# Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji - Claude Levi-Strauss Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji kimin eseri? Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji kitabının yazarı kimdir? Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji konusu ve anafikri nedir? Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji kitabı ne anlatıyor? Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji PDF indirme linki var mı?  Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji kitabının yazarı Claude Levi-Strauss kimdir? İşte Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/modern-dunyanin-sorunlari-karsisinda-antropoloji-claude-levi-strauss-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-10T18:00:09+03:00
- Güncelleme: 2022-04-10T18:00:09+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/10/claude-levi-strauss-kimdir-claude-levi-strauss-kitaplari-ve-sozleri-197426.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Claude Levi-Strauss 
 Çevirmen: Akın Terzi 
 Orijinal Adı: L'Anthropologie Face Aux Problèmes du Monde Moderne 
 Yayın Evi: Metis Yayıncılık 
 İSBN: 9789753428606 
 Sayfa Sayısı: 104 
--reklam--
Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Antropoloji nasıl bir bilimdir? Modern dünyada insanlığın karşı karşıya kaldığı sorunlara çözüm önerebilir mi? Peki modern dünyanın "ilkel" denen insanlardan alacağı dersler olabilir mi? Kitap çeşitli somut örneklerle yanıt arıyor bu tür sorulara. Claude Lévi-Strauss, modern toplumlarda biyoloji alanındaki taşıyıcı annelik, sperm bankası ve benzeri gelişmelerle birlikte ortaya çıkan hukuksal sorunları, nüfusun sürekli artmasıyla bulaşıcı hastalıkların yayılması arasındaki ilişkiyi tartışıyor. Yetişkinlerin günde 2-4 saat çalışarak bütün nüfusu besleyebildiği "ilkel" toplumlar ile en az 8 saat çalıştıkları halde aç ve evsiz kalanların sayısının her geçen gün arttığı "ileri" toplumlar arasındaki karşıtlığa dikkat çekiyor.

 Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji, hem Lévi-Strauss'un düşüncesini hem de genelde antropolojiyi herkesin anlayabileceği bir dille tanıtmakla kalmıyor, günümüzün sorunları üstüne daha geniş bir bakış açısıyla düşünmeye de davet ediyor bizleri.
 (Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji Alıntıları - Sözleri
Daha çok boş zamanları vardır ve bu da hayal dün­yasına daha çok zaman ayırmalarını, kendileri ile dış dünya ara­sına inançları, düşleri, ayinleri, kısaca "dinsel" ve "sanatsal" diyebileceğimiz bütün faaliyet biçimlerini -adeta koruyucu bir yastık gibi- koymalarını mümkün kılar.
"Düşünüyorum, öyleyse varım" önermesinin Japoncaya çevrilmesi kesinlikle mümkün değil!
... günümüzde antropolojinin karşısındaki en bü­yük sorunlardan biri de şu: Yaklaşık yüzyıldır, birbirinin peşi sı­ra bütün toplumlar Batı modelinin üstünlüğünü kabul etmedi mi? Bütün dünyanın yavaş yavaş Batı'nın tekniklerini, hayat tarzını, giyim kuşamını ve hatta eğlencelerini benimsediğini görmüyor muyuz?
Düşünceler ve zevklerin çoğunlukla daire çizdikleri zaman öne gittiklerine, ilerlediklerine inanırız. Dolayısıyla bunların başlangıç noktası­na dönüşlerini cüretkar bir ilerleme olarak görürüz.
"ortak özellikleri keş­fetmek için, önce farklılıkları incelemek gerekir".
İlerleme ne zorunlu ne de sürekli bir şeydir. Sıçramalarla, atılımlarla ya da -biyologların diyebileceği gibi-mutasyon­larla mesafe kaydeder. Bu sıçramalar ve atılımlar her zaman öne doğru olmaz. Yön değiştirmeler olur; bir nevi, aynı anda pek çok hamleyi ancak farklı farklı yönlerde yapabilen, satranç oyu­nundaki at gibi. İnsanlığın ilerlemesi, bir kişinin merdivenleri yavaş yavaş çıkması gibi bir şey değildir. Daha ziyade kumar­bazın talihinin, gözü önünde, masanın üstünde yuvarlanan o üst üste attığı zarlara bağlı olması gibi bir durumu düşündürür. Bir zarla kazandığını öbür zarda kaybetme tehlikesi hep vardır; an­cak şansı yaver giderse, tarih birikimsel olur, yani kazançlar bi­rikerek yararlı bir bileşim oluşturur.
Kimilerine göre, insan toplulukları genetik mirasları dolayısıyla birbirlerin­den farklı oldukları için, aşılmaz bir uçurumdur bu. Bu genetik miraslar arasında, zihinsel beceriler ve ahlaki tavırları etkileyen bir eşitsizlik söz konusudur. Irkçıların tezi budur. Öte yandan evrimci teoriye göre, kültürlerin eşitsizliğinin kökeni biyolojik değil, tarihseldir: Bütün toplumların geçmek zorunda olduğu biricik yol üzerinde, bazı toplumlar öne geçecek, bazıları yerinde sayacak, bazıları da muhtemelen gerileyecektir. Burada önemli olan tek nokta, kimi toplumların ilerleyememesinin tarihsel se­beplerini kavramak ve ilerlemelerine yardımcı olmaktır.
Kültür, belli bir uygarlıktaki insanların dünyayla kurduğu ilişkilerin toplamından oluşur; toplumsa bu insanların birbirleriyle kurduğu ilişkilerden.
Tek genom için geçerli olan durum, topluluk için de geçerlidir; topluluk (birden çok genetik mirasın bu topluluk içinde meydana getirdiği kombinasyonla) her zaman öyle bir olmalı ki optimal bir denge kurulabilmeli ve bu denge topluluğun hayatta kalma şansını artırabilmelidir. Bu bakımdan denebilir ki genetik rekombinasyonlar toplumların tarihinde ne tür bir rol oynuyorsa, kültürel rekombinasyonlar da hayat tarzlarının, tekniklerin, bilgilerin, adetlerin ve inançların evriminde o tür bir rol oynar.
Keza trende oturan bir yolcu için de, camdan gördüğü diğer trenlerin hızı ve boyu, aynı ya da zıt yönde gitmelerine bağlı olarak farklılık gösterir. Bu farazi yolcu bulunduğu trene nasıl sımsıkı bağlıysa, bir kültürün her bir mensubu da yaşadığı kül­türe öyle bağlıdır.
Dolayısıyla antropologların incelediği toplumların, bizim yaşadığımız daha büyük ve daha karmaşık modem toplumlarla karşılaştırıldığında, "sıcak" toplumlardan ziyade, bir nevi "so­ğuk" toplumlar olduğunu söylemiştim: Yani, buharlı makineler­den ziyade duvar saati gibidirler. Bu toplumlarda çok az karga­şa (fizikçiler olsa buna "entropi" derdi) görülür ve sonsuza dek ilk hallerini (ya da ilk hal addettikleri durumu) muhafaza etme­ye çalışırlar; bu da dışarıdan bakıldığında bu toplumların niçin tarihten ve ilerlemeden yoksun göründüklerini açıklar.
Mitlerin anlamı iki anlatıdan birinde bulun­maz. Anlam ancak bu anlatılar arasında ilişki kurulduğunda or­taya çıkar.
Antropolojinin ilk tutkusu nesnelliğe ulaşmaktır. Burada söz konusu olan nesnellik, antropolojiye başvuran kişinin kendi inançlarını, tercihlerini ve önyargılarını soyutlamasına olanak sağlayan bir nesnellik değildir sadece. Bu tür bir nesnellik, bü­tün sosyal bilimlerde bulunur, aksi takdirde zaten bilim adını ta­şıyamazlardı. Antropolojinin iddia ettiği nesnellik çok daha ötelere uzanır. Antropoloji, gözlemcinin yaşadığı topluma ya da yaşadığı sosyal çevreye özgü değerleri aşmakla yetinmeyip, dü­şünce yöntemlerini de aşar: Yalnızca dürüst ve nesnel bir göz­lemcinin değil, muhtemel bütün gözlemcilerin geçerli formü­lasyonlara ulaşmasını sağlar. O halde, antropolog duygularım bastırmada kalmaz. Yeni zihinsel kategoriler kurar; günümüz­de doğa bilimlerinin bazı dallarında karşılaştıklarımız gibi, ken­di geleneksel düşüncesine yabancı olan, yeni zaman ve mekan, karşıtlık ve çelişki kavrayışlarının oluşturulmasına katkıda bu­lunur.
İnsanların bi­yolojik evriminin ritmini ve yönelimini büyük ölçüde belirle­yen şey, dünyanın çeşitli yerlerinde insanların benimsediği kül­tür biçimleri ile geçmiş ve halihazırdaki hayat tarzlarıdır. Kültü­rün, ırka bağlı olup olmadığını sorma ihtiyacı şöyle dursun, ar­tık fark ediyoruz ki ırk -ya da bu uygunsuz terimden genel ola­rak ne anlıyorsak o- kültüre de bağlıdır.
Söz konusu toplumların çoğu, insan olma niteliğini de yabancı topluluklardan esirger. İnsanlık, topluluğun sınırında son bulur, topluluğun içindeyse ilave bir nitelik kazanarak güçlenir: Top­luluğun üyeleri yalnızca yegane gerçek ve mükemmel insanlar değil, yalnızca hemşeri değil, aynı zamanda fiilen ya da hükmen aynı ailenin üyeleridir.
--reklam--
Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Antropolojinin Dilinden: Levi Strauss Antropoloji ilmine ömrünü adamış bir bilim adamı onun Japonya'da yaptığı üç konferansına kitapta yer verilmiş. Bu eşsiz bilgilerle bezenmiş konferanslarda Antropolojinin çerçevesinde insanı tanımak için eşsiz bilgiler paylaşılmış. İnsan ve geçmişi incelendiğinde Strauss'un ezberbozan tespitleri akıldan çıkmayacak kadar etkili... Özellikle ilkel pagan ve iptidai olarak yaftaladığımız geçmişteki insan gruplarının üzerindeki haksız yaftaları Antropolojinin yardımıyla kaldıran Strauss, günümüzde tıbbi teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan yeni çocuk sahibi olma yöntemlerini -oluşturduğu ahlaki ve hukuki cepheyi yadsımadan- Antropoloji yordamıyla anlatmaya çalışmıştır.Tabii kitapla ilgili söylenecek çok şey olmasına rağmen bunlar ilk göze çarpanlar... Savunulan tezler Antropolojinin ne olup ne olmadığını apaçık ortaya koyar tarzda. (zafer saraç) 
Antropolojiyle Tanışma: Kitap Levi Stauss'ın 1986 yılında Japonya'da yapmış olduğu 3 konferansın derlemesinden oluşuyor. Levi strauss'u uzun zamandır okumak istiyordum ve onu tanıma adına iyi bir giriş kitabı olacağı düşüncesiyle bu kitabıyla başladım.

Ancak açıkçası kitap beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü dil olarak fazla bilimsel buldum. Ama sonuçta konferanstaki konuşmaların derlemesi olduğunu düşününce hak verdim. Kitabın ön sözünde normalde somut örneklerle desteklenmiş diye yazıyordu ama maalesef bu somut örnekler çok fazla sayıda yoktu.

Sonuç olarak, okuduğum bu kitaptan ben çok fazla şey çıkaramadım. Bilimsel anlamda güzel tespitlerde bulunmuş ve konuyla ilgilenenlere güzel bir kaynak kitap olabilmesine karşın ben genel okur kitlesine hitap eden bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Bununla birlikte önyargılı olmamak adına, yazarın diğer kitaplarını da merak ettiğim için onlarıda okuyacağım. (Uğur ibiş) 
Claude Lévi Strauss'un "Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji" kitabını okudum. Kitapta antropolojinin diğer bilim alanlarıyla etkileşimi kısa olarak incelenmektedir. Toplumsal ve bilimsel gelişmelerin birbirinden bağımsız olduğu ve bir toplumdaki gelişmenin , diğer toplumlarda çok sonra görüldüğü anlatılmaktadır. İncelenen konular içinde Yeni Dünya'nın keşfinden sonra buradaki insanların keşfedenler tarafından değil, yeni gelen insanların yaydığı hastalıklardan öldüğü anlatılmaktadır. Etkileşim açısından 'Japonya' incelenmiştir.
Antropolojiye ilgi duyanların ve araştırmayı seven kişilere bu kitabı öneririm.(Not.Kitap üç bölümden meydana gelmektedir.) (Deniz Dizdar) 
--reklam--
Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Claude Levi-Strauss - Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Claude Levi-Strauss Kimdir?
Claude Lévi-Strauss, (d. 28 Kasım 1908 - ö. 30 Ekim 2009), Fransız antropolog, etnolog ve yapısalcı antropolojinin en önemli ismi.

Yaşamı

Claude Lévi-Strauss, Yahudi asıllı Fransız bir ailenin çocuğu olarak, 28 Kasım 1908 tarihinde Brüksel'de dünyaya geldi. Sanat eğitimi almış olan babası Raymond Lévi-Strauss, portre ressamlığı ile uğraşıyordu, annesi Emma Lévi-Strauss ise eğitimli bir ailedendi. Lévi-Strauss'un çocukluğu, Paris'te elit bir çevrede geçti. Babasının 1914 yılında I. Dünya Savaşı nedeniyle askere gidişinin sonrasında annesi ile birlikte Versay Başhahamı olan dedesi Emile Lévy ile yaşamaya başladı. Her ne kadar istemese de, Paris Sorbonne Üniversitesi'nde hukukbilimi ve felsefe okudu. O dönem Lévi-Strauss, Marx ve Freud'u keşfetti. Leon'da bir lisede iki yıl kadar ders verdikten sonra, 1935 yılında Sâo Paulo Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaya başladı. 1935'ten 1939'a kadar, Amozonlar'da Etnografik Elcilige el attı. II. Dünya Savaşından kısa süre önce Fransa'ya geri döndü. Gönüllü askerlik hizmetini yaptıktan sonra, Nev York'ta bir okulda ders vermek için, tekrar Fransa'yı terk etme kararı verdi. Burada Roman Jakobson ile tanıştı ve özellikle onun dilsel düşüncesinin etkisinde kaldı.

Lévi-Strauss'un durgunluğu bende bir çekingenlik hissi uyandırıyordu, ama bunu ustaca kullanırdı o; bir ölü yüzü ve hiç ifadesiz bir sesle izleyicelirimize tutkuların çılgınlığını anlattığında onu çok komik bulmuştum.
—Simone de Beauvoir, Memoires d'une jeune fille

1944'te Fransız Dışişleri tarafından Fransa'ya çağrıldı ve ardından Fransız Konsolosluğunun Kültür Danışmanı olarak, yeni araştırmalarını tamamlayabilmesi icin New York'a gönderildi. 1949'da Paris'te Musée de l'Homme'un müdürlüğünü yaptı, 1959'dan 1982'deki emekliliğine kadar, Collège de France'da Sosyal antropoloji profesörü olarak görevde kaldı.

Düşünceleri

Dünya, hayatına insansız başladı, hayatını insansız sona erdirecek.
​​—Claude Lévi-Strauss, 1955

Descartes ve Sartre'a şiddetle karşı çıkan yapısalcılığın kurucusu ünlü Fransız antropologudur. Levi-Strauss'a göre, biz öncelikle bilinç değil de, dilin, kültürün ve eğitimin ürünü olan toplumsal yaratıklarız. Felsefeyi çokça meşgul eden özne-nesne ayrımı üzerinde hiç durmayan Levi-Strauss, yapısalcılığın bir bilim olduğunu söyler. Buna göre, yapısalcılık işe, insan etkinliğinin temel öğelerini, eylemleri ve sözleri sınıflayarak başlar ve daha sonra bu öğelerin nasıl birleştiğini inceler; yapısalcılık, bundan dolayı her tür insan etkinliğiyle ilgili nesnel yasalara ulaşmayı amaçlayan bilimsel bir araştırmadır.

Yapısalcılıkla ilgili fikirlerinin temelini Ferdinand de Saussure’un modelinden alan Levi Strauss, aynı zamanda kendisinden sonra gelen kuramcılara da önderlik etmiştir. Saussure yapısal analizi, "ezeli evrensel insan gerçeklerinin" keşfedilmesinde bir yöntem olarak sunmaktadır. Saussure Dil'i bir yapı olarak ele almakla, yani dili kendi içögelerinin işleyişi bakımdan değerlendirmekle bu yöntemi geliştirmiştir.

Levi-Strauss içinse, özellikle, evresensel insan gerçeklikleri, insan olma niteliği sayesinde bütün insanlar tarafından paylaşılır ve yapının her düzeyinde gözlemlenebilir hale gelmektedir. Levi-Strauss, kültürel alanı Saussure'ün yöntemiyle değerlendirmeye girişir. Tıpkı, bir göstergeler sistemi gibi ele alır Kültür olgusunu.

Yapının farklı düzeylerinde ele alınma biçimlerinden biri ise Levi-Strauss'un bu yapı taşları arasındaki ilişkilerin benzerlik ya da farklılık prensibi dahilinde "çift kutuplar" (binary pairs/binary oppositions) etrafında gerçekleşmesidir. Bu çiftler, farklı olmalarıyla Saussure'ün paradigmalar fikriyle ya da aynı olmalarıyla sentagmalar ile "değiştirilebilir" duruma gelmektedir. Levi Strauss'a göre üniteler ya da ögeler arasındaki ilişkiler çiftler aracılığıyla anlaşılabilir. Elmanın elma olduğunu armut ya da kavun ya da karpuz ya da çilek olmadığını bildiğiniz için söyleyebilirsiniz. Ama elmanın "ne" olduğunu elmayı bir başka ögeyle karşılaştırarak belirleyebilirsiniz. Levi Strauss için A’nın ya da B’nin ne olduğu değil, A ile B arasındaki ilişkiler önemlidir. Çünkü, yapısalcılık, bir şeyin başka bir şeyle ilişkisini temellendiren Sistemin ya da Yapı'nın kendisiyle ilgildir esas olarak.
--reklam--
Claude Levi-Strauss Kitapları - Eserleri
Mit ve Anlam
Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji
Irk, Tarih ve Kültür
Hepimiz Yamyamız
Hüzünlü Dönenceler
Yaban Düşünce
Bakmak Dinlemek Okumak
Yapısal Antropoloji
Din ve Büyü
Günümüzde Totemizm
Ayın Öteki Yüzü
Montaigne'den Montaigne'e
Uzaktan Yakından
Yapısal Antropoloji Sıfır
--reklam--
Claude Levi-Strauss Alıntıları - Sözleri
Fa minör tonunda yazılmıştır ama hepsi kromatik inen prelüd ve orkestranın interlüdleri sanki tonalitenin fikrini ve algısını bile yok etmeye dört elle sarılmışlardır. Zira bu yıkıcı kromatizmden sonra, modülasyon küçük bir tonal kalede (Yanıt'ın yazarı "temeldeki basa aittir" diye vurgular) kurulur: Onu oluşturan üç nota toniklerdir, ilki tamamladığı parçanın, ikincisi (la bemol) onun ilgilisi, üçüncüsü de, hem izleyecek parçanın (mi bemol) toniği hem de öbür iki tonun ilgilileridir. (Bakmak Dinlemek Okumak)
İnsanların bi­yolojik evriminin ritmini ve yönelimini büyük ölçüde belirle­yen şey, dünyanın çeşitli yerlerinde insanların benimsediği kül­tür biçimleri ile geçmiş ve halihazırdaki hayat tarzlarıdır. Kültü­rün, ırka bağlı olup olmadığını sorma ihtiyacı şöyle dursun, ar­tık fark ediyoruz ki ırk -ya da bu uygunsuz terimden genel ola­rak ne anlıyorsak o- kültüre de bağlıdır. (Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji)
Bundan on üç yüzyıl önce İslam, Batı dünyasının ancak çok kısa bir süre önce Marksist düşüncenin bazı yanlarıyla ve çağdaş etnolojinin doğmasıyla bulduğu, insan yaşamının tüm yapılarının (teknik, ekonomik, toplumsal, ruhsal) dayanışmasını içeren bir kuram oluşturdu. (Irk, Tarih ve Kültür)
(...) çünkü yalnızca hasta olan bir kimse iyileştirilebilir, topluma uyum sağlayamayan bir kimseyse, olsa olsa ikna edilebilir. (Din ve Büyü)
Tek genom için geçerli olan durum, topluluk için de geçerlidir; topluluk (birden çok genetik mirasın bu topluluk içinde meydana getirdiği kombinasyonla) her zaman öyle bir olmalı ki optimal bir denge kurulabilmeli ve bu denge topluluğun hayatta kalma şansını artırabilmelidir. Bu bakımdan denebilir ki genetik rekombinasyonlar toplumların tarihinde ne tür bir rol oynuyorsa, kültürel rekombinasyonlar da hayat tarzlarının, tekniklerin, bilgilerin, adetlerin ve inançların evriminde o tür bir rol oynar. (Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji)
Daha çok boş zamanları vardır ve bu da hayal dün­yasına daha çok zaman ayırmalarını, kendileri ile dış dünya ara­sına inançları, düşleri, ayinleri, kısaca "dinsel" ve "sanatsal" diyebileceğimiz bütün faaliyet biçimlerini -adeta koruyucu bir yastık gibi- koymalarını mümkün kılar. (Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji)
Zamanın yıkımlarından arta kalan sayısız çatlak, bir zamanlar bazı yitik uyumların yankılandığı yerlerde hiç bir zaman başlangıçtaki izlenimi vermeyecektir. (Yapısal Antropoloji)
... Japon kültürü uç konumlar arasında salınmada şaşırtıcı bir yeteneğe sahiptir. (Ayın Öteki Yüzü)
O ressamlar hiç bir heykeli renklendirdiler mi, bilmiyorum; ama onlardan birini tablolarına koyarlarken onun hacmini yok ederler, onu yassı olarak temsil ederler, gölgeleri bastırırlar ya da tonlara dönüştürürler. (Bakmak Dinlemek Okumak)
Erkek kardeşle kız kardeş arasındaki bağ, “bütün toplumsal bağlar arasında en güçlü” olanıdır. (Yapısal Antropoloji)
Yapıtın güzelliğinden çok onun özgünlüğünü göz önünde tutuyorum. (Bakmak Dinlemek Okumak)
şarap rengi kara yaralar açılıyor güzelim tenlerde. (Bakmak Dinlemek Okumak)
"ortak özellikleri keş­fetmek için, önce farklılıkları incelemek gerekir". (Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji)
Duvarlar arasına sıkışmış bir uygarlığın güçsüz tanrıçası, artık sana yakarmayacağız! (Hüzünlü Dönenceler)
Kuzey Amerika'nın kuzey-batı dillerinden Chinook'ça, varlıkların ve nesnelerin pek çok özellik ya da niteliklerini belirtmek için soyut sözcükler kullanır. Boas, "bu dilde bildiğim bütün öteki dillerden daha çok başvurulur bu yola", der. Örneğin "kötü adam zavallı çocuğu öldürdü" önermesi, Chinook'çada "adamın kötülüğü çocuğun zavallılığını öldürdü" biçiminde verilir; bir kadının fazla küçük bir sepet taşıdığını anlatmak için de "bir istiridye sepetinin küçüklüğüne beşparmak otu kökleri koyuyor", denilir. (Yaban Düşünce)
Mitlerin anlamı iki anlatıdan birinde bulun­maz. Anlam ancak bu anlatılar arasında ilişki kurulduğunda or­taya çıkar. (Modern Dünyanın Sorunları Karşısında Antropoloji)
Büyüye maruz kaldığını bilen bir birey, bağlı olduğu grubun törelerine göre ölüme mahkum olduğuna içtenlikle inanır; bu inancı yakınları ve arkadaşları da paylaşır. O andan itibaren, topluluk ondan uzak durur ve onu çoktan ölmüş biri ve etrafı için bir tehlike kaynağı olarak görmeye başlar; topluluk, her fırsatta ve bütün davranışlarıyla, bu “kaçınılmaz” yazgısını kabullenen zavallı kurbana ölümü telkin eder. (Yapısal Antropoloji)
Gerçekten de, tanımladığımız biçimiyle akrabalık öğesinin ilkel ve ortadan kaldırılamaz özelliği, doğrudan doğruya ensest ilişki yasağının evrensel varlığından kaynaklanmaktadır. Bu, şunu demeye geliyor: İnsan toplumunda bir erkek yalnızca başka bir erkekten -bu onun
kızı ya da kız kardeşi olabilir- kadın alabilir. (Yapısal Antropoloji)
Gençlik özerk bir bünye oluşturur. (Hepimiz Yamyamız)
"Herkes kendi alışık olmadığı şeye barbarlık der" (Hepimiz Yamyamız)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/modern-dunyanin-sorunlari-karsisinda-antropoloji-claude-levi-strauss-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)