# Kuyucaklı Yusuf - Sabahattin Ali Kitap özeti, konusu ve incelemesi - PDF indir

> Kuyucaklı Yusuf kimin eseri? Kuyucaklı Yusuf kitabının yazarı kimdir? Kuyucaklı Yusuf konusu ve anafikri nedir? Kuyucaklı Yusuf kitabı ne anlatıyor? Kuyucaklı Yusuf kitabının yazarı Sabahattin Ali kimdir? İşte Kuyucaklı Yusuf kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/kuyucakli-yusuf-sabahattin-ali-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi-pdf-indir
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-14T10:00:19+03:00
- Güncelleme: 2022-03-22T02:38:00+03:00
- Yazar: NASRETTİN GÜNEŞ
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/14/sabahattin-ali-kimdir-sabahattin-ali-kitaplari-ve-sozleri-151771.jpg

Kitap Künyesi

Yazar: Sabahattin Ali

Çizer: Gökçe Erverdi

Tasarımcı: Füsun T. Elmasoğlu

Yayın Evi: Everest Yayınları

İSBN: 9786051854618

Sayfa Sayısı: 112



Kuyucaklı Yusuf Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Sabahattin Ali'nin artık klasikleşen romanı Kuyucaklı Yusuf, ilk kez çizgi roman halinde Everest'te!

Birçok yazar ve eleştirmen tarafından Sabahattin Ali’nin “başyapıt”ı olarak nitelenen Kuyucaklı Yusuf’un çizgi romanı, tıpkı Kürk Mantolu Madonna’da olduğu gibi Gökçe Erverdi imzası taşıyor. Fethi Naci’nin “kişilerin canlılığıyla, ayrıntıları kullanmadaki ustalığıyla, olay örgüsündeki mükemmellikle, mahalli renkleri vermedeki üstün başarısıyla, sosyal gerçeklikle insani gerçekliği tam bir uyum içinde, dengeli olarak yansıtmasıyla eskimeyecek, tazeliğini sürdürecek bir roman” dediği Kuyucaklı Yusuf’u olanca canlılığıyla “görmek” isteyen okura takdimimizdir. Sabahattin Ali, edebiyat ve çizgi roman tutkunları için yeni bir okuma tecrübesi…



Kuyucaklı Yusuf Alıntıları - Sözleri


Hiç geçmeyen,hiç unutulmayan şeyler var. Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler var.

"Hapishane ancak serseriler, köylüler ve aşağı tabakadan insanlar içindi; bir Hilmi Bey'in oğlu, adam öldürse bile onlarla bir tutulamazdı."

Tükenmek bilmez bir sabırla bir meçhulü beklemek... Sabahattin Ali - Kuyucaklı Yusuf

“ Neydi bu mavi göğe veya sevgili bir yüze bakmayı zevk olmaktan çıkaran hisler ve üzüntüler?.. “

" o gelmez artık" dedi "Nereden biliyorsun?"dedim "gidişinden belliydi"dedi

Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi; fakat yokluğu müthişti.

"Sonra en mühimi: Kendini halinden şikayet etmeye alıştırma! Ömrünün sonuna kadar dövünsen bu hayatın cefası tükenmez; kendine etmiş olursun..." Kuyucaklı Yusuf/ Sabahattin Ali

Zaten bir felakete sükün ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir.

Bizim küçük anadolu şehirlerimizde müzmin evlenme hastalığı daima hüküm sürmektedir. En kuvvetliler bile bir iki sene dayanabildikten sonra bu amansız mikroptan yakalarını kurtaramazlar... Evde meram anlatmaya asla imkân olmayan, seviyesi, ahlak telakkisi, dünyayı görüşü ve itiyatları büsbütün ayrı bir mahlukla daima bir beraberlik, insanı dış hayatta da bedbin yapar ve bütün insanlardan şüpheye düşürür. Bereket versin, Anadolu'nun bu yalnız kendine mahsus dertlerinin yanında bunların yine kendisine mahsus çareleri vardır. Bunlardan en birincisi `rakı`dır.

Fakat kendini bir felaketin içinde kaybetmenin bir manası yoktur. Her şey geçer. İnsan birazcık da kalender olmalı. Hiç geçmeyen, unutulmayan şeyler de var beyefendi! "Ölünceye kadar insanın sırtından atamayacağı şeyler..."

Etrafından ne kadar ayrı olduğunu, ne kadar uzak olduğunu hissetmeye başladı. Aman ya rabbi, ne kadar yalnızdı...

Hayatta hiçbir şey ona kıymetli görünmemiş, peşinden koşmak, erişmek, sahip olmak arzusunu vermemişti. Etrafına daima bir yabancı gözüyle bakmış, hiçbir yere bağlanmak arzusu duymamış, bu yalnızlığının gururu içinde memnun olmaya çalışmıştı. Şimdi ilk defa bir şey istiyor, hem de korkunç bir şiddetle istiyordu. Fakat niçin bu istek bir imkansızlıkla beraber gelmişti? Niçin hayatının bu en büyük arzusunu, şimdiye kadar belki yine içinde, fakat en gizli yerlerde saklı duran bu arzuyu, hapsedildiği yeri parçalayarak ortaya çıkar çıkmaz, öldürmeye mecbur kalıyordu?.. Niçin? Kimin için?..

(...) gitgide konuşmayı az sever olmuştu.

Bu dünyada karşılıksız hayır işlenmediğini öğrendim de onun için sordum.

İçindeki bütün yıkıntılara, bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu.




Kuyucaklı Yusuf İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Sabahattin Ali’nin  ilk önce Tan gazetesinde 1936 tefrika ettiği daha sonra 1937 yılında  kitap haline getirerek yayımladığı  Kuyucaklı Yusuf , yazarın ilk romanı olduğu gibi Türk Edebiyatında yazılan ilk  kasaba romanı olmaktadır. seçilen Aydın'daki cezaevinde yatarken tanıştığı ve hayatını dinleyerek etkilendiği Yusuf'un yaşadıklarından yola çıkarak kaleme aldığı Kuyucaklı Yusuf yazarın 1931-1932 yılları arasında yazıp tamamladığı [2] üç cilt olarak tasarladığı romanın ilk cildiydi. Fakat üc cild halinde düşündüğü bu roman serisinden sadece ilki olan Kuyucaklı Yusuf’u yazıp bitirmişti. Sabahattin Ali , Cevdet Kudret Solok ile yaptığı söyleşide bu üç cildi de tamamlasa idi ikinci cildin Çineli Kübra, üçüncü cildin de dağdan şehre inen Yusuf'u anlatacağını ifade etmişti. Netice olarak Kuyucaklı Yusuf, yazarın yakından tanıyan kalemdaşları ve eleştirmenleri tarafından bitmemiş bir roman olarak kabul edildi. 1930’lu yıllardan itibaren, zavallı ve cahil köylüler ile kasaba insanlarının hayatlarını gerçekçi bir yaklaşımla anlatan öyküler yazan yazarın İlk romanı Kuyucaklı Yusuf oldu. Kuyucaklı Yusuf, o zamana kadar öykü yazarı olarak bilinen Sabahattin Ali'nin 1937 yılında yayımlanan ilk romanı olmuştu. Edebiyatımızda yazılmış ilk kasaba romanı özelliği taşıyan bu roman, bir kasabanın toplumsal yapısını, bir aşk öyküsüyle birlikte süsleyerek anlatmıştı. Kürk Mantolu Madonna, adlı romanından önce yazılmış ve basılmış olan Kuyucaklı Yusuf Romanı, Anadolu’nun ezilen, insanlarının ıstıraplarını dile getirme amacıyla, yazılmıştı Kuyucaklı Yusuf, Türk romancılığında ilk kez, devlet ve sermaye gücü karşısında ezilen Türk köylüsünün dramı anlatmış, Sosyalistlerin çok sevdiği bu tip bir konu ilk kez bir Türk romanında işlenmiş bir konu oluyordu. Marksist düşünceleri yüzünden hapse giren, hatta hayatını da bu nedenle kaybeden Sabahattin Ali’nin bu romanı uzun bir müddet devlet tarafından okunması yasaklı bir roman kabul edildi. Eserlerinde köy ve kasaba sorunlarını gözlemci bir metotla ve sade bir dille anlatan yazar, köy ve kasabalarda yaşanan dramları, köylü ve devlet yöneticileri, yoksullar ile kasabalı zenginler arasındaki güç ve erk çatışmalarını anlatmıştı. Romanlarında ve öykülerinde yöneticilerin, ağaların, zenginlerin sermaye ve güç sahiplerinin halkı ezen, küçük düşüren hatta bir hiç sayan tutumlarını dile getirmişti. Sosyal Gerçekçiler denilen ve Köy Romancıları olarak da adlandırılan romancılarımızın başında gelen yazan bu romanında kasaba hayatını, kasaba halkı ve kaymakam çatışmalarını ele almıştı. Uzunca bir müddet okunması yasaklı eserler listesinde kalan roman 1980 darbesi sonrasında yasaklı eserler arasında sayılmaktan kurtuldu. Hatta şerefi iade edilmekle kalınmayıp, Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı’nın ortaöğretim öğrencilerine tavsiye ettiği 100 Temel Eser listesine de alındı. Roman, 1985 yılında Feyzi Tuna tarafından sinemaya da uyarlandı. (Mahmut Keçeci)

‘İçimde yarı kalmış bir konuşmanın üzüntüsü var’: “Sana her zaman o kadar güvendim ve o kadar güveniyorum ki bu zorlukları, yüklendiği ağır yükün altından kalkarak yeneceğini inanıyorum. Romanını doğacak çocuğumu bekler gibi bekliyorum.” Nazım Hikmet Ran DİKKAT: İncelememde söz sanatları, ahenkli konuşmalar, vurucu cümleler, falanlar filanlardan ziyade, Kuyucaklı Yusuf’un asıl hikayesini, Sabahattin Ali’nin sadece bir kitabı için bile neler çektiğini okuyup bilin diye yazıyorum. Çünkü o kahvenin yanına konulup storyler atılsın diye yazmadı bu kitapları ve bu kadar eziyeti de bunun için çekmedi. Uyanın dedi uyanın… Sabahattin Ali. 41 yıllık kısacık ömrüne hayal kırıklıkları, maddi-manevi sıkıntılar, mahkemeler, hapishaneler, kitaplarının toplatılması, vahşice katlediliş ve mezarsız bir gidiş bırakan Sabahattin Ali. Bunların yanında; -İki şiir kitabı /Dağlar ve Rüzgâr (1934 - Yeni Eklerle 1943), Kurbağanın Serenadı ve Öteki Şiirler'le birlikte (1937) -Üç roman / Kuyucaklı Yusuf (1937), İçimizdeki Şeytan (1940), Kürk Mantolu Madonna (1943) - Dört öykü / Değirmen (1935), Kağnı (1936), Ses (1937) - Kağnı - Ses (1943 - İki Kitap Birlikte), Yeni Dünya (1943), Sırça Köşk (1947) -Yedi çeviri / Tarihte Garip Vakalar - Max Memmerich (1941), Antigone - Sofokles (1942), Minna Von Barnhelm - Lessing (1943), Üç Romantik Hikaye - H. Von Kleist - A.V. Chamisso - E.T.A. Hoffmann (1944), Fontamara - Ignazio Silone (1944), Gyges ve Yüzüğü - Fr. Hebbel (1944), Yüzbaşının Kızı, Puşkin (1944) ve sonsuz beste bırakan Sabahattin Ali. Cılız kaleminden çıkan o korkunç hakikatlerin devleri korkutup sonunu daha doğrusu sonsuzluğunu getirdiği Sabahattin Ali. Sene 1930, Almanya’dan dönen Sabahattin yaz maaşını alabilmek için Bursa’nın Orhangazi ilçesine öğretmen olarak atandıktan sonra yine aynı sene, Gazi Eğitim Enstitüsü’nde yapılan Almanca yeterli sınavını başarıyla kazanıp Aydın Ortaokulu Almanca öğretmeni olarak atanır. Maddi yükünün biraz hafifleyeceğini, artık kendini tamamen yazmaya vereceğini düşünüp sevindiği sırada, öğrenciler arasında yıkıcı propaganda yaptığı ve kafalarını tehlikeli bilgilerle karıştırdığı gerekçesiyle 1931 senesinde tutuklanır. Her ne kadar böyle bir şey yapmadığını defaatle dile getirse de söyledikleri dikkate alınmaz ve mahkum edilir. Aradan üç ay geçtikten sonra suçsuz bulunur ve serbest bırakılır. Ama hayatından üç ayı çalınır Ali’nin, peki bunun hesabını kim verecektir ya da vermeyi düşünecekler midir? –Derin bir iç çekip ‘ hayır’ dediğinizi duyar gibiyim- Bu Ali’nin hayatına atılan ilk çelmedir ve asla son olmayacaktır. Yine de asla pes etmeyen, yılmayan biridir Ali. Çektiği acıları bal eyler her zaman ve yine öyle yapacaktır. Aydın Cezaevi’ni kendine bir okul haline getirir, orda gördüğü her şeyi belleğine kaydeder, tanıştığı her mahkumun hikayesini, acısını heybesine yükler ve öyle çıkar cezaevinden. İşte Aydın Cezaevi’nin mahsulüdür Kuyucaklı Yusuf. Ali orada yattığı süre boyunca yazacağı ilk romanın taslağını oluşturur kafasında. Bu ilk romanında halkını anlatacak, uyuyan çoğunluğu uyandırmaya çalışacaktır. Cezaevinde kaldığı süre boyunca ülkenin çelişkiler silsilesinden ibaret olduğunu ve bunun düzeltilmezse çok kötü sonuçlar doğuracağını fark edecektir. İyi ve kötü, zengin ve fakir, işçi ve patron, ağa ve köylü… Daha sonra Konya’ya öğretmen olarak atanır. Burada Yeni Anadolu gazetesinin sahibi Cemal Kutay’ın yanına gider ve daha önce Resimli Ay gibi bir gazetede öyküsü yayınlandığı için hemen kabul edilir. Ve Kuyucaklı Yusuf yazılmaya başlanıp 1932’de gazetede tefrika edilir. Ama yine, yeniden hevesi ağzına kadar getirilip kursağına kadar itilir. Gazete satışları hızla artarken Ali’nin parası verilmez ve yazılarını gazeteden çeker Ali. Satışları hızla düşen Cemal Kutay yanına iki yazarını da alıp Ali’yi, bir eğlencedeyken Atatürk’e hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklattırır. Bir’e üçtür ve daha önce bir tutuklanması mevcuttur, atılan iftiraya yaptığı itirazlar dinlenmez bile Konya ardından Sinop Cezaevi’ne girer. Sinop Cezaevi’nde acılar içindeyken o çok sevilen şiirini yazar: “Başın öne eğilmesin Aldırma gönül aldırma Ağladığın duyulmasın Aldırma gönül aldırma” (Hapishane Şarkısı) Ve daha sonra Duvar adlı öyküsünü yazar, dalgalar hızla duvarlara çarpıp kendisi denize hasret kalırken. “Bir mahpusu dünya ile hiç alakası olmayan bir zindana kapamak ona en büyük iyiliği yapmaktır. Onu en çok yere vuran şey, hürriyetin elle tutulacak kadar yakınında bulunmak, aynı zamanda ondan ne kadar uzak olduğunu bilmektir. On adım ötede en büyük hürriyetlere götüren denizi dinlemek ve sonra aradaki kalın kale duvarlarına gözleri dikerek bakmaya, denizi yalnız muhayyilede görmeye mecbur kalmak az azap mıdır?” Kağnı-Ses-Esirler / Sf:40 Bir yıl yattıktan sonra çıkan afla serbest bırakılır. Ama memuriyet hayatı bitmiştir. Defalarca milli eğitime gider sonunda, "eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesi" istenir. Benim Aşkım adlı şiiri yazar Atatürk’e olan sevgisini kanıtlamak için. Ve tekrar öğretmenliğe kabul edilir. Bu dava üzerine şunları söyler; "Ben yirmi yaşına gelmeden saçlarımı, bu memlekete hizmet edeyim diye, hizmet edebilecek hale gelmesi için ağarttım, dalavere peşinde ve kesemi doldurmak için ağartmadım. " Mahkemelerde / Sf:20 Kuyucaklı Yusuf yarım kalmıştır ama 1934 Dağlar ve Rüzgar şiir kitabını, 1935’te Değirmen ve 1936’da Kağnı öykü kitaplarını yayınlar. Ve nihayet Kuyucaklı Yusuf Tan gazetesinde tefrika edilmeye başlanır. ( Kasım-Ocak) 1937’de Şubat ayında Kuyucaklı Yusuf yani ilk romanı yayınlanır. O sırada Askere çağrılır. Henüz askerdeyken, halkı aile hayatı ve askerlikten soğutma gerekçesiyle kitaplar Haziran ayında toplatılır ve mahkemeye çağrılırlar. Kesin sonuç için bilirkişi raporu istenir ve Kuyucaklı Yusuf üç kurul üyesi tarafından okunup kesin kararı alacaktır. Üyelerden biri olan Reşat Nuri Güntekin şöyle sonuç yazacaktır, "Sabahattin Ali kanaatimce son neslin hikâyecilerinin en kuvvetlisidir. Ve Kuyucaklı Yusuf romanı memleketimiz ve edebiyatımızın yüzünü ağartacak kıymetli bir sanat eseridir." Mahkemelerde / Sf:65 Diğer üyelerin de olumlu raporlarıyla birlikte dava düşer ve basıma devam edilir. Ama Ali öldürüldükten sonra tüm eserlerine yasak gelir ve senelerce adından bile bahsedilmez. Şimdilerde ise MEB'in okunması gereken 100 Temel Eser listesinde ilk sıralarda. Sözün bittiği yer. Kitaba gelirsek, Sabahattin Ali, Kuyucaklı Yusuf’u üç ciltlik seri olarak yazmayı planlar. Şehrin büyüklerini öldüren Yusuf, ‘Çineli Kübra’ isimli ikinci ciltte eşkıya olacak, üçüncü ciltte ise yörüklerin arasına katılacaktır. Bu yönüyle Kuyucaklı Yusuf, İnce Memed gibi eşkıya romanlarının öncüsü sayılabilir. Kitapların giriş cümleleri her zaman önemlidir. Sizi sarsması ya da afallaması gerekir. Camus’nün ya da Orhan Pamuk’un yaptıkları girişler gibi. Kuyucaklı da şöyle başlıyor; "1903 senesi sonbaharında ve yağmurlu bir gecede Aydın 'ın Nazilli kazasına yakın Kuyucak köyünü eşkiyalar bastılar ve bir karı kocayı öldürdüler." Bu cümleyi duyduktan sonra nedense kafamda hep şimşek çakma efekti canlanıyor. :) Ailesini eşkıya baskınında kaybeden Yusuf, kasabaya tahkikat için gelen kaymakam Salâhattin Bey tarafından evlat edinilir ve asıl hikaye o zaman başlar. Köyden şehre evlatlık olarak giden Yusuf’un oraya adapte olamaması, üvey annesi Şahende hanımın onu hiçbir zaman istememesi onu içine kapattıkça kapatır. Kimseyle konuşmaz Yusuf sadece içine sızar. Ali eserlerinin çoğu yerinde kendinden bahseder aslında. Gizli özneler doludur eserleri ama bunu saklamakta ustadır. Bu yüzden hayatını detaylı bilmeyenler pek fark etmezler. Mesela, kendinden 15 yaş küçük Şahende ile evlenen Salahattin bey aslında anne ve babasıdır. Babası Selahattin kendinden yaşça çok küçük olan Hüsniye ile evlenir. Hem yaşının küçük olması hem de kocasının asker olup sürekli çatışmalara katılması annesini delirtmiştir. 3 kez intihar girişiminde bulunmuş ve çoğu kez hastanede yatmıştır. Babası annesine çok düşkündür ve annesi ona kan kusturur, bu yüzden Ali ile annesinin arası hiçbir zaman iyi olmamıştır. Hele sonunda babası dayanamayıp kalp krizinden vefat edince hepten annesinden nefret etmiştir. Buna rağmen ömrünün sonuna kadar, cezaevindeyken bile annesini tek bir gün bile kimseye muhtaç etmemiş sonuna kadar bakmıştır. İşte bu romandaki Şahende hanım annesidir aslında. Yani sitede dolanan şu cümleler - gonderi/40065362- tamamiyle sahte alıntıdır. Genelde çoğu okur aşk kitabı olarak benimser kitabı ama bu tamamen yanlış bir tutum. Hukuk sisteminin bozuklukları, ağalık kavramının cumhuriyete rağmen hala egemen olması, parası olanın istediği insanı satın alabilmesi -asker, polis, hakim vs.- gibi konulara değinir aslında. Daha önceki eserlerde köy hayatları pastoral bir güzellikte anlatılır. Çiçekler, böcekler, kelebekler kıvamında. Ama Ali olaya bambaşka bir pencereden bakar, bahçeden çıkıp bodrum katına iner. Toplumsal düzendeki çelişkiyi, çarpıklığı görür ve bunu okuyucusuna gösterir. Alman ve Rus edebiyatına hayrandır Ali. Çok okur, Niyazi Berkes şöyle der onun için, “Hiç vazgeçmedi bir alışkanlığı vardı: Cebinde daima bir kitap bulundurur, boş kaldığı anda okumaya başlardı” Bu yüzden eserleri tasvir gücü yüksek imgelemlerle doludur. Bu kitap ise çizgi-roman ve ben ilk kez okudum bu yüzden çizim bilgim sıfır. Sadece şunu söyleyebilirim; çizimler Talat Bulut'un oynadığı Kuyucaklı Yusuf filminden daha gerçekçi geldi bana. :) Zira film aşırı kötüydü. Ama kitap da pek iyi sayılmazdı. Ben Ali'ye ait her şeyi okuduğum için aldım, pek tavsiye etmem. Buraya kadar okunur mu bilmiyorum, okuyanlara teşekkür ediyorum en azından bir iki kişi çıkar :) Okumayanlar da aşk kitabı diye kahvenin yanında paylaşmaya devam etsinler. Daha güzel bir dünyaya uyanmak dileğiyle... (Gül)

Dram, trajedi, gerilim ve hayatın ne kadar acımasız olabileceğini yüze vuran bu kitaptan sonra, bir süre Sabahattin Ali'ye ara vermeye karar verdim. Sanırım kafamı toplamak biraz zaman alacak... yazar/sabahattin-ali kitap/kuyucakli-yusuf--202704 (Recep Mercan)



Kitabın Yazarı Sabahattin Ali Kimdir?

Sabahattin Ali, 25 Şubat 1907'de Edirne Vilayeti'nin Gümülcine Sancağı'na bağlı Eğridere kazasında doğmuştur.

 

Babası piyade yüzbaşısı (Cihangirli) Selahattin Ali Bey'in görev yerlerinin sık sık değişmesi dolayısiyla, ilköğrenimini İstanbul, Çanakkale ve Edremit'in çeşitli okullarında tamamlamıştır.

 

Edremit'e göçtüklerinde bölge Yunan işgalinde olduğu için emekli olan babası aylığını alamamış ve aile çok zor günler geçirmiştir. İlkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu'na giren Sabahattin Ali, beş yıl burada okumuş, daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu'nda mezun olmuştur (1926). Bir yıl kadar Yozgat'ta ilkokul öğretmenliği yapmış, Millî Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Almanya'ya giderek iki yıl orada okumuştur (1928 - 1930).

 

Yurda döndükten sonra Sabahattin Ali, Orhaneli’nde ilkokul öğretmenliğine atandı. Aydın ve sonra Konya ortaokullarında Almanca öğretmenliği yapmıştır.

 

Konya'da bulunduğu sırada, bir arkadaş toplantısında Atatürk'ü yeren bir şiir okuduğu iddiasıyla tutuklanmış (1932), bir yıla mahkûm olarak Konya ve Sinop cezaevlerinde yatmış, Cumhuriyetin onuncu yıldönümü dolayısıyla çıkarılan af yasasıyla özgürlüğüne kavuşmuştur (1933). Cezaevinden çıktıktan sonra Ankara'ya giden Sabahattin Ali Millî Eğitim Bakanlığı'na başvurarak yeniden göreve alınmasını istemiştir. Dönemin bakanı Hikmet Bayur'un "eski düşüncelerinden vazgeçtiğini ispat etmesini" istemesi üzerine Varlık dergisinde "Benim Aşkım" adlı şiirini yayımlayarak (15 Ocak 1934) Atatürk'e bağlılığını göstermeye çalışmıştır. Aynı yıl Bakanlık Neşriyat Müdürlüğü'ne alınmış, Ankara II. Ortaokul'da öğretmenlik yapmıştır.

 

16 Mayıs 1935 günü Aliye Hanım ile evlenmiş, 1936'da askere alınmış, 1937 Eylülünde kızı Filiz Ali dünyaya gelmiştir.

 

Yedek Subay olarak askerliğini Eskişehir'de tamamlamış, 10 Aralık 1938 de Musiki Muallim Mektebi'nde Türkçe öğretmeni olarak göreve başlamıştır.

 

1940 yılında tekrar askere alınmış, askerliğini yaptıktan sonra Ankara Devlet Konservatuarı'nda Almanca öğretmenliği yapmıştır (1941 - 1945).

 

"İçimizdeki Şeytan" romanı milliyetçi kesimde büyük tepki toplamıştır. Nihal Atsız'ın hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açmış, dava sırasında çok sıkıntı çekmiştir. 1944 yılında davayı kazanmasına rağmen tepkilerden kurtulamamıştır. Olaylı duruşmalar sonunda bakanlıkça görevinden alınmış, İstanbul'a giderek gazetecilik yapmaya başlamıştır (1945). Ancak fıkra yazdığı La Turquie ve Yeni Dünya gazeteleri, Tan olayları sırasında tahrip edilince işsiz kalmış, Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'la Marko Paşa, Malum Paşa, Merhum Paşa, Öküz Paşa gibi siyasal mizah dergilerini çıkarmıştır (1946 - 1947). Ancak, bu gazeteler tek parti iktidarının baskılarıyla karşılaşmış, dergilerin isimlerindeki Paşa ifadesiyle "Milli Şef" İsmet Paşa ile alay edildiği iddiası ile kapatılmış, yazılar ve yazarları hakkında kovuşturmalar açılmıştır.

 

Sabahattin Ali dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yatmış, karşılaştığı baskılardan bunalmıştır. Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda, içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: "Çalmadan, çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi?"

 

Bir başka dava nedeni ile 1948'de Paşakapısı cezaevinde üç ay yatmıştır. Çıktıktan sonra zor günler geçirmeye başlamış, işsiz kalıp, yazacak yer bulamamıştır. Yurt dışına gidebilmek için pasaport almak istemiş, alamamıştır. Yasal yollardan yurt dışına çıkma olanağı da bulamayınca Bulgaristan'a kaçmaya karar vermiş fakat para karşılığı anlaştığı Ali Ertekin adlı kaçakçı tarafından Jandarma karakolunda katledilmiş daha sonra da cesedi 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde bulunmuştur.

 

Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf eden ve Milli Emniyet mensubu olduğu iddia edilen Ali Ertekin, dört yıla hüküm giymiş; fakat birkaç hafta sonra çıkartılan aftan yararlanarak serbest kalmıştır.

 

Bulgaristan’ın Eğridere (Ardino) kentinde, Sabahattin Ali’nin 100. doğum yılı kutlandı. 31 Mart 2007 günü gerçekleşen toplantıya, başta Bulgaristan Yazarlar Birliği Başkanı olmak üzere Sofya ve Bulgaristan’ın çeşitli kentlerinden Türk ve Bulgar yazarlar, şairler, okurlar ve Sabahattin Ali’nin kızı Filiz Ali katıldı. Bütün eserleri 1950’li yıllardan beri Bulgaristan’daki tüm okullarda okutulduğundan, Sabahattin Ali bu ülkede çok tanınan bir yazardır.

 

Sabahattin Ali yazı yaşamına şiirle başlamış, hece vezniyle yazdığı ve halk şiirinin açık izleri görülen bu ürünlerini Balıkesir'de çıkan ve Orhan Şaik Gökyay tarafından yönetilen Çağlayan dergisinde yayımlamıştır (1926).

 

Servet-i Fünun, Güneş, Hayat, Meşale gibi dergilerde de yazan (1926 - 1928) Sabahattin Ali, bu arada öykü de yazmaya başlamış, ilk öyküsü "Bir Orman Hikayesi" Resimli Ay'da yayımlanmıştır (30 Eylül 1930).

 

Toplumsal eğilimli bu öyküyü Nazım Hikmet, şu sözlerle okurlara sunmuştur: "Bu yazı bizde örneğine az tesadüf edilen cinsten bir eserdir. Köylü ruhiyatının bütün muhafazekâr ve ileri taraflarını, iptidaî sermaye terakümünü yapan sermayedarlığın inkişaf yolunda köylülüğü nasıl dağıttığını ve en nihayet, tabiatın deniz kadar muazzam bir unsuru olan ormanın muğlak, ihtiraslı hayatını, kımıldanışların zeki bir aydınlık içinde görüyoruz".

 

Sabahattin Ali, af yasasından yararlanarak hapisten çıktıktan sonra, özellikle Varlık dergisinde yayımladığı "Kanal", "Kırlangıçlar", "Arap Hayri", "Pazarcı", "Kağnı" (1934 - 1936) gibi öyküleriyle dikkati çekmiştir.

 

Sabahattin Ali Anadolu insanına yaklaşımıyla edebiyata yeni bir boyut kazandırmıştır. Ezilen insanların acılarını, sömürülmelerini dile getirmiş, aydınlar ve kentlilerin Anadolu insanına karşı takındıkları küçümseyici tavrı eleştirmiştir.

 

1937'de yayınlanan Kuyucaklı Yusuf romanı, gerçekçi Türk romanının en özgün örneklerinden biridir.

 

Sabahattin Ali'nin halk şiirinden esinlenerek yazılmış şiirlerini içeren Dağlar ve Rüzgâr (1934) adlı kitabı yazın çevrelerinde ilgi uyandırmış, örneğin Yaşar Nabi, Hakimiyeti Milliye'de şu övücü satırları yazmıştır: "Bu kitabın mümeyyiz vasfı halk edebiyatı tarzında bir deneme teşkil etmesidir. Sabahattin Ali'nin tecrübeli muvaffak neticeler vermiş. Ve bize, şiirleri doğrudan doğruya bir halk şairi elinden çıkmamış olduklarını hissetirmekle beraber, o tanıdığımız ve sevdiğimiz samimi edayı tattırabiliyor. Komplike imajlardan kaçınılmış olması, bu şiirlere büyük bir sadelik vermiş." Ancak, Sabahattin Ali, bu kitabından sonra şiirle ilgilenmemiş, sadece öykü ve roman yazmıştır.

 

'Leylim Ley', 'Aldırma Gönül' gibi halk dilinden yararlanarak yazdığı şiirler herkes tarafından bilinir.

 

Sabahattin Ali, Varlık'ta Esirler adlı üç perdelik bir oyun da yazmış (1936), ancak bu türü de bir daha denememiştir.



Sabahattin Ali Kitapları - Eserleri


Kuyucaklı Yusuf

Bütün Şiirleri

Çakıcı'nın İlk Kurşunu

Değirmen

Hep Genç Kalacağım

Kağnı - Ses - Esirler





Kamyon

Mahkemelerde

Markopaşa Yazıları ve Ötekiler

Sırça Köşk

Yeni Dünya

İçimizdeki Şeytan

Öyküler Şiirler ve Oyun





Arabalar Beş Kuruşa

Canım Aliye, Ruhum Filiz

Bütün Öyküleri - 2

Bütün Öyküleri 1

Üç Öykü

Bütün Eserleri

Dağlar ve Rüzgar





Değirmen - Dağlar ve Rüzgar

Kuyucaklı Yusuf - İçimizdeki Şeytan - Kürk Mantolu Madonna

Dağlar ve Rüzgar - Kurbağanın Serenadı - Öteki Şiirler

Tüm Eserleri - Öyküler

Kırlangıçlar

Kağnı

Ses





Kağnı - Ses

Kürk Mantolu Madonna

Aldırma Gönül

Esirler

Bütün Öyküleri - 3

Bütün Öyküleri - 4

Bütün Öyküleri - 5





Tüm Eserleri - Oyunlar Şiirler Mektuplar Yazılar Tutanaklar

Köpek

Bir Delikanlının Hikayesi

Bir Cinayet Sebebi

Seçme Şiirler

Gramofon Avrat

Ehliyetsiz İktidar





Leylim Ley

Benim Meskenim Dağlardır

Beyaz Bir Gemi

Şiirler

Mehtaplı Bir Gece

Sabahattin Ali Seti

Kuyucaklı Yusuf





Çocuklar Gibi

Devlerin Ölümü

İki Kadın

Öyküler

Sabahattin Ali Biyografi

Kağnı & Kamyon ve Diğer Öyküler

Sabahattin Ali Şiirleri





Değirmen-Esirler

Tüm Eserleri

Gönül Yayıncılık Sabahattin Ali Seti 12 Kitap

Bir Fotoğraf Camı: Çektiği ve Çekemediği Fotoğraflarıyla Sabahattin Ali

Yeni Dünya ve Ses

Sırça Köşk ve Masallar

Değirmen ve Kağnı





Sabahattin Ali - Bütün Eserleri (Özel Deri Ciltli Kutulu)

Asfalt Yol

Değirmen - Sırça Köşk

Seçme Öyküler 1

Yeni Dünya - Sırça Köşk

Balaca Həsən

Devlerin Ölümü - Bir Aşk Masalı - Koyun Masalı - Sırça Köşk





İstanbul'u Dinliyorum - Leylim Ley (2 Kitap Birden)

Hasan Boğuldu - Sevgi Neredeyse Tanrı Oradadır (2 Kitap Birden)

Gramofon Avrat - Nedime

Seçme Öyküler 2

Dağlar ve Rüzgar-Esirler

Ses & Duvar ve Diğer Öyküler

Seçme Öyküler





Kürk Mantolu Madonna




Sabahattin Ali Alıntıları - Sözleri


⊰ benim aşkım ⊱ “Sensin, kalbim değildir, böyle göğsümde vuran, Sensin “Ülkü” adıyla beynimde dimdik duran. Sensin çeyrek asırlık günlerimi dolduran; Seni çıkarsam, ömrüm başlamadan bitiyor. Hem bunları ne çıkar anlatsam bir dizeye? Hisler kambur oluyor dökülünce yazıya. Kısacası gönlümü verdim Ulu Gazi’ye. Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor.” 1934 (Şiirler)

Herkes kendi havasında ve menfaat peşinde. (Kağnı)

°Ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım. (Bütün Eserleri)

Ben zannediyorum ki, olan şeylerin karşısında şu anda duyduğumuz elem ve ızdırap, bunların niçin böyle olduğunu düşünmekten bizi menedecek kadar kuvvetlidir. (Bütün Öyküleri - 2)

Anlarsın niçin uzak yerlere baktığımı, İçinde yaşanmaz bir dünyada yaşıyorum. (Leylim Ley)

Ve ozaman kalbimi sen alacaksin ! (Gramofon Avrat)





İçindeki bütün yıkıntılara, bütün kederlere rağmen başını yere eğmek istemiyordu. (Kuyucaklı Yusuf)

Çünkü azlıkta kalanlar çok olanlara nedense tepeden bakarlar. (Kırlangıçlar)

“Şimdi şiir bence senin yüzündür Şimdi benim tahtım senin dizindir Sevgilim, saadet ikimizindir Göklerden gelen bir yadigar gibi.” (Çocuklar Gibi)

İki kişi birbirlerini yeni tanıdıkları zaman havadan sudan bahsetmek âdettir. (Kamyon)

Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar çok inanmıştım ki, bunda aldanmış olmak, bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. (Kürk Mantolu Madonna)

"Rızkını vermediğimiz, veremediğimiz müddetçe ne çocuk, ne nüfus isteyemeyiz. Karnını doyuramadığımız, sıhhatini koruyamadığımız, tahsilini temin edemediğimiz her çocuk, "Bu memlekete yüz milyon lazım!" diyenlerin gözüne, onları gaflet uykularından uyandırmak için sokulmuş birer parmaktır." (Ehliyetsiz İktidar)

"Hiçbir fikre inanmadıkları için fikirlere, insanı insan eden duygulara yabancı oldukları için insanlık sevgisine, herhangi bir şeyi bilip öğrenemeyecek kadar beyinsiz ve tembel oldukları için bilgiye ve kitaba düşman olanlara lânet olsun..." (Ehliyetsiz İktidar)





“Hanım, burası neresi? Mahpus koğuşu, hırsız yatağı. Adamın gözünden sürmeyi çalarlar.” (Ses & Duvar ve Diğer Öyküler)

İçimde, kendime de izah edemediğim karışık ve üzücü birtakım hisler belirmişti.” (Yeni Dünya)

Ve onların arasında nasılsa kalmış olan beyaz bir kasımpatı, buraları örten siyah perdenin üzerinde geçmişi görmek için bırakılmış bir delik gibiydi (Arabalar Beş Kuruşa)

'Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi..' (İçimizdeki Şeytan)

Gökyüzüne baktı, bir bulut aradı ve bekledi… (Kamyon)

Elbette, dünyada her şey parayla olur... (Beyaz Bir Gemi)

Aya hitap eder gibi, şarkısına devam etti: Ayın şavkı vurur sazım üstüne Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne Gel ey hilâl kaşlım, dizim üstüne, Ay bir yandan, sen bir yandan sar beni. (Kamyon)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/kuyucakli-yusuf-sabahattin-ali-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi-pdf-indir)