# Öfke - Salman Rushdie Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Öfke kimin eseri? Öfke kitabının yazarı kimdir? Öfke konusu ve anafikri nedir? Öfke kitabı ne anlatıyor? Öfke PDF indirme linki var mı?  Öfke kitabının yazarı Salman Rushdie kimdir? İşte Öfke kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/ofke-salman-rushdie-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-12T04:00:11+03:00
- Güncelleme: 2022-04-12T04:00:11+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/12/salman-rushdie-kimdir-salman-rushdie-kitaplari-ve-sozleri-198191.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Salman Rushdie 
 Çevirmen: Begüm Kovulmaz 
 Orijinal Adı: Fury 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750709333 
 Sayfa Sayısı: 344 
--reklam--
Öfke Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hayat öfkedir. Cinsel, ödipal, siyasi, sihirli, hayvanca öfke bizi en yüksek doruklarımıza çıkarır ve en bayağı derinliklerimize indirir. Yaratıcılık, esin, özgürlük, tutku kadar, şiddet, acı, yıkım; vurduğumuz ve yediğimiz, ardından kendimizi asla toparlayamadığımız darbeler de öfkeden beslenir.

Malik Solanka, Hint asıllı bir felsefecidir. Oyuncak bebeklerin felsefe tartıştığı bir TV programıyla ün ve para kazanır. Bir gün, hiçbir açıklama yapmadan, ailesini ve Londra’yı terk ederek New York’a kaçar. Yüreğinde müthiş bir öfke büyümekte, sevdiklerine zarar vermekten korkmaktadır. Ne ki, New York’ta da korkunç bir öfke çemberinin içinde bulur kendini...

Geceyarısı Çocukları, Şeytan Âyetleri, Utanç, Soytarı Şalimar gibi her biri geniş yankı uyandıran, tartışmalar yaratan romanların yazarı Salman Rushdie, New York’un içini dışına çıkaran Öfke’de, 21. yüzyıl başlarının Amerikan toplumuna en sert taşlamalardan birini yöneltiyor. Öfke, baş döndürücü tempoda ilerleyen bir trajikomedi. New York, New York olalı böyle anlatılmadı.
--reklam--
Öfke Alıntıları - Sözleri
Katıldığı tek savaş hayatın kendisiydi.
Aradığım şey, rahat bırakılmak.
Hiçbir şey beklemeyin, böylece hayal kırıklığına uğramazsınız.
Birbirimizi büyük mutlulukların doruklarına taşırız. Paramparça ederiz.
İnsanoğlu müebbet hapistir, hapishane şartları ağırdır ve bazen hepimiz hapisten kaçmaya ihtiyaç duyarız.
Hayat, ilk bakışta sıradan tesadüflerle bizleri ayırır ve bir gün rüyadan uyanır gibi başımızı sallayarak kendimize geldiğimizde, arkadaşlarımız asla kavuşamayacağımız yabancılara dönüşmüştür.
... Bir yere gittiğiniz yoktu, sadece dolaşıyor, amaçsızca yolları arşınlıyordunuz. Bana bir şey arıyormuşsunuz gibi geldi, ne aradığınızı sormak istedim.
"Aradığım şey, rahat bırakılmak."
Sorun acı çekmek. Hepimiz niçin bu kadar acı çekiyoruz? Bunca acı niçin var? Niçin durduramıyoruz acıyı? Etrafına set çekebiliyoruz ama her seferinde sızmaya başlıyor ve inşa ettiğimiz duvarlar bir gün yıkılıp gidiyor. Sadece ben değil. Yani, ben de tabii, ama aslında herkes. Sen de. Niçin böyle devam edip duruyor? Bizi öldürüyor. Yani, beni. Beni öldürüyor.
Sorun acı çekmek.
Hepimiz niçin bu kadar acı çekiyoruz? Bunca acı niçin var? Niçin durduramıyoruz acıyı?
Bir gün uyanıyorsun ve bir de bakıyorsun ki artık kendi hayatının parçası değilsin. Biliyorsun bunu. Hayatın sana ait değil. Bedenin de, bunun baskısını anlamanı nasıl sağlarım bilmiyorum ama, senin değil. Sadece kendi kendine süren bir hayat var. Ona sahip değilsin. Hatta hiç ilgin yok. Hepsi bu.
...Bana kalırsa Matrix'i gereğinden fazla seyretmiş. Gelecek, benim yaşadığım yere henüz ulaşmadı. Her şey eskisinin aynı. Yani, her yerde aynı b... Herkes aynı yerlerde yaşıyor, aynı eğitimi alıyor, aynı şekilde eğleniyor, aynı... işleri arıyor. Böyle işte. Aynı faturaları alıyoruz, aynı kızlarla çıkıyoruz, aynı hapishanelerde yatıyoruz; aynı tas aynı hamam, haksız mıyım?
...İşte insan hayatının en büyük paradoksu buydu: Yaratıcısı kurmaca olan hayatın kendisi alabildiğine gerçekti...
Mutluluğa layık değildi ki o.
...“Hayatın çok, nasıl desem bilmiyorum, sınırlı hale geldiğini hissedersin. Hiç1şeye sahip olmadığım, hiç1yere ait olmadığını, her şeyi geçici 1süre için kullandığını fark edersin. Cansız dünya kahkahalarla yüzüne güler. Sen yakında gideceksin, ama o kalmaya devam edecektir...
...Hasarlı insanlar koleksiyonu yapmak ve onları tamir etmeye çalışmak, Mila’nın özel hobilerinden biriydi. Bu konuyu ona açtığında, genç kız dürüstçe cevap verdi:
“Benim becerim de bu. İnsanları onarmak. Bazıları eski evleri satın alıp yeniden dekore eder. Ben insanları onarırım.”...
--reklam--
Öfke İncelemesi - Şahsi Yorumlar
#1001kitap~~~: Salman Rushdie den okuduğum 3.kitap olan Öfke yine adı ile uyumlu 1kitap, "Utanç"ta olduğu gibi ya da "Geceyarısı Çocukları"nda, zira "Öfke" de tam 1öfke patlaması!!!

Hint asıllı 1felsefeci ve dünyaca ünlü oyuncak bebek yapımcısı, Profesör Malik Solanka 1gün hiç 1sey demeden ailesini ve Londra'yı terk edip New York a gider. İçindeki öfkeyle çevresindekilere zarar vermekten korkan Malik New York a giderek daha büyük 1ofkenin içine düşer. New York'a kendisini “silmek” amacıyla gelir. Ama öfke onun her yerini kaplamış durumda ve insan doğasının en karanlık tarafına rahatsız edici 1sorgulama sunar okura...

~~~Hayat öfkedir, diye düşündü Solanka. Cinsel, Ödipal, siyasi, büyülü, hayvanca öfke bizi en yüksek doruklarımıza çıkarır ve en bayağı derinliklerimize indirir.~~~
diye geçen "Öfke" adında da olduğu gibi öfke hallerini birebir yaşatırken yazar kitabı da tam o meşhur 11Eylül günü bitirdiğini söyler, öfke durumunun alası yaşanırken her türlü zira "hayat öfkedir". Öfkeden beslenen karakterin içinden çıkan ürkütücü hallerin öfkeyle kendini 1döngünün içine atmasının hikayesi, herşey dışardan yolunda gibi görünürken...

~...hiç kimseye, hatta belki kendine bile itiraf edemediği karanlık sırrıydı. Öfkenin kaynağı, işte böyle sırlardır. Öfke tohumları bu karanlık yatakta büyür...~
Eğer 1şeye öfke duymaya başlamışsanız herşey gözünüze gözünüze batar ki karakterin de eşine olan öfkesiyle başlayan kitap tam da dediğim gibi olmayacak durumlara sinirlenip gözüne batarak başlıyor, '"en"" özelliklerine vurgu yaparak, en iyi arkadaş, en iyi anne, en iyi iken...

""Amaçsız Bir Makinenin İcadı. Öfke."'' çok güzel anlatmış bence bu cümle öfkeyi bu kısmı okuyunca ""nedensiz öfke durumları"" 1öfkeye kapılmaya gör, kendiliğinden gelişen!!! sonra neden olduğunu bilmeden ama öfkeleniriz, ne çok yaşarız hayatta bazen değil mi hatta bu durum başka işlere de bulaşıp herşey için geçerli 1hale dönüşür ki kitapta da bu şekilde başlayan 1öfkenin ""çevresini kuşatan, Beckett’e yaraşır 1kasvet""le ilerler...
~~~Yaratıcılık, esin, özgünlük, tutku gibi, şiddet, acı, saf korkusuz yıkım, vurduğumuz ve yediğimiz, acısı asla geçmeyen darbeler de öfkeden kaynaklanır.~~~

Çok güzel öfke tanımlamaları ve tespitleri vardı kitapta. ~~~Aslında olduğumuz şey, maskelemek için kendimizi medenileştirmeye çalıştığımız şey budur: İçimizdeki korkunç insansı hayvan, kâinatın yüce, üstün, özkıyım eğilimli, azade efendisi. Birbirimizi büyük mutlulukların doruklarına taşırız. Paramparça ederiz.~~~ sonunda bu öfkeyle paramparça ederiz herşeyi...

Rushdie'nin Amerikan kültürü hakkındaki haklı görüşleri ve bence yerinde tespitleriyle Amerika toplumsal durumları ve tercihleri açısından vurgular yapan Salman bu kitabını okurken arada aynı dairenin etrafında dolanıyor hissi oluşmasından dolayı diğer 2kitabi kadar zevk alarak okumadım, dairesel döngü olayından dolayı ama öfke durum ve tespitleri açısından özellikle ilk bölüm hayat adına çok güzeldi, "Öfke" ölmeden önce okunması gereken 1001kitap arasındadır, herkese sağlıklı mutlu huzurlu keyifli okumalar... (Ayşe...) 
FIRSAT KOLLAYAN KRİZ: En son ne zaman birinin ağzını yüzünü kırasınız geldi ya da ne kadar sıklıkla bu duyguyu yaşıyorsunuz? Örneğin; kahramanımız Malik Solanka gibi bir gece, uyuyan eşinizin başında elinizde bir bıçakla bekleyecek derece gözünüzü döndüren bir öfkeye kapıldınız mı? Daha ilginci, duyduğunuz öfkenin belirsizliğinde hiç kayboldunuz mu? Ya da bilerek kaynağına inmeyip bilakis ondan kaçarak belirsizlik içinde kalmak istemiş de olabilirsiniz. Kendinize, kabahatin hep başkasında olduğu yalanını söylemiş ve buna seve seve inanmış olabilirsiniz hatta bu, bir yalan da olmayabilir; gerçekten de öfkenizi üzerinde gösterdiğiniz örneklerde kabahat karşı tarafta olabilir lakin bu örnekleri bir başkası es geçerken siz, neden bunlara bakıp öfkeleniyorsunuz? Kaynak, belki de kendinizsinizdir.

İnsan, çoğu kez sorunlarıyla yüzleşmektense onlardan kaçmayı yeğler hatta bazen Malik Solanka gibi dünyanın diğer ucunda, ABD'de soluğu alır. Solanka'nın görünürde gayet iyi bir hayatı vardır: bir profesördür, evli ve bir çocuk sahibi olup onlarla ilgili elle tutulur bir sorunu bulunmamaktadır. Belki de daha eski ailevi sorunları vardır, bunu sizin okuma serüveninize bırakıyorum. Bununla birlikte, çocukluk çağımızın geleceğimizi belirleyen temel bir etken olduğu yadsınamaz bir gerçek. Örneğin; içine kapanık, sessiz bir çocuksanız ve anne babanız da yaptığınız her davranışta bir kabahat buluyorsa veya aşırı korumacılık gösterip size en azından özerklik tanımıyorlarsa, okul çağınızla birlikte bu özellikleriniz size bir eksiklik hatta müsebbibini kendiniz gördüğünüz birer kusur olarak gelecektir; bunun sonucunda belki de hayatınız boyunca üzerinizden atmaya çalışacağınız bir özgüven eksikliği problemine dönüşecektir. Buna başka yan faktörler eklemlenecek ve hayatınızda yanlış tercihler yapacaksınız; nihayetinde sanki sizi doğru yere götürecek tüm otobüsleri kaçırmış biçare halde bir durakta otururken bulacaksınız. Artık gelmeyecek otobüsleri beyhude beklerken, hayata dair artan teorik bilginizle dünyayı bir hapishane olarak görerek varoluşsal bir krizin içinde hapsolmuş gibi hissedeceksiniz. Solanka da "İnsanoğlu müebbet hapistir, hapishane şartları ağırdır ve bazen hepimiz hapisten kaçmaya ihtiyaç duyarız," dememiş miydi zaten.

Solanka, Amerikan Rüyası içinde geçmişini unutup yeniden doğmak veyahut burada kaybolup öfkenin hakimiyetine son vermek istedi. Ne var ki, ABD'de gözünü nereye çevirse gülen yüzlerin patlamaya hazır gözleriyle karşı karşıya gelir. Çünkü bireysel hak ve özgürlüklerin artırılması temelinde yükseldiğini iddia eden bu yerin, kendisine tezat oluşturan tektipleştirici güçlü bir yönü vardır. Güncel bir örnekten hareket edersem, bir gün önce geceleyin Avrupa'nın en büyük futbol kulüplerinden on ikisi, kendi aralarında bir lig kuracaklarını açıklayarak futbol dünyasını derinden ikiye böldüler. Bugün yeni bir açıklama daha yapıldı: 16-24 yaş aralığındaki gençlerin 90 dakika bir maçı takip etmek istemedikleri için futbola ilgilerinin oldukça azalmış olduğunu belirterek, futbol maçlarının süresini 60 dakikaya indirip, bunu da 4 çeyrekte yapmak istediklerini açıkladılar. Muhtemelen maç öncesi şov organizasyonları ve takas usulü de bunlara eklenecek. Bu futbolun Amerikasyonudur. Zira bu kulüplerin birçoğunun sahibi zengin Amerikalılar olup diğerleri de başka milletlerden büyük iş adamlarıdır. Bunu yapmak için bu kulüplerin haklı gerekçeleri bulunmakla birlikte taraftarların ve sporun içindeki diğer insanların da buna karşı çıkmak için haklı gerekçeleri bulunuyor. Her ne kadar realist olmaya çalışan biri olsam da futbolun romantizmine aşık biri olarak, ben ikinci taraftanım. Çünkü izleyenler bilir, NBA oldukça görkemli ve heyecanlı bir organizasyondur lakin bu heyecanın ardında para çarkının daha çok dönmesi için fazlasıyla şova indirgemeci bir yapı bulunur; bundan dolayı, sanki hep bir ayarlama ve yapaylık söz konusudur. Avrupa futbolu da son yıllarda bu yöne kayıyordu ama yine de eskilerden gelen amatörlük ve romantizm az da olsa kendisini hissettiriyordu. İşte şimdi bunu yok etmek istiyorlar. Şimdiden geleceği görüyorum:

"Ey gidi günler ey! Çocuklar siz bilmezsiniz, eskiden maçlar 90 dakikaydı."
"Yok daha neler dede."
"Hatta uzatmalarla 120 dakikayı bulduğu olurdu."
"Yuh ya! Sıkılmıyor muydunuz dede onu izlerken hiç?"
"Bir tarafta Messi diğer tarafta Ronaldo varken veya bir tarafta Guardiola diğer tarafta Mourinho veya bir tarafta GS diğer tarafta FB varken insan sıkılır mı yavrum. Eh tabi sonuncusunda sıkılmadığımızı söyleyemem amma velakin ezeli rekabet sözde dostluğun tadı bir başka olurdu."
"Ne Messi ne Ronaldo'ymuş dede. Şimdi de var büyük futbolcular: Johnny Sininho mesela."
"Bırak heri. Bunlar da topçu mu."
"Ee neci."
"Soytarı Soytarı!"
"Peh sen de dede yani."
"Tabii. Bizim zamanımızda Ronaldinho vardı. O, hepsinden başkaydı; çünkü o, futbolu sevdiren dişlekti! Futbolun amatör ruhu, gerçek şovuydu. Şimdikiler ne şov ne de futbolcu. Soytarı!"
"Ne Ronaldinho'ymuş dede. Beni de merak ettirdin. Açıp bakacağım şuna. "
"Aç aç da topçu gör. Ben de bakayım şu dişleğe"
https://youtu.be/3FcXBAC6-KI
"Gerçekten dede, bu adam bir başkaymış!"
"Tabii, dedeni dinle sen. Ayrıca bizim zamanımızda aidiyet duygusu vardı buram buram. Totti'yi bilir misin sen bakayım?"
"Yok dede."
"Bu adam dünyanın en büyük kulüplerinden milyonlarca dolarlık teklifler aldı da yine takımını bırakmadı. Gitse ne şampiyonluklar yaşardı ama Roma'nın Totti'si olmayı tercih etti."
"O da amma aptalmış dede şimdi. Ayrıca iyi hoş da dede değişime mani olamazsın."
"Öyle öyle ama biz futbolu çok sevdik oğlum amma bizim aslında bu kadar sevdiğimiz şey, zayıfın güçlüyü yenebilme ihtimaliydi."

Fakat Amerikan Rüyası'nda güçlüyü yenemezsin. Çünkü burada zayıf yok olur, ya güçlüsündür ya da çok güçlü ve bu ikisi arasında danışıklı dövüş olduğu için zayıf kelimesine yer yoktur; pardon bir yer vardır, o da mezar. Bu durumda Solanka da güçlü olmak zorundadır ve bunu başarır hem de sinemada. Ancak bu bile Solanka için o 'belirsiz' öfkesinden kaçıştan başka bir şey değildir. Ayrıca, böyle bir dünyada sözde bireyler vardır; hepsi fabrikasyon çıkışlı olup şirket sahiplerinin daha çok kâr etmesi için reklamlarla güdülen birer müşteridir. Böyle bir dünya, patlamaya hazır kazandır; öfkenin ta kendisidir.

Hepimizin Şeytan Ayetleri nedeniyle adını duyduğu Salman Rushdie, bu eserinde temel dürtülerimizden öfkeyi merkeze alıp adeta onun derinliklerinden bizi gezdirir; bu gezinti esnasında Solanka ile birlikte öfkemizin kaynaklarını görür, tanırız ve aslında bunlarla da sınırlı olmadığını fark edip öfkemiz üzerine daha çok düşünme gereği duyarız. Kurgusu da gayet başarılı olan bu eseri herkese tavsiye ediyorum. Ama sözlerimi noktalamadan birkaç noktaya daha değinmek isterim.

Bunlardan birincisi kitaptaki Hintli taksici Ali'dir. Bir gün taksisinde, sokağa doğru bağırarak kendi dilinde küfretmektedir. Daha iyi imkanları nedeniyle geldiği bu ülkenin kültürüne, insanına yoğun bir öfkeyle ağzına ne gelirse sayar. Solanka da bir Hintli olduğu için onu uyarır ve Ali hemen çark edip, 'bir anda gözüm döndü, ne olduğunu anlayamadım' gibi bahaneler öne sürer ama birkaç gün sonra Solanka yine onu aynı şeyi yaparken görür. Solanka, Ali'nin öfkesi üzerine sorgulama yaparken aklından geçirdiği düşüncelerinden şu noktaya parmak basmak isterim: "Ayrıca, ne yaptığını bilmediğini iddia etmek -eylemleri onları tanımlayan sözlerden ayırmak kabul edilebilir bir mazeret haline gelmeye başlamıştı anlaşılan. 'Ben böyle olsun istememiştim,' deyince, kötü ve ahlaksızca hareketler, en azından dünyadaki Sevdalı Ali’lerin düşüncesine göre, anlamını yitiriyordu. Gerçekten böyle miydi peki? Elbette hayır. Yo, mümkün değildi bu."

İkincisi, meşhur atasözümüzle özetlenebilir: keskin sirke küpüne zarardır veya kitaptan şu paragrafla ifade edilebilir: "Solanka fırsat kollayan bir krize dönüşmüştü. Huysuzluğu bir zamanlar komikti belki, ama artık işin şakası kalmamıştı. Şimdiye dek bir şey yapmamıştı ama her an her şey olabilirdi; öfke onu peşinden sürükleyip dönüşü olmayan ülkeye götürmemişti ama götürecekti, götüreceğini biliyordu. Şimdiden kendinden korkuyordu, yakında çevresindeki herkes ürküp kaçacaktı. Dünyadan ayrılmasına gerek kalmayacaktı; dünya geri dönmemek üzere hızla uzaklaşacaktı. İnsanların yolda karşılaşınca konuşmamak için yolunu değiştirdiği adama dönüşecekti." Fırsat kollayan bir krize dönerek yapayalnız kalmadan, öfkemizin dehlizlerine inip onun kaynaklarıyla yüzleşebilmeliyiz.

Keyifli okumalar (Kaan) 
"HAYAT ÖFKEDİR. ": Öfkeyi, somutlaştırma gücümüz olsaydı eğer, benliğimizi bir çırpıda yakıp kül edebilecek bir bomba olarak tarif ederdim. Kimyası insanın genetiğinde saklı olan, kendi patenli üretimimiz..Boğazımızı dikenli telleriyle parçalayarak yırtarken kendi yarattığımız güç karşısında nasıl çaresiz olduğumuzu gösterir.

Sahip olduğumuz her şeyi değersizleştirip, istediğimiz şeyden koca bir evren yaptığını göremeyecek kadar kör olduğumuz bir anda dalga dalga yükselir ve infilak eder.

Peki ya öfkeyi yaratan dünyaysa?
Meçhul bir çarkın muazzam işleyişi sırasında gözden kaçırdığımız bütün ufak ayrıntılar aslında tüm gökyüzümüzü sarmışsa?
Hayat öfkeyse mesela, ya da varlığın hammaddesinde öfke varsa?

Ne olacak, diye düşünürken Rushdie veriyor cevabı;
" Daha iyisi olmayacak.."

Insanlar, küçülüp önemini yitirirken, iyimserliğin solduğu yerde sahip olmadığı bir hayatı yüklenen yığınlar haline gelecekler.
Öğüten kitlenin dişleri arasından; "Yut beni!" çığlıkları yükselecek. Asimile oldukça huzur bulacağımızı inanmanın gafleti, sonra -çooook- sonra öfkeye dönüşecek.

Bu, yüreğinde aniden büyümeye başlayan sonsuz öfkeden korumak için, sevdiklerinden uzaklaşan bir adamın hikayesi. Ne yaparsa yapsın kurtulamadığı bu duygu, içinde büyüdükçe büyür. Şehri, ülkeyi hatta dünyayı kuşatıp teslim alacak kadar büyüktür artık.

Var ettiğimiz ve yok ettiğimiz her şeyde, hem özgürlüğümüzde hem de tutsaklığımızdadır.
Umutsuzluktan da doğar, acizlikten de.
Öfke, benliğimizi unutup çoktan teslim olduğumuz yerdedir.
Öfke, Solanka'nın kuklalarında ,Minik Beyin 'dedir.
Öfke, New York 'ta, Amerika'dadır.
Öfke, her şeyden çoktur ve her yerdedir.
Peki bu kirli öfkeyi kim temizleyebilir?

Solanka, kuklaya dönüştürülmüş, tek tip olmaya zorlanmış insanlığa inat, onlardan daha özgür kuklalar yapmaya başlar. Bu da varlığı sorgulamanın bir başka yoludur onun için. Hayat, kurmacaya dönüşmüş, kurmaca hayatın kendisi olmuştur artık.

Salman Rushdie.
Hint asıllı Britanya 'lı yazar. Yazdıkları yüzünden Humeyni tarafından hakkında ölüm fetvası verilmiş, uzun yıllar Avrupa'da saklanmak zorunda kalmış. Zorlayıcı tarzına rağmen su gibi akan, keyifli bir dili var. Yer yer cümlelerinin çarptığını da unutmamak lazım. Tarih eğitimi almış. Fantastik, bilim kurgu, büyülü gerçekçilik üçgeninde inşa ettiği tarzıyla Doğu'nun en büyük kültürel zenginliklerinden biri olan sözlü anlatımı, yazının içinde eriterek çok başarılı bir sentez yakalamış.

Geceyarısı Çocukları 'yla tanıdım onu.
Büyülü gerçekçiliğin baş iblisi benim için. Yazdığı her satırla beynimin içerisinde oradan oraya hareket ettiğini, sinir uçlarımda dans ettiğini hissediyorum. Kesinlikle sihirli kelimeleri var.

Onun dünyasına, daha doğrusu onun kendine has karmaşasına ve dildeki ustalığına kesinlikle hayran kalacaksınız.

Keyifli okumalar..:) (Liliyar) 
--reklam--
Öfke PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Salman Rushdie - Öfke kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Öfke PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Salman Rushdie Kimdir?
Salman Rushdie,(Hintçe:सलमान रश्दी, Okunuşu: Selman Rüşti) (d. 19 Haziran 1947, Bombay, Hindistan) Hint asıllı Britanyalı yazar ve romancı.

Romanlarının çoğu Hindistan'ı konu alır. Anlatımı, mit ve fantaziyi gerçeklik ile iç içe geçiren bir tarzdır. Bunun yanında Günter Grass, Mikhail Bulgakov gibi isimlerden de etkilenmiştir. Booker ödülü yanında birçok ödül sahibidir.

Salman Rushdie, Urduca ve İngilizce konuşan Müslüman bir ailenin oğlu olarak 1947'de (bağımsızlıktan iki ay önce) Bombay'da doğdu. 1961'de lise eğitimi için İngiltere'ye gönderilen Rüşdi'nin ailesi, 1964'te diğer Müslümanlarla birlikte zorunlu olarak Pakistan'a göç etti ve Karaçi'ye yerleşti.

Cambridge'de tarih eğitimi gören Rüşdi, fantastik bir bilimkurgu denemesi olan ilk romanı Grimus (1975) ile eleştirmenlerin dikkatini çektikten sonra,Geceyarısı Çocukları (Metis, 2000) romanıyla (1981 Booker, 1982 James Tait Black, 1993 Booker of Bookers ödülleri) dünya çapında ün kazandı. Hindistan tarihi ve politikasına eleştirel yaklaşımı nedeniyle Hindistan'da yasaklanan bu romanı, bu kez Pakistan'da aynı akıbete uğrayan Utanç (Metis, 2005) izledi.Nikaragua anılarını aktardığı The Jaguar Smile'ın (1987, Jaguar Gülüşü, Pencere, 1989) ardından yazdığı The Satanic Verses (1988, Şeytan Ayetleri) ile 1988 Whitbread ödülünü kazandıysa da Müslümanlığa hakaret ettiği gerekçesiyle kitap Hindistan ve Güney Afrika'da yasaklandıktan sonra Humeynitarafından yazar hakkında ölüm fetvası verildi.

Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğuDünyanın ilk 100 entellektüeli listelerinde, 2005 yılında 10., 2008 yılında 23. sırada yer almıştır.

Şeytan Ayetleri tartışması

1989'da yayınlanan Şeytan Ayetleri romanı, İslam dini peygamberi Muhammed'e ithamda bulunduğu gerekçesiyle İslam dünyasından büyük tepkiler almış; Güney Afrika, Pakistan, Suudi Arabistan, Mısır, Somali, Bangladeş, Sudan, Malezya, Endonezya, ve Katar'da kitabın yayınlanması yasaklanmış; 14 Şubat 1989'da İran lideri Ayetullah Ruhullah Humeyni tarafından fetva verilerek Rüşdi'nin başına üç milyon Amerikan doları ödül konmuştur. Dünyanın birçok ülkesinde aleyhinde yapılan kitlesel gösteriler Şubat 1989 gündemini oluşturmuştur.

Bunun takip eden yıllarda da çeşitli ülkelerde kitabın çevirmen ve yayıncı kuruluşlara yönelik saldırılar olmuştur. 1998'de İran, İngiltere ile ilişkilerini düzeltmeye yönelik bir adım olarak Salman Rüşdi hakkında aldığı ölüm cezası kararından vazgeçmişse de İran dini lideri Ali Hamaney 2005'te fetvayı sadece veren kişinin kaldıracağını, ancak bu kişinin yani Humeyni'nin 1989'da öldüğünü ifade etmiştir.
--reklam--
Salman Rushdie Kitapları - Eserleri
Geceyarısı Çocukları
Floransa Büyücüsü
Utanç
İki Yıl Sekiz Ay Yirmi Sekiz Gece
Doğu, Batı
Öfke
Ayaklarının Altındaki Toprak
Mağripli’nin Son İç Çekişi
Altın Ev
Soytarı Şalimar
Harun ile Öyküler Denizi
The Satanic Verses
Peyğəmbərin Tükü
Jaguar Gülüşü
Soytarı Şalimar
Quichotte
At the Auction of the Ruby Slippers
--reklam--
Salman Rushdie Alıntıları - Sözleri
‘O zamanlar neredeyse sekizimdeydim, o da yedisinde. Anlam arayışıyla kafayı bozmak için çok erken bir yaştı.’ (Geceyarısı Çocukları)
Ben dürüst davrandım ve sen beni kendi yalanına çevirdin. Bu ben değilim. Ben değilim bu. Sensin. (Soytarı Şalimar)
...Hasarlı insanlar koleksiyonu yapmak ve onları tamir etmeye çalışmak, Mila’nın özel hobilerinden biriydi. Bu konuyu ona açtığında, genç kız dürüstçe cevap verdi:
“Benim becerim de bu. İnsanları onarmak. Bazıları eski evleri satın alıp yeniden dekore eder. Ben insanları onarırım.”... (Öfke)
Zaten sık sık, pek çok açıdan vekâleten yaşıyorum ben. (Doğu, Batı)
Konuşacak kimsesi yoktu. (Floransa Büyücüsü)
Adaletin olmadığı yerde onu aramanın da manası yok. (Utanç)
"İnsanların asıl özlem duyduğu şey toplumsal normlar değil; olağandışı, ölçü dışı, sınır dışı olandı." (Mağripli’nin Son İç Çekişi)
"Hatim şut," dedi yavaş sesle, "tüm Öyküler'in, hatta Dil'in bile Baş Düşmanı'dır. Susku'nun Prensi ve Sözün Düşmanı'dır. Her şey sona erdiğinden, düşler sona erdiğinden, öyküler sona erdiğinden, yaşam sona erdiğinden, her şeyin sonunda onun adını kullanırız. 'Bitti,' deriz birbirimize, 'sona erdi. Hatim Şut: Son.' " (Harun ile Öyküler Denizi)
Korku ya heptir ya hiç. Ya zalim bir zorba gibi bütün hayatınızı aptalca, kör edici bir kuvvetle yönetir ya da onu bertaraf edersiniz ve gücü bir anda duman olup yiter. (Mağripli’nin Son İç Çekişi)
Aradığım şey, rahat bırakılmak. (Öfke)
İnsanlar en çok bahar aylarında intihar eder. Dünya aşık olurken kendi sevgisizliğiniz bir tokat gibi patlar. (Ayaklarının Altındaki Toprak)
En küçük ünlü olma olasılığının mahremiyetten vazgeçmeye değer olduğunu herkes öğrenmişti, ancak mahremiyetini koruyan bir bireyin gerçekten özerk ve özgür olduğu düşüncesi televizyon dalgalarının statiğinide kaybolup gitmişti. (İki Yıl Sekiz Ay Yirmi Sekiz Gece)
Her koleksiyoncu, hazinelerini en az bir kişiyle paylaşmak zorunda olduğunu hisseder. (Doğu, Batı)
Benden kalbimi isteme, çünkü onu çekip çıkartıyorum, paramparça ediyorum ve fırlatıp atıyorum, bu yüzden kalpsiz kalacağım, ama sen bunu fark etmeyeceksin bile, çünkü aşık bir kadını kusursuz biçimde canlandıracağım ve sana mükemmel bir sahte aşk sunacağım. (Soytarı Şalimar)
Yoksullar asla zenginler kadar sinsi olamayacak, bu yüzden en sonunda hep kaybedecekler. (Mağripli’nin Son İç Çekişi)
‘Gerçeklik nereden baktığınıza bağlıdır; ne kadar uzaklaşırsanız geçmiş size o kadar somut ve anlamlı görünür- bugün ise yaklaştıkça gitgide daha inanılmaz görünmeye başlar.’ (Geceyarısı Çocukları)
İyiler yalnızca henüz yol ayrımına gelmemiş hainlerdi. (Altın Ev)
İbadet inancın kılıcıdır. (Utanç)
“Sevgi nedeniyle,” dedi. “Bütün bunlar Sevgi için.
Sevgi harika bir şeydir ve insana sınırsız bir şevk verir.
Ama sevgi çok aptalca bir şey de olabilir, elbette.” (Harun ile Öyküler Denizi)
Hiçbir şey beklemeyin, böylece hayal kırıklığına uğramazsınız. (Öfke)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/ofke-salman-rushdie-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)