# Maskeler Süvariler Gacılar - Pınar Selek Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Maskeler Süvariler Gacılar kimin eseri? Maskeler Süvariler Gacılar kitabının yazarı kimdir? Maskeler Süvariler Gacılar konusu ve anafikri nedir? Maskeler Süvariler Gacılar kitabı ne anlatıyor? Maskeler Süvariler Gacılar PDF indirme linki var mı?  Maskeler Süvariler Gacılar kitabının yazarı Pınar Selek kimdir? İşte Maskeler Süvariler Gacılar kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/maskeler-suvariler-gacilar-pinar-selek-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-07-03T23:00:04+03:00
- Güncelleme: 2022-07-03T23:00:04+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/07/03/pinar-selek-kimdir-pinar-selek-kitaplari-ve-sozleri-261255.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Pınar Selek 
 Yayın Evi: Ayizi Kitap 
 İSBN: 9786056189548 
 Sayfa Sayısı: 208 
--reklam--
Maskeler Süvariler Gacılar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ülker Sokak vahşetinin üstünden 15 yıl geçti. 15 yılda başka sokaklar, caddeler, mahalleler aynı vahşetin değişen mekânları oldu. Translara yönelik kıyım, şiddet hiç bitmedi. Ama o günden bugüne transların özgürlük mücadelesi yükseldi, trans hareket varoldu.

Pınar Selek'in transların Ülker Sokak'tan dışlanmasına ilişkin araştırması, bir grup insanın yaşadığı acıdan, bir sokaktaki kıyımdan bizi alıp dışlama politikalarının rant aritmetiğine, suç ortaklıklarının saklı ve süslü köşelerine, mağduriyetten doğan özgürlük politikalarına götürüyor. Tarihe bugünü anlamamızda büyük katkı sunan önemli bir not düşüyor. Bizi dışında olmadığımızı gösterdiği bir gerçekle sarsıyor.

"Ben bu çalışmayı yaptığımda, 25 yaşındaydım. Yırtıldığım, sarsıldığım, yeniden doğduğum yıllardı. Ülker sokak, bu parçalayıcı kaos içinde, benim bugünkü şekillenmemi doğrudan etkileyen en önemli deneyimlerimden biriydi."
--reklam--
Maskeler Süvariler Gacılar Alıntıları - Sözleri
Hepimiz aynı filmin içindeyiz. Aynı rüzgar, bizi başka mekanlarda, başka kokularla kuşatıyor. Iktidar mekanizmaları, toplumsal hiyerarşilerin neresinde olduğumuza bağlı olarak etkiliyor hayatlarımızı. Bu nedenle belki de sadece yorumlamak için değil, hayatı değiştirmek için, birbirimizin deneyimlerine bakalım...
Tüm dünyaya böyle bir suçun olduğunu söyleyeceksiniz. Böyle bir şeyi asla düşünmemiş kadınların dikkatini bu konuya çekeceksiniz.
Toplumsal ilişkilerde ekonomik, sosyal, kültürel, siyasal anlamda egemen olan gruplar, kendi çıkarlarına uygun olan anlamları evrensel kılıp, bunları tüm topluma mal ederler. Bu anlamlara uyumlu olmayan tüm tavır, tutum ve düşünceler sadece egemen gruplar tarafından değil, onların suç ortakları olan ezilenler tarafından da dışlanır. Çünkü hegemonya büyük ölçüde rıza gerektiren bir durumdur.
Eğer yaygınsak normaliz her yerde bizim gibiler varsa kabul edilebiliriz, çoksak güçlüyüz anlayışı, eşcinsel hareketin ilk oluşumunda kendine güven gibi duygular yaratsa bile , onun gelişiminin önüne set çekmez mi? Başka türlü bir yaşama biçiminin mücadelesini verirken bu tür savunmalara ve kabul edilebilirlik ölçülerine ihtiyaç duyulsa da, belli bir aşamadan sonra kimliğin gelişimine zarar vermesi kuvvetli bir olasılıktır.
İnsanı ve onun toplumsal tarihini sadece kapsadıklarıyla değil, dışladığıyla birlikte okumak gerekir.
Ancak bu on beş yıllık süreç ötekileştirilen travesti-transeksüellerin gerçekliklerinde özgürlük alanlarını genişletici ciddi bir değişim yaratmadı. On beş yıl önce Ülker Sokak’ta gördüğümüz kâbusu beş yıl önce Eryaman’da, iki yıl önce Şişli’de gördük, bugün Tarlabaşı’nda görüyoruz. Olayların bu derece benzer olması ironik neredeyse. Ancak bu benzerlik ironiden değil toplumsal yaşamın ataerkil-militarist-kapitalist-heteroseksist yapısında on beş yıl içinde hiçbir kırılma olmamasından, aksine bu yapının yarattığı şiddeti her gün başka bir kesime sıçratmaya devam ederek şiddetin meşruluğunu arttırmaya çalışmasından kaynaklanıyor.
“Sömürünün doğasını anlamak için on dokuzuncu yüzyıla kadar beklemek zorunda kaldık; iktidarın doğasını ise bugüne dek henüz tam anlamıyla kavramış değiliz.”
İnsan, giysilerinden başka neleri çıkarır üzerinden? Toplumun arka duvarlarından toprağa doğru açılan karanlık kulvarlarda edepsizlik saçan bedenler ölümü çağrıştırarak ölümsüzlüğü mü ararlar? Ama ‘koli atılan’ odalarda kalpsel bir yakınlık yaşanmadığından bu arayış hep tatminsizlikle mi biter? Bu odalarda hayal kırıklıkları mı yaşanır? Meniler ölüm mü kokar? Kavgalar bu yüzden mi çıkar?
Gökkuşağı olacak bir gün yaşam tüm erkeklerin altından geçtiği.
Resmi tarih beyazdır, erkektir, savaşçıdır, mülk sahibidir, hetero- seksüeldir. Beyaz olmayan ırkların, kadınların, ezilenlerin, mülksüzlerin, heteroseksüel olmayanların tarihi, resmi tarihin içinde kaybolur gider. Ancak, ne yaparsanız yapın gerçeği değiştiremezsiniz. Yaşanan hiçbir deneyim, cisimleşmiş hiçbir varlık, boşlukta kaybolmaz, başka bir şeye dönüşerek var eder kendini. Olmamış gibi devam edemezsiniz. Yaksanız da ötekinin külleri gelip bulur sizi. Türkülerle, ağıtlarla, sözle, yazıyla...
Dilsizleştirilmeye çalışsanız da yok edemezsiniz dillerini.
Oysa karanlık ne kadar sonsuz olursa olsun, boşlukta parlayan bir yıldız tek başına deler o sonsuz karanlığı.
Hepimiz birer ötekiyiz aslında.
“Sosyolog elbette birçok hayatın içine girip çıkacak, hiç hissetmediği duyguları ve deneyleri taşıyan insanları anlamaya çalışacak ve belki bazı kereler o yaşamların içine girecek: Bourdieu, Flaubert’in bir cümlesinden yola çıkarak ‘birçok hayatın içine girmek istiyorum’ demektedir, yani her hayatın içinden o hayatı yaşayanlarla söyleşmek, konuşmak ve öznellikler arasında ilişki kurmak...”1
--reklam--
Maskeler Süvariler Gacılar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kimliği, haydutların ağzına küfür olanlara manifesto: Birleşin!: Dünya çapındaki başarılarını filistin askısı ve elektroşok gibi çeşitli işkence yöntemleriyle ödüllendirdiğimiz, asılsız suçlamalara karşın müebbetle onore ettiğimiz, tüm suçlamalardan beraat etmesine rağmen Fransa’ya sürdüğümüz Sosyolog ve Yazar Pınar Selek’in hayatı, yazdığı tüm eserlerin önüne geçecek mahiyette aslında. Tüm dışlanmışlara; kalemiyle, sesi ve sözüyle kucak açmış Selek, henüz 25 yaşında yaptığı bu araştırmada, Trans bireylerin Ülker Sokak’tan iktidarın tüm mekanizmaları ile çıkar savaşına tutuşmuş ‘Beyoğlu Sakinlerinin’ el ele vererek nasıl sürgün edildiğini tüm tarafları mercek altına alarak anlatıyor.

Kitap kurgusal bir metin değil bir araştırma özelliği taşıdığı için, sanıyorum ki mesajı çok az kişi tarafından farklı algılanacaktır. Toplum tarafından kendileri gibi olmaya zorlanan ötekiler, kendi içlerinde de ötekileştirildiği takdirde bu zincir asla kırılmayacak ve hakların mücadelesi geriye her zaman ağız dolusu kan bırakacak. Toplum ise iktidarın söylemini şaşmayan eril ve gelenekçi sesi ile kendini haykırmaya devam ederken bir yandan da kar-zarar hesabına tutuşacak!

Gittikleri her yerde kimliklerine tutulan aynayla karşılanan Trans bireylerin öyküsü; Osmanlı’dan bu yana süregelen toplumsal gerçekliklerle bir arada okunduğunda, biyolojik cinsiyeti ile cinsiyet kimliği uyuşmayan ‘ötekilerin de ötekileri’ sayılan transları anlamak için okunası bir kaynak: Maskeler, Süvariler ve Gacılar. (Laptus) 
--reklam--
Maskeler Süvariler Gacılar PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Pınar Selek - Maskeler Süvariler Gacılar kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Maskeler Süvariler Gacılar PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Pınar Selek Kimdir?
Pınar Selek, (d. 8 Ekim 1971, İstanbul), Türk sosyolog, yazar ve düşünür. Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji bölümünde lisans ve yüksek lisans öğrenimi gördü. Azınlıklarla ilgili çalışmalarıyla tanınır.

Yaşamı

Selek, 1971'de İstanbul'da doğdu. Ortaöğretimi Notre Dame de Sion Fransız Lisesi'nde tamamladıktan sonra Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü birincilikle bitirdi. Ardından aynı üniversitede sosyoloji üzerine yüksek lisans yaptı. Ayrıca Fransa'da bulunan Sophiantipolis UDEL Üniversitesi'nde ekonomi-politik dersleri gördü. Günümüzde Strasbourg Üniversitesi'nde Siyaset Bilimi alanında doktora çalışmasını bitirmiş ve öğretim görevlisi olmuştur.

Pınar Selek transseksüeller, sokak çocukları ve seks işçileri gibi ayrımcılığa uğrayan gruplar hakkında yaptığı araştırma ve çalışmalarıyla tanındı. 1998 yılında PKK üzerine yürüttüğü araştırması nedeniyle terör suçu şüphesi altına alındı. Söz konusu dönemde PKK için propaganda yapmak iddiasıyla tutuklandı ve filistin askısı, elektroşok ve kafatasına elektrik verilmek suretiyle ağır işkence gördü. Berlin’deki Überleben İşkence Kurbanları için Tedavi Merkezi, 2010 yılında, gördüğü işkencenin etkilerini doğrulayan bir rapor hazırladı. İki buçuk yıl sonra salıverilmesinin ardından 2002 ve 2006 yıllarında beraat etti. Mısır Çarşısı'ndaki patlamanın bombadan kaynaklandığı yönünde kesin bilirkişi raporu bulunmamaktadır. 

24 Kasım 2010 tarihinde davanın yeniden açılacağı açıklandı.Savcının ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet istemiyle açtığı davanın 9 Şubat 2011 tarihli ilk celsesi de beraat kararıyla sonuçlandı; ancak Yargıtay kararı bozup 24 Ocak 2013'te ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırdı. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nde halen Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili olarak yargılanmaktadır. 24 Ocak 2013 tarihinde 12. Ağır Ceza Mahkemesi, sosyolog Pınar Selek'in ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasına karar verdi. Selek 25 Ocak 2013 tarihinde Strazburg'da yaptığı basın toplantısıyla mücadelesine devam edeceğini açıkladı.

Pınar Selek avukat Alp Selek'in kızıdır.
--reklam--
Pınar Selek Kitapları - Eserleri
Sürüne Sürüne Erkek Olmak
Yolgeçen Hanı
Maskeler Süvariler Gacılar
Cümbüşçü Karıncalar
Şiddet, Siyaset ve Medenilik
Su Damlası
Evden Uzakta
Barışamadık
--reklam--
Pınar Selek Alıntıları - Sözleri
Otoriter rejimlerde şiddet genellikle otorite suistimali ve keyfilik olarak ortaya çıkar. Otoriter rejimler, otorite suistimalinin çeşitli tezahürleriyle varlıklarını sürdürürler. Hatta daha genel bir değerlendirmeyle, otorite suistimalinin otoriter rejimlerdeki en yaygın şiddet biçimi olduğu söylenebilir. (Şiddet, Siyaset ve Medenilik)
.
Türkiye coğrafyasının çeşitli yerlerinden gelmiş insanlar var.
. (Sürüne Sürüne Erkek Olmak)
Ancak bu on beş yıllık süreç ötekileştirilen travesti-transeksüellerin gerçekliklerinde özgürlük alanlarını genişletici ciddi bir değişim yaratmadı. On beş yıl önce Ülker Sokak’ta gördüğümüz kâbusu beş yıl önce Eryaman’da, iki yıl önce Şişli’de gördük, bugün Tarlabaşı’nda görüyoruz. Olayların bu derece benzer olması ironik neredeyse. Ancak bu benzerlik ironiden değil toplumsal yaşamın ataerkil-militarist-kapitalist-heteroseksist yapısında on beş yıl içinde hiçbir kırılma olmamasından, aksine bu yapının yarattığı şiddeti her gün başka bir kesime sıçratmaya devam ederek şiddetin meşruluğunu arttırmaya çalışmasından kaynaklanıyor. (Maskeler Süvariler Gacılar)
Bizim tarihimizde,gitmek de kalmak da ölümdü...Şimdi başka yollar bulunabilir. (Yolgeçen Hanı)
Tüm dünyaya böyle bir suçun olduğunu söyleyeceksiniz. Böyle bir şeyi asla düşünmemiş kadınların dikkatini bu konuya çekeceksiniz. (Maskeler Süvariler Gacılar)
"Hınç, zihnin kendi kendini zehirlemesi olarak yaşanıyor." (Sürüne Sürüne Erkek Olmak)
Bazen gitmek güzel ama bazen dönmek gerek. Bitmediyse devam etmek... (Cümbüşçü Karıncalar)
"Herkes ezile ezile ezmeyi öğreniyor." (Sürüne Sürüne Erkek Olmak)
Gökkuşağı olacak bir gün yaşam tüm erkeklerin altından geçtiği. (Maskeler Süvariler Gacılar)
Aşk pazarı bu.Canlar satılır .Satarsın bu canı. kimse alamaz.dönüp de bakmaz... (Yolgeçen Hanı)
"Adamın biri geneleve gitmiş. 'Genç ve güzel bir kadını' yukarı çıkarmış. Aradan beş dakika geçmemiş ki kadın çığlık çığlığa aşağı inmiş. Kendine güvenen başka bir kadın çıkmış yukarı ... Iki dakika sonra 'Bu adam bana ağır... diye bağırarak geri gelmiş. Ardından deneyimli başka bir 'orospu' şansını denemiş, o da dayanamayıp geri dönmüş. Sonunda genelevin görmüş geçirmiş maması işi üstlenmiş, ama o da çığlıklarla teslim olmuş. Adam, 'beni tatmin edecek hiçbir kadın yok,diye söylenirken, genelevin ayak işlerine de bakan 'ibnesi' onunla yukarı çıkmış. Aradan beş dakika geçmiş, on dakika geçmiş ... Ses yok. Sonunda ikisi de mutlu mesut inmişler aşağıya. Kadınlar 'ibneye' 'Nasıl oldu? Nasıl dayandın?' diye sormuşlar. 'Ibne' gururla gülümsemiş: 'Eee, biz erkek adamız... (Sürüne Sürüne Erkek Olmak)
Resmi tarih beyazdır, erkektir, savaşçıdır, mülk sahibidir, hetero- seksüeldir. Beyaz olmayan ırkların, kadınların, ezilenlerin, mülksüzlerin, heteroseksüel olmayanların tarihi, resmi tarihin içinde kaybolur gider. Ancak, ne yaparsanız yapın gerçeği değiştiremezsiniz. Yaşanan hiçbir deneyim, cisimleşmiş hiçbir varlık, boşlukta kaybolmaz, başka bir şeye dönüşerek var eder kendini. Olmamış gibi devam edemezsiniz. Yaksanız da ötekinin külleri gelip bulur sizi. Türkülerle, ağıtlarla, sözle, yazıyla...
Dilsizleştirilmeye çalışsanız da yok edemezsiniz dillerini. (Maskeler Süvariler Gacılar)
Binlerce yıllık insanlık macerası, aynı zamanda da hararetli bir özgürlük yolculuğudur. Ölüm-yaşam kıskacındaki insan kısacık hayatında belirsizlikler ve güç ilişkileri ile boğuşur; kendi akışını, varlığını, arayışını sürdürmek, gürleştirmek ya da kendi durgunluğunu, sabitliğini korumak istenciyle, doğayla bir mücadele yürütürken, genellikle toplumsal varoluş içinde sönümlenir. Çağımızın toplumsal ilişkileri içinde,, belli değerler doğrultusunda yetişen ''birey'', üretim-tüketim-eğitim-eğlence ve özel hayat gibi kategorize ettiği yaşam alanlarında, toplumsal kurumların belirlediği sınırlara göre yaşamaktadır.
(...)
Bu sınırlar, zorunluluklar, değerler ve görevler içinde, insan, kendi kendini, oluşturduğu uygarlıkla tutsak etmiştir. (Şiddet, Siyaset ve Medenilik)
"Uyumak, alışmak anlamına da geliyor. Hamur böylece mayalanıyor." (Sürüne Sürüne Erkek Olmak)
Bürokrasi, iş bölümü ve işleyiş üçgeninde mecburiyete boyun eğen birey, kendi eyleminden sorumlu olmadan, yerine getirdiği görevin sonuçlarına ''kayıtsız'' kalarak büyük sistemin işlemesini sağlar.
Bu, kapatılan ve dışlanan insandır. İnsanlar, tahakküm benzetmelerinin, belli görev, üslup ve anlayış duvarlarının arasına kıstırılır; bir süre sonra o duvarların şeklini alır; çeşitli aidiyetlerle ''homojen biz'' yaratılır, ''ötekiler'' ise, dışlanır. (Şiddet, Siyaset ve Medenilik)
İnsan hep aynı şarkıda kalıyorsa, bir sebebi vardır. Ölülerle helalleşmeden geçilemiyor galiba yeni şarkılara. (Cümbüşçü Karıncalar)
Anlamadığımız şeyler vardı, bilginin söz geçiremediği. Bu kısacık hayatta, çoğalmak ve büyümek yerine yüzünü varolana dönmeyi, özgür bir kuşla arkadaş olmayı öğrenebilirdi insan. Hüküm kurmadan sevmeyi. Hafiflemeyi. (Cümbüşçü Karıncalar)
Kamusal otorite arkasına sosyal iktidarı alır, siyasi egemenlik erkeksileşir. Ekonomik, toplumsal, kültürel ve siyasal bir süreç olarak örgütlenen militarizmin, kadınlık ve erkekliğin inşasıyla olan ilişkisini görmezsek, toplumsal yaşama, ataerkil ve askeri değerlerin neden giderek daha fazla hakim olduğunu kavramakta zorlanırız. (Şiddet, Siyaset ve Medenilik)
Bu yüzden kimse dokunmuyordu soluk kaldırımın üstüne konan bu tuhaf ama güzel çiçeğe. (Cümbüşçü Karıncalar)
Devleti bölen, ülkeyi bölen, toplumu bölen, dini bölen bir iç düşman her zaman bir yerlerde vardır. Eyleme geçmemişe, geçmeye hazırlanıyordur. (Şiddet, Siyaset ve Medenilik)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/maskeler-suvariler-gacilar-pinar-selek-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)