# On Üç Pipo - Ilya Ehrenburg Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> On Üç Pipo kimin eseri? On Üç Pipo kitabının yazarı kimdir? On Üç Pipo konusu ve anafikri nedir? On Üç Pipo kitabı ne anlatıyor? On Üç Pipo PDF indirme linki var mı?  On Üç Pipo kitabının yazarı Ilya Ehrenburg kimdir? İşte On Üç Pipo kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/on-uc-pipo-ilya-ehrenburg-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-16T06:00:05+03:00
- Güncelleme: 2022-03-16T06:00:05+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/16/ilya-ehrenburg-kimdir-ilya-ehrenburg-kitaplari-ve-sozleri-177374.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Ilya Ehrenburg 
 Çevirmen: Mehmet Özgül 
 Yayın Evi: Evrensel Basım Yayın 
 İSBN: 9799756865254 
 Sayfa Sayısı: 168 
--reklam--
On Üç Pipo Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"- Sevgilim, ben de ateş etmesini öğrenmek istiyorum. Ulusal ordumuzun subayının eşi de silah tutmasını bilmelidir. İzin verirsen bu küçük haydutun piposunu vurmaya çalışacağım.
Teğmen böylesine masum bir eğlenceyi ona çok görücek değildi ya! Askerden birinden aldığı tüfeği nişanlısına uzattı. Kızın elinde tüfeği gören tutsaklar kaçışarak çitle çevrili alanın bir köşesinde sıkıştılar. Ortada gülümseyerek duran küçük Pol kaldı, elinde de piposu... Gabriyel pipoyu hareket halindeyken vurmak istediği için nişan alırken çocuğa:

- Koş! Şimdi ateş edeceğim, dedi.

Pol hiç istifini bozmaksızın ortada dikiliyordu. Gabriyel daha fazla beklemeden ateş etti, ama ilk kez böyle bir işe giriştiği için, pipoyu ıskalaması hoş karşılanabilir. Ama Teğmen dayanamadı:...
(Tanıtım Yazısı'ndan)
--reklam--
On Üç Pipo Alıntıları - Sözleri
“Ne aşka, ne neşeye, ne de bilime hevesim kalmıştı. Hatta yeri gelmişken söyleyeyim, o bilgeliğimle nasıl edip de seni dünyaya getirdiğime şaşıp kalıyordum. Neyse... Artık bütün düşüncem, anan Rebeka’nın yağ bağlamış kalçalarını, boş şişeyi, mangalda küle dönüşen kitapları unuttuğuma göre, kendimi neyle oyalayacağımı bulmaktı. Bu düşüncelerle akşamları sokaklarda dolaşırken evlerinin eşiğinde çubuk biçimindeki pipolarının açılmış lale benzeri çanaklarına tütün doldurup içen Türklere, Yunanlılara, Yahudilere dikkat ettim. Daha önce ayrımına varmıştım; kendini aşk ilişkilerine, eğlenceye, bilime verenler bunlardan zamanla bıkıyorlardı. Düşünün ki bir Türk, şalvarını topladığı gibi on seçme karısının hareminden kaçabiliyordu. Girit şarabından başı dumanlanan Yunanlı bir süre şarkı söyleyip dans ettikten sonra ya kaldırıma uzanıp yorgunluktan sızıyor ya da mide bulantısından kıvranıyordu. Yahudi’nin en bilgesinin bile Talmud okurken uyukladığı sık sık görülen şeylerdi. Pipo içmenin zevki zevklerin en üstünü olmalı ki, insanlar doymak bilmez ağızlarından eksik etmiyorlardı bu nesneyi. İşte sevgili oğlum, bu sonuca varınca annen Rebeka’nın kendi gelinliğinden diktiği pantolonumu üçüncü ve sonuncu kez sattım.”
“Tütsülenme işi yarıda kalmış pipoyu Con’un eline tutuşturduktan sonra oradan ayrıldı. Ancak Con, bir lord değildi, yalnızca bir köpek bakıcısıydı. Bu yüzden, pipoyu dalgınca cebine soktu, zorla kocaya verilen bir genç kızın hüzünlü şarkısını söylemeye başladı. Şarkıyı öyle acıklı söylüyordu ki, bundan çok duygulanan on cins buldok köpeğinin onu birden daha fazla dayanamayıp, kurbağa suratlarını havaya diktiler ve acı acı ulumaya başladılar.”
“Korkunç hazirandan sonra gelen sessiz temmuzda ne şarkı söyleyen biri çıktı, ne de ateş eden. Lüi büyüdü, büyüyünce onu kurtaran şık beyin beklentisini boşa çıkarmadı. O da babası gibi taş ustası oldu. Bol kadife pantolon, mavi gömlek giyerek duvar ördü; yazın çalıştı, kışın çalıştı. Güzel Paris’i daha da güzelleştirmek gerekiyordu, onun için Lüi yeni sokakların döşendiği yerlere koştu; ışıltılı Yıldız Alanı’nda, iki yanı kestane ağacı dikilmiş geniş, Osman ve Malerb bulvarlarında, sabırsız tüccarların az bulunur türden kürk, dantel, değerli taş gibi mallarını sergiledikleri, iskeleleri henüz sökülmemiş inşaatların sıralandığı”
“Yeni yetme kızlar
Gül şarabı içerler,
Ben aklı kıt bir delikanlı
İspirtoya fit olurum.”
Eşyaların üzerimizdeki egemenliği güçsüz ve güçlü insanlar için ay­nı derecede geçerlidir. Zavallı Akaki Akakiyeviç'in özene bezene diktirdiği paltosu, Sezar'ın togosundan daha az heyecanlı, daha az fırtınalı bir yaşam sürmemiştir, bunu böyle bilin.
Eskiden insanlar tılsım niteliğinde birtakım değerli taşlar taşırlardı üzerlerinde. Alkolden korunmak için soğuk yüzlü ametist taşı; öfkeyi yatıştırmak için kızılağaç, safran ve her şeyi bağışlayan güneşin birleşimi olan nazik topaz; tutkuların en belalısı sevda tutkusuna karşı firuze gibi...
Ey yaşam, soğuk gözlerle çevreme bakıyorum,
Sen bomboş, anlamsız bir şakaya benziyorsun!
Her şeyin so­nu boştur, öyleyse boş çabalarınızla ruhunuza eziyet çektirmekle kalırsınız.
Bir şeyin düşünü kurmak, çok şeyin sahibi olmak; bir şeyi elde etmek ise onu hemen yitirmek demekti.
İnsanlar zamanın acımasız olduğunu söylerler, gene de zaman in­sanlardan daha bağışlayıcıdır.
Siz ne derseniz deyin, efendiler, gene de aşk var!..
Aşk ateşi iktidar hırsından daha güçlü olmalı.
İnsanlar zamanın acımasız olduğunu söylerler, gene de zaman insanlardan daha bağışlayıcıdır.
Eğlencenin sonunun olmadığını anlayınca kendimi kitaplara verip, bilim arayışına girdim, dedi. Ne var ki yoksul bir Yahudi şu üç kitapla yetinmek zorundaydı: Yakarış kitabı, Arap düş yorumları derlemesi, faiz hesap kılavuzu.
Öyle bir terazi yapalım ki, bir kefesine en ürkek ışının binlerce binlerce yılını koyup öbür kefesine de ufak bir asker piposunun bir içimlik tütmesine yetecek kadar zaman atalım. Nasıl edip de böyle bir teraziyi yapsak, insan tohumunun serüvenini tartabilsek?..
--reklam--
On Üç Pipo İncelemesi - Şahsi Yorumlar
--reklam--
On Üç Pipo PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ilya Ehrenburg - On Üç Pipo kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de On Üç Pipo PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ilya Ehrenburg Kimdir?
İlya Ehrenburg 1891de Kievde doğdu. Çok genç yaşta Rusyadaki devrimci harekete katıldı ve çok geçmeden tutuklandı. Serbest bırakılınca Parise göç etti ve ilk şiirlerini burada yayınladı. I. Dünya Savaşı sırasında savaş muhabirliği yaptı. Yurda 1917de döndü. İç Savaş başladığında Ehrenburg Ukraynadaydı. Daha sonra tekrar Avrupaya geçti ve Julio Jurenitoyu yazdı. 1924te Sovyetler Birliğine döndü. Çeşitli Sovyet gazetelerinin yurtdışı yayınları sorumlusu olarak Avrupaya gönderildi. 1941e kadar İzvestiya gazetesinin savaş muhabiri idi. İspanya İçsavaşına katıldı.
Pariste bulundu. Tekrar Sovyetler Birliğine döndüğünde Paris Düşerkeni yazmaya başladı. Bu eser üçlemenin ilk kitabıdır. Gazetecilik ve roman çalışmaları dışında makale, gezi yazısı, anı ve öykü de yazan Ehrenburg 1967de öldüğünde ardında Paris Düşerken, Fırtına ve Dipten Gelen Dalgadan oluşan üçleme dışında, çok sayıda eser bıraktı.Yazarın en büyük eseri sayılan bu üçleme 1936-1952 yılları arasında dünyanın politik durumuna ışık tutmaktadır. 3'leme yanlızca Sovyetler Birliğinde 8.5 milyon basılmış ve 2 kez Stalin ödülü almıştır.
--reklam--
Ilya Ehrenburg Kitapları - Eserleri
Paris Düşerken
Fırtına
Fırtına
Dipten Gelen Dalga
Dipten Gelen Dalga
On Üç Pipo
Tröst
Buzlar Çözülürken
Faşizm Sonrası Avrupa
Anılar
Ve İnsan Otomobili Yarattı
Fırtına
Julio Jurenito
Moskova'da Bir Sokak
Otomobilli Yaşam
--reklam--
Ilya Ehrenburg Alıntıları - Sözleri
Biteceğe benzemiyor bu savaş. Sağdan, sağ kıyıya geçemiyoruz;soldan Almanlar bizi sol kıyıya sürüp atamıyorlar;on metre ilerliyorlar, sonra biz bu on metreyi geri alıyoruz. Birkaç metre için bir sürü kurban veriliyor. (Fırtına)
Günler gittikçe korkunçlaşıyordu. Sporcular son kargaları da yakalayıp yediler. Sanki haftanın yedi gününden İngiltere'nin payına yalnız pazar günü düşmüş gibi , limanlar her gün pazar ayini sessizliği yaşıyor ; yoksulluğa gömülen ülkenin sahillerine , Tanrının bir yelkenlisi olsun yanaşmıyordu.
İnsanlar sık sık ölmekle birlikte ölürken bile onurlarını ayak altına düşürmüyorlardı. İnlemeleri sessiz , kıvranmaları ağırbaşlıydı. Fakat ölürlerken papaza gülümseseler de ölüm gene ölümdü ; ölümden kurtuluş yoktu. (Tröst)
Uzak gelecekte kuşakların büyük saygı duyacakları iki ülke var : Üstadın yurdu Meksika ve yaşama gözlerini yumduğu Rusya. (Julio Jurenito)
Gerçekten de, bir küçüğü Kızıldan ya da difteriden kurtarmak, politik çıkarlar uğruna milyonlarca çocuğu öldürmekten çok daha onurlu bir şey. (Dipten Gelen Dalga)
"Yaşamak için yanlış bir çağ seçmişiz.” (Paris Düşerken)
"Başka türlü bir müzikti.!" (Fırtına)
Mutluluk, bir saat bile olsa, farklı bir dünyada yaşamak gibidir... (Fırtına)
Yurtseverlik, kazanılan gelirle birlikte artmıyor. (Faşizm Sonrası Avrupa)
Londra olağan günlerinden birini yaşıyordu o gün de. Kral muhafızları ak pak peruklarıyla sarayın önünde tur atıyorlar , işsizler ise makineli tüfeklerle ateş ederek zaman öldürüyorlardı. Aç insanlar sokak ortasında düşüp ölüyordu da kimse dönüp bakmıyordu. Karşılıklı iddiaya giren birtakım tuhaf adamlara sık sık rastlanır olmuştu : Sonuncu İngiliz ne zaman ölecekti ? Kötümserler ocakta , iyimserler ise mayısta diyorlardı. (Tröst)
“Eşinizin yüz hatları çok yumuşak, onun resmini çizmek çok güç. Ama ben onun iç dünyasını vermeye çalıştım..” (Buzlar Çözülürken)
"Gece ölürsen sırf rastlantı sonucudur .. (Fırtına)
"Kılıç tutanların hepsi kılıçla ölecektir ." (Julio Jurenito)
Sabah olduğunda düşünü unutuyor, hayat her şeyin üzerine çıkıyordu. (Fırtına)
Faşizm her şeyden önce ulusal kin demek; ulusal gurur anlayışının çarpıtılması demek. Faşizme bulaşan insanlar başka halkların zengin kültüründen gurur duymaktan uzaktırlar, sadece kendi soy köklerinden gurur duyarlar. (Faşizm Sonrası Avrupa)
İnsanlar zamanın acımasız olduğunu söylerler, gene de zaman in­sanlardan daha bağışlayıcıdır. (On Üç Pipo)
Biz, mahvolduk. Zengin olduk. Artık yokuz. Öldük. Barikatlarda öldük. Biz Meksikalıyız. Biz Obregon'danız. Ve biz... biz ona karşıy­dık. Sizden yanaydık. Petrolden yana. Biz Arnavutluk'danız. İnsanları katlettik. Biz Riff'deniz. Orda da petrol var. Musul'danız. Clemence­ au anlamadı. Siz anladınız. Siz. (Ve İnsan Otomobili Yarattı)
Bir şey görmüyor, yüreğini kupkuru sanıyordum; oysa her sözüyle alev alev yanıyorum. Kitaplarda aşk aramıştı; oysa aradığı yanı başındaydı. Ne garip, insanlar böyledir işte: En basit şeyi anlamaları için dünyanın acısını çekmeleri gerekir!.. (Fırtına)
L.N Tolstoy bir gün fabrikamıza geldi ve babamdan nasıl bira yapıldığını göstermesini rica etti ...Babamla fabrikanın bütün atölyelerini dolaştı. .Peşlerinden bir adım bile ayrılmadım
Büyük yazarın boyca babamdan kısa olmasına çok canım sıkıldı. .Tolstoya bir maşrapa ile sıcak bira ikram ettiler ..Lev Nikolayeviç şaşkın bakışlarımın arasında "çok lezzetli " dedi ve avucu ile sakalını sildi...
Yazar bu arada bira'nın votka ile mücadelede bir yardımcı olabileceğini ileri sürdü ..
Sonraları Tolstoyun bu sözleri üzerine uzun uzun düşündüm ve : Belkide Tolstoy herşeyi anlamıyordur,diye kuşkulanmaya başladım.
Ben onun yalan yerine gerçeği getirmek istediğine inanmıştım. O ise votka yerine birayı getirmekten söz ediyordu .. (Anılar)
Faşizm sadece kölelik değil, aynı zamanda ölümdür. (Faşizm Sonrası Avrupa)
1938 yılında bir çocuk yuvasını geziyordum.
Burada ıspanya iç savaşı sırasında getirilmiş ıspanyol çocukları da vardı ....
Yuvanın öğretmenlerinden biri ıspanyol çocuklarından yakındı .."bunlarla başa çıkamıyorum ,bunların hepsi anarşist" dedi ..
Meğer çocuklar oynarken bir vazoyu kırmışlar
Öğretmenin : "bunu kim yaptı? " sorusu üzerine
"Hepimiz"
Karşılığını vermişler ... (Anılar)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/on-uc-pipo-ilya-ehrenburg-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)