# Mengene - Muzaffer Oruçoğlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Mengene kimin eseri? Mengene kitabının yazarı kimdir? Mengene konusu ve anafikri nedir? Mengene kitabı ne anlatıyor? Mengene PDF indirme linki var mı?  Mengene kitabının yazarı Muzaffer Oruçoğlu kimdir? İşte Mengene kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/mengene-muzaffer-orucoglu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-10-21T15:00:05+03:00
- Güncelleme: 2022-10-21T15:00:05+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/10/21/muzaffer-orucoglu-kimdir-muzaffer-orucoglu-kitaplari-ve-sozleri-338468.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Muzaffer Oruçoğlu 
 Yayın Evi: Belge Yayınları 
 İSBN: 9789753447393 
 Sayfa Sayısı: 214 
--reklam--
Mengene Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
12 Mart cuntasına ve Özel Harp Dairesi'ne bağlı kontrgerillanın İstanbul Harbiye'deki merkezinde elli beş gün sorgulanan Muzaffer Oruçoğlu'nun Mengene adlı eseri, okurunu, romanın yarılmış, yaralanmış ses ve dil dünyasında gezdiriyor. Belge ve hatıranın da olanaklarından yararlanan Mengene, okurunu sarsan kuvvetli bir metin. Oruçoğlu, işkencecilerin ruh hallerini, taktiklerini; direniş ve teslimiyet gelgitinde savrulan işkence mağdurunun fiziksel ve ruhsal acılarını, tutunma çabalarını, yalın ve içtenlikli bir dille ele alıyor. İnsanın insana reva gördüğü çıplak şiddet, Oruçoğlu'nun kalemiyle okurun vicdanına taşınıyor.
--reklam--
Mengene Alıntıları - Sözleri
“Ben bu halkın, başkaları tarafından kurtarılmayı istediğine inanmıyorum. Git sokaktan çevir birisine sor. "Anarşistler seni kurtarmak istiyorlar, ne diyorsun?" de. "Benim kurtarılacak bir durumum yok, onlar kendilerini kurtarsınlar" der. Halk budur. Hayatında yapmadığı bir şeydir, başkalarını kurtarmak. Git çe­vir, sor. "Anarşistlere ne ceza verelim?" de. "Asın"’ der. Halk, ke­sinlikle budur. Asılışınızı zevkle seyreder. Celladın karşısında iki büklüm eğilir, şapkasıyla selamlar onu. Halkı benim kadar tanıyamazsınız. Kıt kanaat geçinmeye alışmıştır. Küçük bir lok­ma atar ağzına, dikkatlice çiğner ve usul usul yutar, geğirince şükür çeker, öksürünce korkar, çevresine bakınır, acaba bir şey mi oldu diye. Ayrıntıdaki güzelliklere bakmaz halk; onun için, hiçbir şeyin değişmediğini, her şeyin birbirine benzediğini sa­nır. Halk budur.”
"Kahraman olmak. Evet. Güzel. Çok güzel. Ama kimin için? Bu halk için mi? Bu halkın kahramanı yoktur. Varsa göster. Kah­ramanların hepsi sahtedir. Neden sahtedir? Çünkü başkalarını kurtarmaya çalışıyorlar. Gerçek kahraman, kendisini kurtarma­ya çalışandır. Sen dünyada bana bir halk göster ki başka bir halkı kurtarmaya gitsin. Bana akıllı bir halk göster ki, işkence altında dirensin, inancından taviz vermesin.Yok, gösteremezsin. Yahu­di halkı, dünyanın en akıllı halkıdır. Onlar bile baskı ve işkence altında dik duramazlar. Hıristiyan baskısı altında maronalaşırlar, İslam baskısı altında da sabetaylaşırlar. Böyle kahramanlık olur mu? Tabii, bununla halkın hiç kahramanı yoktur demek istemiyorum. Var. Halkın iki zalim açlığı, iki büyük kahramanı var. Biri boğaz açlığıdır ki bunu ekmekle doyurur. Ekmek birin­ci kahramandır. Halkın ikinci açlığı da apış arası açlığıdır. Bu aç­lığı da ya kamış ya da yemişle doyurur. Kamışla yemiş de halkın ikinci kahramanıdır.”
Sizin insanlığa zerre kadar faydanız yoktur. Şiddetten doğdunuz ve hayata şiddetle başladınız. Tehlikeli insanlarsınız!
Halkı benim kadar tanıyamazsınız. Kıt kanaat geçinmeye alışmıştır. Küçük bir lokma atar ağzına, dikkatlice çiğner ve usul usul yutar, geğirince şükür çeker, öksürünce korkar, çevresine bakınır, acaba bir şey mi oldu diye. Ayrıntıdaki güzelliklere bakmaz halk; onun için, hiçbir şeyin değişmediğini, her şeyin birbirine benzediğini sanır. Halk budur.”
Ahlaksız sözcüğünü çok kullandığı için ahlak denilen nes­neden nefret etmeye başlamıştım. Köleliğin garantisi ya da özgürlüğün durduğu, işlemediği yerde filizlenip serpilen bir olgu olarak canlanmıştı iç dünyamda ahlak.
"Dünyanın tüm güzelliklerini
Davet ettim soframa
Baş köşeye kuruldu orostopolluk.
Teşrif etti hançeriyle ihanet
Alçaklık yanıma oturdu
Gülümsedi gözlerime gözleriyle puştluk
Kadehlerde pırıl pırıl bir rakı
Şerefe dedi şerefsizlik."
Bizi odanın ortasında, ellerindeki sopalarla vahşice dövme­ye başladılar. Küfürle sopa anaforunda dönüp duruyorduk.
“Haydin bakalım, devrimciler dik durur, konuşmaz,” diye bağırıyorlardı.
Hangi kurban, celladının aşk teklifine inanır. Hayret, ben inandım.
"Allah onu, insanlara alçaklığın kudretini ha­tırlatmak için yaratmış.”
Dünyanın tüm güzelliklerini
Davet ettim soframa
Başköşeye kuruldu orostopolluk
Teşrif etti hançeriyle ihanet
Alçaklık yanıma oturdu
Gülümsedi gözlerime gözleriyle puştluk Kadehlerde pırıl pırıl bir rakı
Şerefe dedi şerefsizlik.
--reklam--
Mengene İncelemesi - Şahsi Yorumlar
“İşkence” İslam toplumuna uzak bir kelime değil. Din eğitimi boyunca öğreniriz, Mekkeli müşriklerin Peygamber ve ashabına nasıl akıl almaz işkenceler yaptıklarını… Tüm İslam dünyası “Çağrı” filmini bilir ve sever, ve“Çağrı” filmi bu işkenceleri ete kemiğe büründürüp anlaşılır kılmıştır. Zira tecrübe edilmemiş bir şeyi hayal etmek zordur…
Ve Hz Muhammed işkence edeni lanetlemiştir!

Muzaffer Oruçoğlu, umarım ki nefret ettiklerimin dahi tecrübe etmek zorunda kalmayacağı bir şeyi, halkının vergileri ile geçinen sıradan devlet görevlilerinin kendisine uyguladıkları işkenceleri anlatıyor “Mengene”de. Şimdiden “ama…” diye başlayacak olanlar olabilir, o yüzden hemen başlarda yazayım; evet kahramanımız “azılı” bir komünist, TKP(M-L) kurucularından, TİKKO üyesi, ancak bu bir propaganda kitabı değil. İdeolojik görüşlerinden, bu uğurdaki yolculuğundan hiç bahsetmiyor Oruçoğlu. Sadece ve sadece kendisine poliste ve askeriyede yapılan işkenceleri anlatıyor.

Üstelik tüm bunlar olurken sadece 25 yaşında…

İşkencelerin her biri ayrı iğrenç. Kitabın bir kısımında artık iç sıkıntısı ve baş ağrısından ara vermek zorunda kaldığım dahi oldu. Gencecik bir insanı sürekli çırılçıplak döverek, aşağılayarak, hayvan gibi davranarak, üzerine tükürerek, aç susuz bırakarak, falakaya yatırarak, askıda ölesiye döverek, makatına cop sokarak, makatından, cinsel organından, ağzından, dilinden, kulağından, bilimum organlarından elektrik vererek, işkence dozunu arttırmak için tuzlu su içirerek, cinsel organını sopa ile döverek şiş ve yaralar içinde bırakanlar, devletten memur maaşı alan sıradan insanlar… Kahramanımızdan bilgi almaya çalışıyor da değiller, zira sordukları soruların cevaplarını zaten biliyorlar; kaldı ki işkence altında aldıkları yanıtların doğruyu yansıtmayacağının, böyle bir acı karşısında insanın aklına gelen her şeyi söyleyebileceğini de biliyorlar.

Peki neden işkence ediyorlar?

Kendilerine verilmiş sınırsız devlet gücünü başkalarını aşağılamak için kullanabiliyor olmak hoşlarına gidiyor da ondan… Aşağılık karakterlerini sansürsüz ortaya seriyorlar; polisinden askerine, generalinden erine her biri ellerine geçen bu fırsatı değerlendirmek istiyor. Ezilmiş, sünepe bir insanın tesadüfen güç bulduğunda canavarlaştığı gerilim filmlerini hatırlatıyorlar. Alt kademeleri işin sadece eğlencesinde, üst kademelerin daha kaygılı başka bir sebepleri daha var: Kendi beceriksizlikleri ve başarısızlıklarını da gizlemeye çalışıyorlar. Maaş aldıkları “vatanı savunma” görevini yapabilmek için kafa çalıştırması, araştırma yapması, suç delili toplaması ve yargıyı Yargı’ya bırakması gerekenler onlar. Ancak ofislerinde ayaklarını uzatıp emir erlerini hizmetlerine koştururken tüm bunları yapmak zor geliyor; işkence altında aldıkları saçma ifadelerle bir yandan egolarını tatmin ederken diğer yandan işlerini “yapmış” gibi davranma derdine düşüyorlar. Oruçoğlu’nun sözleri ile bir de bu sayede “hayali suçlar yaratarak sıkıyönetimin süresini uzatmaya gerekçe sağlıyorlar”. Şöyle konuşmaktan utanç dahi duymuyorlar:

"İnan ki sizin gibi genç­lerin kör inançlar uğruna kendilerini ezdirmelerine üzülüyo­rum. Vatan için yararlı ömrünüzü zindanlarda çürütüyorsunuz. Buradaki hoş olmayan uygulamaların aylarca devam etmesi ne kötü bir şeydir. On beş gündür boşu boşuna yirmi kişiyi meşgul ediyorsun. Yazık değil mi bu fakir halkın parasına? Sizin yüzü­nüzden ülkemize sızdırdırılan casuslarla uğraşamıyoruz. Bir yandan KGB, diğer yandan CIA... Bu fakir devlet kiminle uğraşsın oğlum? Bu devletin başında sen olsan ne yaparsın?”

Yıllar önce izlediğim bir dizi vardı; işkence altında gözleri bağlı iken tecavüze uğrayan genç kız, yıllar sonrada bir kafede sesinden tanımıştı tecavüzcüsünü… Adam iyi görünümlü, evli barklı, çocuklu, kendi halinde bir subay çıkmıştı; arkadaşlarının sevilen komşusuydu.

Bu iğrenç insanlar çok az sayıda, ancak bu toplumun bir parçası. Yönetimi eleştirmeye kalktığımız her seferde bir balyoz gibi kafamıza inmeyi marifet sayıyorlar. Kendi dar ve aptal vizyonlarını bu ülkenin vizyonu haline getirmeyi çoğu kez başardılar. Geçmişin sağ-sol olaylarından Gezi’ye, her yerdeler ve durumdan memnun olanlarca korunuyorlar. En önemli güvenceleri ise bizlerin, halkın korkudan sesini çıkaramayacak olması.

Sezarın hakkı sezara; görevlerini yapmaya yeter yetkinlikleri katiyen yok, ancak bizi iyi tanımışlar…

“Ben bu halkın, başkaları tarafından kurtarılmayı istediğine inanmıyorum. Git sokaktan çevir birisine sor. "Anarşistler seni kurtarmak istiyorlar, ne diyorsun?" de. "Benim kurtarılacak bir durumum yok, onlar kendilerini kurtarsınlar" der. Halk budur. Hayatında yapmadığı bir şeydir, başkalarını kurtarmak. Git çe­vir, sor. "Anarşistlere ne ceza verelim?" de. "Asın"’ der. Halk, ke­sinlikle budur. Asılışınızı zevkle seyreder. Celladın karşısında iki büklüm eğilir, şapkasıyla selamlar onu. Halkı benim kadar tanıyamazsınız. Kıt kanaat geçinmeye alışmıştır. Küçük bir lok­ma atar ağzına, dikkatlice çiğner ve usul usul yutar, geğirince şükür çeker, öksürünce korkar, çevresine bakınır, acaba bir şey mi oldu diye. Ayrıntıdaki güzelliklere bakmaz halk; onun için, hiçbir şeyin değişmediğini, her şeyin birbirine benzediğini sa­nır. Halk budur.” (AkilliBidik) 
İşkence'nin acımasızlığı farklı bir pencereden sunuyor bize muzaffer oruçoğlu; işkence içerisinde yaşadığı psikolojik ve acının rengini bizlere sunarken acının sıradanlaşmışlığı okuyucuyu farklı tepkilemelere sokacak cinsten. (21) 
--reklam--
Mengene PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Muzaffer Oruçoğlu - Mengene kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Mengene PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Muzaffer Oruçoğlu Kimdir?
Muzaffer Oruçoğlu,18 mart 1947’de, Kars’ın Göle kazasına bağlı Büyük Zavot köyünde doğdu. Köyünde ilkokul olmadığı için İlkokulun ilk üç yılını komşu köyün (Küçük Zavot) okulunda, bir yılını kendi köyünde, son yılını da Kars’ta okudu. Kars Orta Okulu’nu bitirdikten sonra, Öğretmen okulu sınavlarını kazanarak Rize Öğretmen okuluna, iki yıl sonra da İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu hazırlık Lisesine gitti. Bir yıl sonra,
 Fen Fakültesi Matematik Astronomi bölümüne girdi. 67’de içlerinde İbrahim Kaypakkaya’nın da olduğu 9 arkadaşıyla birlikte, Amerikan 6. Filosuna karşı yayınladıkları bildiri gerekçesiyle Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’dan atıldı. 68 öğrenci hareketlerine katıldı. 1969’da Değirmen Köyündeki toprak işgaline katıldı ve tutuklanıp Silivri cezaevine konuldu. 1972’de TKP(M-L) kurucuları arasında yer aldı. 1973’de İstanbul’da yakalandı ve ömürboyu hapse mahkum edildi. Tutsaklık yıllarını şiir ve roman yazarak geçirdi. 13 yıl tutsaklıktan  sonra askere alındı. Askerden 40 gün sonra, mayıs 1986’da firar edip, Yunanistan’a kaçtı. Fransa’da iltica etti. Yeniden roman yazmaya ve resim yapmaya başladı. Politik ve edebiyat dergilerin de makaleleri yayınlandı. 1988’ de evlenerek Avustralya’ya yerleşti. Bu kıtada ilkin iki yıllık resim ve heykel kolejini (Greensborough TAFE COLLEGE - NMIT) bitirdi. Daha sonra Royal Melbourne Teknoloji Enstitüsüne (RMIT) bağlı, PUBLİC ART bölümünde üç yıl Resim ve Heykel eğitimi yaptı. Şimdiye kadar toplam 6 ülkede altmışa yakın kişisel resim sergisi açtı. 13’ü roman, 7’si şiir, 2’si masal olmak üzere 30 kitabı yayımlandı. 2011 yılı Abdullah Baştürk işçi edebiyat ödülü ,Grizu 4 ciltlik romanına verildi.Halen Avustralya'da yaşamaktadır.
--reklam--
Muzaffer Oruçoğlu Kitapları - Eserleri
Tohum
Dersim
Çıplak ve Özgür
Mengene
Kangurular
Gül, Demir ve Çığlık
Brunswick Delileri
Grizu 1
Filozof
Newroz
Karyaditler
Grizu 2
Baba İshak Destanı
Uçurum Geyikleri
Grizu 3
Mavi Munzur Masalları
Grizu 4
Çatlaklar ve Kesitler
Büyücüye Mektuplar
Maymun Düğünü
Sevdalı Kız
Mengene
Işıltılar İmgeler
Eşrefoğlu Al Haberi
Denemeler
Devlet ve Komün
Lâl Dili
Aşk ve Işık İçinde
Falaris Prelüdleri
Sanat Edebiyat Yazıları
Dangalak
Demirin ve Ateşin Dilinden
Huruç
Kaypakkaya - Akıl ve Aksiyon Duygusu
Çatlayan Süt Sessizliği
Işıltılar İmgeler
--reklam--
Muzaffer Oruçoğlu Alıntıları - Sözleri
Sevdim mi gözlerim çoğalır, sevdiğimin her yerine dağılır. (Grizu 1)
Gözün geride kalmasın. Zaten yaşadığın kadar yaşadın. Siktir et gerisini. (Grizu 2)
"Dünya değişti. Aletler artık kendi dışlarındaki elleri değil, kendi içlerindeki teri dinliyorlar. Ekmekler büyüyorlar, açlığı ve parayı yiyorlar." (Sevdalı Kız)
Kadının kendi altın krallığını yitirerek köleleşmesi tarihin en hazin, en ilginç ve en büyük öyküsüdür. Mülkiyetin ve mülkiyet duygusunun olmadığı güneşin ve suların, özgürlüğü pırıl pırıl bir kahkahayla selamladığı çağda, kadın insanlığın ikiden çok memelerle sembolize edilen - bereket kaynağı, komünal ve cinsel hayatın biricik kahramanıydı. İlkel insanın gözünde, insan denilen tılsımlı muammayı, doğanın en değerli varlığını, hatta kabileyi doğuruyordu. O kolektif hayatın, aşkın ve sevişmenin tüm alanlarına egemendi. Cinselliğe ilişkin hiçbir tabu, hiçbir kan bağı engeli, buyruk söz konusu değildi onun için. Kendi içinden çıkan tek bir buyruğa uyuyordu sadece; sevmek, istemek ve hoşlanmak buyruğu. (Karyaditler)
“Asırlar geçmiş aradan, bilincimiz, yaratıcı gücümüz, gönencimiz kurtulamamış hâlâ... Kurtulamamış şu lanetli şehvetin, servetin ve şiddetin hükmünden.” (Baba İshak Destanı)
İnançtır bu
Tanı yavrum
Sevaptır pırıl pırıl
Demire tırnakla
Duvara kanla yazılır

Acılardan süzülür
Canı can
Zindan zindan içinde
Beton gülüdür
Bükülmez
Bükülmez yavrum
Cellat suratlara tükürür
Ve alnı şafağa doğru
Darağacına yürür (Demirin ve Ateşin Dilinden)
Acılar kolay unutulur, aynalarda görünmezlerse. (Grizu 1)
"Donsuz dolaş fakat boynunu zalimlerin önünde eğme, bawo." (Dangalak)
Dünyanın tüm güzelliklerini
Davet ettim soframa
Başköşeye kuruldu orostopolluk
Teşrif etti hançeriyle ihanet
Alçaklık yanıma oturdu
Gülümsedi gözlerime gözleriyle puştluk Kadehlerde pırıl pırıl bir rakı
Şerefe dedi şerefsizlik. (Mengene)
-Ama bir bakışta çarpılıp aşık olanlarda var...
-Pek sağlam bir aşk denmez ona. Sağlam aşk, çok yönlü derinlemesine tanımaya dayanır. (Tohum)
Yaktıklarına ben de inanıyorum. Işıyan her şeye saldırıyorlar. Aydınlığın zerreciğinden bile ödleri kopuyor. (Gül, Demir ve Çığlık)
Acıdı galiba
Açtı mazgalı
Tek bir taze incir sundu asker
Tarifsiz bir minnettarlıkla aldım
Masamın üzerine koydum oturdum
Seyrine durdum.

"Korkuyorum," diye fısıldadı incir
"Benzinde safran sarısı ayaklarında zincir
Obur obur bakıyorsun ballanışıma
Yıllardır yememişsin belli ki
Zordur dağılmadan sana direnmek
İçimde var bin kırmızı çekirdek
Kolay değil
Tüm çekirdeklerimi ezerek
Beni yemek." (Lâl Dili)
Her insan, kaçıp sığınabileceği içi boş bir insan arıyordu. (Grizu 3)
“Kitap yasağı, bu tip aydın insanlarda okuma susuzluğu yaratır. Bunlar için en büyük işkence, yasaklarla, kısıtlamalarla yaratılan kitap işkencesidir belki de” diye düşündü. (Gül, Demir ve Çığlık)
"Hataları kavramazsak, hatalar bizi kavrar." (Kaypakkaya - Akıl ve Aksiyon Duygusu)
Savaş, tarihte olduğu gibi şimdide de bir kâr kapısı. Ama İnsanlık kendi tarihinin hiçbir döneminde paraya bu denli düşman ve bu denli de tutkun olmadı. (Çıplak ve Özgür)
Gözlerini gösterme, hemen anlar, çünkü sevdalısın. (Sevdalı Kız)
Kırımlara, yangınlara, sürgünlere hazır olun. (Dersim)
Gece seyrimdesin
Gündüz gönlümde
Unutamam
Vurgunum hasretine
Hasretine gelinim.

Akrep gömecine
Bal işleyensin
Ayva gibi ağlayıp
Nar gibi gülensin.

Öyle melül
Öyle mahzun olma
Uğruna yangın olup
Sevdasına yeldiğim.

Gelir günler gelir
Domurur uç verir bilincin
Başı dik
Kızıl pençeli
Şahin olur güvercin. (Demirin ve Ateşin Dilinden)
Yaşamın katı, geri ve çirkin yanlarıyla çatışmak, yaşamın kendisinden daha güzeldir. (Çıplak ve Özgür)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/mengene-muzaffer-orucoglu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)