# Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları - İhsan Süreyya Sırma Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları kimin eseri? Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları kitabının yazarı kimdir? Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları konusu ve anafikri nedir? Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları kitabı ne anlatıyor? Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları kitabının yazarı İhsan Süreyya Sırma kimdir? İşte Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/muslumanlarda-yanlis-din-anlayislari-ihsan-sureyya-sirma-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-18T02:53:28+03:00
- Güncelleme: 2022-02-18T02:53:28+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/18/ihsan-sureyya-sirma-kimdir-ihsan-sureyya-sirma-kitaplari-ve-sozleri-155507.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: İhsan Süreyya Sırma 
 Yayın Evi: Beyan Yayınları 
 İSBN: 9789754738476 
 Sayfa Sayısı: 252 

Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Müslümanların tarihi bize göstermiştir ki, ne zaman İslamî Devlet, sahih din adamları vasıtasıyla dini konularda yanlışlar yapıldığında müdahale etmişse, o zaman dini yanlış anlama nisbeti azalmış; Kur’an ve Sünnet’e göre değil kendi rüyalarına göre din oluşturmaya çalışanlar fazla bir varlık gösterememişlerdir.

Devlet gerçekten dini hakkıyla bilen hocalar vasıtasıyla dini yapıyı denetleyebilirse, o zaman ne cahil din adamları kendilerine toplumda yer bulabilir, ne de İslâm’a aykırı faaliyetlerde bulunabilirler! Ama söz konusu hocalar, dini, Kur’an ve Sünnet’e göre değil, iktidarların veya bazı çevrelerin arzuları doğrultusunda anlatmaya çalışırsa, işte o zaman, “yanlış din” veya dinler oluşur.

Bu kural, Türkiye gibi laik bir ülkede geçerli olduğu gibi; adına İslâm Devleti(!) denen fakat alimlerinin Kur’an ve Sünnet’in değil, devlet başkanlarının emirleri doğrultusunda hareket ettikleri devletler için de geçerlidir! Başka bir ifadeyle din, Otorite’nin Kur’an ve Sünnet’e karşı olan olumlu, ya da olumsuz tutumuna göre şekillenir: Otorite, yani Devlet, gerçekten dine sahip çıkıp, onu yetkili hocalarla desteklese, “yanlış din anlayışları” dediğimiz olgu oluşmaz; ya da minimum seviyede olur ki, o da toplumda bir karşılık bulamaz!

Hemen şunu belirtelim ki, Fetullah denen “yanlış din kurucusu”, gösterişli salonlarda hezeyanlarını savururken, Diyanet İşleri Başkanlığı buna müdahale etseydi/edebilseydi, bu örgüt neşvunemâ bulmaz, söner giderdi! Ama heyhat ki heyhat; bütün uğraşlarımıza rağmen bu yapılmadı; bilakis tebcil bile edildi!

Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları Alıntıları - Sözleri
İnsanların kıyafetlerine müdahale etmek; onları değiştirmek, kendilerinden başkasına benzetme gayretinden başka bir şey değildir.
İnsanları, dinen ve siyaseten yükümlülük altına alan bu kanun [Kur’an], beşer eseri değil, ilahi bir kaynaktı.
“Ey müminler! Hayatımın bu son deminde, size iki şey bırakıyorum. Bunlara sarıldığınız müddetçe, dalâlete düşmezsiniz: Kur’an ve Sünnet!”
Her yönüyle bize ait olan bu tarihi çok iyi bilmemiz, ona sahip çıkmamız ve yararlanmak için de onu sağlıklı bir şekilde yorumlayarak günümüze taşımamız gerekir. Bunu yaparken, ne işlenmiş olan suçları görmezlikten gelerek "Ecdâd" deyip zoraki bir aklamaya gidelim; ne de o Ecdâd'ın Allah için yapmış oldukları mücâdeleleri inkâr ederek nankör olalım!
Bu ümmet, Allah'ı, Kitabı ve Peygamberi hususunda ihtilafa düşmedi. Onlar dünya menfaatleri ve nimetleri hususunda ihtilafa düştüler. Onun için de, devlet ve izzetlerini kaybettiler.
Ömer bin Abdulaziz
Bakara suresi, 185. ayete dikkatle baktığımızda, "huden" kelimesi kullanılmıştır ki bu, insanlara takip edecekleri her türlü içtimai, dini ve siyasi yolu gösteren rehber demektir. Yani Kur'an, insan hayatının kılavuzudur, kanunudur.
Hz. Muhammed (s.a.s) sadece Allah'tan aldığı vahyi tebliğle mükellef bir peygamber değil; aynı zamanda bir devlet başkanıydı. "Peygamberlik" ve "Devlet Başkanlığı" sıfatlarından dolayı Hz. Muhammed (s.a.s) çift yönlü bir sorumluluk taşıyordu.
Başka deyişle, onun devlet sisteminde din-devlet ayrımı diye bir şey yoktu. Devlet, bugünkü anlamında bir devlet değil, doğrudan doğruya dinin tatbikatını kolaylaştırıcı bir alet, insan haklarını organize eden bir kurumdu. Din ise salt çeşitli ibadetler değil, tüm insan hayatının nizamı, düzeni demekti. Devletin ise hiçbir kutsiyeti yoktu; sadece bireylerin haklarını korumak için vardı.
Mevcut devlete karşı çıkılıp iktidara talip olunduğunda, ilke olarak mevcut iktidarın iyi olmadığı belirtilir; yerine daha adil bir yönetimin geleceği ve devletin kaybolmuş itibarının iade edileceği iddia edilir. Dolayısıyla mevcut devlete de dinin öngördüğü kurallara uymadığı ve halkın haklarını çiğnediği için karşı çıkılır.
Başka bir deyişle; gelecek olan yeni yönetimin halkın hukukunu gözetecek, hukuku şahsi çıkarların üzerinde tutacak bir yönetim tarzı getirme özelliği olmalıdır ki, yıktığı rejime benzemesin, onun gibi zalim olmasın!
İktidarlarını tehlikede görmezlerse, hiç bir dini harekete engel olmayacakları gibi; bu dini hareketlerin liderlerini tebcil de ederler. Çünkü dini liderler, iktidar tarafından, kendilerinin siyasetten uzak faaliyetlerini göz yumulduğu, bu faaliyetlerinden dolayı ondan yardım bile aldıklarından, mevcut iktidara karşı çıkmayarak onu meşrulaştırıyor, halk bazında kutsallaştırıyor, hatta la yus'el bir konuma getiriyor. Bu hareket sosyal anlamda öylesine bir yankı buluyor ki, dini liderlerin bu kabil davranışları ile meşrulaştırdıkları siyasiler, halk bazında bir veliyy-i nimet olarak algılanmaya başlıyor. Halk bu duruma getirildikten sonra da, statüko meşruiyet kazanarak, bu meşruiyetten dolayı iktidarın yapmış olduğu, iyisiyle kötüsüyle bütün tasarruflar -isterse bu tasarruflar din aleyhinde olsun-, meşruiyet çerçevesi içerisinde algılanıyor ve halk adeta iktidarın yanlış yapamayacağı/yapmayacağı inancına varıyor. Bu aşamaya yükseltilmiş (alçaltılmış dememek için) olan bir toplumun da artık yanlışları görmesi muhaldir.
Bütün bu melanetlere karşı Müslüman alimler ne yapıyor? diye soracak olursak, üzülerek belirtelim ki, "meseleyi sadece ürkek mesajlarla geçiştirmekte ve TV kanallarında "malayani meseleler"le vakit geçirip birbirlerini suçluyorlar" deriz. Üstelik bu meslektaşlarımız, her seviyede Müslümanın izlediği TV kanallarında sadece Müslüman olan ve fakat İslam'ın hiçbir hususunu bilmeyen bu insanlara felsefî/kelami kaziyeler anlatmaya çalışmakta ve insanların zihinlerini karıştırmaktadırlar. Nitekim bunlar yüzünden, ortalık "deist" kaynıyor!

Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İhsan hocanın yakın geçmiş zamanda kaleme aldığı bir eser MÜSLÜMANLARDA YANLIŞ DİN ANLAYIŞLARI.

2 bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde peygamberler ve halifeler döneminden,yapılan yanlışlardan,bölünmelerden bahsetmiş
2.bölümde de cumhuriyet sonrası dönemde "laikleşme" adı altında yapılan hataları,cemaat hocalarına aşırı bağlılığı,fetö belasını ve devlet büyüklerinin yanlışlarını eleştirmiş.

İhsan hoca yazdıklarının ve yaptıklarının hesabını sadece Allaha verecek olduğunun farkında ve bilincinde olan bir yazar.O sebeple kalemini korkmadan kullanıyor.Rabbim sağlıklı ömürler nasip etsin kendisine. (Yeliz Erol) 
Hayırlı Günler
İhsan Süreyya hocanın kitaplarını hep severek okuyorum. Klasik tarih kitapları gibi kronolojik sırayla sayısal veriler vererek bir tarih anlatmaktan ziyade düşünce ve eleştirilerini de yazıyor olmasını beğeniyorum. Bu kitabı bana göre tamamen bir yorum ve inceleme kitabı olmuş.

Hz. Muhammed (s.a.s)'in peygamberliğinden itibaren günümüze kadar Müslümanların toplumsal olarak durumlarını incelemiş, olaylardan yüzeysel olarak bahsedip hataları zikretmiş. Devletlerin bünyesinde mevcut olan "yanlış din anlayışları"ndan söz etmiş. Bu sebeple Müslümanların tarihinde hakim olmadığınız olayların incelemesini okurken anlamadığınız, tam oturmayan yerler olabilir ancak yine de bu okumayı zorlaştırmıyor, kitabı sıkıcı bir noktaya getirmiyor.

Yolumuzu Kur'an ve Sünnet doğrultusunda belirlemeyince, bu iki ana kaynağın gösterdiği yoldan sapınca, dinlediğimiz hocaları, desteklediğimiz liderleri Kur'an ve Sünnet'e göre belirlemeyince, "benim hocam, liderim yapıyorsa doğrudur" mantığını bırakmadıkça Müslümanların neler yaşadığını çok açık bir şekilde ifade etmiş hoca. Ne zaman ki dünya menfaatleri Kur'an ve Sünnetten daha önemli oldu, ne zaman ki Batı sevdalılarını dinlemeye başladık o zaman Müslüman kimliğimizi de kaybetmeye başladık. Ne zaman birileri İslam'a aykırı davranışlarına rağmen İslam'ı koruduğunu söyledi, İslam'ı yaşamadıkları halde, halka İslam'ı yaşamayı öğretmeye kalktılar Müslümanların çöküşü de o zaman başladı.

Kitabı okumanızı tavsiye ederim. Böylece Müslümanları bu noktaya getiren sebepleri daha iyi kavrayıp, üzerimizdeki ölü toprağını atıp İslam'a daha sıkı sarılarak ilerlemeyi ümit ediyorum.

Keyifli okumalar :) (Maye) 
Yine değerli hocamın kaleminden çıkan güzel bir eser özellikle bu zamanda okunulması gereken kitaplardan kitabın başlıgıncı çok güzel başlıyor hak-batıl mücadelisini Adem(a.s) oğlanlarında başladığı o zaman bu zaman kadar değişen din anlayışını dini kendi heveslerine göre yorumlaya kişiler,sultanlar ve devlet yöneticilerini anlatıyor. Kitap gerçekten güzel okunulması gerekir. (M.Fatih Aykaç) 

Kitabın Yazarı İhsan Süreyya Sırma Kimdir?
Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA, 10 Temmuz 1944 yılında, Siirtin Pervari ilçesinde doğdu. İlk öğrenimini Pervaride yaptıktan sonra; Orta ve lise öğrenimini Siirtte tamamladı. 1962 yılında girdiği Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini, 1966 yılında bitirdi. Üniversite öğrenimi sırasında, bir müddet Batmanda, Türk Petrollerinde işçi, bir müddet de Diyanet İşleri Başkanlığında memur olarak çalıştı.

Üniversite mezuniyetinden sonra, orta öğrenimini yapmış olduğu Siirt Lisesine öğretmen olarak atandı. 1967 baharında, devlet doktora burs sınavını kazanarak, İslâm Tarihi dalında doktora yapmak üzere Fransaya gitti. Aslında o, İngilizceden sınavı kazanıp İngilterede doktora yapması gerekirken, yetkililer, bilinmez bir sebepten dolayı onu Fransaya gönderdiler. Bundan dolayı bir senesini Fransızca öğrenimine harcadı. Pariste, College de Franceda Prof. Dr. Jacques Berquele başladığı doktora öğreniminin yan çalışmaları içerisinde, Arapça öğrenimi için 1969-1970 ders yılında Tunusta bulundu; ve Zeytuna Üniversitesinde, Arapçanın yanı sıra, Büyük sosyolog Fadıl b. Aşurun derslerine devam etti.

1973 mayısında, İslâmî İlimler dalında doktor olarak Türkiyeye döndü. 1973-74 ders yılında Erzurum Yüksek İslam Enstitüsünde İslam Tarihi hocalığı yaptı. 1974 yılında Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesinde İslam Tarihi Doktoru olarak göreve başladı. 1980 yılında Doçent, 1989 yılında Profesör oldu. 1993 yılında naklen Sakarya Üniversitesine geçti; ve 1995 yılına kadar bu Üniversitenin İlahiyat Fakültesinde İslam Tarihi öğretim üyeliği yaptı; ve aynı yıl zorla bu üniversiteden emekli edildi. 1995-1997 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanlığı görevinde bulundu.

İslam Tarihi dalında 30 kitabı, ve 200ü aşkın ilmî makalesi yayınlandı. Ulusal, ve uluslar arası bir çok konferansa katılarak tebliğler sundu; Zaman, Yeni Devir, Milli Gazete, Yeni Şafak gibi gazete; ve İslâm Mecmuası, Yeni Dünya, Bilgi ve Hikmet, Tarih Dergisi, Tarih Enstitüsü Dergisi, Tarih ve Toplum gibi değişik dergilerde, tarihle ilgili makaleler yazdı. Kanal 7de dört seneyi aşkın bir süreyle Seyahatnâme adı altında tarih programları yaptı. Kendi alanındaki araştırmalarını takip edip sürdürecek derecede Fransızca, İngilizce, Arapça, ve Farsça bilmektedir. İhsan Süreyya Sırma evli olup, üç çocuk babasıdır.

İhsan Süreyya Sırma Kitapları - Eserleri
İslami Tebliğin Mekke Dönemi ve İşkence
İslam Öncesi Mekke Dönemi ve Hz. Muhammed
İslami Tebliğin Medine Dönemi ve Cihad
Emeviler Dönemi
İslami Tebliğin Örnek Halifeler Dönemi
Nehirlerin Dili

Abbasiler Dönemi
Nasıl Sömürüldük
Peygamberler Tarihi
Ah Endülüs
Müslümanların Tarihi (1. Cilt)
Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri
Pakia Mektupları

2. Abdülhamid`in İslam Birliği Siyaseti
İşte Önderimiz Hz. Muhammed
Tarih Şuuru
Tanzimat'ın Götürdükleri
Müslümanların Tarihi (2. Cilt)
Dağların Sırrı
Müslümanların Tarihi (3. Cilt)

Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları
İslam ve Tarih
Haçlı Seferleri
Müslümanların Tarihi (4. Cilt)
Medine Vesikası Işığında Yahudi Meselesi
Müslümanların Tarihi (5 Cilt Takım)
Bir Garip Tarih

Ezan Ya Da Ebedi Kurtuluşa Çağrı
Müslümanların Tarihi 5. Cilt
Neler Sordular
Yalan Dünyayı Adımlarken
Sömürü Ajanı Amerikan Misyonerleri
Belgelerle 2. Abdülhamid Dönemi
Selahaddin Eyyûbî

Hz.Muhammed
Halname
Çin Müslümanları ve Çin'e Seyahat
Alaturka Demokrasi Alaturka Laiklik
Seyahatname-i Süreyya
Osmanlı Devletinin Yıkılışında Yemen İsyanları
Sen Geldin

Ano Yemen'dir
Müslümanların Tarihi'ne Giriş
Türkiye'de Yanlış Din Anlayışı
II. Abdülhamid'in İslam Birliği Siyaseti
Viyana Günleri

İhsan Süreyya Sırma Alıntıları - Sözleri
Allah, Tûr'a çağırdığı Peygamberi Mûsâ'ya "ayakkabılarını çıkar! Çünkü sen mukaddes Tuvâ vadisindesin!" buyurmuştu... (Seyahatname-i Süreyya)
Fransızca'da bir atasözü var: Öğretmek ikinci defa öğrenmektir. (Neler Sordular)
Seven sevdiğine sevdiğini söylesin. (Hz.Muhammed)
Ne yazık ki Müslümanlar onun içtihadını unutup davranışını gözardı ettiler ve hayatlarını sultanları alkışlamakla geçirdiler. Bir dönem “Padişahım çok yaşa!" dediler, bir başka dönem de “Bizi kim, nasıl ve hangi rejimle yönetirse yönetsin; bize düşen itaat etmektir!” zihniyetinin öncüleri oldular. Böylece Müslümanları zalim yöneticelere ve Batı uşaklarına kul ettiler. Sonuçta da Müslümanlar, asırlar boyu kul oldukları sultanlar ve yöneticiler tarafından sömürüldüler, sömürüldüler... (Müslümanların Tarihi (4. Cilt))
Hira üniversiten, Sevr dağı akademin,
Hicret menzillerine, ilim ile sen geldin (Sen Geldin)
Şu göğe doğru yükselen ince uzun yapılar nedir?
-şoför : minare .dedi.
Prof.yine sordu: ne için kullanılır bu minareler?
-şoför: ezan okumaya. Dedi.
Miyahara sordu: ezan ne için okunur?
-şoför: namaz bildirmek için dedi .
Prof: Namaz Müslümanlığın şartlarından biri ,bunu mazeretsiz terk eden müslümanlar ehli sünnet imamlarından üçüne göre de müebbed hapisle cezalandırılırlar,değilmi şoför efendi?
Diye sordu.
-şoför gayri memnun bir tavırla : bilmiyorum.dedi.
Prof: affedersinüz sizi müslüman sanmıştım da.! Deyince şoför parladı.
: tabii Müslümanım babam dört defa Hacca gitti; her sene kurban keseriz ,ama namaz kılmam ,bazen de içerim.Allah affeder be kafanı takma abi yeter ki için temiz olsun !Ehli sünnet dedin ya ; çocuklarımızı da sünnet ederiz tabi ,hem de en pahalı salonlarda ,en pahalı içkilerle ...profesör sustu.. (Pakia Mektupları)

"Evet, gerçekten ortakların çoğu, birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanan ve sâlih ameller yapanlar bunların dışındadır. Ama onlar da ne kadar azdır!" dedi. Dâvûd, kendisini imtihân ettiğimizi sanarak Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı; tövbe etti. (Peygamberler Tarihi)
insanların değil, insanları yaratanın emirlerine bağlanmayı kendimize ilke edindiğimiz gün, adımımızı kurtuluş dünyasının kapısından içeri atmış sayılırız. (Türkiye'de Yanlış Din Anlayışı)
Müslümanların tarihinde öylesi dönemler var ki, İslam ile ilgisi bulunmamaktadır, ihanet dolu olaylar olduğu gibi, bizlere kahraman olarak tanıtılan mücrimler ve hainler de mevcut bu tarihte. (Neler Sordular)
İnsan kendisini zenginleşmiş (bir makama gelmiş, imza yetkisine sahip olmuş, saltanatı eline geçirmiş) görünce sapıtır. Alak suresi 6-7 (Müslümanların Tarihi (5 Cilt Takım))
Yoktur bu vücudun i'tibârı,
Hakk âyinedir cihan ğubâri. (Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri)
Adem'in şahsında Allah'a secde etmeyip isyan et­tiğinden, melekler arasında olmasına rağmen şeytanlaşıvermiştir. O halde melek ve şeyta n olmak; insan olmak veya olmamak, Allah'a karşı takınılan tavra bağlıdır. (İslam Öncesi Mekke Dönemi ve Hz. Muhammed)
Urbain’in iddialarına göre Müslümanlar hen Hristiyan Hacılarına, hem de Kudüs’teki mukim olan Hristiyanlara zulmediyorlardı ki bu, Hristiyan yazarlarının da kabul ettikleri gibi bir iftiraydı (Haçlı Seferleri)

İslâm ordusunun içinde münafıklar da vardı. Dilleriyle imân ettiklerini söyleyip, İslâm düşmanlığı yapanlar... İslâm toplumunun kanser kaynağı tipler!... Bunlar, namaz da kılarlar, hatta kıldırırlar, oruç da tutarlar, Hacc'a giderler; hatta ve hatta cihada bile katılırlar. Kur'an okurlar!.. Ne var ki bunlar, İslâm'a savaş açmış devletlerin emrinde olan Allah düşmanlarıdırlar... (İşte Önderimiz Hz. Muhammed)
"Dünya insanları üzdüğü kadar sevindirmez. Yani az sevindirir, çok üzer." (Emeviler Dönemi)
Bütün tarih boyunca ve günümüzde, ne zaman ki Müslümanlar birbirleriyle uğraşmışlar; bundan yararlananlar düşmanlar olmuş ve fırsattan istifade ederek savaş açmış ve de galip gelmişlerdir. (Abbasiler Dönemi)
"La" sı olmayanın, "illa" ile gerçekleştirilecek bir inkılabı yoktur. (Nasıl Sömürüldük)
Haydi Filistin'de çocuk katleden Siyonist'e hesap sormaya! Haydi Eba Gurayb hapishanesinde masum kadınların ırzına geçen işgalci Amerikalının igrenç ihtirasını durdurmaya! (Ezan Ya Da Ebedi Kurtuluşa Çağrı)
Aslında Islahat Fermanı , gayr-i Müslimlere hak ve imtiyazları verme fermanıdır . (Tanzimat'ın Götürdükleri)
Dünya da bir gün yaşayacaksak, şahsiyetli yaşayalım o günü! (Pakia Mektupları)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/muslumanlarda-yanlis-din-anlayislari-ihsan-sureyya-sirma-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)