# Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset - Dücane Cündioğlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset kimin eseri? Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset kitabının yazarı kimdir? Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset konusu ve anafikri nedir? Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset kitabı ne anlatıyor? Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset PDF indirme linki var mı?  Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset kitabının yazarı Dücane Cündioğlu kimdir? İşte Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/mesrutiyetten-cumhuriyete-din-ve-siyaset-ducane-cundioglu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-09T18:00:12+03:00
- Güncelleme: 2022-04-09T18:00:12+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/09/ducane-cundioglu-kimdir-ducane-cundioglu-kitaplari-ve-sozleri-196748.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Dücane Cündioğlu 
 Yayın Evi: Kapı Yayınları 
 İSBN: 9786054683208 
 Sayfa Sayısı: 180 
--reklam--
Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Biz ezan'ın Türkçe okunması aleyhinde değiliz. Fakat bunun luzumsuz bir külfet, faydasız bir teşebbüs olduğuna inanıyoruz. Çünkü Türk'ün bildiği ve benimsediği Ezan-ı Muhammedi Arapça değil fakat İslamca'dır ve İslamca olduğu için hem Arapça'dır, hem Türkçe'dir, hem Acemce'dir; hatta hem Hintçe'dir, hem Çince'dir. O, bir müşterek dildir ki bu camiaya bağlı olanların hepsi anlarlar, kelimelerini belki akılları kavrayamaz, fakat ruhları kelimelerin içyüzlerini kavrar. Allahu Ekber Arapça değil, İslamca'dır ve İslamca olduğu için Türkçe'dir.
Ömer Rıza Doğrul
7 Kasım 1947 
--reklam--
Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset Alıntıları - Sözleri
"Kur'an'ın ve Hutbelerin Türkçeleştirilmesi tartışmalarının başladığı ve Cumhuriyet'ten çok önceleri bu konuda adımlar atıldığı bilinmektedir."
Acaba niçin bu yola gidilmiş, halkın teneffürünü celbedeceği bilindiği halde camilere ayakkabıyla girilmesi veya mâbedlere mûsikî aletlerinin sokulması neden ısrarla teklif olunmuştur?
Burada öncelikle anlaşılması gereken husûs şudur: Camilerin asrî bir şekle sokulması başlığı altında teklif edilen değişikliklerin tamamın ardında protestan kiliseleri örneği bulunmakta olup dinen asrîleşmek tâbiriyle aslında dinen protestanlaşmak kastedilmektedir. Çünkü ibadetleri Türkçeleştirme ve/veya anadilini mâbedlere sokma projesinin bizatihi kendisi, -muhtelif vesilelerle açıkça dile getirildiği üzere- Batı'daki reformasyon çabalarının kötü bir taklidinden ibarettir.
"Türkçe Kur'an meselesinin, esas itibariyle I. Dünya Harbi'ne kadar geçen altı yıllık süre (1908-1914) içerisinde filizlendiği ve en nihayet 1914 yılının ilk aylarında yayımlanmaya başlayan müstakil bir çeviriyle önemli bir aşama kaydettiği söylenebilir."
İsmet Paşa, Kazım Karabekir'e "müslüman olduklarından dolayı bugüne kadar istiklalin kendilerine verilmediğini ve müslüman kaldıkları sürece müstemlekeci devletlerin, bilhassa İngilizlerin daima aleyhlerinde olacaklarını, hatta kazanılan istiklalin de daima tehlikede kalacağını" söyler.
Mehmed Cemaleddin Efendi, 19 Mart 1926 tarihinde, Ramazan'ın ilk cumasında hutbeyi Türkçe okuyacak ve sonra namazı da kendisinin hazırladığı Türkçe Kur'an çevirileri ile (Fatiha,Asr ve İhlas surelerinin çevirileriyle) kıldıracaktır.
Camilere sıralar, elbiselikler konulması ve mabedlere ayakkabılarla girilmesi gibi hususlar, esas itibari ile daha önceleri de dile getirilmiş ve ibadetlerin Türkçeleştirilmesini savunanlar, aynı zamanda camilerin de modern bir şekle, daha doğrusu kiliselere benzer bir şekle sokulması konusunda muhtelif fikirler ortaya atmışlardır.
İtalyan oryantalist Nallino'nun şu tesbitine işaret etmeden geçemeyeceğim: "Çöküntü, yüzyıllar boyunca Osmanlı büyüklüğünü oluşturan temelleri kolay ve hızlı bir devrim ile yıkmanın ve aynı zamanda İmparatorluk topraklarını olduğu gibi korumanın mümkün olacağını sanan, Avrupalı gibi eğitilmiş, kendi yurttaşlarının gerçek ruh durumlarından ve gereksinmelerinden habersiz o aydın grubu yüzünden olmuştur."
Kur'an'ı Türkçe'ye çevirme teşebbüslerinin, mücerred Kur'an'ı anlamak gibi masum bir talebin sonucu değil, bilâkis Türkçe Namaz'ın hazırlık safahâtının bir parçası olduğunu gözler önüne sermekte ve böylelikle 1908'den itibaren Ittihatçıların bir türlü gerçekleştiremediği proje'nin, bu sefer yeniden ve daha sistemli bir biçimde tatbik mevkiine konulacağı anlaşılmaktadır.
 
... bir yemek sırasında Karabekir'le İnönü arasında bir tartışma çıkar. İnönü'nün teklif ettiği "inkilâb hamlesi" kısaca şöyledir:

Hocaları toptan kaldırmadıkça hiçbir iş yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkılâbı yapamazsak hiçbir zaman yapamayız. 97

97. Mumcu, sh. 97; Bozdağ, sh. 165
Allah'ın kahr u gazabına uğrayası oğlun, bugün cami-i şerifimizde Cuma namazını "Allah büyüktür!" ile başlayarak ve Fâtihâ-yı Şerife ile Asr ve İhlâs'ı Türkçe okuyarak kıldırmış ve bize kan ağlatmıştır. Söyleyin tekrar etmesin!

Cemaat-i müslimînden biri

(1926 Ramaza'nın ilk Cuması Mehmed Cemaleddin Efendi'nin hutbe'yi Türkçe okuyarak ve sonra namazı da kendisinin hazırladığı Türkçe Kur'an çevirileriyle kıldırması, tekbir ve tesbihleri de Türkçe yapması üzerine cemaat kendisini şikayet eder hatta babasına da mektup yazar.)
--reklam--
Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Benim okuduğum nüshayı öncesinde Türkçe Kur'an, Türkçe İbadet kitaplarını hazırlarken Dücane Cündioğlu biraderimiz de kullandı, okudu; birçok kitabımı ve yıllar içinde itina ile derlenmiş birçok bâkir dosyamı, notları, fişi rahatlıkla alıp okuduğu ve kullandığı gibi...
( haklarını vereceği için hepsini gönül rahatlığıyla verdim ). Kendisine yarı latife yarı ciddi " lütfen benim kitaplarıma işaret koymayacaksın, yanlarına bir şey yazmayacaksın" dememe rağmen çalışma aşkıyla kendisini unuttuğu için bazı işaretler koydu...
Öyledir hazret, şevkle çalışırken kitabın, kaynak malzemenin kendine ait olup olmadığını önemsemez, unutur. Laf aramızda biraz da "zaten bunları benden başka kim, hakkını vererek kullanabilir" diye de düşünür, söyler. Beni hatırlamadan tabii, ben aklına gelince yahut karşısında olduğumu farkedince de çok kısa bir tereddütten sonra sigaraya sarılıp yakar, lâtiflere sığınır!!!"

Bu satırları dergâh dergisinde İsmail Kara'nın Bursa'dan Karabekir Paşa'ya adlı 4 Eylül 1990 yılında (yılın önemli olduğunu düşünüyorum) kaleme aldığı yazısında okumuştum, neden şimdi buraya ekleme gereği hissetim çünkü Dücane Cündioğlu'nun ele aldığı konular üzerinde özellikle İbadetlerin Türkçeleştirilmesi meselesi ve bu meseleye dayanan konular üzerinde ne kadar titiz çalıştığını göstermek için. En azından ben bu konuya dair okuduğum iki kitapta onu gördüm.

İlk olarak ben Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset kitabını okumakla başlayacaktım fakat kaynakçada adına rastladığım ve tarih olarak da ondan önce kaleme alınmış olan Türkçe Kur'an Ve Cumhuriyet İdeolojisini okumak daha doğru olur diye düşündüm yalnız o kitabın satışı olmadığı için pdf okumak zorunda kaldım, kitap bize; 1932 Ramaza'nı etrafında gelişen olayları ve o zamana nasıl geldiği üzerine tarihi süreci aktarıyor ve bunu çeşitli tarihi belgeler sunarak yapıyor odak nokta bu kitap için 1932 Ramazan'ı.

Diğer kitap yani Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset ise zihnimde konuyu toparlamama yardımcı oldu ama hâlâ eksikler mevcut daha doğrusu yeterli bir okuma değil özellikle tarih konusunda bir şeyler okumak yolumuzu daha başka eserlere çıkarıyor ve bunun bir sonu yok.

Yazar her iki eser için de bize konuya dair çeşitli bilgi ve belgeler sunuyor burada aslında kendisi çekilip bazı fikirlerin oluşmasını okuyucuya bırakıyor, tabi ara ara kendini, varlığını da belli ediyor, kaynak konusunda hassas neyi nerden almış mutlaka mevcut, bu durum için kitapta tek sorun sanırım dil yani sunulan belgelerin, döneme dair hatıraların dilini anlamak daha doğrusu kelime kelime anlamak zor ama bir okuyuşta ne demek istenildiği, metnin neyi kasettiği anlaşılıyor.

Tarihi konular barındıran bir eser okurken her halde kimse ele alınan konuların allanıp pullanıp ve kaynaksız sunulmasını istemez en azından ben istemem gerçeğe yakın olmak, gerçeklerin yanı başında durmak bize okuduğumuzu hissettirecektir. "Gerçeklerden kaçılmamalı... Ne yüceltmeli, ne yere batırmalı" Ama bu söylenildiği kadar kolay olmayacaktır hem yazan hem okuyan için.

Kitapların konusuna gelecek olursak; İbadetlerin Türkçeleştirmesi meselesi benim anladığım kadarıyla tek bir konudan ibaret değil hem içeriği hem etkisi bakımından oldukça geniş aynı zamanda zamansal olarak da belli bir tarihe de ait değil bir süreç, çeşitli sebeplerle sık sık gündeme gelen ve dillendirilen bir mesele. Namaz benim odaklandığım ibadet oldu yani hedefte namazın olması namazı türkçeleştirme mevzusuna bu kadar yoğunlaşma düşündürdü, Neden namaz?? Bir de şu yapılan yahut yapılmak istenen şeylerin hep bir devamı mevcut halk kutsal kitabını okusun anlasın halk tekbirini, salâsını ve de ezanını milli dil ile okusun, namazını ana diliyle kılsın sonra camiler de kiliseye benzer bir hâle getirilsin... gibi her biri başka bir şeyin ayak sesi iyide maksat ne "dinen protestanlaşmak", "kötü bir taklit" ??
gonderi/61427549

Konu/konular çok boyutlu birkaç okuma ile içinden çıkılacak gibi değil zaten birkaç okuma ancak birkaç noktadan bakmayı sağlayacaktır umarım devamını getiririm.

Son olarak bir şeye daha değinmek istiyorum yazar sonsöz de ( Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset) meselenin fıkhî detayları için Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet adlı eserine yönlendiriyor fakat ben bu eserin pdf hâlini dahi bulamadım, maalsef... Fıkhî detayın da en az konu kadar önemli olduğunu düşünüyorum çünkü ana dilde ibadet olur diyenlerden buna delil olarak Ebû Hanîfe'yi gösterenler var gördüğüm kadarıyla, bu konuda daha detaylı bilgilere ulaşmak için birkaç arkadaşımla konuya dair bir şeyler araştırıp, okumaya karar verdik.
Neyse yine anlatmak istediklerimi tam olarak anlatamadığımı, ifade edemediğimi (çünkü kendi icimde konuşup kendi kendimle tartıştığım için onu buraya yazamıyorum ) düşünsem de benim söyleyeceklerim şuan için bu kadar.
İyi okumalar. (esra k.) 
Günümüzde ağızlara sakız edilmiş, önemli ayrışmalara sebep olan, insanların çekildiği kutuplara baş olmaya aday zıt karakterlerin çok farklı noktalardan baktığı bir konuya değinmiş Dücane Hoca. Kitap içerisinde çeşitli başlıklar daha çarpıcı gelecektir mutlaka ancak bu kitabı diğerlerinden ayıran sadece yorum olmamasıdır. Açıklanan konunun desteklendiği kaynaklar ve o gün orada bugün tarihi sıfatı kazanan karakterlerin diyalogları ile daha açık ufuklarda dolaşmanız olası hale gelmiştir. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaması gerekir herkesin malumu. Bu konularda da fikir sahibi olacaksanız bu kitapta değerli bilgiler bulacağınıza, sorguladığınız pencerelere yenilerini ekleyeceğinize eminim. (Enes Akil AKBALIK) 
Cumhuriyetin ilk yıllarından çok partili dönemin ilk yıllarına kadar geçen dönemde Türkçe namaz, ezan, mealler çerçevesindeki gelişmeler geniş bir kaynak araştırması ile ele alınmıştır. Cumhuriyet döneminde gerçekleştirilen yeniden yapılanmada, dinin millileşme çabalarından -Türkçe ibadete kadar giden- payını alması ile sonuçlanan dönem ayrıntıları ile gözler önüne serilmiştir.
Belgelerden yapılan direkt alıntıların anlaşılmasında dil sorunu ile karşılaştığım oldu.
Genel olarak bu dönemi merak edenler için oldukça doyurucu ve ayrıntılı bir çalışma.
Sonuç olarak din kurumunun, dinin gerekleri üzerinden değil de siyasi bir takım çıkarlarla tartışıldığı ve gücü elinde bulunduranlar için kullanışlı bir araç olduğundan dem vurulmuştur. (Yertn) 
--reklam--
Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Dücane Cündioğlu - Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Dücane Cündioğlu Kimdir?
1962 yılında İstanbul Üsküdar'da doğdu. 2 Nisan 1980 tarihinde başladığı yazı hayatına çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yazarak devam etti. 1981 yılında Kur’an ilimlerini temel uğraş alanı olarak seçti. Yorumbilim'in (İlm-i Tefsir) yanı sıra uzun yıllar Tarih, Dilbilim (İlm-i Belâğat), Düşüncebilim (İlm-i Mantık) ve Felsefe dersleri verdi. Şubat 1998’ten 2011'e kadar Yeni Şafak gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. 5 Şubat 2011 tarihinde 'Son Günah' adlı son yazısı ile gazetedeki yazılarına son verdi. 1993 yılında Elmalılı Hamdi Yazır’ın 'Hak Dini Kur’an Dili: Kur’ân ve Meâlini' hazırlayıp notlandırdı.
--reklam--
Dücane Cündioğlu Kitapları - Eserleri
Hz. İnsan
Göz İzi
Ölümün Dört Rengi
Cenab-ı Aşk
Motto
Düşünce Düşlenir
Daire'ye Dair
Hakikat ve Hurafe
Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı
Sanat ve Felsefe
Sinema ve Felsefe
Mimarlık ve Felsefe
Akif'e Dair
Söz'ün Özü
Keşf-i Kadim
Anlamın Buharlaşması Ve Kur'an
Felsefenin Türkçesi
Anlam'ın Tarihi
Kur'an Çevirilerinin Dünyası
Bir Mabed Bekçisi
Arasokakların Tarihi
Philo Sophia Loren
Bir Mabed Savaşçısı
Başörtü Risalesi
Bir Kur'an Şairi
Bir Mabed İşçisi
Meşrutiyet'ten Cumhuriyet'e Din ve Siyaset
Türkçe Kur'an ve Cumhuriyet İdeolojisi
Mehmet Akif'in Kur'an Tercümeleri
Kur'an ve Dil'e Dair
Bir Siyasi Proje Olarak Türkçe İbadet
Tarih ve Siyaset'e Dair
Bir Mabed İşçisi
Bir Mabed Bekçisi
Bir Mabed Savaşçısı
--reklam--
Dücane Cündioğlu Alıntıları - Sözleri
Ne var ki bu genç adam yalnızlık duygusundan hiç sıyrılamayacak, kendisini hep ayrı, aykırı hissedecek(…) (Bir Mabed Bekçisi)
-Nurullah Ataç’a ithafen-

“Nesir yok artık. Beyaz sayfaları kirleten kelime leşleri. Mabedin enkazı üzerinde hora tepen binlerce deli ve başlarında başsız bir heyulâ: Ataç” (Bir Mabed Bekçisi)
Bil ki Kur’an, Arap Dili ve Arap Dili’nin üslub ve belâğatıyla nazil olmuştur. O nazil olduğunda Arapların hepsi Kur’an’ı anlıyorlardı ve onun bütün ayrı ayrı kelime ve terkiblerindeki mânâları biliyorlardı. Kur’an, tevhid’i ve dinî vecibeleri hâdiselere uygun olarak beyan etmek maksadıyla cümle cümle, ayet ayet inzâl ediliyordu...(İbn Haldun, 438) (Kur'an'ı Anlama'nın Anlamı)
Eller karıncalanmış. Karıncalar kanlanmış. Kabalar kalabalıklaşmış. Kalabalıklar kabalaşmış... (Hakikat ve Hurafe)
Rüzgarda unutulmuş bir mum gibi hisseder hep kendisini; fânussuz, yani kimsesiz, yani çaresiz… (Bir Mabed Bekçisi)
"İmam-ı Azam hazretleri ,"Kur'an'ı doğru okuyamayanlar için Kur'an'ın tercümesiyle namaz
câiz olur " demiştir." (Türkçe Kur'an ve Cumhuriyet İdeolojisi)
Modernleşme/Dünyevileşme projesinin dindarlık anlayışı, Maûn Sûresi'nde kendisine veyl olunan o gafletin ve riyakârlığın eşlik ettiği öte dünyada hesaba çekilme bilincinden yoksun, gösteriş meraklısı ortakkoşucuların dindarlık anlayışının aynısıdır. (Philo Sophia Loren)
Dindar bilinç düşünmeyi bilmez, gücünün de zaaflarının da kökeni budur: düşünmemek, sadece inanmak. (Söz'ün Özü)
Ülkemizde ne yazık ki fikirlere değil, sloganlara rağbet etmek daha revaçta. Slogan atmak daha cazip, daha kârlı, daha masrafsız bir yol; üstelik etkileyici de. Düşünen değil, etkilenen insanlar... Tartışan değil, saldıran hasımlar... Öğretmeye veya öğrenmeye talip olmak yerine aldâtmaya veya aldatılmaya müheyya aydınlar... (Keşf-i Kadim)
Sizin anlayacağınız, aşılacak çok tepe var ve fakat henüz talib yok! (Kur'an Çevirilerinin Dünyası)
' daha insancıl, daha adil bir düzen istedim. Direndim, insanları daha mutlu görebilmek için. Yaşam da bu değil mi zaten ? Ben de yaşadım insan gibi. ' (Arasokakların Tarihi)
Sanatın en başından itibaren yasayla, düzenle, genel ahlakla, hatta toplumla başının belada olmasının en temel nedeni bu serazadlığı değilse nedir? (Sanat ve Felsefe)
Kimse sana sende olmayanı veremez; bu nedenle sen sende olanı bulmalı, bulman gerekeni sen kendinde aramalısın. (Cenab-ı Aşk)
Yarım kalmışlık yaşamın özüdür, telafi edilemez. İtiraf etmek çok zor ama ne yazık ki böyle: tüm varlığımızla yinelenemez ve yenilenemez bir çevrimin içindeyiz. (Ölümün Dört Rengi)
Hakikatte ise sevgi elbette yaşamın özüdür... (Sinema ve Felsefe)
“Sanat halk içindir” tekerlemesi, “köylü efendimizdir” gibi bir klişe. Puşkin “mabedimden çekil” diyor sürüye; “sen tekmeden ve küfürden anlarsın.”
| CM ~ Fildişi Kule’den (Bir Mabed Bekçisi)
Şiirin arkasında kalmak başka, şiirin arkasına saklanmak daha başka. (Akif'e Dair)
... "kimi gülistan da gonca gül olur" imiş; kimi gonca güle har [diken] olur gider" imiş... (Daire'ye Dair)
Yoksula, yetime, esire seve seve yedirirler; "Size sadece Allah rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz, o suratsız kara günde Rabbimizin azabından
korkarız" derler

(İnsan: 8- 1 0) (Söz'ün Özü)
İnsan insanı insanda tanır. (Hz. İnsan)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/mesrutiyetten-cumhuriyete-din-ve-siyaset-ducane-cundioglu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)