# Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1 - Sezai Karakoç Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1 kimin eseri? Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1 kitabının yazarı kimdir? Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1 konusu ve anafikri nedir? Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1 kitabı ne anlatıyor? Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1 kitabının yazarı Sezai Karakoç kimdir? İşte Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1 kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/meydan-ortaya-ciktiginda-hikayeler-1-sezai-karakoc-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-13T00:00:49+03:00
- Güncelleme: 2022-02-13T00:00:49+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/13/sezai-karakoc-kimdir-sezai-karakoc-kitaplari-ve-sozleri-150751.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Sezai Karakoç 
 Yayın Evi: Diriliş 
 İSBN: 0000IDE364399 
 Sayfa Sayısı: 74 

Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bu kitabı oluşturan hikâyelerden "Meydan Ortaya Çıktığında" aylık Diriliş Dergisi`nde Ocak 1970 - Haziran 1970 tarihleri arasında, İz, Ölü isimli hikâyeler Diriliş Pazartesi-Perşembe Günlüğü`nde 1977 tarihinde yayınlanmış, Ziyaret ve Kartal isimli hikâyeler ise dergide yayınlanmadan doğrudan kitaba girmişlerdir.

Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1 Alıntıları - Sözleri
Ama neden anlayan kişi hep susuyor?
Ama neden anlayan kişi hep susuyor?
İnsanoğlunun ulaşa­madığı gökyüzü temizdi.
Yalnızlıkta ikinci bir kişi oluşmuştu içinde.
Ah, hayalle haki­katın bu ne acı ve dayanılmaz karışması?
"Onun için, dünyada hayatı yaşanmağa değer kılan tek şey, güneşin doğuşunu görmekti."
Yıllar geçti. Anıldım, unutuldum; ve daha çok yanlışlarım anıldı. Yaşasın yanlışlarım. Beni unutturmayan on­lar.
"Bu tek başına kalmışlığı bir mahşer öncesinin korkunç yalnızlığı değil miydi? Birden müthiş bir şekilde dua ihtiyacını duydu."
Gülmeyi unuttum. Daha doğrusu ,ağlanacak yerlerde güldüm. Gülünecek yerlerde gülemedim. Hep benden bir şey sarfedildi. Hiç bitmeyecek sandığım bir şey.
Savaşı oldukları yerde bıraksalardı olmaz mıydı?
"Ve insanoğlunun ulaşamadığı gökyüzü temizdi."
"Tek canlı, tek kımıldayan kar... Gökten, tanıdık bir ruhun hallaç pamuğu gibi dökülen taneleri kar..."
"Ölmek, ağacın yaprağının dökülmesi midir? Çiçeğin düşmesi midir? Ağacın kökü ne olmuştur? Yemiş ve tohum hangi dünyadadır?"
"Biz çeşmesizleri düşünmeyenler! Dudakları bir çeşme özlemiyle çatlamış olanları, vaktiyle en sevdalı sözlerle aldatmış da olsalar, düşünmeyenler!"
"Hep benden bir şey sarfedildi. Hiç bitmeyecek sandığım bir şey. Ve seçmedim. Ve seçilmedim."

Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1 İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Meydan Ortaya Çıktığında
İNCELEME-1- spoiler içerir!
Şair kimliğiyle anılan Karakoç’un ilk hikayesi olan ‘Meydan Ortaya Çıktığında’ her ne kadar deneme türüne benzediği konusunda eleştirilmiş olsa da hikâye alanında da oldukça başarılı olduğunu görürüz. Diriliş fikrinin yansımalarını, imgeleri ve soyutlamaları oldukça yoğundur. Bu eser günümüz öykücülerine ders niteliğindedir, adeta hikâyeciliğe yeni bir soluk getirmiştir. Günümüz hikâyelerinin aksine dünya berrak, iç açıcı ve sevindirici değildir aksine bu olgular bulanıklaştırılmış ve kasvetli bir havaya bürünmüştür. ‘Meydan Ortaya Çıktığında’ kitaba adını veren öyküsünün yanında Ölü, İz, Ziyaret ve Kartal adlı beş tane farklı ama özünde birbirine bağlı hikâyelerden oluşmuştur. Ölüm, yaşam, diriliş üçgeninde, zamandan ve mekândan arındırılmış, fizikötesi bir durum öyküsüdür. Karakoç adeta bildiğimiz gerçekleri bilmediğimiz âlemlerde bize aksettirmiştir. Her ne kadar öyküler bizden ve zamandan soyutlanmış gibi gözükse de aslında her anlatılana aşina gibiyiz. Cahit Zarifoğlu da öyküdeki bu bizdenliği şöyle ifade etmiştir. “Hikâyelerin önemli özelliği çeşitli yorumlara açık oluşudur. Bu çeşitli yorumların hangisini benimsemiş olursak olalım, gizleyemediğimiz bir şey ortaya çıkıyor, o da bunlardan bazılarına şiddetle sahip çıkışımızdır”
Karakoç hikâyesinde, toplumların ölümü yaşamın dışında tutmasına inat, ölümü hayatın içinden canlı canlı çıkarmıştır. Hatta asıl ölülerin yaşam kisvesine bürünenler olduğunu görüyoruz. Vaktinden evvel dirilme izini verilen ölüler ile kenti ziyaret ediyoruz. Ölmeyi bile hak etmemiş dirileri, ölümden sürgün gibi yaşayanları görüyoruz. Yoksa ölümden habersiz oldukları için mi ölülerdi? Bu gezi neden tertiplenmişti? Zaman zaman ölünün rüyasına tanıklık ediyor, terkedilmişler ortasında terk ediliyoruz. İnsanın keşfedemediklerine, bilmediklerine düşman oluşunu okuyoruz. “Ancak insanın ulaşamadığı yerler temizdi. Ve insanoğlunun ulaşamadığı gökyüzü temizdi. Ve ancak, doğan, bir dağın ucundan çıkan yakıcı güneş temizdi” diyen Karakoç’un sonrasında güneşsiz yapamayan, güneş ile hayat bulan, güneşi arayan kartalın serzenişine ve insanın keşfedemediği şeylere düşman oluşuna şahitlik ediyoruz. 'Bak bu olsa olsa insan işidir 'diye düşündü. Bu koku onun alameti, o kent kokularından bir koku bu. Evet, insan keşfedemediği gökyüzünü kirleterek çürütmek ve öldürmek istiyordu. Temiz havanın temiz gökyüzünün düşmanı olan insan.”
Özümü Attılar Kentten
Bizi ilk olarak kitaba ismini veren Meydan Ortaya Çıktığında -Yürüyüş- hikâyesi karşılıyor. Kentin içinde ölü bir bedenin yürüyüşüyle başlıyor öykümüz. Bir vakitler bu kente ait olan insanın yabancılık ile kendine ve kente bakışına şahitlik ediyoruz. “Kentten özümü attılar biliyorum. Törenle, kimileri de yalandan gerçekten gözyaşlarını dökerek, ama benden daha önce ölmüş olanların içtenliğinden çok ırak bir «güneş altı» veya «şemsiye» tiyatrosuyla birbirini aldatarak, dünyanın çekemeyip tez zamanda başından savdığı ağırlığımı bir zavallı tabuta yükleyerek, bu tabutu da rastgele kişilerin omuzlarından kaydırarak. İçinden küfreden mezar kazmacı ve kürekçilerinin sabırsızlığıyla varlık yuvamızı uğuldatarak «öz»ümü attılar kentten. Yıllar geçti. Anıldım, unutuldum ve daha çok yanlışlarım anıldı. Yaşasın yanlışlarım. Beni unutturmayan onlar. Sonra gülünçlüklerim konuşuldu sırası geldikçe. Daha doğrusu çağrışım kanunu yeryüzünden kalkmamış olduğu için. Yaşasın çağrışım kanunu. Fakat hayır, söz gelişi böyle konuşuyorum. Yoksa ne yanlışlıklarımın ne de çağrışım kanununun bir önemi var!” Elbette insandan bağımsız bir öykü düşünülemez Karakoç da insanın tasvirini yüzeysellikle ele almamış, özüne hakikatine derinlilerine inerek bizi bizle buluşturmuştur. İnsan kelimesinin aslı “unutmak” mânasında ki “nesy”, “insiyân” köklerinden türemiştir. İbn Abbas ise “İnsan ahdini unutması sebebiyle bu ismi almıştır” şeklinde yorumda bulunmuştur. Karakoç da bu kutsal gidişlerin ardından söylenen replikler, anmalar ve unutulmaların insan doğasından oluşuna atıfta bulunmuştur.
Ölüme insanlık tarihi boyunca ilgili olduğu kültür, inanç ve felsefenin hayata yüklediği mâna doğrultusunda anlamlar yüklenilmiştir. Örneğin; İslâm dışındaki dinlerde çeşitli geleneklerce ölümün sebepleri hakkında farklı açıklamalar yapılmıştır. Özellikle ilkel toplumlarda ölüm tabii bir durum kabul edilmeyip tanrıların gazabı, ruhun bedenden kurtulmak istemesi ya da yaygın biçimde büyü sonucu ortaya çıkan bir durum olarak algılanmıştır. Hatta İsrail toplumunun inanışına göre asıl olumsuzluk ölümün kendisinden ziyade ölüm sonrasına atfedilmiş, iyi ve kötü bütün insanların öldükten sonra yerin altında karanlık ve kasvetli bir yer olan Şeol’e gittiğine ve geri dönüşün mümkün olmadığı bu yerde gölge gibi yaşadığına inanılmıştır. İslâm’da ölüm, Kur’ân-ı Kerîm’de yaşatmanın karşıtı olarak imâte (canlının hayatına son verme) ve teveffî (ruhunu kabzetme) kavramları geçmektedir. İnsanın bu dünyada vadesini tamamlayarak öbür âleme göçmesi olarak tanımlanır ve İslam felsefesinde ise başlangıcın temsilidir. Karakoç ölümü terk ediş veya gönüllerde bir sızı gibi değil hasretle hakikat ile doğum ile nitelendirmiştir ve ölümü diriltmiştir. Yaşam ise Kur’an’da, tabii âlemdeki tezahürleriyle her türlü var olma ve canlanış olgusunun ölümden sonraki dirilişin bir kanıtıdır . Karakoç ise yaşamı gençliğinin baharında bir ömrün temsili, pişmanlıkları ve geç kalmışlıkları ile ele almıştır.
Bir Yürüyüş
Satırlar arasından, bombaların ve savaşın arasından ‘övülmeye layık’ bir isim karşılıyor bizi: Ahmet. Cephede kolundan ağır yaralanmış bir askerdir Ahmet koluna çöken bu ağırlık karşısında “Hidayet, kalk kolumun üstünden” sayıklamaları ile tek başına kalmıştır. İslam peygamberi Hz. Muhammed’e ithafen midir Karakoç’un bu ismi kullanışı bilinmez ama nebinin de karışıklık ve iç savaşlar içinde bir topluma doğru yola hidayete önderliği tesadüfi olmadığını sanıyorum. Ahmet mahşer öncesinin korkunç yalnızlığını yaşıyor ve tüm geçmişi zihninde beliriyordu, çocukluğu bir masal gibi anne, baba, dostlar bir hayal gibi; oruçlar, bayramlar, eli öpülen nurlu ihtiyarların yüzleri uzaklaşıyor savruluyordu zihninden, kaçıyorlardı zamanla. Geçmişi de onu terk ediyor ve yeni bir yürüyüş başlıyordu meydana doğru “Yalnız ruhunun ortasında bir ışık, bir aydınlık nokta vardı. —Bir yürüyüş—. Biliyordu, geçmişte ve gelecekte bir tek varlık vardı ve o, O'ydu.” Karakoç ölümün en şereflisine en dirisine ‘övülmeye layık’ olan bir isimle koluna çöken ağırlığın hidayet yolculuğunun vesilesi oluşunu muhteşem imgeler ile teslimiyet ve vuslatı gözler önüne sermiştir. “Yalnız O vardı; bir ışık içinden yavaş yavaş O'na doğru çekiliyordu. Net bir şekilde bir meydana doğru çekilmeğe başladığını sanıyordu. Artık şiddetli gül kokuları vardı. Bir meydana doğru mu çekiliyordu. Bir kente, bir ideal kente doğru çekiliyordu. Çocukken özlediği o altın ülkeye... Şehitlerin ülkesine doğru mu çekiliyordu. Birden göğsünü duydu, göğsünün kabardığını duydu; göğsünden şehadet kelimesinin adeta bir gülle gibi fışkırdığını sandı. Bir meydana, güneşin sıcağına doğru çekiliyordu. Dinginleşmişti; göğsü, kalbi ve diliydi ifade eden ve var olan. O'nu söylüyorlardı. Yavaş yavaş bir meydana, bir kente, bir ülkeye doğru gidiyordu; üstüne düşen karlar da uçuşan cami güvercinleriydi sanki...” Karakoç Ahmet’in altın ülkeye gidenlerin bastığımız yerlerde şüheda oluşunu müthiş bir coşku ile gönül yolculuğunu ise saf bir teslimiyetle anlatmıştır. Karakoç’un bu kutsal gidişi böylesine diri ve berrak anlatışı ardından “Sakın Allah yolunda öldürülenlerin ölü olduklarını sanma! Onlar diridir ve rableri katında rızıklara mazhar olmaktadır” ayetini hatırlamamak mümkün değil. Şehitliğin şahitlikle biçilmesiyle bereketlenen ömrümüzü, bereketin sembolü buğday ile anlatır Karakoç “bir tarlaya biçiyorlardı. Ve tarladan kan fışkırıyordu, buğday sütleri yerine kan akıyordu, sonra yeşil tarla olmak sırası kendilerine geliyordu. Bu sefer karşıda evrensel, önüne geçilmez bir orak kendilerini biçiyordu ve evet kan akıyordu kendilerinden. Sanki bir meydandılar önce; buğday ekildi oraya; buğdaylar büyüdü ve şimdi biçiliyorlar. Buğday olarak biçiliyorlar. Tarla olarak yolunuyorlar.” Ahmet vücuduyla birlikte ruhunu da ölümün içinden, bu milletin alınyazısındaki mucize gibi yeniden dirilmişti. Ahmet hastane odasında gözlerini açmış ve zamanla ailesini, işini kurmuştu. Fakat, her işinde ve her davranışında, her nefes alışında çağrının sesini sessiz, tatlı, fakat buyurucu seslenişi hatırlıyordu. Sükûnetli duruşunun ardında ulu bir bilgelik yatıyordu. Ama, o “Bilgeliği kendine değil, kendini bilgeliğe ait sayıyordu. Günlük ve geçici olanlar onu hiç ilgilendirmiyordu gerçekte. Ama, herkes gibi o da hayatın gerektirdiği uğraşlarının hakkını vermekten kaçınmadı.” Altın ülkeyi içten içe hasretle bekliyor bir bakıma bir mum gibi yine kendisi olmak uğruna, yanıyordu Ahmet.
Meydanın Ortaya Çıkışı
Peki ya bu yürüyüş, bu yolun sonu neresidir? Nereyedir bu gidişler? Meydan nedir meydanın ortaya çıkışı nasıldır? Bir rüya gibi ömrümüzden bizim azığımız nedir?
Bir ölünün yaşamı sürekli bir rüya gibi, bir masal gibi anıyor olması, bizlere faniliğimizi ekseriyetle hatırlatıyor. Fakat bunun yanı sıra zamanın, anın, nefesin kıymetini de hatırlatıyor. Kulluk bilinci ile her anı diri tutuyor. Ve bizlere “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” sorusu ardından “Bir gün veya bir günden daha az bir süre kaldık; istersen sayanlara sor” diyenlerin çaresizliği ve şaşkınlığı. Ve Allah-u Teâlâ’nın: “Doğrusu siz, çok az bir süre kaldınız. Keşke bunu vaktiyle bilseydiniz!” “Yoksa bizim sizi boşuna yarattığımızı, sonunda bizim huzurumuza geri döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” ayetini hatırlatıyor.
Mona Roza, Körfez, Yitik Cennet, Diriliş Neslinin Amentüsü, İnsanlığın Dirilişi, İslam’ın Dirilişi kitapları ile tanınmıştır. Dünya sürgünümüzü Kur’an ışığında şairane bir dille anlatmıştır üstat. Muhafazakâr camianın ilgi ile takip ettiği bir yazar, bir şair olmuştur. Çokça şiirleriyle anılan Karakoç’un hikâyelerinde de diriliş felsefesini ve sentezini oldukça özveri ile sunduğunu görüyoruz. Her yaştan okuyucunun gönül dünyasını gül bahçeleri ile donatır adeta. Her daim diriliği yaşatmış “koşu bittikten sonra da koşan atlardan“ olmuştur. Şu dizelerle öğretilenlerin ve öğretilmeyenlerin sonsuzluğu ile analım merhum Karakoç’u.
"Kardeşim İbrahim bana mermer putları/ Nasıl devireceğimi öğretmişti/ Ben de gün geçmez ki, birini patlatmayayım/ Ama siz kâğıttakileri ve kelimelerdekini ve sözlerdekini/ nasıl sileceğimi öğretmediniz." (SELENYA) 
Meydan Ortaya Çıktığında: Sezai Karakoç okumayalı uzun zaman olmuştu.
Aslında kitaplarının siparişlerini vefatından önce vermiştim ama bkmkitap sonrasında gönderdi.Yorumuda şimdiye kalmış oldu.En azından benim için vefatıyla gündeme gelmedi bilin isterim.(Allah rahmet eylesin)
Meydan Ortaya Çıktığında
️Sezai Karakoç'un iki hikaye kitabından ilki olan bu kitapta da en önemli konu yine diriliş.Ölümden sonra dirilişi Meydan Ortaya Çıktığında diyerek kitaptaki ilk hikayenin başlığına da vermiş.Kitabın yarısında anlatılan bu ilk hikaye Ahmet'in hikayesi, metafizik gerilimin, gerçek rüya arası yakazaların, hep ölüme doğru yol alışımızın, şehadetin özenilecek bir şey oluşunun hikayesi...Bu imgelerin bir çoğu hemen hemen bütün hikayelerde yer verilmiş.
.Toplam da kitapta beş hikaye yer alıyor.Hepsi birbirinden güzel veridiği mesajlar çok değerli.Hele bir de bir kaç ölüye dirilme izninin verildiği Ziyaret hikayesi var ki; dirilen ölüler ziyaret ettikleri evlerde, sokaklarda, şehirlerde gördükleri karşısında şaşkınlıklarını anlattıkları bu hikayede kısmen "ölüleri bir ölüm sessizliği almıştı."diyerek sonlandırır.
.İnce bir kitap olmasına rağmen düşünerek okunması gerekiyor.Okuyup geçmek pek mümkün değil.Ben sevdim, bu tarz okumalar sevenler kesinlikle okumalı.
Herkese iyi akşamlar diliyorum. kitap/meydan-ortaya-ciktiginda-hikayeler-1--25471 yazar/sezai-karakoc (Tuğba) 

Kitabın Yazarı Sezai Karakoç Kimdir?
Rivayetlere göre babası Yasin Efendi'nin Muhammed Sezai adını verdiği, ancak ismi nüfus kayıtlarına yanlışlıkla Ahmet Sezai olarak geçirilen Karakoç, 1933'te Ergani'de dünyaya geldi.

İlkokul ve ortaokulu Diyarbakır ve Maraş'ta parasız yatılı okuduktan sonra, lise öğrenimini Gaziantep'te tamamladı.

Ahmet Sezai Karakoç, liseyi bitirdikten sonra çok istediği felsefe bölümünde okumak üzere İstanbul'a geldi, ancak bu bölüme kayıt yaptırdığı halde, maddi zorluklar nedeniyle girdiği sınavını kazandığı Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne burslu öğrenci olarak yerleşti ve 1955'te Mülkiye'den mezun oldu.
Karakoç, 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu, vatani görevini yedek subay olarak yaptı, 1973'te memurluk görevinden ayrıldı ve ayrıca 1967 yılında ''İslamın Dirilişi'' adlı kitabından dolayı yargılandı.

Sezai Karakoç Kitapları - Eserleri
İslam
Yitik Cennet
Gün Doğmadan
Monna Rosa - Şiirler 1
Samanyolunda Ziyafet
Düşünceler 1 - Kavramlar

Düşünceler 2 - Kurumlar
Diriliş Muştusu
Ruhun Dirilişi
Diriliş Neslinin Amentüsü
Mevlana
Hızırla Kırk Saat - Şiirler III
Şiirler II - Şahdamar - Körfez - Sesler

Taha'nın Kitabı - Gül Muştusu - Şiirler IV
Ayinler / Çeşmeler - Şiirler VI
Leyla ile Mecnun - Şiirler VII
Ateş Dansı - Şiirler VIII
İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü
Edebiyat Yazıları 1
Edebiyat Yazıları 2

Edebiyat Yazıları 3
Çıkış Yolu 1
Çıkış Yolu 2
Çıkış Yolu 3
Zamana Adanmış Sözler
Yunus Emre
Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı 1

Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı 2
Unutuş ve Hatırlayış
Tarihin Yol Ağzında -İki Röportaj
Piyesler 1
Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1
Mehmed Akif
Makamda

Kıyamet Aşısı
İslamın Şiir Anıtlarından
İnsanlığın Dirilişi
Portreler - Hikayeler II
Gündönümü
Dirilişin Çevresinde
Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi 1

Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi 2
Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi 3
Armağan
Batı Şiirlerinden
Çağ ve İlham 1
Çağ ve İlham 2
Çağ ve İlham 3

Çağ ve İlham 4
Alınyazısı Saati - Şiirler IX
İslamın Dirilişi
Çağdaş Batı Düşüncesinden
Günlük Yazılar 2 - Sütun
Ölümden Sonra Kalkış
Varolma Savaşı 1

Günlük Yazılar 1 - Farklar
Günlük Yazılar 3 - Sûr
Günlük Yazılar 4 - Gün Saati
Üç Kaside
Körfez
Mağara ve Işık
Sesler

Sezai Karakoç Alıntıları - Sözleri
Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara... (Monna Rosa - Şiirler 1)
"İnsan öldükten sonra nasıl dirilecekse, ölmeden önce de dirilebilir." (Günlük Yazılar 2 - Sütun)
İçimde Nuh'un en yeni tufanı
Dünyaya ayak basıyorum yeniden.. (Körfez)
Bir gün öleceğim düşüncesi ve ondan ötesinin muamması, şuurumu alt üst ediyor, kökünden sarsıyor... (Çağdaş Batı Düşüncesinden)
"Siz bilmezsiniz, size anlatmak da istemem. " (Gün Doğmadan)
Divan Edebiyatını tanımayan, divanları okumamış bulunan kişilerin Osmanlı tarihini de hakkiyle bildikleri söylenemez.. (Edebiyat Yazıları 3)

Özgürlük isteyenler, özgürlüğü yok edecek, bağımsızlık! diye bağıranlar, esaretin en koyusuna gömecek öğreti ve güçlerin fedaisi kılınıp cepheye, ölünceye kadar savaş! cephesine sürülüyorlar. (Çağ ve İlham 3)
Selam, gönlü gamlarla dolu olan sana. Selam, tahammül edilmez çileleri yüklenmiş olana! (Armağan)
Anlatacaktım ölümlerini bir sonbahar eşliğinde
Bir kış güneşliğinde
Fakat baktım bu ölüm değil diriliştir
Tabiatı aşan bir bildiriştir
Ne güz ne sarı renk bu göçü anlatır
Bu kan rengi bu kıpkızıl öçü anlatır
Görünüşte kırmızı gerçekte yeşil
Görünüşte öç hakikatte değil
Faninin sonsuzla barışması
Affın mağfiretle yarışması
Yaprağın düşüşü değil bu toprağa (Ölümden Sonra Kalkış)
Namık Kemal’in, bütün batıcılığına ve tanzimatçılığına rağmen, yazılarında kimi kez İslâm birliğinden bahsetmesi ve genellikle İslama karşı saygılı
görünmesi hususu oldu. (Edebiyat Yazıları 3)
Kaç aç varsa hepsi ben
Kaç hasta varsa hepsi ben
Kaç liman önlerinde dönen
İşsiz hamal hepsi ben

Kaç aşktan ters yüz edilmiş
Aşık varsa hepsi ben
Bütün çiçeklerle donanıp
Bütün insanlarla ölen
... (Körfez)
Umutsuzluk geleceği, umursamazlık geçmişi unutturur. (Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi 3)
Bu dünya, kışların geçmesi gibi geçer. Ve öbür dünya, yazların gelmesi gibi gelir. İnsanlar, sararıp toprağa karışan,çöl otları gibi ölürler... (İslam)

İslam dünyası, medeniyet açısından ölüm sularında yüzüyor… (Düşünceler 1 - Kavramlar)
İnkar tutsaklık, inanç özgürlüktür. (Diriliş Neslinin Amentüsü)
“Derdim vardır inilerim.” (Yunus Emre)
Oku okuyabildiğin kadar ölüm dersinden (Taha'nın Kitabı - Gül Muştusu - Şiirler IV)
Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin (Şiirler II - Şahdamar - Körfez - Sesler)
İdealini yitirmiş ruh,
yetersiz beslenen bir vücut gibi, giderek pörsür, solar ve ölür. (Çağ ve İlham 3)
Ne olup ne bitiyor
Gün nereye gidiyor (Alınyazısı Saati - Şiirler IX)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/meydan-ortaya-ciktiginda-hikayeler-1-sezai-karakoc-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)