# Kuşatılmış Yaşamlar - Michel Houellebecq Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Kuşatılmış Yaşamlar kimin eseri? Kuşatılmış Yaşamlar kitabının yazarı kimdir? Kuşatılmış Yaşamlar konusu ve anafikri nedir? Kuşatılmış Yaşamlar kitabı ne anlatıyor? Kuşatılmış Yaşamlar PDF indirme linki var mı?  Kuşatılmış Yaşamlar kitabının yazarı Michel Houellebecq kimdir? İşte Kuşatılmış Yaşamlar kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/kusatilmis-yasamlar-michel-houellebecq-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-19T05:00:09+03:00
- Güncelleme: 2022-05-19T05:00:09+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/19/michel-houellebecq-kimdir-michel-houellebecq-kitaplari-ve-sozleri-225844.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Michel Houellebecq 
 Çevirmen: Aysel Bora 
 Orijinal Adı: Extension Du Domaine De La Lutte 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750701115 
 Sayfa Sayısı: 157 
--reklam--
Kuşatılmış Yaşamlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bilişim sektöründesiniz. Çok gözde bir mesleğiniz var. İyi para kazanıyorsunuz. Temiz giyimli insanlarla dolu dev binalarda çalışıyorsunuz. Steril bir hayat sürüyorsunuz. Arkadaşlarınız var. Ancak, göğsünüze bir ağırlık biniyor zaman zaman; üzerinize bir karamsarlık çöküyor; bir dalga gibi. Bir eksiklik var.

Bankacısınız. Çok gözde bir mesleğiniz var. İyi para kazanıyorsunuz. Temiz giyimli insanlarla dolu dev binalarda çalışıyorsunuz. Steril bir hayat sürüyorsunuz. Arkadaşlarınız var. Onlarla bowling oynuyorsunuz, bankacılıktan söz ediyorsunuz. Akıllı olduğunuz için mutlusunuz. Ancak çok çalışmak zorundasınız. Öyle ki, kazandığınız parayı harcayacak vakit bulamadığınız oluyor. Her an biri yerinizi kapabilir. Göğsünüze bir ağırlık biniyor zaman zaman; üzerinize bir karamsarlık çöküyor; bir dalga gibi kabarıyor, yüreğinize vuruyor.

Reklamcısınız. İşletmecisiniz. Mimarsınız. Ya da bunların hiçbiri değilsiniz. Gözde bir mesleğe sahip olmak, televizyonlarda gördüğünüz insanlar gibi ışıl ışıl gülücükler saçarak steril yerlerde yemek yemek istiyorsunuz. Beyaz gömlekler giymek ve dizüstü bilgisayarla dolaşmak istiyorsunuz. Ve göğsünüze bir ağırlık biniyor. İsyan ve kıskançlık karışımı bir duygu boğazınızdan gözlerinize doğru yükseliyor Hayattan kopuyorsunuz bu anlarda, daha doğrusu, yaptığınız her şeyin insan hayatı karşısında ne kadar sonuçsuz, ne kadar anlamsız olduğunu hissediyorsunuz. Ve bir gün durumunuz bir sözcüğün içine hapsediliyor: Depresyon.

Kuşatılmış Yaşamlar, içimizden birinin alabildiğine sert öyküsü. Bir depresyon günlüğü. 
(Arka Kapak)
--reklam--
Kuşatılmış Yaşamlar Alıntıları - Sözleri
Zor olan, kurallara göre yaşamanın tam olarak yeterli olmaması.
Sevres-Babylone Metrosu'nda tuhaf bir duvar yazısı gördüm:
"Tanrı adaletsizlik değil,eşitsizlik istedi" diyordu yazıda.Kendi kendime Tanrı'nın niyetlerini bu kadar iyi bilen bu kişinin kim olduğunu sordum.
Gene de haber verilmesini arzu ettiğim, durumumdan haberdar etmek istediğim hiç kimse yok muymuş?
Yoktu işte, hiç kimse yoktu.
Bu dünyayı sevmiyorum. Kesinlikle sevmiyorum.
Sürüp giden can sıkıntısı dayanılacak bir durum değildir: Er ya da geç gerçek bir acının algılanışına dönüşecektir; bu da insana iyice acı verecektir; işte bana olan da tam olarak bu.
“Bir süpermarket reyonunda selofan kâğıdına sarılmış bir piliç budu gibi hissediyorum kendimi."
"Kendimi çok dipte hissediyor değilim, daha çok etrafımdaki dünya bana yüksek görünüyor."
.
Hayatta her şey olabilir, özellikle hiçbir şey!

...
Bu dünyanın, daha fazla bilgi dışında her şeye ihtiyacı var.
İnanın bana, ben hayatı tanırım; her şey tamamen tıkanır kalır.
.
Bilirsiniz, kalıcı fikirlere sahip olmak zorunda değilsiniz.

Her sabah 'Dünyayı seviyorum' diye düşünebilir ve her gece 'Dünyadan nefret ediyorum' diyerek yatağa gidebilirsiniz.

...
Ben kendimi normal biri olarak görüyorum. Yani belki tam olarak değil, ama kim tam olarak normal ki, ha?
"...Artık varlığı hissetmiyorum.”
--reklam--
Kuşatılmış Yaşamlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Houellebecq okumaya yapı kredi'de yazan yazar bir arkadaşımın tavsiyesi ile başladım. Bu ilk okumamdı. Kısaca diğer eserlerine de bakmak için benden müthiş bir kredi kazandı. Avrupalı bazı yazarlarda bulunan kısa cümlelerle akıcılık konusunda ciddi anlamda başarılı. (İdris Yılmaz) 
Birazdan yazacaklarıma pek inceleme denilemez daha çok okulda denildiği gibi yansıtma çalışması. Üstelik okuduğum her satır zihnimde nefes aldıkça nihai bir incelemeye ulaşmam pek olası değil. Her neyse, kitabı nerede gördüm de aklımı çeldi hatırlamıyorum ama hoş bir tesadüf oldu. Bir konuda yalnız olmadığıma sevindim; tiksinti.
Son haftalarda dizimi birkaç defa fena çarptım ve yazdan kalma ‘başarabilirsin rocky’ koşu izlerinden kalanlarla işlevini biraz yitirmiş bir uzuva dönüştü. Yani betona çakılmanın acısını iyi bilirim. Buna rağmen sisifos’un daimi süreklediği kayayının ardına kendini bırakıp da kafasını dört veya beş parçaya ayırmadığına şaşıyorum. Hemen intihar saplantılı bir kaçık olduğumu düşünmeyin, tamam düşünün çok umrumda olmaz ;) Sisifos,'un intiharı ne değiştirirdi bir düşünelim; zafer mi, teslimiyet mi ve kitapla bağlantısı nedir. Eserin tanımında bir depresyon günlüğü açıklaması yer alıyor ve okuduğum incelemelerin birinde “ yabancılaşma” teması altında nefret, şiddet ve ölüm üçlemesinde parende atan bir adamı işaret eder. Kurgusunu aşağı yukarı tahmin edebilirsiniz -gene de bir kurgusu olduğunu kabul etmekte güçlük yaşıyorum- 30lu yaşların başında yalnız bir bilgi işlem elemanı ve onun kendinden daha yalnız hayatı. İkisini ayrıştırmak isterim çünkü kim olduğumuz ve yaşadığımız hayatlar bambaşkadır. Kahramanın sıradan hayatı tükenmişlik sendromuyla geri dönülemez bir hal alır. Peki ama neden? Sıradan bir hayat sıradan dertlerle ne kadar sıradışı olabilir ki? Sakın aşk falan demeyin döverim.
“Zaten zor olan kurallara
göre yaşamanın tam olarak yeterli olmaması. Gerçekten de kurallara uygun yaşamayı başarırsınız (bazen kıl payı, son derece kıl payı, ama toplamda bunu başarırsınız) Vergi kağıtlarınız gününde hazırdır. Faturalarınız tam zamanında ödenmiştir. Kimlik kartınız olmadan şurdan şuraya asla adım atmazsınız (ve de kredi kartına özel küçük cüzdan olmadan)!” Bakın ne kadar kusursuz bir tablo. Yükümlülükler belirlenmiş, hayatınızı bir balona bağlayıp rüzgara ragmen havalandırırsınız ancak ne rüzgar tat verir ne de gökyüzü. “ Ama mutlak yalnızlığınızın, her yeri kuşatan boşluk duygusunun, varlığınızın acı ve kesin bir felakete doğru yaklaştığı sezgisinin sizi somut bir ıstırap haline sürüklemek için yarıştığı o anların gitgide daha sık gerçekleşmesini hiçbir şey engelleyemez. “ İlerleyen sayfalarda gerçekten bir hayatımız olduğuna ikna ederiz kendimizi. Bir zamanlar çocukluğu evlat edinmiştiniz, ne garip bu evsahibi rolune büründüğünüz yetişkinlik çağında. Bir de coşkulu, silinmez bir kaygısızla ilerleyen arzu, yaşama iştaihınız ne oldu da tavşan deliğine girmişcesine ortadan kayboldu? Evet yanılıyorum elbette siz yaşama şevkinizi hiç yitirmediniz ki oysa yitirmeli en azından sorgulamalıydınız. Yaşamın anlamsızlığından bahsetmek gençken ‘anlamlı’ gelirdi, pek de elem konusu olnadığına karar verdim. Anlam değil bizim aradığımız,- onu da tam anlamıyla aradığımız söylenemez- ifade. Yüzümüze, mimiklerimize kazınan ifadeyi arıyoruz biz. Yaşama tutacağımız aynanın yansımasının gölgesine sığınmayı, tıpki mağaradaki gibi. Bu sıcak gölge hayallerinizi ateşledikçe sizi kim arkanızı dönneye ikna edebilir ki?
Tiksinti böyle bir karşılaşmadır işte. Kurallar alanı yetmez ve arkanızı dönmeyi denersiniz. Bir sabah uyanırsınız, her şey tıkırında ilerlerken madeni para yutmuşcasına kıvranırsınız: “A, evet! Kıyıdan ne kadar da açıktasınız! Uzun zaman başka bir kıyı olduğuna inanmıştınız; artık böyle bir şey yok. Gene de yüzmeye devam ediyorsunuz ve yaptığınız her hareket sizi boğulmaya daha çok yaklaştırıyor. …Hep kanlı bir sis içinde debeleniyorsunuz ama tutunacak birkaç dal var. Kargaşa artık sadece birkaç metre ötenizde. Zayıf bir başarı gerçekte.” Evet başardınız kanınıza giren kargaşa ile kendinize yakınlaştığınız kadar uzaklaştınız dünyanızdan. Yabancılaşma dedikleri bu galiba, gerçi buna bulantı da deniliyor ama neden tiksinti değil? İnsanlığa ayıp olmasın davası galiba :) ben biraz tabula rasa olduğum için çekinmem bunu ifade etmekten. Peki ne yapmalı hayatımızı paçavra gibi kenara atıp kutsal yolculuğa mı çıkmalı? Hayır, insan gerçekten ölmek istemez diyor yazar da benim gibi. derin “ İntiharı düşündüğümü hatırlıyorum, onun o tuhaf yararlılığını. Bir şempanzeyi çapraz beton örgülerle kapatılmış, daracık bir kafese koyalım. Hayvan öfkeden deliye dönecek, kendini duvardan duvara atacak, kıllarını yolacak, kendi kendine zalimce işkence edecek ve sonunda yüzde 73'lük bir oranla basbayağı kendini öldürecektir. Şimdi de duvarlardan birinde bir delik açalım ve kafesi dipsiz bir uçurumun karşısına yerleştirelim. Bizim sevimli dört elli dostumuz uçurumun kıyısına yaklaşacak, aşağı doğru bakacak, uzun süre kıyıda kalacak, defalarca oraya gidip gelecek, ama genellikle atlamayacaktır; ve ne olursa olsun öfkesi kesinlikle yatışacaktır. “ Evet bizde tinsel hapishanelerimizde birer delik açarak ızdırabımıza bir teselli arayabiliriz. Bu noktada mutlak son değil kastettiğim. Sessizce yaklaşıp Sisifos’ u ittigimizde bu bir cinayet olmaz, sadece usulsuz bir uslamlamayı yere yıkmak olacaktır. Düşünsel bir düşüşten, bir sıçrayıştan bahsediyorum bunu başarmayı geçtim, göze alsak bile bir tekme atmış oluruz ve yabancılığa bir adım daha. Ama kendimiz olamadıktan sonra bir başkası olmanın yararı var mı? Kitap boyunca yazar gözlemci konumunda. Birlikte turluyoruz yalanlarımızı ve neyle kuşatılmış olduğumuza göz atıyoruz yazarın açtığı delikten. Bu gözlemci statüsü daha çok bize atfediliyor anlayacağınız. İçerde ilk karşılaştığımız modern yaşamın da getirsiyle azalan hatta körelen ilişkiler konusu oluyor -yabancılaşma söz konusu olduğuna göre. “Zaten, ilişkiler sıcak bir havada başlasa bile, günümüzde az görüşülüyor. Bazen hayatın genel görünümlerine değinen hararetli sohbetler oluyor; hatta bazen sıcak bir kucaklaşma oluveriyor. Tabii karşılıklı telefon numaraları alınır verilir ama genelde insanlar birbirlerini çok az ararlar. Hatta hatırlansa ve tekrar görüşülse bile baştaki coşkunun yerini süratle bir hayal kırıklığı ve isteksizlik alır. İnanın bana, ben hayatı tanırım; her şey tamamen tıkanır kalır. "Delik deşik edilmiş üst bilincimizden sızanlar bununla da kalmıyor. “Böylece yıllardan beri beri kafamı kurcalayan bir konuya geri dönmüş oluyordum: Neden belli bir yaşa gelen kızlarla oğlanlar zamanlarını karşılıklı olarak birbirlerini tavlamak ve baştan çıkartmakla geçirirler?” Bu soruyu ben de pek çok kez sorarım ve duygusuz bir yaratık algısı yaratmış olabilirim. Tam bu noktada yazar arınma hikayesine iyice kendini kaptırıp dikkat çekici ve objektif tespitler sunar. “Cinselllik sosyal bir hiyerarşidir”
Bunlardan başka,üst kurmacayla anlattığı alegorik öyküler üzerine ayrı bir inceleme gerektirecek kadar çok anlamlıydı. Evet saçmalamam bu kadar. Kitabı okursanız elle tutulur pek çok konuya el attığını göreceksiniz. Ve belki de zırhınızı atıp o uçuruma bakmaya zorlayacaksınız kendinizi. Belki de ölümün elinden bir yaşam çalmaya.
"Ve artık kaynakların nerede kaldığını da bilmiyorum; şimdi artık her şey birbirine benziyor. Manzara gitgide daha tatlı, dostça, neşeli; bu derimi rahatsız ediyor. Uçurumun ortasındayım. Tenimi bir sınır gibi hissediyorum, dış dünyayı da bir eziliş gibi. Ayrılık izlenimi tam; artık bundan böyle kendi içimde tutsağım. O yüce birleşme olmayacak; hayatın amacı kaçırıldı. Saat öğleden sonra iki." (tabula rasa) 
İlk olarak belirgin bir kurgu yok yani bir roman diyebilir miyiz emin değilim. Kitapta beğendiğim tespitler oldu ancak eril dil beni çok irrite etti. Erkek bakış açısı demiyorum buna dikkat çekerim, çirkin bir eril dil kullanılmış. Ve ana karakterden çokça nefret ettim, tanıtım bülteninde bir depresyon günlüğü diyor ancak ana karakter depresyondan çok iğrenç bir insan belirtisi gösteriyor. İğrenç ve depresyonu buna alet eden bir insan belirtisi. (Nisa) 
--reklam--
Kuşatılmış Yaşamlar PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Michel Houellebecq - Kuşatılmış Yaşamlar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Kuşatılmış Yaşamlar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Michel Houellebecq Kimdir?
Son yıllarda Fransa'da tartışmasız en çok okunan yazar olan Michel Houellebecq, 1956 yılında Réunion Adaları'nda doğdu. Büyükbabası ve babaannesi tarafından Crecven-Brie'de yetiştirildi. Ziraat mühendisliği okudu, 1978 yılında da yazmaya başladı. Şu anda İrlanda'da yaşıyor. Houellebecq'in Rester vivant, Le sens du combat, Renaissance adlı şiir kitapları, Interventions adlı deneme kitabı, Temel Parçacıklar ve Kuşatılmış Yaşamlar, Plateform adlı romanları vardır. Yazar ayrıca, Georges Pompidou Merkezi'nde gerçekleştirilen hareketli ve sesli enstalasyonun kitapçığı olan Opéra Bianca'ya, H. P. Lovecraft adlı biyografiye, Lanzarote adlı bir anlatı-fotoğraf kitabına imza atmıştır. Ülkesinin dışında çağdaş Fransız romancılar kuşağının önemli bir temsilcisi olan Houellebecq'in romanları yaklaşık otuz dile çevrilmiş, dünyanın pek çok yerinde büyük bir ilgiyle karşılanmıştır; Kuşatılmış Yaşamlar ise, artık bir kült kitap haline gelmiş durumdadır.
--reklam--
Michel Houellebecq Kitapları - Eserleri
Kuşatılmış Yaşamlar
Temel Parçacıklar
Harita ve Topraklar
Submission
--reklam--
Michel Houellebecq Alıntıları - Sözleri
“Bir süpermarket reyonunda selofan kâğıdına sarılmış bir piliç budu gibi hissediyorum kendimi." (Kuşatılmış Yaşamlar)
"Kendimi çok dipte hissediyor değilim, daha çok etrafımdaki dünya bana yüksek görünüyor." (Kuşatılmış Yaşamlar)
Sürüp giden can sıkıntısı dayanılacak bir durum değildir: Er ya da geç gerçek bir acının algılanışına dönüşecektir; bu da insana iyice acı verecektir; işte bana olan da tam olarak bu. (Kuşatılmış Yaşamlar)
.
Başyapıtı bir çıkmaz sokaktı - ama bu herhangi bir başyapıt için doğru değil mi?

... (Submission)
"Bir insanı tanımlayan şey nedir? Durumunu öğrenmek istediğimizde, bir insana ilk olarak ne sorarız? Bazı toplumlarda, önce evli çocuklu olup olmadığı sorulur; bizim toplumlarımızdaysa, öncelikle meslek sorulur. Batı insanını her şeyden önce tanımlayan şey üretim sürecindeki yeridir, yoksa üremeyle ilgili durumu değil. (Harita ve Topraklar)
.
Hayatta her şey olabilir, özellikle hiçbir şey!

... (Kuşatılmış Yaşamlar)
"Bir amaca yönelik yaşam, anılara pek yer vermez " (Temel Parçacıklar)
"Kırk yaş bunalımın kurbanı olan bir erkek yalnızca yaşamak, biraz daha yaşamak ister; küçük bir uzatma ister" (Temel Parçacıklar)
.
Telefonda konuştuğumuzdaki yakınlık hissi çok şiddetliydi ve sonrasında oluşan boşluk çok acımasızdı.

... (Submission)
Dünya, bizim onun hakkında bildiklerimizin toplamina eşit. (Temel Parçacıklar)
.
İnsanlara çaresizlik içinde kalan tek şeyin okumak olduğunu düşünmek bile şaşırtıcıydı.

... (Submission)
.
Kendim için yaşayamazdım ve başka kimin için yaşamak zorundaydım?

... (Submission)
Eski Mısır' da firavunların tanrılastirilmalarindan beri, insanlık tarihinde hiçbir şey, Avrupa ve Amerika gençliğinin " rock starlara" beslediği derin hayranlıkla karşılaştırilamaz. (Temel Parçacıklar)
Olacak şey değil, gerçekten olacak şey değil.En değersiz hayvan türlerinin bile yok olması binlerce, kimi zaman milyonlarca yıl alırken, işlenmiş ürünler birkaç gün içinde yeryüzünden silinebiliyorlar , onlara ikinci bir şans verilmiyor.. (Harita ve Topraklar)
Bu dünyanın, daha fazla bilgi dışında her şeye ihtiyacı var. (Kuşatılmış Yaşamlar)
"uzun yıllar sonra küçük burjuvaların dünyasının, memur ve orta halli yöneticilerin dünyasının, o dönemde hippilerin temsil ettiği marjinal gençlerin dünyasından daha hoşgörülü, daha konuksever ve daha açık olduğunu anlayacaktı" (Temel Parçacıklar)
Bu dünyayı sevmiyorum. Kesinlikle sevmiyorum. (Kuşatılmış Yaşamlar)
Zor olan, kurallara göre yaşamanın tam olarak yeterli olmaması. (Kuşatılmış Yaşamlar)
.
İnsanlara çaresizlik içinde kalan tek şeyin kitap okumak olduğunu düşünmek bile şaşırtıcıydı.

... (Submission)
Çocuklar büyüklerin kendileri için yaptıkları dünyaya katlanıyorlar, ellerinden geldiğince uyum sağlamaya çalışıyorlar, sonra, genellikler, tam bir benzerini yapıyorlar. (Temel Parçacıklar)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/kusatilmis-yasamlar-michel-houellebecq-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)