, kapitalizmin sağlıklı ve gürbüz olduğunun, giderek daha büyük birikimi ve çabayı teşvik ettiğinin kanıtıdır... Dünyanın
en zenginleri bile, her şeyden önce, feragat etmek durumunda kaldıkları
şeylerden yakınırlar... En ayrıcalıklı olanlar bile daha fazlasını elde etmek için çabalama mecburiyeti duyarlar...
Küreselleşme, aşırı zenginlerin daha hızlı bir şekilde para kazanmasına daha çok firsat vermiştir. Bu bireyler, büyük miktarlarda paraları küresel çapta hareket ettirmek ve her zamankinden daha etkili bir biçimde spekülasyon yapmak için en son teknolojiyi kullanmaktadır.Ne yazık ki, bu teknoloji dünyanın yoksul insanlarının hayatlarını etkilemiyor. Aslında,küreselleşme bir paradokstur: Çok az sayıda insana çok büyük faydalar sağlarken, dünya nüfusunun üçte ikisini dışarıda bırakır ya
da kenara iter.
Zamansal/mekânsal mesafelerin teknoloji vasıtasıyla sıfırlanması, insanlık durumunu homojenleştirmekten çok,kutuplaştırma eğilimindedir.
Seçkinler yalıtımı seçmiştir ve bu uğurda canı gönülden bol bol para öderler. Nüfusun geri kalanı ise tecrit edilmiş ve bu yeni yahtılmışlığın ağır kültürel, psikolojik ve politik bedelim ödem ek zorunda bırakılmış halde bulur kendini.
Her tahakküm esasen benzer bir strateji izlenerek kurulur; bu strateji, tahakküm altına alınan tarafın karar alma özgürlüğüne mümkün olan en katı sınırlamaları dayatırken, tahakküm kuran tarafa olabildiğince geniş bir hareket alanı ve büyük bir manevra özgürlüğü bırakmaktır.
özgürlük cenneti olarak selamlanan California eyaletinde, bütçeden yükseköğrenim kuramlarına ayrılan devlet fonlarının toplamından çok daha fazlasının, hapishanelerin inşa ve işletmesi için harcandığına işaret ediyor.
Ahlaki bakımdan olgun kişiler,
“bilinmeyene ihtiyaç duyan, hayatlarında belli bir anarşi olmazsa kendilerini eksik hisseden, içlerindeki ötekiliği sevmeyi” öğrenen insanlardır.
Kader ile hedefe ulaşma, sürüklenme ile yön belirleme arasındaki farkı yaratan, nihayetinde, doğru soruları sormaktır.
Herkesin hayran olacağı şahsi kahramanlar olarak vitrinlerine konan zenginler ve evrensel hayranlık kalıpları eskiden, yaşamları çalışma etiği ile katılık ve inatla bağlanılmış aklın iyicil etkilerine örnek olmuş, “kendi kendini yetiştiren insanlardı” Artık durum böyle değil. Hayranlığın nesnesi bugün servetin kendisi; en hayali ve hovarda yaşam tarzının teminatı olarak servet. Önemli olan neyin yapılacağı veya neyin yapıldığı değil, insanın neyin yapabildiğidir.
Eski zenginlerin kendilerini zengin etmeleri ve öyle kalmaya devam etmeleri için yoksullara ihtiyacı vardı. Bu bağımlılık belli belirsiz de olsa yoksulları önemsemeye dönük belli çabaların önünü açmıştı. Yeni zenginlerin yoksullara ihtiyacı yoktur.
Ahlaki bakımdan olgun kişiler, "bilinmeyene ihtiyaç duyan, hayatlarında belli bir anarşi olmazsa kendilerini eksik hisseden"; "içlerindeki 'ötekiliği' sevmeyi" öğrenen insanlardır.
--reklam--
Küreselleşme İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Başardık sonunda.
El birliği ile güzel dünyamızı çığırından çıkardık.
Önce tohumu bozduk. Aman ne olacak yiyelim gitsin dedik.
Toprağı bozduk. Amannn ne olacak ekelim gitsin dedik.
Sözüm ona temizlik ürünleri ile hijyen görünüp orda burda övündük.
Bütün zehirleri toprağa ve suya yolladık.
Amannn bişeycik olmaz dedik.
Sonra
Ellerimizle kirlettigimiz suyu içemez olduk. Bu seferde ambalajlı sulara yöneldik.
Dünyayı pet şişe bataklığına dönüştürdük.
Okyanuslar nefes alamaz oldu.
Hayvanlar döngülerinden kopar oldu. Sistem çöktü.

Dünya can çekişiyor.
Bütün bu olanlardan hepimiz sorumluyuz.
Bu yaşadıklarımız hepimiz için büyük bir uyarıdır.
Bırakalım anlık çözümleri.
Kolonya vs...
Doğayı koru
Yediğine içtiğini dikkat et.
Kirletme
Her canlıya sahip çık
Az tüket
Çok üret
Şükret
Paylaş
Sorgusuzca yardım et.

Biz bu dünyaya öylesine gelmedik.
Vazifelerimiz büyük.
Gördüğümüz duyduğumuz her şeyden mesulüz.
Zamanında yapmadıklarımızdan dolayı düşünme odalarına gönderiliyoruz şimdi.
Kabuğumuza çekilip iyice sorgulayalım kendimizi?
Biz bu dünyaya neden geldik?
Görevimiz ne?
Peki bundan sonra nasıl yaşamalıyız?
İnsansı gibi mi yoksa İNSAN gibi mi? (Gamze) 
Küreselleşme, benim için başta okuması baya zorlu olarak başladı. Akademik dili derin sosyolojik analiziyle mekan/küreselleşme ve insan ikilisi arasındaki ilişkiye kitabın ilk yarısında uzun uzun değinen yazarın bunu neden bu kadar uzun uzun anlatıp kafamıza kazıdığını kitabın ikinci kısmında anlıyoruz. Yerel ve küresel. Özellikle göçmen olaylarının gündemimizde olduğu şu sıralar yazarın göçmen-turist karşılaştırması iyi geldi farklı bir bakış açısı verdi bana. Çok güzel bir kapitalizm eleştirisi de yapan yazar alt tabakada olmanın ezici durumundan üst tabakanın altı ezerek daha da üste çıkmasından suçların sadece alttakilere işlediğinden üst tabakada hırsızlıkların en büyüğü emek hırsızlığı, vergi kaçakçılığı yapılırken bunun nasıl görmezden gelindiğinden bahsediyor. Hapishanelerin yapısına ve amacına da değinen yazarımız hapishanenin bir ıslah ediciliğinin olmadığını aksine öteleme özgürlükten etme gibi etkileri olduğu için suçluları daha da asabi yapıp kaybettiğimizi anlatıyor. Sonunda fark etmediğiniz bir çok şeyi fark edip aydınlanma yaşadığınız bir kitap
Not: sefiller enjolras göndermesi çok iyiydi orda sefillere gönderme yaptıktan sonra hapishanedeki suçluların psikolojisini incelediği kısımda da aklıma jean veljean geldi…kalpler yolluyorum victor hugoya bu harika karakterler ve kitap için (Sude) 
Artık hapishanenin istihdamın bir alternatifi haline geldiğini , ihtiyaç duyulmayan yığınla insandan kurtulmanın ve yatırımcıların güven duyacakları bir ortam yaratmanın yeni bir yolu olduğunu benimsemiş dünyadaki yeni küreselleşme kültüründe ki bu ve bunun gibi analizleri detaylı bir şekilde bizlere aktarmakta Zygmunt Bauman , Küreselleşme adlı eserinde. (Nazım atagün) 
--reklam--
Küreselleşme PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Zygmunt Bauman - Küreselleşme kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Küreselleşme PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Zygmunt Bauman Kimdir?
Zygmunt Bauman, 19 Ekim 1925'te Polonya Poznan'da doğdu. Sosyolog ve filozoftur. Postmodern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır.

Zygmunt Bauman, II. Dünya Savaşı patlak verene kadar, Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüştür. Daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşındı ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak Doçentlik sınavını verdi.1954'ten itibaren aynı üniversitede Sosyoloji dersleri verdi. 1968 yılında Polonya Komünist Partisi'nden ayrıldı. Aynı yıl, politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanını kaybetti. İsaril'e göç etmek zorunda kaldı. 1971 yılında Bauman, Büyük Brintanya'nın çağrısı üzerine, Leeds Üniversitesi'nde yeniden sosyoloji kürsüsüne sahip oldu. 1990'lara kadar orada çalışmalarını sürdürdü.

Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine hem kuramsal hem de sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı. Özellikle Almanya'daki Nasyonalsosyalizm üzerinden Holocaust hakkındaki çözümlemeleri bu bağlamda önemli bir etki yaptı. Böylelikle, Modernizme içkin kavram ve kategorilerin Totaliterlikle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya konulmuş olundu.

Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde postmodernizmin değerlendirilmesini yapmış ve açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinleriyle postmodernizmin ne olup olmadığını, ne tür olanaklar sağladığını göstermeye ve netleştirmeye çalışmıştır

1989 yılında Amalfi Ödülünü ve 1998 yılında Theodor Adorno Ödülünü almıştır.
--reklam--
Zygmunt Bauman Kitapları - Eserleri
Sosyolojik Düşünmek
Yaşam Sanatı
Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?
Küreselleşme
Akışkan Aşk
Özgürlük
Kimlik
Kapımızdaki Yabancılar
Akışkan Gözetim
Bireyselleşmiş Toplum
Iskarta Hayatlar
Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup
Akışkan Modernite
Eğitim Üzerine
Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm
Tanrı'ya ve İnsana Dair
Retrotopya
Yasa Koyucular ve Yorumcular
Cemaatler
Modernite ve Holocaust
Modernlik ve Müphemlik
Akışkan Hayat
Postmodern Etik
Ahlaki Körlük
Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri
Sosyoloji Ne İşe Yarar?
Siyaset Arayışı
Parçalanmış Hayat
Edebiyata Övgü
Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları
Kuşatılmış Toplum
Avrupa
Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar
Dünyaya ve Kendimize Dair
Hermenötik ve Sosyal Bilimler
Bu Bir Günlük Değildir
Akışkan Modern Dünyada Kültür
Sosyalizm - Aktif Ütopya
Kriz Hali ve Devlet
Akışkan Korku
Borçlu Zamanlarda Yaşamak
Zygmunt Bauman ile Söyleşiler
Akışkan Doğanlar
Etiğin Tüketiciler Dünyasında Bir Şansı Var mı?
Kültür Teorisinde Eskizler
--reklam--
Zygmunt Bauman Alıntıları - Sözleri
Büyük servet olan yerde büyük eşitsizlik vardır. Bir kişinin çok zengin olabilmesi için en az beş yüz fakir gerekir! (Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?)
Görünür olmak birey olmanın yoludur; belki de biri olmanın tek yolu. Herkes gizliden gizliye var olmadığından korkar, çünkü başkaları farkına varmadığı sürece aslında o yoktur. (Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri)
"Dünya düşününenler için bir komedi,
Hissedenler için bir trajadi." (Zygmunt Bauman ile Söyleşiler)
Bütün aşklar insan - yiyici bir açlık çekerler. (Akışkan Aşk)
müritlerinize verdiğiniz şey hakikat değil, sadece hakikatin suretidir. Birçok şeyin işiticileri olacaklar ama hiçbir şeyi öğrenmeyecekler. Her şeyi biliyormuş gibi görünecekler ama genel olarak hiçbir şey bilmeyeceklerdir. Sinir bozucu, bezdirici insanlar olacaklar, gerçekliği olmayan bir bilgeliğin taşıyıcıları gibi davranacaklardır. (Tanrı'ya ve İnsana Dair)
“Uzaklık coğrafi olmaktan çok zihinsel bir mesele olabilir.”

. (Sosyolojik Düşünmek)
Eskiden uzun süreli bir aşk ilişkisinde be­lirleyici unsur seks iken, artık odak noktası güvenliğe kaymıştır. Bu yalnızlık asrında aşk bir dermandır.. (Retrotopya)
Robert Winder'in zekice belirttiği gibi, "İstediğimiz kadar sandalyemizi kumsala koyup, yaklaşmakta olan dalgalara bağıralım, ne gelgit dinleyecek ne de deniz geri çekilecektir." Göçmenleri "kendi arka bahçemiz'den uzak tutmak için duvarlar inşa etmek, gülünç şekilde antik filozof Diogenes'in eski Sinop'un sokaklarında içinde yaşadığı fıçıyı bir o yana bir bu yana yuvarlaması hikâyesine benziyor. Bu tuhaf davranışının nedeni sorulduğunda, Diogenes komşularının kapılarına barikat yapmak ve kılıçlarını keskinleştirmekle meşgul olduğunu gördüğünü ve Makedonyalı İskender'in yaklaşan askerleri tarafından işgal edilmesine karşı şehrin
savunmasına katkı yapmak istediğini söyler. (Kapımızdaki Yabancılar)
"hiçbir şey bahşedilmediği" için "her şey kazanılmalıydı." (Modernlik ve Müphemlik)
"Cepteki ilişkiler" anlık olmanın ve fırlatılıp atılabilirliğin cisimleşmiş hâlleridir. (Akışkan Aşk)
Tüketim toplumunda seri imalat artık kitlesel emek gücüne ihtiyaç duymuyor ve bir zamanlar "yedek sanayi ordusu" olan yoksullar şimdi "defolu tüketiciler"e dönüştürülmüştür. (Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar)
"Geriye ya da yukarıya değil; becerinin, iradenin, gücün toplanması gereken yere, kendi içine bakmalı insan. Oradan başlamalı. Bir ‘savunma stratejisi’ olarak daima orada kalmalı." (Akışkan Modernite)
Göçmenler (yerkürenin uzak köşelerinden "arka bahçemiz"e boca edilen atık insanlar) ile kendi imalatımız olan dayanılmaz korkularımız arasında bir seçici yakınlık mevcuttur. (Iskarta Hayatlar)
Hayatının her günü kösteklenen ve hakir görülen birey kişisel narsisizmine “kolektif narsisizm” içinde barınak bulur. Bu ağır yara almış bireyselliğin kurtuluşu ne oranda aranıyorsa o derece aldatıcı olabilecek bir güvenlik vaadidir. Kefaret umudu hüsranla sona ermeye mahkumdur... (Akışkan Hayat)
Gezegende her şey birbirine bağlı olduğundan, yerkürenin belli bir kısmında güvenlik, ancak güvenli bir insanlık içinde temin edilebilir. İnsanların aşağılanmasına her yerde karşı çıkan, artan fırsat eşitsizliğiyle büyüyen toplumsal adetsizlik ve insani aşağılanmaları hafifletecek, etik açıdan aydınlanmış bir küresel eylem, her açıdan ortak sağ kalımımızın en temel koşuludur. (Avrupa)
Oxford Üniversitesi'nin saygın sosyologlarından John Goldthorpe yönetiminde on üç güçlü ekibin Ingilte­re, Şili, Macaristan ve Hollanda'da yürüttüğü bir çalışmanın bulgularına göre, kültürel seçkinlerle, kültürel hiyerarşide daha altta olanların, günümüzde artık eskiden olduğu gibi bazı işaretlerle kolayca ayırt edilemediği görülmektedir. Bu eski işaretler, düzenli olarak opera ve tiyatroya gitmek, 'yük­sek sanat' sayılan her şey karşısında her zaman duyulan coş­ku ve bir pop şarkısı ya da popüler bir televizyon dizisi gibi sıradan sayılan her şeye burun kıvırmak gibi unsurlardan oluşmaktadır. Elbette bu durum, dışarıdan kültürel seçkin­ler, gerçek sanatseverler, kültürün ne olduğu, nelerden oluş­tuğu ve bir kültür adamı ya da kadını için (comme il faut ya da comme il ne faut pas) -neyin uygun olup neyin olmadı­ğı gibi konularda, pek de o kadar kültürlü olmayan akranlarından daha bilgili kabul edilen kişilerle artık karşılaşma­ yacağımız anlamına gelmez. (Akışkan Modern Dünyada Kültür)
Tüketim toplumunun bir üyesi olmak göz korkutucu bir görev ve hiç bitmeyen Çetin bir mücadeledir. Ayak uyduramama korkusu yetersizlik korkusu tarafından kenara itilmiş ama rahatsız edici iliğinden bir şey kaybetmemiştir. (Akışkan Gözetim)
Devlet her şeyden önce bir yeniden metalaştırma aracıdır. (Yasa Koyucular ve Yorumcular)
"dış görünüş benim için hem gerçekleştiren hem de yaşayandır" diye yazdı Nietzsche. (Akışkan Doğanlar)
"Farkında olalım veya olmayalım, hoşumuza
 gitsin veya gitmesin, yaşamlarımız sanat
 yapıtıdır." (Yaşam Sanatı)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/kuresellesme-zygmunt-bauman-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)