# Marousi'nin Devi - Henry Miller Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Marousi'nin Devi kimin eseri? Marousi'nin Devi kitabının yazarı kimdir? Marousi'nin Devi konusu ve anafikri nedir? Marousi'nin Devi kitabı ne anlatıyor? Marousi'nin Devi kitabının yazarı Henry Miller kimdir? İşte Marousi'nin Devi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/marousinin-devi-henry-miller-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-11T00:46:26+03:00
- Güncelleme: 2022-02-11T00:46:26+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/11/henry-miller-kimdir-henry-miller-kitaplari-ve-sozleri-149277.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Henry Miller 
 Çevirmen: Avi Pardo 
 Orijinal Adı: The Colossus of Maroussi 
 Yayın Evi: Siren Yayınları 
 İSBN: 9786055903572 
 Sayfa Sayısı: 216 

Marousi'nin Devi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yengeç Dönencesi ve Oğlak Dönencesi gibi klasiklere imza atmış dev bir yazardan, bir yaşam ve insanlık manifestosu: Marousi'nin Devi. Yirmi yıl boyunca tatil yapmadıktan sonra bir seneliğine çalışmama kararı alarak Yunanistan'a giden bir yazarın, Henry Miller'ın kendi ışığını bulma öyküsü. Miller'ın yanı sıra Seferis, Katsimbalis, Lawrence Durrell gibi dev yazar ve şairlerin, yer yer caz, yer yer kaval ezgilerinin ve her daim şarap, sohbet ve serüvenin eşliğinde bir yaşam şöleni. 

Henry Miller, en iyi yapıtı olarak nitelediği Marousi'nin Devi'nde kan ve ter dökmekten usanmayan bir dünyaya karşı durmanın yolunu çiziyor ve onca karanlığa, onca çarpıklığa inat, ışığa yürüyor. Yoksul Yunan kasabaların aydınlıklarına, her şeye rağmen kendi ışığıyla parlayan insanlara ve imgelemin hakikatle coştuğu doğa manzaralarına uzanan bu zamansız anlatı, insanlık trajedisinin tüm çıkmazlarına parmak basarak barış, huzur ve coşku dolu bir dünyaya çıkan yolun temel taşlarını döşüyor. 

Marousi'nin Devi, insanca, özgürce ve kendince yaşamanın, yaşamla bir olmanın destansı öyküsü. "Kendi olanaklarına terk edildiğinde insan her zaman Yunan usulü bir başlangıç yapar - birkaç keçi ve koyun, derme çatma bir baraka, küçük bir tarla, birkaç zeytin ağacı, bir dere, bir kaval ile."
(Tanıtım Bülteninden)

Marousi'nin Devi Alıntıları - Sözleri
Herkesle savaş halindeydi. Kendiyle bile.
Gazeteleri ortadan kaldırsak büyük bir ilerleme kaydedeceğiz, bundan eminim. Gazeteler yalan, nefret, hırs, kuşku, korku ve kötülük saçıyor. Günlük gazetelerin sunduğu gerçeğe ihtiyacımız yok...
İnsanlık tarihinin en düşük noktalarından birindeyiz. Ufukta herhangi bir umut işareti görünmüyor. Dünyanın tamamı kıyımla, kan dökmekle meşgul.
Bizim dünyamızda körler körlere rehberlik ediyor ve hasta tedavi için hastaya gidiyor. Sürekli ilerleme kaydediyoruz; insanları ameliyat masasına, düşkünler yurduna, akıl hastanesine ve siperlere gönderen bir ilerleme. Şifacılarımız yok bizim - anatomi bilginleri sayesinde edindikleri diploma ile hastalıklarımızı neşterle temizleme ya da uzuvlarımızı kesme yetisi edinmiş, mezbahalık hale gelinceye kadar sakat yaşamamızı sağlayan kasaplar var sadece. Şu ya da bu tedavinin keşfini duyuruyor, ancak bu esnada yarattığımız yeni hastalıklardan hiç söz etmiyoruz. Tıp tarikatı Savaş Bürosu gibi işler - duyurdukları zaferler ölümü, felaketleri gizlemek için fırlatılmış lokmalardır. Hekimler, tıpkı askeri yetkililer gibi aciz; daha başından umutsuz bir savaşı sürdürmeye çabalıyorlar. İnsan barış ister, hayatta kalabilmek için ister onu. Kanseri tedavi etmek ne kadar sağlıklı getirirse komşumuzu yenmek de o kadar barış getirir. İnsan düşmanına üstünlük sağlayarak başlayamaz yaşamaya, sağlığına da sonu gelmeyen tedaviler uygulayarak kavuşamaz. Yaşama sevinci barış sayesinde gelir, ki durağan değildir, devrimseldir. Barışı tatmamış biri yaşama sevincini bildiğini iddia edemez. Ve sevinç yoksa yaşam da yoktur; bir düzine araban, altı uşağın, bir şaton, özel şapelin ve bombaya dayanıklı bir kasan olsa bile. Hastalıklarımız bağlılıklarımızdan kaynaklanır; alışkanlıklarımızdan, ideolojilerimizden, ideallerimizden, iyeliklerimizden, fobilerimizden, tanrılarımızdan, tarikatlarımızdan, dinimizden... liste uzar gider. İyi maaş da kötü maaş kadar hastalıklı olabilir. Aylaklık da çalışmak kadar hastalıklı olabilir. Tutunduğumuz her ne varsa, umut ya da sevinç bile, bizi öldürecek bir hastalığa döneşebilir. Teslimiyet mutlaktır; en küçük bir kırıntıya tutunduğunda bile seni bitirecek mikrobu yutmuş olursun. Tanrı'ya tutunmaya gelince, Tanrı tanrısallığı kendi çabamızla yakalayabilelim diye uzun zaman önce terk etti bizi. Acı ve sefalet arttıkça daha da büyüyecek olan ısrarlı, acınası barış çığlıkları, karanlıkta süregiden sızlanmalar... peki barış nerede? İnsanlar barışı mısır ya da buğday gibi piyasası ele geçirilebilecek bir şey mi sanıyor? Leş kavgasına tutuşan kurtlar misali üzerine atılıp yenecek bir şey mi? Barış hakkında konuşan insanları dinliyorum ve yüzleri öfkeyle, nefretle ya da kibirle, gururla, kendini beğenmişlikle gölgeleniyor. Barış getirmek için savaşmak isteyen insanlar var - en büyük yanılgının içine düşenler de onlar. Kıyım yürekten ve beyinden silininceye kadar barış asla gelmeyecek. Tabanını benliğin oluşturduğu geniş piramidin tepesinde duruyor kıyım. Yapıldıysa yıkılması gerek. İnsan gibi yaşamaya başlamak için insanın bugüne dek uğrunda savaştığı her şeyden feragat etmesi gerek. Şimdiye değin hasta bir hayvandan farkı yoktu insanın, tanrısallığı bile kokuşmuştu. Pek çok dünyaya hâkim, fakat tek başına kaldığında köleden ibaret. Dünyayı yöneten yürek oysa, beyin değil.
Tanrım, mutluydum. Hayatımda ilk kez mutlu olmanın bütün farkındalığıyla mutluydum. Sadece mutlu olmak iyidir, mutlu olduğunu bilmekse daha da iyidir; fakat mutlu olduğunu anlamak, bunun neden ve nasıl, hangi olayların ve koşulların bir araya gelmesi sonucunda gerçekleştiğini bilmek ve yine de mutlu olmak, varlığında ve bilincinde mutluluk duymak - işte bu mutluluktan öte saadettir.
Tanrım, mutluydum. Hayatımda ilk kez mutlu olmanın bütün farkındalığıyla mutluydum. Sadece mutlu olmak iyidir, mutlu olduğunu bilmekse daha da iyidir; fakat mutlu olduğunu anlamak, bunun neden ve nasıl, hangi olayların ve koşulların bir araya gelmesi sonucunda gerçekleştiğini bilmek ve yine de mutlu olmak, varlığında ve bilincinde mutluluk duymak - işte bu mutluluktan öte, saadettir. Kafan biraz olsun çalışıyorsa kendini oracıkta öldürüp noktayı koyarsın.
" İçinden geçmekte oldukları düş göz kapaklarına bile değmedi. Hemen oracıkta torpil yeseydik karanlık öte dünyaya o halde geçecektik ; kan, kusmuk ve kargaşa içinde . O anda eşyam olmadığına sevindim, bağlarım yoktu, korkum yoktu, kıskançlığım yoktu, garezlerim yoktu. Bir düşten ötekine sessizce geçebilirdim ben, hiçbir şeye sahip olmadan, zerre pişmanlık duymadan, hiçbir şey arzulamadan .Yaşamla ölümün bir olduğundan, biri olmadan ötekinin keyfine varılamayacağından, kucaklanamayacağından hiç bu kadar emin olmamıştım."
"Antoniou'nun yüzünde her daim fırtına izleri görmek mümkündü ; Sherwood Anderson'ın yazılarında da hep vardır fırtına izleri. Kanlarında fırtına barındıran adamları severim ben ... "
Mutluydum.Hayatımda ilk kez mutlu olmanın bütün farkındalığıyla mutluydum. Sadece mutlu olmak iyidir, mutlu olduğunu bilmekse daha iyidir; fakat mutlu olduğunu anlamak, bunun neden ve nasıl, hangi olayların ve koşulların bir araya gelmesi sonucunda gerçekleştiğini bilmek ve yine de mutlu olmak, varlığında ve bilincinde mutluluk duymak -işte bu mutluluktan öte saadettir. Kafan biraz olsun çalışıyorsa kendini oracıkta öldürüp noktayı koyarsın.

Marousi'nin Devi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Amerikalı bir milyoner olmaktansa yoksul bir Yunan köylüsü olmayı yeğleyen yazar Henry Miller'in, arkadaşı Lawrence Durrel'in çağrısına uyarak gittiği Yunanistan gezisini anlatıyor Marousinin Devi. Bir yıl boyunca çalışmama kararı alarak karış karış geziyor Yunanistan'ı ve biz de ona eşlik ediyoruz. Yunanlı yazarlar ve şairlerin sofralarına konuk oluyor sohbetlerine katılıyoruz. Korfu, Girit, Epidauros, Midilli, Mikanos, Delfi, Korfu, Atina ve Mora Yarim Adasi'nin eşsiz manzaralarının müthiş imgelemiyle gözlerimizi kapatip uzaklara dalıyoruz. Yazarın Amerikalı kimliğinden sıyrılıp geldiği Yunanistan'da dönüştüğü 'dünya vatandaşı' kimliğine tanık oluyoruz: "Demek istediğim şu ki ben Yunanistan'da o uyuma nihayet ulaştım. Havam söndü, uygun insanı oranlara cekildim, yazgımı kabullenmeye ve aldığım her şeyi vermeye hazır hale geldim."
Ayrıca yazarın en iyi metnim dediği Marousi'nin Devi insanın ufkunu genişleten, ona farklı bakış açıları katan, geçmişten geleceğe insanlık için bir yaşam manifestosu.
Insanca, özgürce ve kendince yaşamanın, yaşamla bir olmanın destansı öyküsü ... (Belkıs Balcı) 
Henry Miller'in en iyilerinden bir tanesi. Kendisininde en çok sevdiği romanı. bütün Henry Miller romanları gibi otobiyografik. Bu kitapta kitapta Yunanistandaki yolculuğunun izlenimlerini anlatıyor. (NeverMore) 

Kitabın Yazarı Henry Miller Kimdir?
Henry Valentine Miller, yaşadığı dönemdeki edebiyat formlarının dışına çıkarak roman, otobiyografi, felsefe ve mistizmi karıştırarak kendi tarzını yaratmıştır. Kendi hayatından aldığı gerçekleri tekrardan kurgulayarak kitaplarına aktarmıştır.

Alman göçmeni katolik bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası terzi Heinrich Miller, annesi ise Louise Marie Neiting'di. Çocukluğu Brooklyn'de geçti. Gençliğinde çeşitli işlerde çalıştı ve kısa bir süre New York Şehir Üniversitesi'nde okudu. 1928 ve 1929 yıllarında ikinci karısı June Edith Smith (June Miller) ile birlikte birkaç ay Paris'te geçirdi. 1930 yılında tek başına Paris'e taşındı ve II. Dünya Savaşı patlak verene kadar burada yaşadı. Bu dönemde meteliksiz bir şekilde arkadaşlarından geçinerek avare bir hayat sürdü. Anais Nin, Alfred Perles, ve Lawrence Durrell gibi yazarlarla dostluk kurdu. 1931'in sonbaharında Alfred Perlés vasıtasıyla Chicago Tribune'un Paris baskısında bir iş buldu. Sevgilisi Anais Nin'in desteğiyle 1934 yılında ilk kitabı Yengeç Dönencesini (Tropic of Cancer) yayımladı. Ardından Kara İlkbahar (Black Spring) (1936) ve Oğlak Dönencesini (Tropic of Capricorn) (1939) yazdı. Kitapları ABD'de müstehcen bulunduğu için yasaklandı. Ancak elden ele ulaştırılan kitapları ona belli bir ün kazandırdı.

1940'da ABD'ye döndü ve California'da Big Sur'a yerleşti. ABD'nin kültürel değerlerine ve ahlâkî tavrına meydan okuyan çalışmalarına devam etti. Hayatının son yıllarını Pacific Palisades'de geçirdi.

Yengeç Dönencesi'nin 1961 yılında ABD'de yayımlanması bir müstehcenlik davasına neden oldu. 1964 yılında ABD Yüksek Mahkemesi kitabın bir edebiyat çalışması olduğuna karar verdi. Bu olay cinsel devrimin kilometre taşlarından biriydi. Kitabın basılmasını savunan avukat Elmer Gertz ve Miller sonraki yıllarda yakın arkadaş oldular.

Edebiyat çalışmalarının yanında Miller bir ressam ve amatör bir piyanistti.

Henry Miller Kitapları - Eserleri
Uykusuzluk
Yengeç Dönencesi
Oğlak Dönencesi
Seksus
Clichy'de Sessiz Günler
Neksus

Pleksus
Kara İlkbahar
Cinsellik Dünyası
Merdivenin Dibindeki Gülümseyiş
Cennette Bir Şeytan
Marousi'nin Devi
Çılgın Üçlü

Aşk Mektupları
Rimbaud ya da Büyük İsyan
Hatırlamayı Hatırlamak
Edebi Bir Tutku
Big Sur ve Hieronymus Bosch'un Portakalları
The Time of the Assassins

Henry Miller Alıntıları - Sözleri
Kayıtsız, anlık da olsa duygulanma yetisine sahip, kerterizden yoksun, asıl merkezinden her an kopabilen bir yürek. Kendine yarattığı dünya ne kadar iğrenç ve kısıtlı olursa olsun, mükemmelce yaşıyordu içinde. Güç veren bir şeydi bu basbayağı. (Yengeç Dönencesi)
.
Uzağa bakma. Her şeye düz bak. İyisiyle kötüsüyle gözünün içine bak.

... (Aşk Mektupları)
Now it is either heaven or hell, no in between is possible any longer.
And by all indications we will choose hell. (The Time of the Assassins)
İnsan ne kadar dönüp dolaşırsa dolaşsın, daima yine olduğu yerde kalıyor. Bir türlü kabul edilemiyen 'şimdi'nin olduğu yerde. (Neksus)
Ay gibi ölü bir gezegene ulaşma düşüncesi insanlara, dünya üzerindeki diğer insanlarla iletişim kurma düşüncesinden daha heyecan verici geliyor.
Dünyayı kurtarmak, hatta kendi kendimizi kurtarmak bizi ilgilendirmiyor.
Bizi ilgilendiren bu gezegenden kaçmak.
Bize sunduğu vaadi yitirinceye kadar yeryüzünü kuruttuk. (Hatırlamayı Hatırlamak)
"Asla kendini kaybetme!" (Uykusuzluk)

Bana kollarında birkaç gün huzur ver,buna çok ihtiyacım var.
Yıkıldım,yıprandım,yoruldum.Ondan sonra dünyayla yüzleşebilirim. (Edebi Bir Tutku)
What devils are these who look like you and talk like you, who wear the same dress, eat the same food, and who hound you like dogs? Are these not the worst enemies a man can have? The others I can find excuses for, but for one's own kind I can find no excuse whatever. (The Time of the Assassins)
...kitabın açılışında bir dünya yatıyordu
ne denli kendine özgüdür büyük yapıtların sayfalarının açılışları... (Neksus)
"Senin suskunluğunun hiçbir anlamı yok benim için; benim suskunluğum seninkini bastıracak" (Uykusuzluk)
Dudaklarından soğuk, neşeden yoksun bir kahkaha döküldü – yalnızca ıssızlığın ortasında duyulabilecek bir kahkaha. İnsanca şakaları anlayabilecek biçimde eğitilmiş bir köpeğin salıvereceği türden bir kahkaha. (Çılgın Üçlü)
Dünyada bir başınasın! Yalnızsın... Yalnız... Yalnız. Acı bir şey yalnız olmak... Acı, acı, acı, acı. Sonu yok, akla hayale sığmıyor ve dünyadaki her insanın yazgısı böyle.. (Oğlak Dönencesi)
Unwittingly and unconsciously we have made the world one, but one in nullity. We must go through a collective death in order to emerge as genuine individuals. (The Time of the Assassins)

Kendin olmak, yalnız kendin olmak çok büyük bir şey. (Merdivenin Dibindeki Gülümseyiş)
"Çevremdeki insanlar harika göründüğüm, gittikçe gençleştiğim
ve bunun gibi bir dolu zırva laf ediyordu. Ruhumdaki kıymıktan haberleri yoktu." (Uykusuzluk)
Yoluma çıxan insanlar, hər gün baş verən və başqası üçün boş şey kimi görünə bilən hadisələr - hamısını mənim düşüncəmdə xüsusi bir məna kəsb edirdi. (Cennette Bir Şeytan)
Sizin objektifinize nasıl göründüğümden bana ne? (Big Sur ve Hieronymus Bosch'un Portakalları)
"Dünyayı sarsan ulusal ve ırksal dramların dışında, daha büyük bir oyun sahneleniyor;dünya dramı." (Cinsellik Dünyası)
...Uzun, upuzun 1zaman geçiyordu;
bildiğim tüm sessizliklerden daha an­lamlı 1sessizlik içinde.
Söyleme gücünü kendi­mizde bulamadığımız herşey, bu karşılıklı dilsiz oyu­nunda dile geliyordu... (Cinsellik Dünyası)
Sonunda her şey tek bir gerçeğin içinde erir: Hatırlayış. (Hatırlamayı Hatırlamak)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/marousinin-devi-henry-miller-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)