# Ölüm Üzerine - Elias Canetti Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Ölüm Üzerine kimin eseri? Ölüm Üzerine kitabının yazarı kimdir? Ölüm Üzerine konusu ve anafikri nedir? Ölüm Üzerine kitabı ne anlatıyor? Ölüm Üzerine kitabının yazarı Elias Canetti kimdir? İşte Ölüm Üzerine kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/olum-uzerine-elias-canetti-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-20T20:00:05+03:00
- Güncelleme: 2022-02-20T20:00:05+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/20/elias-canetti-kimdir-elias-canetti-kitaplari-ve-sozleri-157698.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Elias Canetti 
 Çevirmen: Gürsel Aytaç 
 Yayın Evi: Payel Yayınları 
 İSBN: 9789753881593 
 Sayfa Sayısı: 127 

Ölüm Üzerine Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Bugün Karar Verdim: Ölüme karşı düşüncelerimi yazacağım, rasgele aklıma geldiği gibi, herhangi bir bağ kurmadan ve sıkı bir plana boyun eğmeden. Kalbimde ölümü zorlayan silahı bilemeden bu savaşın geçip gitmesine izin veremem. Bu silah acı verecek ve sinsi olacak, savaşa uygun olacak. Onu daha geniş bir zamanda, şakalarla ve cüretli tehditlerle atlatmak isterdim; ölümün yenilgisini bir maskeli balo gibi tasavvur ederdim; ve elli çeşit kıyafetle, bir sürü suikastçıyla ona yanaşmak isterdim. Günün peşpeşe zaferleriyle yetinmeyip o, sağdan soldan girişti bana. Havayı ve denizi görüyor, en küçük şey gibi en büyük şey de onun için tanıdık ve geçerli, her şeyin birden üstüne yürüyor, hiçbir şey için kendine zaman tanımıyor. Böylece, bana da zaman kalmıyor. Ben de elimden geldiği gibi yakalamalıyım onu ve nerde olursa olsun rasgele bir yere çivilemeliyim. Ona şimdi tabutlat hazırlayamam, bunları bir de hiç süsleyemem, en azından süslü olanları sert, parmaklıklı anıtmezarlara koyabilirim.
Pascal otuz dokuzuna kadar yaşadı, ben yakında otuz yediyim. Onun kaderiyle hesaplarsak benim temiz iki yılım daha var. Ne acele! O, Hıristiyanlığın savunması için düzensiz fikirler bıraktı arkasında. Bense, insanın ölüme karşı savunulması üzerine düşüncelemerimi toparlamak istiyorum. Eğer günün birinde olacaksa -demek ki olacak- kesinlikle olacaksa, o zaman elimde sarı kurşunkalemle ölümle yazdığım tehditkâr bir sözcüğün başında ölmek isterim."
Elias Canetti
(Arka Kapak)

Ölüm Üzerine Alıntıları - Sözleri
Aksi halde hiçbir şey kalmadığından yalnızca bu kalıyor insana.
Ölüm, sahip olduklarımızın en iyisidir.
Vurulanlar- ne görkemli geliyor kulağa bu, ne açık, ne geniş ve cesur: Boğulanlar, Ezilenler, Yutturulanlar, Çatlatılanlar. Bunlar nasıl da cimrice tınlıyor, sanki bedavaymış gibi.
Babam öldüğünde yedi yaşındaydım, o ise otuzbirinde bile değildi.
Eski Roma' da ölmek, “ad plures ire“ (çoğunluğun arasına karışmak) demekti.
hayatımın son anına kadar kitap satın alacağım, özellikle de onları artık asla okumayacağımdan emin olduğumda.
Bütün cümlelerin en korkunç olanı: "Biri "vaktinde" öldü."dür.
İnsan belki de bu yüzden özgür değil, çünkü ölülerden çok şey kalıyor içinde ve bu çok şey, sönmekten hep kaçınıyor.
Yoluna ölüler saçıldı, çiçekler gibi
Ölüleri düşünmek, yeniden canlandırma denemeleridir. - İnsan­ları hayatta tutmaktansa onları yeniden canlandınnak daha çok işimize gelir. Yeniden canlandırma tutkusu, her inancın çekirdeği­dir. Ölülerden artık korkulmadığından bu yana onlara karşı bir tek sonsuz suçluluk duygusu hissedilir: Onları geri getirmeyi başara­mamanın suçluluğu. Bütün en canlı ve en mutlu olduğumuz gün­lerde en büyük suç budur.
Kültür, onu destekleyenlerin kibirlerinden oluşmuştur. O, ölümden uzaklaştıran tehlikeli bir aşk iksiridir. Kültürün en saf ifadesi,
alet, ziynet, yiyecek, resim, heykeller, dualar, her şeyin boş yere etrafta durduğu ve ölünün hayatta olmadığı bir Mısır mezarıdır.
Ölümü geciktiren bir gülümseme.
Eski Roma' da ölmek, “ad plures ire“ (çoğunluğun arasına karışmak) demekti.
Romantiklerin ölüm sevdası beni tiksindiriyor.

Ölüm Üzerine İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sürprizbozan içerebilir.

Elias Canetti, bu kitabında çoğu insanın düşünmekten ve bahsetmekten bile korktuğu bir gerçekliği ele alıyor: Ölüm…

Kitap, babasının ölümünün tasviri ile başlıyor. Elias, ölümün soğuk yüzüyle karşılaştığında 7 yaşındadır. Babası ise öldüğünde 31 yaşında bile değildir. Uzun yıllar böyle genç, sapasağlam bir insanın birdenbire neden öldüğünü düşünür. İleriki yıllarda kendince bir sebep bulur ve bu sebebe tutunur. Fakat annesinin anlattığı gerçeğin çok daha farklı olduğunu söyler. Bu ikilemde gidip gelir. Yine de bir gerçek vardır, o da ölüm ve her ölüm erken ölümdür.

Yazar, 1942’den 1993 yılına kadar ölüm üzerine düşücelerini aforizmalar şeklinde biz okuyucularına iletir. Kendi derlemelerinden ve kısa notlarından oluşmaktadır kitap.

“Ölüme karşı olan nefretim sonsuza kadar onun bilincinde olmayı gerekli kılıyor, böyle nasıl yaşayabileceğime şaşırıyorum. (s.26)”, "Hayatın en büyük çabası ölüme alışmamaktır. (s.46)”,“Ölmek zorunda olduğuma hala inanamıyorum, ama bunu biliyorum. (s.96)…” Ölüm üzerine düşüncelerinden, ölümden nefret ettiğini, ona direndiğini ama sonunda ölümün de kaçınılmaz olduğunun bilincinde olduğunu anlarız. Bu bilinçliliğe rağmen insanlık olarak onunla savaşılması gerektiğine inanır, teslimiyeti asla kabul etmez. Şu satırlarla bunu açıkça ifade eder aslında. “İnsana ölümü sanki başından beri insanın içinde varmış gibi yakıştıran filozoflar. Onu ancak sonunda görmeyi kaldıramıyorlar, onu başlangıca kadar geriye götürerek uzatmayı daha çok istiyorlar, onu bütün hayatın en mahrem yoldaşı olarak belirliyorlar ve böylece ölüm bu sulandırılmışlıkta ve tanıdıklıkta katlanır oluyor. Akılları almıyor ki ölüme böylece hak ettiğinden daha çok güç ermiş oluyorlar. Sana şöyle diyorlar: ‘Ölmenle bir şey olmaz.Sen zaten hep ölmüşsün.’ Adi ve korkak bir hileyle suç işlediklerini savunabilecek olanların gücünü felç ediyorlar. Savaşmaya değecek tek savaşı engelliyorlar. Teslimiyeti bilgelik diye gösteriyorlar. Herkesi kendilerinin korkaklığına katılmaya inandırıyorlar.” Aynı zamanda, Heidegger’in “ölüme doğru varlık” anlayışına da şiddetle karşı çıkar.

Sonsözde Thomas Macho’nun Elias Canetti’nin ölümlülük eleştirisi üzerine değerlendirmelerine yer verildiğini görüyoruz. Bu, yazarın ölüm hakkındaki düşüncelerini daha iyi anlamamıza olanak veriyor. Thomas Macho şöyle der son sözde: “Canetti’nin argümanına göre, biz ölüme doğru koşmayız, fakat ölüm bize doğru gelir ve itilmelidir.”

Ölüm üzerine yazılacak çok şey var ve aynı zamanda hiç bir şey yok. O zaman yazarın 1985’te aldığı bir notla kapanışı yapalım: “Eğer günün birinde olacaksa-demek ki olacak- kesinlikle olacaksa, o zaman elimde sarı kurşun kalemle ölüme karşı yazdığım tehditkar bir sözcüğün başında ölmek isterim.” (Yeliz) 
Ölüm Üzerine - Elias CANETTİ: Ölüm Üzerine Canetti'den başladığım gün bitirdiğim, ölüm üzerine düşüncelerin yer aldığı hacimsiz ama nitelikli bir eser oldu.

Eser 1942'de oluşturulmuş "Bugün Karar Verdim" bölümüyle başlıyor. Kısa bir giriş bu. Eserin yazım sürecinin başlamasına dair bir sayfalık bölümden oluşuyor. Akabinde "Babanın Ölümü" bölümü takip ediyor. Bir nevi ölümle tanışma. Asıl anlatıların yer aldığı notlar bölümü 1942 yılı ile 1993 yılı arasında yazarın ölüm üzerine düşüncelerini içeriyor. Bu düşünceler bir cümle ile birkaç paragraf arasında değişiyor. Hepsinin altında hangi yılda yazıldığına dair bilgiler yer alıyor. Cümlelerin birçoğu ölüme dair can alıcı nitelikte cümleler.

"Senin için, asıl senin için ölmüş olanlar tamamen öldü mü?"

"Zamana ayak uydurmaktan daha korkunç ne olabilir?"

"İnsan her şeyi yenebilir, ölüm hariç! Sanki yenilmesi gereken başka bir şey varmış gibi."

"İnsanların ölmesi yetmiyormuş gibi bir de birbirlerinin ölümüne yardımcı oluyorlar."

"Hayatım boyunca ne olmaya çalıştıysam oyum."

Daha nice alıntıları sayfamda paylaştım. Bu ölüme dair notların arasına yazar "Dr. Haşiya'nın Hiroşima Güncesi"ni de yerleştirmiş. Atom bombasının açtığı yaraları en duygusal, en ölümlü haliyle görüyorsunuz. Eserde en çok etkilendiğim bölüm oldu belki de. Mezarlık Duygusu Üzerine, Sonsöz ve Eğer Günün Birinde Olacaksa bölümleri ile eser son buluyor.

Ölüme dair okumak istiyorsanız kuşkusuz başvurabileceğiniz başarılı bir eser. Sevdiğiniz birini kaybettiyseniz okumak sizin için daha zor olabilir. Eser üzerine daha uzun uzun yazılacak şeyler var ama kendi adıma tadında incelemelerden yanayım. Paylaşarak incelemelerimin daha çok kişiye ulaşmasını sağlayabilirsiniz. (Tabii buraya kadar okuduysanız.) Keyifle okunması dileğiyle... (Mikail Balcı) 
Elias Canetti, bu eserinde babasını kaybettikten sonra ölüme karşı olan düşüncelerine dile getirmiş. Eserine de babasının kaybıyla başlıyor ve ölüm üzerine bir araya getirdiği notlarla devam ediyor. Ölümle ilgileniyorsanız veya ölümü nasıl kabullenmeliyim gibi bir tasa içerisindeyseniz, okuyabilirsiniz. Ama her cümlesinde ölüm kelimesini görmek insanı az da olsa karamsarlığa sevk ettiğini de söyleyebiliriz. İyi okumalar... (karacahil) 

Kitabın Yazarı Elias Canetti Kimdir?
Elias Canetti (d. 25 Temmuz 1905 – ö. 14 Ağustos 1994), Bulgar modernist romancı, oyun yazarı, anı ve kurgusal olmayan düzyazı yazarı. EserleriniAlmanca yazan Canetti, "geniş bir bakış açısı, fikir zenginliği ve sanatsal güç ile işaretlenmiş yazıları için" 1981 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı.

Hayatı

25 Temmuz 1905'de, Rusçuk'ta (Ruse, Bulgaristan) yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan Elias Canetti, 1905'den 1911'e kadar ailesiyle Rusçuk'ta yaşamıştır. Daha sonra aile İngiltere'ye taşınmış, babanın 1912 yılında vefat etmesiyle ise Viyana'ya gitmişlerdir. Viyana'da aile yeni bir hayata adım atarken, Canetti Ladino, Bulgarca, İngilizce ve biraz da Fransızca konuşabiliyordu. Fakat, sadece 7 yaşındayken geldiği Viyana'dan itibaren genellikle kullandığı dil Almancadır. Gelecekte kaleme alacağı önemli eserlerini de Almanca yazmıştır. Viyana'dan da taşınarak aile sırasıyla Zürih veAlmanya'yada yaşamıştır. 1924 yılında Canetti Almanya'da liseden mezun olur ve kimya eğitimi görmek için aynı yıl Viyana'ya gider. Viyana'da geçirdiği yıllarda ise ömür boyu en büyük tutkusu olacak edebiyatla ilgilenmeye başlar. Viyana Üniversitesinden 1929 yılında kimya lisansını tamamlayarak mezun olur. Daha öğrenciyken yazmaya başlamış ve Viyana'daki edebiyat çevrelerine girmiştir.

1930’ların başlarında ABD’li yazar Upton Sinclair’in yapıtlarını Almanca’ya çevirdi. 1934’te kendisi gibi yazar olan, 1963’te kaybedeceği Veza Taubner ile evlendi. Bu arada Hochzeit (Düğün) ve absürd tiyatronun ilk örneklerinden olan Die Komödie der Eitelkeit (Kibir Komedisi) adlı oyunları yazdı. 1967’de Viyana’da sahneye koyulan Die Befriesteten (Sayılı Gün) insanın öleceği zamanı tam olarak bilmesi durumunda ne olacağını sorusunu soruyordu.Nazilerin Avusturya'yı işgal etmesinden çok kısa bir süre önce Paris'e, Paris'ten de Londra'ya geçti. Hayatının büyük bir bölümünü İngiltere'de geçirdi.1970lere kadar yaşadığı İngiltere'den 1952 yılında vatandaşlık kazanmıştır. 1971’de ikinci evliliğini yapacağı, restoratör Hera Buschor’un işi gereği sık sık geldiği İsviçre’de de bir ev edindiyse de, bu döneme kadar İngiltere dışına hemen hiç çıkmadı. Yazarın Hera Buschor’dan bir kızı olduğunda yaşı altmış sekizdi. Hayatının son 20 yılını Zürih'te geçirdi ve 1994 yılında aynı kentte öldü. Elias Canetti, vasiyeti üzerine ünlü yazar James Joyce'unkinin yanına kazılan bir mezara gömülmüştür.

Başlıca Eserleri
Körleşme

Elias Canetti'nin 26 yaşında kaleme alıp 30 yaşında yayımladığı başyapıtı. Kitap 1935’te çıktı ve kısa bir süre sonra Nazi yönetimi tarafından yasaklandı. Roman yayımlandıktan sonra birçok edebiyat otoritesinin ilgisini çekmiş ve İngiltere, Fransa ve Amerika'da yoğun ilgi görmüştür. Gariptir ki, Almanca kaleme alınmış bu eser Almanya'da uzun süre ilgi görmemiş, ancak 1963'deki üçüncü baskısıyla hak ettiği üne kavuşabilmiştir. Uygarlığın yıkılışıyla insanoğlunun aşağılanması, romanın konusunu oluşturur. Körleşme,“dehşet”in romanıdır. “Yüzyılı gırtlağından yakalamaya çalışan” bu eserde Canetti, ontolojik yabancılaşmayı ve seküler dünyanın mekanik dinamiklerini romanın kahramanı, döneminin en ünlü sinoloğu olan Prof. Kien ile serimlemeye çalışır. Kendini insanlardan tamamıyla soyutlamış, insanları değersiz ve küçük gören, Viyana’da 25 bin kitabı ile beraber yaşayan, “odası dünyası kadar büyük” olan Prof. Kien’in tek tutkusu kitapları ve bilimdir. Özellikle kadınlardan nefret etmesine karşın, nasıl oluyorsa, hayatına son derece sıradan, cahil, açgözlü ve bencil bir hizmetçi kadın girer; Therese... Profesör, bu kadından kurtulmaya çalışırken, sineklerden bile değersiz bulduğu, yaşama haklarını bile fazla gördüğü insanların oyuncağı olur ve yıkıma sürüklenir.

Kitle ve İktidar

Canetti "kitle" olgusu ile ilgilenmeye daha 1925 yılında karar vermiştir. Daha sonra 1933 yılında Hitler'in Almanya'da iktidara gelmesi, Canetti'nin 1925'den beri ilgilendiği "kitle" olgusuyla "iktidar" olgusu arasındaki olası ilişkileri düşünmesine ve çözümlemeye çalışmasına neden olur. Kitle ve iktidar üzerine olan fikirlerini "Kitle ve İktidar" (Masse und Macht) ismiyle 1960 yılında yayımlamıştır. Kitabın ilk yarısı kitlenin değişik türlerinin dinamiklerinin çözümlemesine ayrılır. İkinci bölüm ise kitlenin yöneticilere neden ve nasıl itaat ettiği üzerinde yoğunlaşır. Canetti Hitler’i hükmettiği kitlenin büyüklüğünden başı dönen paranoyak bir yönetici olarak sunar. Yahudilere yapılan zulmü Almanya’nın enflasyon deneyimiyle bağlantılandırmaktadır.

Ödülleri

Canetti, Nobel Edebiyat Ödülü (1981) başta olmak üzere birçok ödül kazanmıştır. Kazandığı başlıca ödüller :

Foreign Book Prize (1949, Fransa)
Viyana Ödülü (1966)
Critics Prize (1967, Almanya)
Great Austrian State Prize (1967)
Bavarien Academy of Fine Arts Prize (1969)
Bühner Ödülü (1972)
Nelly Sachs Ödülü (1975)
Order of Merit (1979, Almanya)
Europa Prato Ödülü (1980, İtalya)
Hebbel Ödülü (1980)
Kafka Ödülü (1981)
Great Service Cross (1983, Almanya)

Elias Canetti Kitapları - Eserleri
Körleşme
Marakeş'te Sesler
Kitle ve İktidar
Hayvanlar Üzerine
İnsanın Taşrası
Sinek Azabı

Saatin Gizli Yüreği
Sözcüklerin Bilinci
Kurtarılmış Dil
Ölüm Üzerine
Gözlerin Oyunu
Edebiyatçılar Üzerine
Kulaktaki Meşale

Kulak Misafiri
Öbür Dava
Soylu Sınıfın Sonbaharı
İnsanın Sılası
Davalar
Günleri Sayılı Olanlar
Auto Da Fé

Elias Canetti Alıntıları - Sözleri
“Övgü, soluk almanın kuralını bozar.” (Saatin Gizli Yüreği)
Okumanın düzensizliği olmasa edebiyatçı da olmaz. (Edebiyatçılar Üzerine)
İnsanlar birbirleriyle iletişim kurmak için kıvranıp duruyor,her yolu deniyorlardı ama birbirlerini anlamayı başaramıyorlardı. Herkes yalnızca kendisini düşünüyordu. Herkes tek başınaydı,düşleri ne olursa olsun,yapayalnızlardı,ama gene de durup dinlenmeden solucan gibi kıvranıyorlardı. (Kulaktaki Meşale)
"Bugün nasılsınız?" "Yorgunum,” der, ister öğlenin on ikisi olsun, ister gece yarısının on ikisi, yanıt değişmez, ayrıca da yorgunluğunun nedenini mutlaka belirtir. (Kulak Misafiri)
Yere düşenler kendilerine geldiklerinde, artık başka bir insan olurlardı. (Kitle ve İktidar)
Cennette, der vicdan, doksan dokuz doğrudan çok, eğriyken doğrulmuş bir kişinin gelişine bayram edilir. (Körleşme)

Paradan daha kirli ne vardı? (Marakeş'te Sesler)
"Yere düşenler kendilerine geldiklerinde, artık başka bir insan olurlardı.." (Kitle ve İktidar)
Sonunda, en büyük kitle ölüler kitlesi oldu. (Kitle ve İktidar)
Tahminler yürütüp, sanıp durmaktansa başkalarının neler hissettiklerini bir kez olsun gerçekten bilmek fena olmazdı. (Soylu Sınıfın Sonbaharı)
Başarılı insan yalnızca alkışları duyar. Bunun dışında sağırdır. (İnsanın Sılası)
onu asla bir kişi olarak görmüyordum; kişinin karşıtıydı o. (Gözlerin Oyunu)
Karanlıkta sözcüklerin ağırlığı bir kat artıyor. (Marakeş'te Sesler)

Tanıştığın her yeni insan karşısında kapıldığın beklenti yüzünden hep çocuk kalmışsın. Ardından yaşadığın hayal kırıklığı yüzünden de hızla sinirli bir ihtiyar oldun. (Sinek Azabı)
“BOYUNEĞMECİ, kadere sığınır, kaçınılmaz olan ya da yazgı, onun için mutluluk kaynağıdır. Yazgıya hayır demek anlamsızdır, dolayısıyla kaçınılmaz daha ortaya çıkmadan adam evet der.” (Kulak Misafiri)
(…) Günümüzde, birbirinizi sevin, diyen, artık bunun için fazla zaman kalmadığını biliyor. (İnsanın Taşrası)
"Ötekinin bakışı benim cehennemimdir." (Soylu Sınıfın Sonbaharı)
.
O giderken..

İçimde
onun gülümsemesi
ve sözcükleri vardı..
. (Saatin Gizli Yüreği)
..aynılarının bastığı yere basan, bilinen, kabullenilmiş iktidar ve güç, tatmin etmez. (Soylu Sınıfın Sonbaharı)
Sıkıcı bulduğum yegâne insan cinsi,akrabalarım.. (Sinek Azabı)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/olum-uzerine-elias-canetti-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)