# Marakeş'te Sesler - Elias Canetti Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Marakeş'te Sesler kimin eseri? Marakeş'te Sesler kitabının yazarı kimdir? Marakeş'te Sesler konusu ve anafikri nedir? Marakeş'te Sesler kitabı ne anlatıyor? Marakeş'te Sesler kitabının yazarı Elias Canetti kimdir? İşte Marakeş'te Sesler kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/marakeste-sesler-elias-canetti-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-20T20:00:02+03:00
- Güncelleme: 2022-02-20T20:00:02+03:00
- Yazar: NASRETTİN GÜNEŞ
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/20/elias-canetti-kimdir-elias-canetti-kitaplari-ve-sozleri-157698.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Elias Canetti 
 Çevirmen: Kamuran Şipal 
 Orijinal Adı: Die Stimmen von Marrakesch 
 Yayın Evi: Sel Yayıncılık 
 İSBN: 9789755707426 
 Sayfa Sayısı: 116 

Marakeş'te Sesler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Develer, eşekler, dilenciler, çarşılar, türbeler, keşmekeş dolu gündelik hayat…

Başka bir coğrafyanın, kendine has ritmiyle devinen kadim Marakeş’ini anlamaya çalışan, Batılı deneyimlerle mukayese eden, sözlü bir kültürün derinliklerini kavrama çabasındaki meraklı, eleştirel bir zihin.

Elias Canetti, Müslüman Arap bir şehirde yaşadıklarını edebi ustalığının hakkını veren bir renklilikle ve canlılıkla aktarırken okuru da sokak sokak, meydan meydan peşinden sürüklüyor. Yadırgama ile kozmopolitliğin kabullenici tavrının iç içe geçtiği bu anlatıda, modern insanın kadim değişmezlik karşısındaki çelişkilerinin ve hayretle karışık hayranlığının izini sürmek mümkün.

Marakeş'te Sesler Alıntıları - Sözleri
Eşit koşullarda yapılmamış yarışta,kazanılan zaferden insanın kendisine gurur payı çıkarması düşünülemezdi.
Kendini pek alçalmış hisseden bir kimse için yapılacak tek şey vardır: Kendini alçalmış hisseden bir başka kişiyi avutmak ve onu tutup yüceltmek.
Çeşitli ülke ve çeşitli uluslarla ilgili olarak günlük yaşamda kendiliğinden edindiğimiz bilgiler, daha Fas' a geldiğim ilk saatlerde belleğimden uçup gitmişti. Ama bir tek " Allah" sözcüğü kalmış geride, bu sözcük beni terketmemişti.
...günümüzde savaş savaş olmaktan çıktı. İnsanın önemi kalmadı artık, makineler konuşuyor şimdi.
Bir malın üretim sürecine başından beri tanık olabilirsiniz; bu da İnsanın içini açar, keyiflendirir onu; çünkü modern yaşamımızı çoraklaştıran nedenler arasında, kullandığımız tüm eşyaları adeta suratsız büyülü aygıtlardan alıp hazır evlerimize getirmemiz de vardır.
Ama Merakeş'te diyelim bir urgancıyı urganlarını harıl harıl örerken izleyebilir, yanı başında da üretilip satışa hazırlanmış urganları dükkanın duvarlarında asılı görebilirsiniz.
Dilencileri ayakta tutan, dilendikleri sadakalardan çok, dilenirken söyledikleri sözlerdir.
Söylenmek istenenden daha fazlasını söylememek çok güç.
Paradan daha kirli ne vardı?
Fas'ın çarşı pazarlarında size İlk söylenen fiyat, akıl erdirilemeyecek bir bilmecedir. Kimse önceden kestiremez bu fiyatı, satıcının kendisi için bile böyle bir şey söz konusu değildir, çünkü aynı mal için pek çok fiyat vardır. Bunlardan her biri belli bir durum, belli bir müşteri ile ilgilidir; günün belli saatlerinde, haftanın belli günlerinde değişir. Fiyatlar vardır, tek olarak satın alınan mallar için geçerlidir; fiyatlar vardır, aynı maldan iki ya da daha fazla alındığı zaman geçerlik kazanır. Kentte hepsi bir gün kalacak yabancılar için fiyatlar ayrı, kente geleli diyelim üç haftayı bulmuş yabancılar için ayrıdır. Yoksullar için uygulanan fiyatlar, varlıklılar için uygulanandan değişiktir elbet; yoksulların en yüksek fiyatlarla çıkılır karşısına.
Denebilir ki, dünyada ne çok değişik insan varsa, bir malla ilgili olarak o kadar değişik fiyat vardır.
İnsanın önemi kalmadı artık, makineler konuşuyor şimdi.
Karanlıkta sözcüklerin ağırlığı bir kat artıyor.
Ne kolay söylenen bir sözdür kendini bulmak! Oysa bölye bir şeyin gerçekleşmesi insanı ne çok ürkütür!
Bir kimseye, seni hep seveceğim demek güzel bir şeydir. Bir de bunun gerçekten yapıldığını düşünün.
Denilebilir ki, dünyada ne çok değişik insan varsa, bir mala ilişkin o kadar değişik fiyat vardır.
Olaylar, görüntüler, sesler vardı Marakeş'te, anlamları sözcüklerle ne dile getirilen ne de kısıtlanabilen, ancak insanın içinde oluşup kendini duyuran sesler vardı, sözcüklerin ötesinde, sözcüklerin kendilerinden daha derinlikli ve çok daha anlamlı sesler.

Marakeş'te Sesler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Olaylar, görüntüler, sesler vardı Marakeş'te, anlamları sözcüklerle ne dile getirilen ne de kısıtlanabilen, ancak insanın içinde oluşup kendini duyuran sesler vardı, sözcüklerin ötesinde, sözcüklerin kendilerinden daha derinlikli ve çok daha anlamlı sesler."

Canetti'nin gezi notlarından oluşan kısa denemeler yer alıyor kitapta. Kimi başlıkları öykü tadında okuyabilirsiniz. Fas'ın Marakeş şehriyle ilgili edindiği izlenimleri ve yaşadığı olayları küçük anekdotlarla aktarmış yazarımız okuruna. Marakeş'in meydanları, sokakları, evleri, kozmopolit yapısı...

Bunun yanı sıra, beğeniyle okuyan çok okur vardır eminim ama ben çok keyif alamadım.‍️
Sevgiyle ve kitaplarla kalınız... yazar/Elias-Canetti kitap/marakeste-sesler--8593 (Lilakitap) 
Her tarafta sesler! Geceyi bölen sesler, her geçen dakika iyice karanlığa bürünen sessizliği daha da derinleştiren sesler, uyumama engel sesler var etrafta. Odamın her tarafını zihnim gibi işgal ediyorlar. Açık pencereden içeriye girmeye çalışan rüzgar her defasında perdeye takılıyor. Aralarındaki bu sürtüşmenin sesine, olaya seyirci olan ateşböceklerinin sesleri eşlik ediyor. Uyumam için kurtulmam gerek bu seslerden! Belki Marakeş’te Sesler’e gidebilirim. Evet, karar verdim gidebilirim. Ama önce somut bir benzeşiklik bulmam gerek. Tamamdır, onu da buldum. Marakeş’i Bi Dünya Yaşam belgeselinin Fas’ı anlatan bölümünde duyduğumu anımsıyorum. Evet, evet hem de gayet iyi anımsıyorum. Belgeselin beni en çok etkileyen kısmı kaliteli olup olmaması ya da Fas’ı anlatması değildi. Belgeseli seslendiren kişide öyle bir ses vardı ki!(Yine bir ses!) Şuan gözlerimi kapatıp kulaklarımı onun sesiyle dolduruyorum, onun sesiyle düşünüyorum Marakeş’te Sesler’i. Yazarın şehirdeki sesleri bulmadaki yeteneğine hayran kalmamak elimde değildi. Boş deve pazarından yükselen sesler, renkli Marakeş çarşılarının tabelasız dükkanlarından havaya karışan sesler, karış karış gezilip duraksanılan yerlerde insanın içinden çıkarılıp okura sunulan sesler, hepsi birleşerek kitabın adını tamamlıyordu sanki. Soluma dönüyorum. Tavana dönersem tüm kitabı anlatmaktan çekiniyorum. Çünkü tavanda insanı içine çekip kendini doldurmasını isteyen sonsuz bir boşluğun olduğunu düşünmemek elimde değil gibi. Pencereden duvara yansıyan hareketli görüntüler var. Rüzgâr varlığını her şeyin üstünde kanıtlamak istiyor bu gece sanırım. Perdenin cansız iradesine karşı gelemediğinden olsa gerek bu sefer de ağaçlara esiyor. Ağaçların yaprakları duvarda bu esmeyle birlikte dans ediyor ve etmek zorundalar. Yaprakların rüzgâra karşı gelemeyen hâlleri bana yine bir şeyi anımsattı: Marakeşli kör dilencileri. Onlar da tıpkı rüzgara ayak uydurmak zorunda olan yapraklar gibi kader rüzgârına razı olmak zorundalar. Ellerine bırakılan her sadaka da insanların acıma duygusundan, sadaka işini günlük hayatın standart bir gerekliliği haline getiren insanlardan birer parça var. Sadakanın büyüklüğünü ağzında bir o yana bir bu yana çevirerek hesaplayan adamın ismini unutmamın anlık üzüntüsünü yaşıyorum. Kalkıp bakmak sanki şimdiye kadar düşündüğüm şeyleri baştan düşünmeme sebep olacak gibi. Vazgeçiyorum hemen bundan. Saati merak ediyorum. Ama odada duvar saati yok. Sabah bir tane takmak için heveslendim bir anda. Ama bundan da hemen vazgeçiyorum. Etrafta bu kadar ses varken saatin tik taklarının bunlara bir yenisini ekleyeceğini kuşkusuz aklımda tutmam gerekirdi. Telefona mecburum merakımı gidermek için. Telefona dokunduğum anda içime bir bıkkınlık duygusu yayılıyor. Bizi öyle şeylere alıştırdılar ki telefonlara olan alışkanlığımızın artık alışkanlık boyutunu aşıp bağımlılığa ulaştığını göremiyoruz. Ama ben artık bıktığımı hissediyorum. Sanırım konudan çok uzaklaştım. Marakeş’te Sesler’e tekrar dönüyorum hemen. 116 sayfalık, akıcı diliyle Marakeş şehrinin tüm seslerini mekân mekân dolaşıp okuruna aktaran, pek de abartılacak bir yanı olmayan, yazarın Körleşme’sinin ismini duyduğumda yaşadığım karanlığı biraz olsun hafifletmek için okuduğum deneme ve gezi öğelerini barındıran bir kitabı bitirdiğimi duvarda gölgeleri dans eden yapraklara sesleniyorum. Peki, gerçekten gözlerimi zar zor açık tutarken bana bunları Marakeş’te Sesler mi düşündürüyor? Tabii ki hayır! Burada Cioran’ın: “Gündüz, düşüncelere düşmandır; güneş karartır onları; ancak gecenin ortasında açılırlar” sözü doğru gibi geliyor bana. Ama artık şuan yaptığım şeyi, bu bir düşünce eylemidir, diyerek nitelemek istemiyorum. Bu, içimde ve dışımda olan seslerin bende yarattığı esriklikten başka bir şey olamaz. Hemen bunları aklımda kurduktan sonra bile başka şeylerle esrikleşmek geliyor içimden. İnsanlar birbirlerini neden terk ederler, sorusuna gidiyorum anında. Kendimizden başka kime sahibiz de (ki bazen ona bile sahip olamıyoruz) buna terk etme demeye nasıl hak buluyoruz? Kendi düşüncelerimizden, bu düşüncelerin bize etki etmesinden başka neye sahibiz? İşte bu yüzden insanların yerine kestirmeden uykuya dalmamıza engel olan şu sesler bizi terk etse ya! Evet, evet, farkındayım. Hem de çok. Yine asıl anlatmak istediğim konudan çok uzaklaştım. Dönüyorum Marakeee… (Murat Sezgin) 
Batılı bir yazar olan ve farklı bir coğrafyada farklı bir kültürle karşılaşan Canetti'nin, Fas'taki gözlemlerini ve tecrübelerini, edebi bir ustalıkla sunduğu Marakeş'te Sesler, aslında yazarın gezi notlarından oluşan kısa bir deneme kitabıdır.

Güzel betimlemeleri ile bizi Marakeş'in sokaklarında, çarşılarında ve pazarlarında gezdiren, Müslümanı, Yahudisi, dilencisi, rehberi, yoksulu, işsizi, Fransız özentisi Arapları'na kadar her kesimden insanla yaşadığı deneyimlerine şahit oluyoruz. Gözlemlerini oldukça samimi ve tarafsız bir şekilde aktarması hoşuma gitti. Ülkemizle de bazı benzer özellikler gösteren Marakeş izlenimlerini bir Avrupalı'nın gözünden okumak isteyenler için tavsiye ederim. Kitapla kalın... (Nihal Yurtseven) 

Kitabın Yazarı Elias Canetti Kimdir?
Elias Canetti (d. 25 Temmuz 1905 – ö. 14 Ağustos 1994), Bulgar modernist romancı, oyun yazarı, anı ve kurgusal olmayan düzyazı yazarı. EserleriniAlmanca yazan Canetti, "geniş bir bakış açısı, fikir zenginliği ve sanatsal güç ile işaretlenmiş yazıları için" 1981 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı.

Hayatı

25 Temmuz 1905'de, Rusçuk'ta (Ruse, Bulgaristan) yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan Elias Canetti, 1905'den 1911'e kadar ailesiyle Rusçuk'ta yaşamıştır. Daha sonra aile İngiltere'ye taşınmış, babanın 1912 yılında vefat etmesiyle ise Viyana'ya gitmişlerdir. Viyana'da aile yeni bir hayata adım atarken, Canetti Ladino, Bulgarca, İngilizce ve biraz da Fransızca konuşabiliyordu. Fakat, sadece 7 yaşındayken geldiği Viyana'dan itibaren genellikle kullandığı dil Almancadır. Gelecekte kaleme alacağı önemli eserlerini de Almanca yazmıştır. Viyana'dan da taşınarak aile sırasıyla Zürih veAlmanya'yada yaşamıştır. 1924 yılında Canetti Almanya'da liseden mezun olur ve kimya eğitimi görmek için aynı yıl Viyana'ya gider. Viyana'da geçirdiği yıllarda ise ömür boyu en büyük tutkusu olacak edebiyatla ilgilenmeye başlar. Viyana Üniversitesinden 1929 yılında kimya lisansını tamamlayarak mezun olur. Daha öğrenciyken yazmaya başlamış ve Viyana'daki edebiyat çevrelerine girmiştir.

1930’ların başlarında ABD’li yazar Upton Sinclair’in yapıtlarını Almanca’ya çevirdi. 1934’te kendisi gibi yazar olan, 1963’te kaybedeceği Veza Taubner ile evlendi. Bu arada Hochzeit (Düğün) ve absürd tiyatronun ilk örneklerinden olan Die Komödie der Eitelkeit (Kibir Komedisi) adlı oyunları yazdı. 1967’de Viyana’da sahneye koyulan Die Befriesteten (Sayılı Gün) insanın öleceği zamanı tam olarak bilmesi durumunda ne olacağını sorusunu soruyordu.Nazilerin Avusturya'yı işgal etmesinden çok kısa bir süre önce Paris'e, Paris'ten de Londra'ya geçti. Hayatının büyük bir bölümünü İngiltere'de geçirdi.1970lere kadar yaşadığı İngiltere'den 1952 yılında vatandaşlık kazanmıştır. 1971’de ikinci evliliğini yapacağı, restoratör Hera Buschor’un işi gereği sık sık geldiği İsviçre’de de bir ev edindiyse de, bu döneme kadar İngiltere dışına hemen hiç çıkmadı. Yazarın Hera Buschor’dan bir kızı olduğunda yaşı altmış sekizdi. Hayatının son 20 yılını Zürih'te geçirdi ve 1994 yılında aynı kentte öldü. Elias Canetti, vasiyeti üzerine ünlü yazar James Joyce'unkinin yanına kazılan bir mezara gömülmüştür.

Başlıca Eserleri
Körleşme

Elias Canetti'nin 26 yaşında kaleme alıp 30 yaşında yayımladığı başyapıtı. Kitap 1935’te çıktı ve kısa bir süre sonra Nazi yönetimi tarafından yasaklandı. Roman yayımlandıktan sonra birçok edebiyat otoritesinin ilgisini çekmiş ve İngiltere, Fransa ve Amerika'da yoğun ilgi görmüştür. Gariptir ki, Almanca kaleme alınmış bu eser Almanya'da uzun süre ilgi görmemiş, ancak 1963'deki üçüncü baskısıyla hak ettiği üne kavuşabilmiştir. Uygarlığın yıkılışıyla insanoğlunun aşağılanması, romanın konusunu oluşturur. Körleşme,“dehşet”in romanıdır. “Yüzyılı gırtlağından yakalamaya çalışan” bu eserde Canetti, ontolojik yabancılaşmayı ve seküler dünyanın mekanik dinamiklerini romanın kahramanı, döneminin en ünlü sinoloğu olan Prof. Kien ile serimlemeye çalışır. Kendini insanlardan tamamıyla soyutlamış, insanları değersiz ve küçük gören, Viyana’da 25 bin kitabı ile beraber yaşayan, “odası dünyası kadar büyük” olan Prof. Kien’in tek tutkusu kitapları ve bilimdir. Özellikle kadınlardan nefret etmesine karşın, nasıl oluyorsa, hayatına son derece sıradan, cahil, açgözlü ve bencil bir hizmetçi kadın girer; Therese... Profesör, bu kadından kurtulmaya çalışırken, sineklerden bile değersiz bulduğu, yaşama haklarını bile fazla gördüğü insanların oyuncağı olur ve yıkıma sürüklenir.

Kitle ve İktidar

Canetti "kitle" olgusu ile ilgilenmeye daha 1925 yılında karar vermiştir. Daha sonra 1933 yılında Hitler'in Almanya'da iktidara gelmesi, Canetti'nin 1925'den beri ilgilendiği "kitle" olgusuyla "iktidar" olgusu arasındaki olası ilişkileri düşünmesine ve çözümlemeye çalışmasına neden olur. Kitle ve iktidar üzerine olan fikirlerini "Kitle ve İktidar" (Masse und Macht) ismiyle 1960 yılında yayımlamıştır. Kitabın ilk yarısı kitlenin değişik türlerinin dinamiklerinin çözümlemesine ayrılır. İkinci bölüm ise kitlenin yöneticilere neden ve nasıl itaat ettiği üzerinde yoğunlaşır. Canetti Hitler’i hükmettiği kitlenin büyüklüğünden başı dönen paranoyak bir yönetici olarak sunar. Yahudilere yapılan zulmü Almanya’nın enflasyon deneyimiyle bağlantılandırmaktadır.

Ödülleri

Canetti, Nobel Edebiyat Ödülü (1981) başta olmak üzere birçok ödül kazanmıştır. Kazandığı başlıca ödüller :

Foreign Book Prize (1949, Fransa)
Viyana Ödülü (1966)
Critics Prize (1967, Almanya)
Great Austrian State Prize (1967)
Bavarien Academy of Fine Arts Prize (1969)
Bühner Ödülü (1972)
Nelly Sachs Ödülü (1975)
Order of Merit (1979, Almanya)
Europa Prato Ödülü (1980, İtalya)
Hebbel Ödülü (1980)
Kafka Ödülü (1981)
Great Service Cross (1983, Almanya)

Elias Canetti Kitapları - Eserleri
Körleşme
Marakeş'te Sesler
Kitle ve İktidar
Hayvanlar Üzerine
İnsanın Taşrası
Sinek Azabı

Saatin Gizli Yüreği
Sözcüklerin Bilinci
Kurtarılmış Dil
Ölüm Üzerine
Gözlerin Oyunu
Edebiyatçılar Üzerine
Kulaktaki Meşale

Kulak Misafiri
Öbür Dava
Soylu Sınıfın Sonbaharı
İnsanın Sılası
Davalar
Günleri Sayılı Olanlar
Auto Da Fé

Elias Canetti Alıntıları - Sözleri
“Övgü, soluk almanın kuralını bozar.” (Saatin Gizli Yüreği)
Okumanın düzensizliği olmasa edebiyatçı da olmaz. (Edebiyatçılar Üzerine)
İnsanlar birbirleriyle iletişim kurmak için kıvranıp duruyor,her yolu deniyorlardı ama birbirlerini anlamayı başaramıyorlardı. Herkes yalnızca kendisini düşünüyordu. Herkes tek başınaydı,düşleri ne olursa olsun,yapayalnızlardı,ama gene de durup dinlenmeden solucan gibi kıvranıyorlardı. (Kulaktaki Meşale)
"Bugün nasılsınız?" "Yorgunum,” der, ister öğlenin on ikisi olsun, ister gece yarısının on ikisi, yanıt değişmez, ayrıca da yorgunluğunun nedenini mutlaka belirtir. (Kulak Misafiri)
Yere düşenler kendilerine geldiklerinde, artık başka bir insan olurlardı. (Kitle ve İktidar)
Cennette, der vicdan, doksan dokuz doğrudan çok, eğriyken doğrulmuş bir kişinin gelişine bayram edilir. (Körleşme)

Paradan daha kirli ne vardı? (Marakeş'te Sesler)
"Yere düşenler kendilerine geldiklerinde, artık başka bir insan olurlardı.." (Kitle ve İktidar)
Sonunda, en büyük kitle ölüler kitlesi oldu. (Kitle ve İktidar)
Tahminler yürütüp, sanıp durmaktansa başkalarının neler hissettiklerini bir kez olsun gerçekten bilmek fena olmazdı. (Soylu Sınıfın Sonbaharı)
Başarılı insan yalnızca alkışları duyar. Bunun dışında sağırdır. (İnsanın Sılası)
onu asla bir kişi olarak görmüyordum; kişinin karşıtıydı o. (Gözlerin Oyunu)
Karanlıkta sözcüklerin ağırlığı bir kat artıyor. (Marakeş'te Sesler)

Tanıştığın her yeni insan karşısında kapıldığın beklenti yüzünden hep çocuk kalmışsın. Ardından yaşadığın hayal kırıklığı yüzünden de hızla sinirli bir ihtiyar oldun. (Sinek Azabı)
“BOYUNEĞMECİ, kadere sığınır, kaçınılmaz olan ya da yazgı, onun için mutluluk kaynağıdır. Yazgıya hayır demek anlamsızdır, dolayısıyla kaçınılmaz daha ortaya çıkmadan adam evet der.” (Kulak Misafiri)
(…) Günümüzde, birbirinizi sevin, diyen, artık bunun için fazla zaman kalmadığını biliyor. (İnsanın Taşrası)
"Ötekinin bakışı benim cehennemimdir." (Soylu Sınıfın Sonbaharı)
.
O giderken..

İçimde
onun gülümsemesi
ve sözcükleri vardı..
. (Saatin Gizli Yüreği)
..aynılarının bastığı yere basan, bilinen, kabullenilmiş iktidar ve güç, tatmin etmez. (Soylu Sınıfın Sonbaharı)
Sıkıcı bulduğum yegâne insan cinsi,akrabalarım.. (Sinek Azabı)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/marakeste-sesler-elias-canetti-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)