# Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma - Aytunç Altındal Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma kimin eseri? Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma kitabının yazarı kimdir? Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma konusu ve anafikri nedir? Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma kitabı ne anlatıyor? Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma PDF indirme linki var mı?  Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma kitabının yazarı Aytunç Altındal kimdir? İşte Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/laiklik-enigmaya-donusen-paradigma-aytunc-altindal-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-07-05T15:00:12+03:00
- Güncelleme: 2022-07-05T15:00:12+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/07/05/aytunc-altindal-kimdir-aytunc-altindal-kitaplari-ve-sozleri-262503.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Aytunç Altındal 
 Yayın Evi: Alfa Yayıncılık 
 İSBN: 6051067049 
 Sayfa Sayısı: 300 
--reklam--
Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Türkiye'de Laiklik denilen olgu, 'yeni' devlet ve onu iktidar aracılığıyla yönlendiren kadro tarafından Batı'dan kopya edilerek başlatıldı. Bu nedenle de kitlesel destekten yoksun kaldı. Hatta mümin Müslüman kitlenin nezdinde 'gavurlaştırılmak' olarak değerlendirildi. Yine T.C. Devleti'nde 'din' özerkleştirilmedi. Tam tersine 'din' (İslamiyet) Türk tipi İslamiyet haline getirilerek devletin denetimi altına sokuldu. Sayısız yasa ve yönetmelikle, gerçekte DİN VE DEVLET İŞLERİ birbirinden ayrılmadılar, tam tersine DİN, DEVLETİN İŞLERİ arasına sokuldu. 
Laiklik olgusu Din ve Devlet'in ayrıştırılması olarak değil, Din-Devlet-Dünya üçlüsünün tek tek ve birbirleriyle bağlantılı olarak ele alınmasıyla anlaşılırlık kazanır. Laisizm'den ayrı olarak Sekülarizm; Din, Devlet ve Dünya'dan kurulu üç alanlı bir tezin seslendiricisidir. 
Kişiler Laik olurlar. Devlet Laik olamaz. Devlet, tüzel bir 'kişiliktir', ne Dini olur ne de Laikliği... Laik ve/veya Seküler olan Anayasa'dır, Devlet değil." 
Aytunç Altındal, Laiklik; Enigma'ya Dönüşen Paradigma'da, Enigmatize edilmiş olan bir Paradigma'nın (Laiklik ve Sekülerlik) incelenmesini amaçlıyor. T.C. Devleti'nin Anayası'na 1937 yılında sokulan 'Resmi / Devlet Laisizmi'ni eleştirirken Türkiye'de nasıl bir laiklik olmalıdır?' sorusuna yanıt arıyor. Son 60-70 yıldır tartışılmakta olan Türkiye'de 'Laisizm'i yeniden tanımlanıyor ve 'Seküler' olanla arasındaki farklılıkları açıkça gösteriyor.
--reklam--
Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma Alıntıları - Sözleri
Kur'an'da insan(lar)dan öncelikle kendi kendilerine "Düşünmeleri ve Akıl etmeleri" istenmektedir. "Önce İnan, Sonra Öğren" değil, "Önce Düşün/Akıl et, Sonra inan" istenmektedir.
"Faiz"i Islamiyet de, Hristiyanlık da yasaklamıştır. Ama iki büyük din de bunu ortadan kaldıramamışlardır. işte bu bağlamda denilebilir ki, Peygamber'in döneminde bile TAM, SAF ve MUTLAK ŞERÍAT DEVLETÍ yoktu, olmamıştır. Olmayan bir Devlet tipini, bazı saf ve imanlı insanlarin önlerine bir UTOPÍA olarak koyduranlar bir taşla birçok kuş birden vurmaktadırlar, o kadar.
Türkiye' de gerçek "Gericiler" en kalın çizgilerle, "Biz Adam Olmayız' diyenlerle, "Bir Türk Dünyaya Bedeldir" diyenlerdir.
Son yıllarda Türkiye'de hızlı bir toplumsal değerler erozyonu yaşanmaktadır. Rüşvet, iltimas ve adam kayırmacılık vb. gibi her devirde ve her ülkede rastlanabilen olgular, hazindir ki, Türkiye'de artık sınır tanımayan boyutlara ulaşmıştır. Bu yozlaşmanın kaçınılmaz sonuçlarından biri de devletin en çok sorumluluk gerektiren makamlarına bazı bilgisiz ve yeteneksiz kimselerin atanmaları olmaktadır.
Dindar ya da Laik, ya da Ateist olmak sadece GERÇEK ÎNSANLARA özgüdür. ÇÜNKÜ HER DİN ANCAK GERÇEK ÎNSANLARLA VARDIR. ÎNANANLARI OLMAYAN BÍR DÍN OLAMAZ. AMA DEVLETÌ OLMAYAN BİR DİN OLUR.
Hazindir ki, Türkiye'de sorumsuz bir çevre var.
Kendi kişisel çıkarları uğruna ya da "Kendi kendine ispat" güdüsüyle yalancı dünyalar yaratmak ve kendi yarattıkları bu yalancı dünyada kendilerini kahraman yapmak arzuları var. Bu arzu büyük ölçüde "Așağılık duygusu'ndan kaynaklanıyor.
Bildenberg'in amacı, ABD, Avrupa ve Japonya arasında "Dinler birliği" esas alınarak ortak bir dünya yönetimi kurmaktır.
Türkiye'de, gerçekte, "Şeriat"a bağlı bir Devlet düzeni kurabilmek hayalden de öte bir halüsinasyondur. Din'i Devlet işlerine alet edebilmek ise, öncekinden daha Zırva bir iddiadır. Siz 1990'lar Türkiyesi'nde, bir yetkilinin örneğin baştan aşağı zemzem suyuyla yıkanmış, namazında niyazında "Tam" Müslüman bir Devlet yetkilisi IMF ile, Dünya Bankasıyla, AET ile, NATO ile islami Şeriat'a uygun anlaşmalar imzalayabileceğini düşünebiliyor musunuz? Sadece Türkiye'de değil, dünyanın hiçbir ülkesinde -İran dahil - taraflardan biri, dinsel esaslara göre hazırlanmış bir "Petrol" ya da "Teknoloji" ya da "Ticaret" anlaşması imzalatmayı isteyemez. Bu koşullar altında "Şeriat Devleti" bir aldatmaca ve umacı işlevini görmektedir, o kadar.
Katolik kilisesi, Türkiye'deki ve Avrupa' daki Islamiyeti incelemek için 1978' de SRI diye bilinen Islamla İlişkiler Dairesi'ni kurmuştur. Bu kuruluş, başta Türkiye olmak üzere tüm Islam âlemindeki gelişmeleri izlemektedir. Devletler ve üniversiteler tarafından kurulmuş benzer tip örgütler de vardır. Türkiye'nin Batı'yı ve Hristiyan âlemi ile bu ülkelerdeki seküler/laik yapıyı inceleyen tek kuruluşu bile yoktur. Bırakın Batı dünyasını, Avrupa' daki tüm Islamiyeti inceleyen kuruluşu da yoktur. Bu yazı dizisi, bu konuda hazırlanmış ve
kuşkusuz olayı tüm ayrıntılarıyla yansıtan ilk yazı dizisidir. Umarız, Türkiye'yi büyük devlet yapmak isteyenlere bir uyarı olur. Yoksa atıp tutmakla, vatan-millet-Sakarya nutukları savurmakla büyük devlet olunmaz. Bosna-Hersek'ten hiç değilse bu konuda bir ders alınmalıdır.
Şeriat, Allah'ın açıklanmış iradesidir. Allah' ın kendisi değildir.
Anayasa da Devletin açıklanmış iradesidir, kendisi değildir. Allah-Devlet-Yasalar üçgeni her bireyin hayatını belirleyen üç köşetaşıdır. Tanrı'yı reddeden Ateist de, Devlet'i reddeden Anarşist de olsa Allah-Devlet ve Yasaları'ndan etkilenirler. Çünkü içinde yaşadıkları toplumda
tüm reddiyelerine rağmen Kulluk ve/veya Yurttaşlık HAKKI yine de bu unsurların YASALARIYLA belirlenmiştir.
Sütyen takmayan kadın ilerici, başını örten kadın gerici ayrımının ne bilimsel ne de etik bir değeri vardır. Türkiye'de gerçek gericiler en kalın çizgilerle, "Biz adam olmayız!" diyenlerle, "Bir Türk dünyaya bedeldir" diyenlerdir.
"Örtünme" konusuna değinmek gerekiyor. Örtünme ve çıplaklık, değişik yorumlamalarla günümüze kadar tartışılarak gelmiştir. Yahudilik'te ve İslamiyet'te "Örtünme" çok önemli bir yer ve rol
oynamaktaydı. Bu iki sistematikte "Örtünme" bir haktır. Hıristiyanlık'ta ise Örtünme değil, belki şaşırtıcı olacak ama, "Çıplaklık" insanın Tanrı karşısındaki "Masumiyeti"nin bir nişanesidir. Günümüzde Batı'nın tüm Hıristiyanca değerlerinde "Çıplaklık" temel bir işleve sahiptir. Şunu ekleyebilirim: Cinsiyeti İnsan'ın Örtüsüdür. Bu nedenle "Çıplaklık" Hıristiyanlık'ta temel bir sorunsal değildir. İsa'nın çivilendiği Haç'da İsa, sadece genital kısmı örtülü olarak sunulmaktadır. Yine Hıristiyanlık'ta Madonna (İsa'nın annesi Meryem) ile Magdelen (fahişe Meryem) rekabeti vardır. Hıristiyanlık kadınlığı dört kategoride algılamıştır. Kadın
önce günahkar kılınmış (peccatrir); sonra kutsanmış günahkar (beata peccatrix-beatrix) yapılmıştır. Hıristiyanlık'ta bu iki özelliği çoğunlukla Meryem Ana (Bakire Meryem) temsil eder. Ama kadının iki özelliği daha vardır. Kadın aynı zamanda ruhen baştan çıkarıcı, (Kadının Ruh'u Cinselliği, cazibesidir ilkesi gereği) yani, meretrix'dir. Kadın cazâbesiyle erkeği baştan çıkarabildiği için de Hluminatrix (Işık-taşıyan, aydınlatan) durumundadır. Bu son iki özelliği de fahişeyken nadim olup İsa'nın havarileri arasına katılan ve Havariler'e Havarilik yapan kadın olarak tanınan Maria Magdalena, yani Mecdeli Meryem temsil eder. Hıristiyan Batı'nın dinsel, toplumsal, kültürel ve aile-içi yapısında Kadınlığın bu dört özelliği yaklaşık 2000 yıldır yeretmiştir. Orta-Doğuda böyle bir gelenek 9. yüzyıla kadar vardı. Örneğin Göreme'deki Tokel Kilisesi'nde Kutsal Kadın Mecdeli Meryem çıplak olarak (saçlarıyla örtülü) verilmekteydi.
.
.
.
Kısacası; kadın çıplaklığı Hıristiyan Batı kültürünün vazgeçilmez,
dinsel ögesidir. Hatta şu bile söylenebilir: Batılı kadın kendini nutidas virtualis (Havva gibi) anlamında çıplaklaştırdıkça daha "Masum" olabileceğine inanır. Çıplaklaşması onu Hıristiyanlığı'ndan uzaklaştırmaz, tersine, özgün şekliyle Hıristiyanlığa yaklaştırır. Çünkü İkinci Adem sayılan İsa ile onun "eşi, sevgilisi" sayılan Mecdeli Meryem (pişman olmuş Havva) çıplaktırlar, Çıplaklık Hıristiyanlık geleneğinin "Nesnel Gerçeği"nin bir parçasıdır.

Sözü başörtüsüne getirmek istiyorum. Türkiye'de başörtüsü sofu laikler açısından "Uygarlığa, Çağdaşlığa" aykırı bulunmaktadır. Hatta “İnsan Hakları" ile "Köktenci" Feminist literatürün de teması yapılmaktadır. İki bin yıldır "Çıplaklığı" kendi dinlerinin vazgeçilmez gerçekliği sayan Hıristiyanların koydukları standartları, "Çağdaş" (Modern) olacağız diye, 1400 yıldır, "Çıplaklığı" sadece yukarıda belirtilen dördüncü anlamıyla algılamış ve yaşamış olan insanlara empoze etmek, kanımca, "Uygarlığa" aykırıdır. Hıristiyanlar bir Kült olarak (Din değil) çıplaklık geleneğine sahiptirler diye, Müslümanlardan ve Yahudilerden de aynı geleneğe uymalarını istemek ne insan haklarıyla, ne İnanç'la, ne de Sekularizm'le bağdaşır.

Ama Türkiye'de belirli çevreler kendi çarpık Laiklik anlayışlarını
her yola başvurarak empoze etmeyi Laikliğin ön-şartı saymaktadırlar.
Yaşadığımız dönem, enigmatik yani doğrusunun bilinmediği bir belirsizlik çağıdır.
... diyor bayan Luce, " Siz müslümansınız, nasıl oldu da Hristiyanlıkla ilgili böyle bir tez geliştirebildiniz? Çok şaşırdım."
Sırf konuyu derinleştirebilmek için, "Ama ben laik bir müslüman'ım," diyorum. Çok şaşırıyor. Karı-koca birbirlerine bakıyorlar. Ben de zaten onların şaşırmalarını bekliyorum.
"Laik mi? O da ne?"
Siyonizmin, Yahudi şeriatına aykırı -hatta ona yabancı ve düşman- olduğunu açıklamaktan çekinmemiş olan Yahudilerdir. Kısacası, Arap milliyetçiliği olsun, Siyonizm olsun, hiç fark etmez, ikisi de birer ideolojidir. İçinden çıktıklarını dinleri temsil etmezler.
--reklam--
Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Laiklik: Lâiklik nedir ? Nereden gelir ? Anlamı? Dünyadaki uygulamaları ? İlk örnekleri vs.
Kitaptaki en büyük etken sorduğu soru bence Devletin dinî olur mu ? Olursa ne olur ? (OSMAN NURİ EFE) 
Bu kitabı ülkemizde yaşayan her vatandaşa tavsiye ederim. Ülkemizdeki insanların bakış açısının aksine, laikliğin bizim bildiğimizden ve duyduğumuzdan bambaşka bir şey olduğuna değiniyor. Sekülarizm'in aslında laiklikle özdeş anlama gelmemesine rağmen Türkiye'de böyle bir anlama geldiğini anlatıyor. Ülkemizde din ve devlet işleri gerçekten ayrı mı? Yoksa dinin işlerine devlet alet mi ediliyor? İnsanların başörtülü olması cezaya sebep verecek bir şey mi? Laiklikle çakışıyor mu? Yoksa ülkemizde laiklik "dinini yaşayan insan" düşmanlığı olarak mı bilinçaltlarına yerleştirilmiş? Bu ve birçok sorunun cevabını bu kitapta bulabilirsiniz. Aynı zamanda kendini 'gerçek bir laik' olarak tanımlayanların muhakkak okuması gereken bir kitap. Laiklik anlayışını kökten değiştirecek, gerçek tarihle ve verilerle işlenmiş bir kitap. Seküler bir bakış açısı ile yazılmış. Bu konuyla bağlantılı birçok farklı konuya değiniyor. İslam'a ve Hristiyanlık ile Yahudiliğe... Kitapta soru işaretleriyle karşılaşabilirsiniz. Bu sizi başka konuları araştırmaya itecektir, her dolu kitapta olduğu üzere. (S.) 
--reklam--
Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Aytunç Altındal - Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Aytunç Altındal Kimdir?
Aytunç Altındal asıl ismi Aytun Altındal (d. 12 Ocak 1945, Bakırköy, İstanbul), tarih ve politika alanında faaliyet gösteren Çerkez asıllı Türk gazeteci, yazar ve araştırmacı. Dinler, felsefe, gizli örgütler ve sair konularda birçok makale ve kitap yazmıştır.

Öğrenimi

İlkokulu İstanbul'da, ortaokulu Diyarbakır'da (1956) bitirdi. Haydarpaşa, Kabataş ve Pendik liselerinde okuyarak liseyi tamamladı.

Aile Hayatı

Aytunç Altındal'ın babası Cavit Altındal, Beşiktaş kulübünde futbol oynamış aynı zamanda Haysiyet Divanı Başkanlığı yapmıştır. Annesi Fatma hanım ise ev hanımı. Aytunç Altındal, 4 kardeş içinde en küçük olanıdır.

Siyasi Hayatı ve Çalışmaları

Aytunç Altındal 1973 yılında Partizan adlı şiir kitabı nedeniyle 7.5 yıl hapse mahkum oldu ve yurtdışına kaçtı. 1975 yılında İsviçre'de "Marksist Yaklaşımla Türkiye'de Kadın" adlı kitabı çıkardı. 1977'de Havass ve1984'de Süreç yayınlarını kurdu. 1982'ye kadar Süreç dergisini yönetti. Daha sonra 1989'da Zürich'te Modus Vivendi Yayınevi ve Sanat Galerisini yönetti. Yine 1989 yılında Rusya'da Kültür Danışmanlığı görevini yaptı. 1992'de İngiltere Edinburg'da ki International Academy For European and Christian Studies kuruluşunda Project Academic Board (Akademik Proje İdari Heyeti) üyeliğine seçildi. Aynı yıl İngitere'de yayınlanan Three Faces Of Jesus(Üç İsa) adlı kitabı dünya basınında geniş yankı buldu. Daha sonra 1993'de Rusça'ya çevrildi.

1993'te International Society For The Study Of European Ideas (Uluslararası Avrupa Düşünce Çalışmaları Topluluğu) Bilimsel Kuruluna üye oldu. Aynı yıl Avusturya'nın Graz şehrindeki Karl- Franz Üniversitesi tarafından düzenlenen European Seculer Legacy (Avrupa'nın Laik Vasiyeti)adlı uluslararası konferansta Oturum ve Bölüm Başkanlığına seçildi.

1995'te merkezi New York'ta bulunan Carnagie Council On Ethics And International Affairs örgütüne davet edilen, ilk ve tek Türk Konuşmacı oldu.

Aynı sene, New York'ta Birleşmiş Milletler bağlantılı Global Forum Of Spiritual And Parliamentary Leaders Or Human Survival (İnsan Yaşamından Sorumlu Ruhani ve Siyasi Liderler Global Forumu)'nda Uluslararası Danışman üyesi oldu.

Ünlü Fizikçi Isaac Newton'un bugüne kadar hiç bilinmeyen bir kitabını da yayınlayan Altındal, Uğur Mumcu'nun "Sakıncasız" adlı eserinin de yapımcılığını üstlendi.

Şiir dışında deneme ve inceleme türlerinde eserler verdi. 1964'ten başlayarak Haber, Akşam, Cumhuriyet, Yeni Halkçı, Ulus, Yenigün gibi gazetelerde yazılar yazdı. Çeviri yaptı. Dokuz çeviri kitabı yayımlandı. Yedi kitabı yasaklandı. Fransa ve İsviçre'de bazı yazıları yayımlandı. Şiirleri Sanat Edebiyat, Varlık, Süreç, Bilim-Sanat gibi dergilerde yayımlandı. Bazı şiirleri Amerika ve İzlanda dergilerinde yer aldı.
--reklam--
Aytunç Altındal Kitapları - Eserleri
Bilinmeyen Hitler
Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri
Gül ve Haç Kardeşliği
Bir Türk Casusunun Mektupları
Üç İsa
Kehanetler Kitabı
Hangi İsa
Yoksul Tanrı Tyanalı Apollonius
Türkiye'de ve Dünyada Casuslar
Devlet ve Kimlik
Dünün Belgeleriyle Yarının Tarihi
Tanrı Neden Fikir Değiştirdi?
Bilinmeyen Vatikan
Türkiye ve Ortodokslar
Kültür Emperyalizmi
Papa 16. Benedikt
Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma
Türkiye'de Kadın
Haşhaş ve Emperyalizm
Elvedasız
Çağların Sorumluluğu
Siyasal Kültür ve Yöntem
Kültür Savaşları - II
Elvedasız Ayrılık
Meryem ve Hilal
--reklam--
Aytunç Altındal Alıntıları - Sözleri
Cizvitler Hitler'den tutun da Kenny'nin öldürülmesine kadar sayısız '' konspirasyon teorisinde '' baş rolü oynamışlar ve oynamaya da devam etmektedirler . (Papa 16. Benedikt)
Türkiye'de, gerçekte, "Şeriat"a bağlı bir Devlet düzeni kurabilmek hayalden de öte bir halüsinasyondur. Din'i Devlet işlerine alet edebilmek ise, öncekinden daha Zırva bir iddiadır. Siz 1990'lar Türkiyesi'nde, bir yetkilinin örneğin baştan aşağı zemzem suyuyla yıkanmış, namazında niyazında "Tam" Müslüman bir Devlet yetkilisi IMF ile, Dünya Bankasıyla, AET ile, NATO ile islami Şeriat'a uygun anlaşmalar imzalayabileceğini düşünebiliyor musunuz? Sadece Türkiye'de değil, dünyanın hiçbir ülkesinde -İran dahil - taraflardan biri, dinsel esaslara göre hazırlanmış bir "Petrol" ya da "Teknoloji" ya da "Ticaret" anlaşması imzalatmayı isteyemez. Bu koşullar altında "Şeriat Devleti" bir aldatmaca ve umacı işlevini görmektedir, o kadar. (Laiklik - Enigma'ya Dönüşen Paradigma)
kimi niçin seveceğimi, biliyorum
aştım duygusallığı, sıyrıldım düşlerden... (Elvedasız)
Vatikan’a bağlı olan gizli örgüt OPUS DEİ (Tanrının işleri) gittiği her ülkede ilkin mesleğimde çabuk yükselmek isteyen hırslı, yerleşik, ahlaki değerlere önem vermeyen şahıslarla, kendileri çok önemseyen fakat nedense adlarını duyuramamış aydınları avladı. Özellikle basın ve tv ile bunları destekledi. Sonra bunları kullanarak ülkelerde her istediğini yaptırır hale geldi. (Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri)
Dünya Müslümanları bir konuda şaşmaz bir istikrara sahipler; ''şaşkınlıkta''. Müslümanlar kadar şaşırmayı seven insanlara az rastlanır doğrusu! (Dünün Belgeleriyle Yarının Tarihi)
"Öğrenebileceğin kadar öğren,fakat kimliğini hiçbir zaman açıklama..." (Bilinmeyen Hitler)
Eğer başınıza bir despot geçmişse bunun sorumlusu sizlerisiniz.Yüce Yaradan alnınıza diktatörleri yazmamıştı,bunu sizler kendi kendinize yazıyorsunuz.(23 Ağustos 1974. & Milliyet Sanat (Kültür Emperyalizmi)
Yüzyıllar boyunca süren bu mezhepler arası kavgalar, Rus Ortodoksluğunun en belirleyici özelliği olmuştur. Birbirlerine amansızca saldıran bu mezheplerin mensupları kanlı kıyımlar yapmışlardır. Örneğin 17.yüzyılda patlak veren bir mezhepler arası savaşta geleneğe bağlı kalmak isteyen "Eski Müminler" tarikatının üyeleri, bizzat Rus Ortodoks kiliseleri tarafından suçlanmışlar ve işkence edilerek öldürülmüşlerdi. (Türkiye ve Ortodokslar)
İnanç, bilgiyi dışlar. Aslolan inanmaktır.
"Credo quia absurdum est."(Saçma olduğunu ben de biliyorum ama içimden inanmak geliyor, yapılacak birşey yok!!!) (Hangi İsa)
Sözün özü; Türkiye'nin AB'nin tarihinde vardır ama kültüründe yoktur. (Gül ve Haç Kardeşliği)
1600 yılına kadar Engizisyon Mahkemesi'nin, ajanlar kullanarak yakılarak öldürttüğü insan sayısı on binlerle sayılmıştır. (Türkiye'de ve Dünyada Casuslar)
Bu mezhep ve tarikatın üyeleri o günlere kadar alışageldikleri tarzda, yani gelenekleri gereği, Haç işaretini iki parmaklarını kaldırarak yapmaktaydılar. Ama kilise bunun üç parmağın kaldırılmasıyla yapılması gerektiğini öne sürünce, "Eski Müminler" mezhebini üyeleri, işkencede ölmektense topluca intihar etmeyi yeğlemişlerdi. (Türkiye ve Ortodokslar)
Bir şeyi bilmenin alameti doğru soru sormaktır. (Vatikan ve Tapınak Şövalyeleri)
Her insan da doğuştan Kimlik vardır ve sonradan Kişilik oluşur.. (Devlet ve Kimlik)
Sorunlardan ''mucizevi'' girişimlerle, olağanüstü şahısların önderliğinde -bir anlamda çağın Mesih'leri aracılığıyla- kurtulmaya şartlandırılmış olan Türkiye toplumunda... (Dünün Belgeleriyle Yarının Tarihi)
17 temmuz 2000 de New Yorker dergisinde Hitler'in amerika'da yaşayan üvey kardeşinin ailesiyle ilgili bir inceleme yayımlandı. Yazar Timothy W. Ryback , bu aileden adını vermediği bir adamla görüştüğünü ve bu kişinin kendisine " Hitler Ailesin'de yahudi kanı vardır. Hatta bir amcamız şimdi Tel aviv'de yaşıyor dediğini aktarmıştır. (Bilinmeyen Hitler)
Hem Tevrat hem de Torah Avrupa'da özellikle de ortaçağ boyunca daima lanetlen­miş ve yakılmıştı. Tıpkı Teocide=Tanrı Katili diye tanım­lanan Yahudiler gibi! Kilise'nin dilinde Yahudi, Tanrı İsa'yı öldürmüş olan katildi. (Hangi İsa)
Tarih boyunca kendilerinin toplum tarafından sefil bir yaşama mahkûm edilmiş oldukları duygusuna kapılmış olan birçok fahişe, intikam, nefret, garaz gibi duygularla hareket edebildikleri için düşman ülkelerin istihbarat örgütlerince elde edilebilecek ilk kişiler arasında sayılmışlardır. (Türkiye'de ve Dünyada Casuslar)
Filistin, İsa'nın yaşadığı dönemde Roma'nın egemen­liği altında bir Teokrasiydi. Yahudi Şeriatı acımasız bir şekilde uygulanıyordu, bunu ihlâl en hafifinden ağır hapis veya "Dışlanma" cezasını öngörüyordu. Ve İsa, bunu gö­ze alarak Sinagoga=Havra'ya gitti ve avluda para ticareti ve tefecilik yapan Yahudilerin masalarını devirdi, onlara faizciliğin ve tefeciliğin "Caiz" olmadığını söyledi. Oysa para ticareti ve diğer yollardan Havra her yıl büyük para­lar kazanıyordu. Yazar Jim Bishop'un yaptığı hesaba gö­re, Filistin'deki 3 milyon Yahudi her yıl sadece "Bağış" olarak, 1959 verilerine göre, 420.000 Pound para ödüyordu.
Ve bu paraların büyük kısmı da en güçlü Ya­hudi Ailelerinin ve Cemaat Önderlerinin arasında pay edi­liyor ve Sinagog'un avlusundaki tefeciler/aracılar tarafın­dan çoğaltılıyordu. (Hangi İsa)
İbranice İsrael adı, "Tanrı'yla mücadele eden" anlamına gelmekteydi. (Üç İsa)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/laiklik-enigmaya-donusen-paradigma-aytunc-altindal-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)