# Ölümsüzlük - Milan Kundera Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Ölümsüzlük kimin eseri? Ölümsüzlük kitabının yazarı kimdir? Ölümsüzlük konusu ve anafikri nedir? Ölümsüzlük kitabı ne anlatıyor? Ölümsüzlük kitabının yazarı Milan Kundera kimdir? İşte Ölümsüzlük kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/olumsuzluk-milan-kundera-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-19T10:00:08+03:00
- Güncelleme: 2022-02-19T10:00:08+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/19/milan-kundera-kimdir-milan-kundera-kitaplari-ve-sozleri-156569.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Milan Kundera 
 Çevirmen: Aysel Bora 
 Orijinal Adı: Nesmrtelnost 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750726668 
 Sayfa Sayısı: 352 

Ölümsüzlük Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Milan Kundera’nın Ölümsüzlük adlı romanı, Gülüşün ve Unutuşun Kitabı ve Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği’yle birlikte bir üçlemenin son kitabı olarak da okunabilir, yazarın roman anlayışını doruğuna vardıran tek başına bir eser olarak da.

Ölümsüzlük’ün hem yazarı hem anlatıcısı hem de kahramanı olan Kundera, yedi bölümden oluşan romanında, birbirinden çok ayrı görünen olaylar ve kişileri ustaca birbirine bağlıyor, bir orkestra şefi gibi yönetiyor. Romanın karakterleri bir hareketten, bir oluştan, kendilerini aşan bir kavramdan doğuyor ve yazarın aynasına yansıyorlar.

Kundera, aralarında Goethe ve Hemingway’in de bulunduğu karakterleri aracılığıyla, gerçeklik ile görünüş arasındaki çatışma, aşk ve cinsellik çeşitlemeleri ve insanoğlunun ölümsüzlük özlemi üzerine düşünüyor. Ölümsüzlük, edebiyat üzerine, edebiyatın özü ve olanakları üzerine olağanüstü bir düşünme serüveni.

Ölümsüzlük Alıntıları - Sözleri
Kitaplarımız ölümsüz olabilir. Belki. Ama bizler olamayız.
Kaybedecek neyim var ki? Hiç.
Çok uzun zamandan beri kendini bir arabanın altında ezilmesini hayal ediyordu.
Müzik: ruhu şişiren bir pompa.
Acıma layık değilim.
Mahvolmuş ayaklarıyla sendeleye sendeleye uzun bir süre yürüdü, sonra sağ şeridin tam ortasına, asfalta oturdu. Çarpılarak ezilmeyi, bu alevin sönmesini istiyordu.
Hayatta dayanılmaz olan şey var olmak değil, kendin olmak.
Ben'in temeli düşünce değil acıdır.
İnsan ölümsüzlüğe bel bağlar, ölümü hesaba katmayı da unutur.
Ben'in temeli düşünce değildir, en temel duygu olan acıdır.
Herkesin kendini öldürmeye bir hakkı var. Bu bizim özgürlüğümüz. Gitmenin bir yolu olduğu sürece, ben hiçbir şekilde intihara karşı değilim.
Belli bir ana kadar ölüm sizi meşgul edemeyecek kadar uzak bir şeydir. Görüntüsü yoktur, görülmez. Bu, hayatın en mutlu evresidir.
Yaşamakta mutluluk diye bir şey yok. Yaşamak: acılı ben'ini dünya adına taşımak.
Kendi hayatımın sefaletine seyirci kalamam. Hayat hakkında çok yüksek düşüncelerim var. Hayatın bana her şeyi vermesini istiyorum, yoksa gideceğim.
İnsanın gücü tükenir ve üzerine elini kolunu bağlayan bir yorgunluk çöker. Yorgunluk: hayatın kıyısından ölümün kıyısına uzanan sessiz bir köprü.

Ölümsüzlük İncelemesi - Şahsi Yorumlar
ÖLÜMSÜZLÜK
MİLAN KUNDERA

"İnsanlar ölümsüzlük karşısında eşit değil. Bir adamın hatırasının, onu tanıyanların zihninde yer etmesi demek olan 'küçük ölümsüzlük'le, bir insanın onu tanımayanların zihnindeki hatırası demek olan 'büyük ölümsüzlük'ü birbirinden ayırmak gerek."
Kundera'nın bence en müthiş kitabı Ölümsüzlük. Yedi öykü, ilginç bir şekilde birbirine bağlanıyor. Goethe dahil, çok farklı karakterlerin, dayanılmaz hafiflikteki dansı gibi.. Yazarımız da kitabın içinde. Kundera seviyor bunu. Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" ve "Gülüşün ve Unutuşun Kitabı" ile birlikte üçlemeyi tamamlayan kitap olarak görülüyor bu kitap. Bence bu üçlemenin en iyisi. Varoluşçuluk en tepeye oturmuş. Belkide ölüm, ölümsüzlüktür.
Aşk duygusu karşımızdakini tanıdığımıza dair bir yanılsama uyandırarak hepimizi kandırır."
Yürüyordu. Yürüyordu çünkü ruh kaygıyla bunaldığında hareket ister.
Ben son dönemlerde okuduğum en iyi kitaptı diyorum. Okuyunuz efendim (Efsuni) 
“Edebiyatın ölmeyeceğini gösteren kitap!”: Gülüşün ve Unutuşun Kitabı, Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği kitaplarının ardından serinin üçüncü kitabı olan Ölümsüzlük’ü yazan Milan Kundera bu kitabıyla adeta edebi ve felsefi bir şölen sunuyor okurlarına.
Bilinç akışı, üst kurmaca ve üst üst kurmaca tekniklerini ustaca kullanıyor yazar.
Bilinç akışı tekniğiyle kahramanın iç dünyasını, Üst kurmaca tekniğiyle yazarın anlatıcı olduğu noktada yazarın fikirlerini okuyabiliyoruz ve üst üst kurmaca tekniğiyle yazarın kendisiyle ana kahramanı yan yana getirip konuşturabiliyoruz. Bunu takip edebilmek için vakte ihtiyaç var. Ölümsüzlük kitabı üç günde okunacak bir kitap değil bu yüzden. Hatta Çek asıllı yazarın kendini de anlattığı bir kitap olduğu için biraz daha girift, bilmeceli gelebilir. Yedi bölümden oluşan kitabın her bölümü aralarında bağ bulunanan farklı bir olayı ve kişiler ağını yansıtıyor. Roman içinde roman diye tanımlıyor yazar bu kitabı. Fakat alt metinleri çok olsa da yazarın kendini bulmuş sesi oldukça sade. Bazı kavramları anlatırkenki sadeliği onun kalemindeki ustalığı gözler önüne seriyor. Ders çıkaracağımız, pratik bilgi gibi sunduğu cümleleri var yazarın. Örneğin çok zor zamanlar görmüş, yurtsuz yazar olmak zorunda kalmış olmasına rağmen bana hafiflemeye hatırlatan şu cümleyi kurabilmesinin tek açıklaması olabilir diye düşünüyorum: Bu kadar sadelik ancak büyük bir bilgi birikimi ile olur. Cümle şu:

Kin bir tuzak, çünkü bizi hasmımıza fazlasıyla bağlıyor.
diyor yazar. Zaten kitabın bir bölümünde yavaşlamanın, sadeleşmesin gereğinden bahsediyor. Oysaki romanın yazıldığı 90’lı yıllarda Geleceğe Dönüş filmiyle milenyuma hazırlanıyorduk. Tüm dünya daha hızlı olmanın gerekliliğine inanıyordu.

Filme uyarlanmayacak şekilde yazılmış ve ölümsüzlük kavramının sorgulandığı bu eşsiz romanı gerçek edebiyatseverlere önerebilirim.

Milan Kundera’da alıntılayıp konuşacağımız çok nokta var. Buraya hepsini almam mümkün değil elbette ama keşke hepsinden bahsedebilsem. (Özlem Salt) 
"_ Bu roman içinde bir roman ve şimdiye kadar yazdığım en hüzünlü erotik hikaye olacak.
_ Peki romanının başlığı ne olacak?
_ Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği.
_ Ama bu başlık daha önce de kullanıldı.
_ Evet, tarafımdan! Ama o dönemde, yanlış başlık kullanmışım. Asıl şimdi yazdığım romana ait olmalıymış bu."

Kitabın içinde Profesör Avenarius ile Milan Kundera arasında geçen bu konuşma, bu eserin ne kadar özel olduğunu anlatıyor diye düşünüyorum. Milan Kundera, Avenarius'u beklerken bu kitaba başlıyor ve iki yıl sonra Aralık 1988'de Avenarius ile konuşurken kitabı bitiriyor.

"Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği" ve "Gülüşün ve Unutuşun Kitabı" ile birlikte üçlemeyi tamamlayan kitap olarak görülüyor bu kitap. Kundera'nın kendisine göre ise bunların üstünde bir kitap. Kundera'nın kitaplarında genel olarak farklı bölümler, farklı kişilerin hikayeleri baz alınarak anlatılır ve arada da hem felsefî, hem tarihi göndermeler yapılır. Ama bugüne kadar okuduğum hiçbir kitabında bu kadar geniş yelpazede, bu kadar yoğun yazdığını okumamıştım. Evet, söz gelimi "Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği"nde de olayları çok iyi özetler, kişileri birbirlerine müthiş bir şekilde bağlar ve ilişkiler bağlamında felsefî mesajlarını verir ama bu kitapta ne ilişkiler bağlamında kalmış, ne de sürekli tarihi atıflarda bulunmuştur. Diğer kitaplarda eksik olan 'hüzünlü anlatım' burada ortaya çıkmıştır. 'Hüzünlü anlatım' olmayınca Kundera cinsel anlatımlara gereğinden fazla giriyor ve okuma yer yer sıkıcı oluyor.

Anlatımın bir diğer özelliği ise hikâye ile gerçek hayat arasındaki ilişki. Kitap baştan bir kurguya geçse de, Milan Kundera'nın kendisinin olaylara dahil olmasıyla birlikte sınırlar kalkıyor. Bu, belki de Kundera'nın kendi tercihi. Neden böyle bir anlatım seçtiğinin cevabı belki de şu satırlarda:

"Bugün hâlâ roman yazacak kadar deli olan biri, bunların korunmasını güvence altına almak istiyorsa, eserlerini uyarlamalara hiçbir şekilde için vermeyecek, başka bir deyişle, anlatamayacakları biçimde yazmak zorundadır."

Kundera'nın bunu başarmak için eserini uyarlama ihtimali olmayacak şekilde yazmayı tercih etmesi muhtemel.

Kitabın yedi bölümü olsa da hepsi bir şekilde ana karakterlere ve birbirlerine bağlı. Milan Kundera dışında Goethe de kitabın önemli parçalarından biri. Kitabın içeriğine değinmek istemiyorum ama kitaba adını veren "Ölümsüzlük" bölümünden şu cümleyi alıntılamak isterim:

"İnsanlar ölümsüzlük karşısında eşit değil. Bir adamın hatırasının, onu tanıyanların zihninde yer etmesi demek olan 'küçük ölümsüzlük'le, bir insanın onu tanımayanların zihnindeki hatırası demek olan 'büyük ölümsüzlük'ü birbirinden ayırmak gerek."

Kundera'nın 'gerçek bir Avrupalı' olarak kıta kültürüne ilişkin görüşü de önemlidir:

"Savaş ve kültür Avrupa'nın iki kutbudur, cennet ve cehennemi, zaferi ve utancıdır, onları birbirinden ayıramazsın. Birine bir şey olduğunda ötekine de olacaktır, birlikte yok olacaklardır. Elli yıldır Avrupa'da savaş olmaması, elli yıldır hiçbir Picasso'nun çıkmaması olgusuyla gizemli biçimde ilintilidir." (arifsahin) 

Kitabın Yazarı Milan Kundera Kimdir?
Milan Kundera, Çek-Fransız asıllı yazar. Kundera, 1 Nisan 1929'da Çekoslovakya'nın Brno şehrinde doğmuştur. 15 kitap yazmış, sayısız ödül almış, yazarlık mesleği yanında uzun yıllar müzik ve sinemayla profesyonel olarak uğraşmıştır. Yaşamını Paris'te, eşiyle birlikte sürdürmektedir.

Yaşamı

1929 yılında, orta halli Kundera ailesinin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Ludvik Kundera (1891-1971), 1948-1961 yılları arasında Brno Müzik Akademisi müdürlüğü yapmış olan, ünlü müzikolojist ve piyanist Leoš Janaček'in öğrencisiydi. İlk piyano derslerini babasından aldı ve ilerleyen yıllarda kendisi de müzikoloji üzerine çalışmalar yaptı.

Lise eğitimini 1948 yılında Brünn'de bitirdikten sonra, Charles Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nde, edebiyat ve estetik üzerine eğitim gördü. İki dönem sonra Film Akademisi'ne geçti ve yönetmenlik konusunda ilk makalelerini yazdı fakat daha sonra çalışmalarını politik baskı yüzünden durdurmak zorunda kaldı.

II. Dünya Savaşı'nın sonunda Komünist Parti'ye üye oldu. Ancak 1948'in şubat ayında partiden çıkarıldı. 1950 yılında da bir diğer Çek yazar Jan Trefulka Komünist Parti'ye karşı faaliyetlerde bulunmaktan, partiden uzaklaştırıldı. Trefulka o günlerde gerçekleşen olayları 1962 yılında yazdığı Pršelo jim štěstí (Onlardan Yükselen Mutluluk) romanında anlattı. Kundera'ysa o günlerde başına gelenleri bir şaka olarak görmüş olacak ki, partiden çıkarılma sürecinde başına gelenleri anlattığı kitabının ismini Žert (Şaka) koydu. 1956 yılında Komünist Parti'ye tekrar giren Milan Kundera, 1976 yılında ikinci kez, Vaclav Havel gibi ünlü yazarlar ve sanatçılarla birlikte partiden ihraç edildi.

1968'deki Rus istilasından sonra, Prag Müzik ve Sanatlar Akademisindeki görevinden uzaklaştırılan Kundera, politik baskılara dayanamayarak Fransa'ya göç etti ve 1981 yılında Fransa vatandaşı oldu. 1979 yılında yazdığı "Gülüşün ve Unutuşun" kitabının yayınlanmasının ardından Çekoslovak hükümeti Kundera'yı vatandaşlıktan çıkardı.

1980 yılında Gabriel Garcia Marquez'in aldığı Commonwealth Ödülü'nü, 1981 yılında Tennessee Williams'la paylaştı. En bilinen romanı Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği 1988 yılında Philip Kaufman tarafından sinemaya uyarlandı. 1983 yılında Michigan Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanı verilen Kundera 1985 yılında da Kudüs Ödülü'ne layık görüldü.

Çağımızın en başarılı düşünsel roman yazarı ve varoluşçuların sonuncusu olarak nitelendirilen Kundera'nın son kitabı "Bir Buluşma" 2009 yılında yayınlanıp 2010 yılında ise Türkçeye çevrilmiştir.

Ödülleri

 Medicis Ödülü (Yaşam Başka Yerde)
 Mondello Ödülü (Jacques İle Efendisi)
 Commonwealth Ödülü
 Europa Literatura Ödülü
 Kudüs Ödülü

Milan Kundera Kitapları - Eserleri
Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği
Kimlik
Bilmemek
Yavaşlık
Gülüşün ve Unutuşun Kitabı
Gülünesi Aşklar

Kayıtsızlık Şenliği
Ölümsüzlük
Ayrılık Valsi
Yaşam Başka Yerde
Şaka
Roman Sanatı
Bir Buluşma

Jacques ile Efendisi
Perde
Saptırılmış Vasiyetler
Anahtar Sahipleri
Varlığın Dözülməz Yüngüllüyü

Milan Kundera Alıntıları - Sözleri
“Hayatları felakete dönenler, suçlu avına çıkarlar.” (Bilmemek)
“İnsanoğlu anlamdan yoksun bir varlık, bir tesadüf olduğunu, oyunun sonuna kadar nedensiz oynamak zorunda olduğunu kavramaktadır şimdi.”

Bacon (Bir Buluşma)
“Şairler icat etmez şiirleri
Gerilerde bir yerdedir şiir
Çok, çok uzun zamandır oradadır
Şairin tek yaptığı onu keşfetmektir.”
Jan Skácel (Roman Sanatı)
İnsanın gücü tükenir ve üzerine elini kolunu bağlayan bir yorgunluk çöker. Yorgunluk: hayatın kıyısından ölümün kıyısına uzanan sessiz bir köprü. (Ölümsüzlük)
Birkaç gündür ben de saat gibiyim, durup dinlenmeden koşuyorum.Bazen zamanın benim dışımda akıp gittiğini duyuyorum... Tıpkı bir ırmak gibi... Çok yorgunum, bir bardak su verebilir mısın? (Anahtar Sahipleri)
“İnsan dünyaya bir defa gelir ve bir daha asla önceki bir hayatın deneyimleriyle başka bir hayata başlanamaz. Gençlik nedir bilmeden çocukluktan çıkılır, evli olmak nedir bilmeden evlenilir ve yaşlılığa girerken dahi insan nereye gideceğini bilmez. Yaşlılar, yaşlılıklarının masum çocuklarıdır. Bu anlamda, insanlığın dünyası acemiliğin gezegenidir.” (Roman Sanatı)

İçinde yaşadığı yeri terk etmek isteyen kişi mutsuz kişidir. (Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği)
Yavrucuğum hiçbir zaman anlayamayacağın bir keder var içimde. (Yaşam Başka Yerde)
Sevgi kırılgan, narin bir şey midir peki? (Yavaşlık)
"Çağımızda unutma arzusu bir saplantı haline gelmiştir, bu nedenle, bu arzuyu tatmin etmek için hız iblisine teslim olmuştur çağımız. Olaylar çabucak olup bittiği zaman, kimse hiçbir şeyden emin olamaz, hiçbir şeyden, hatta kendisinden." (Yavaşlık)
"Gözü 'daha yükseklerde bir yerde' olan herkes günün birinde gözünün kararabileceğini hesaba katmalıdır.."

#Edebiyat (Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği)
Yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır. Gözümüzün önüne en sıradan bir durum getirelim: Bir adam sokakta yürüyor. Birden bir şey anımsamak istiyor, ama anı uzaklaşıyor. O anda, kendiliğinden yürüyüşünü yavaşlatıyor. Buna karşılık, az önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan insan, hâlâ çok yakınında olan zamanda, sanki bulunduğu yerden uzaklaşmak istiyormuş gibi elinde olmadan yürüyüşünü hızlandırır.
 Varoluşun matematiğinde bu deneyim iki temel denklem biçimine girer: Yavaşlığın derecesi anının yoğunluğuyla doğru orantılıdır; hızın derecesi unutmanın yoğunluğuyla doğru orantılıdır. (Yavaşlık)
'En güzel intikam, 'başarıdır.' Seni sevmeyen herkesi üzer.' (Jacques ile Efendisi)

Tek özgürlüğümüz, acı ile zevk arasında seçim yapmak­tı. Mademki her şeyin anlamsız oluşu yazgımızdı, bu an­lamsızlığı bir safra gibi taşımamak, onun zevkini çıkar­mayı bilmek gerekirdi. (Kimlik)
Her şey düzenlenmiş, ayarlanmış, yapay, her şey bir oyun, hiçbir şey içten değil. (Yavaşlık)
İnsan, yaptığı bir hareket, söylediği bir söz yüzünden kendine kızabilir, ama yaşadığı bir duygu yüzünden kızamaz, çünkü duygularımız üzerinde hiçbir gücümüz yoktur. (Kimlik)
İnsanın hayatta geri çekilmek zorunda kaldığı anlar vardır: Yaşamsal konumları korumak için en az önemli konumları terk etmenin gerektiği anlar. (Gülünesi Aşklar)
Eğlenir, başkalarını eğlendirir ve düzenden yana olmanın ortaya koyduğu olur olmaz vaatlerle dünyayı tek ve koca bir şakaya çevirir. (Roman Sanatı)
Ben annemi hep gökyüzünde diye düşünürüm. (Şaka)
Ölüm ülkesine ulaşmak için, insanın kısacık bir süre kendisinin dışına çıkması yeterlidir. (Saptırılmış Vasiyetler)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/olumsuzluk-milan-kundera-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)