# Önceki Günün Adası - Umberto Eco Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Önceki Günün Adası kimin eseri? Önceki Günün Adası kitabının yazarı kimdir? Önceki Günün Adası konusu ve anafikri nedir? Önceki Günün Adası kitabı ne anlatıyor? Önceki Günün Adası kitabının yazarı Umberto Eco kimdir? İşte Önceki Günün Adası kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/onceki-gunun-adasi-umberto-eco-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-12T14:00:12+03:00
- Güncelleme: 2022-03-12T14:00:12+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/12/umberto-eco-kimdir-umberto-eco-kitaplari-ve-sozleri-174408.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Umberto Eco 
 Çevirmen: Kemal Atakay 
 Orijinal Adı: Lisola del giorno prima 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750735202 
 Sayfa Sayısı: 576 
--reklam--
Önceki Günün Adası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Önceki Günün Adası", batan bir gemiden kurtulup bir başka gemide "karaya" çıkan "Roberto de la Grive"in öyküsü. On yedinci yüzyılda geçen bu öykü, Roberto'nun sevdiği kadına yazdığı mektuplar ve gemide tuttuğu notlarla ulaşıyor bize. Roberto'nun ıssız gemide geçirdiği günler boyunca eski yaşantısıyla ilgili anımsamaları, bir dönemin siyaset, sevgi, bilim, toplum yaşantılarını yeniden kurarak, tarih, toplum, insan ilişkilerini değerlendirmemizi sağlıyor. Üç aşamalı bir anlatı piramidiyle (Yazar / Roberto / Roberto'nun mektuplarını yorumlayan Anlatıcı) bize ulaşan öykü, bir yandan gizemli izler bırakarak sürekli Roberto'dan kaçan bir Davetsiz Konuk'un varlığıyla gerilim kazanırken, bir yandan da hem birinci elden tarihsel anlara ve mekanlara ulaşabiliyor, hem de Anlatıcı kanalıyla on yedinci yüzyılla yirminci yüzyıl arasında karşılıklı bakış açıları oluşturuyor. Daha önce Can Yayınları arasında çıkan "Gülün Adı" ve "Foucault'nun Sarkacı" adlı romanlarından tanıdığımız Umberto Eco'nun imgeler / sözcüklerle ve her zamanki ustalığıyla yarattığı dünyaları değerlendirmek, tadına doyulmaz bir okuma zevki.
--reklam--
Önceki Günün Adası Alıntıları - Sözleri
Umut, uyanık insanların düşü !
Oklar bedeni delip geçiyorsa, sözcükler de ruhu delip geçebilir.￼
Unutmaya kalkışan kişilerin başına geldiği gibi, ne kadar çok çaba gösterirse, belleği o kadar çok canlanıyordu.
Olduğun gibi görünmemek, olmadığın gibi görünmek demektir.￼
Ne yazık ki, önyargıya ve hataya hayvanlardan daha çok eğilimliyiz.￼
Tüm şeyler bize göründükleri gibi görünürler ve bize bu şekilde görünmelerinin gerçeğin ta kendisi olmaması mümkün değildir.
Tek avuntumuz, tüm bu dolambaçlı sözlerin…
(…) Bazı sırlar kötüye kullanılmamaları için çoğunluktan saklanmalıdır.￼
Olayların büyük bir bölümü sözcüklerle halledilebilir.￼
Önemsiz insanlar söylemiş oldukları yalanları unutur ve ertesi gün bunun tam tersi yalanlar uydururlar.
Nedir bu göklerin kapakları?
Nedir?
Denizin en derinindeki sulardırlar!￼￼
Aşk bakıştan doğar ve ilk bakışta tutuşur insan: Görmek, bakılan bedenden yansıyan bir ışığın erişmesi değilse nedir?￼
Arkadaşlar, yaşam bize bir şeyler borçlu!￼
Devekuşu, havalanmaya heves edip de benzeri görülmemiş bir düşüşle karşı karşıya bırakmaz kendini.￼
--reklam--
Önceki Günün Adası İncelemesi - Şahsi Yorumlar
NE UMBERO ECO AMA...: Umberto Eco, bilgi - birikim gösterisi de denilebilir. Astronomi, astroloji, coğrafya, denizcilik, gemi inşa, enlem-boylam belirleme, harita yapımı, kimya, tarih, felsefe, psikoloji, hümanizm ve tabii ki edebiyat.

Kendisi hakkında bir röportaj yapmaya ofisine gelen gazeteci, boydan boya kitaplarla kaplı dört duvara şaşırarak; '-Bunların hepsini okudunuz mu?' diye sormuştur. Eco'nun ise cevabı; '-Okuduklarımın hepsinin bunlar olduğunu düşünmüyorsun herhalde...' şeklinde olmuştur...Değilmiş...

Üstelik sakil de değil. Yani göze batmıyor. Kimi kalemler, bak ben neler biliyorum şekilde sallanabiliyor...burada öyle değil, gereğinden fazla kendiliğinden. Bu da bilgiyi yüceltiyor.

Hikaye, alıp bizi götürdü, akıcılığı göz kamaştırıcı...diyemeyiz. Geri dönüşler de var, hatırların bir anda canlanmasına alışamamak söz konusu ve tabii ki bir anda dahil olan kahramanlar...ama bu derece karmaşık bir kurguda hakikaten olabilecek en minimum miktarda. Yoksa içinden çıkılmaz, çıkan varsa Eco'nun kabiliyetidir. Ki gayet içinden çıkılabilir. Kendinizi vermeniz gereken bir okuma.

Daha önceden Gülün Adı filmini seyretmiş ve hayran kalmıştım. Okuduğum ilk kitabı bu. Hayranlığım daha pekişti.

Bu kitabı edebi yönünden ziyade Umberto Eco için okudum. Bu devle tanışmak, olaylara onun omuzundan bakmak için gecikmeyin derim. O, hepimizin sırtlanabileceğini düşüneceğimizden daha fazla yük kaldırır. Okuyun görün! (Arda) 
Beynim yandı. Taşların bile nasıl düşündüğüne dair 15 sayfa okudum. Kitabı okurken anladım ki; çok cahilim ve hayal gücüm çok dar.

Bu kitabı okurken bir anda kendinizi başka alemlerde bulabilirsiniz. Kah bir gemide, kah bir savaşın ortasında…

Tavsiye eder miyim? Bilemedim. (Emre YILDIRIM) 
Eco ile çıktığım ilk yolculuk kitabı olması nedeniyle kitaba başlarken bazı yorumlardan etkilendiğim için hafif bir ön yargım vardı. Ama hem roman olması hem de arka planında bu kadar bilgi ve kültür birikimi olması bende tam anlamıyla bir doygunluk yarattı ve Eco'ya duyduğum saygı bir o kadar da arttı.

Öncelikle kitabı okuması pek kolay değil çünkü içinde yok yok. Tarihten coğrafyaya, felsefeden dine, hatta bilime kadar bütün bilgisini konuşturmuş Eco.
Kitabın başında ana karakterimiz Roberto bir gemi kazası geçirir; okyanus akıntısında sürüklenerek terk edilmiş başka bir gemi bulur ve ölümden döner. Kitap boyunca da Roberto’nun geçmişine, düşünce ve hayal dünyasının gelişimine, kısacası kendiyle iç hesaplaşmasına tanık oluyoruz.

Zaman 17. Yüzyıldır ve dünya üzerinde keşfedilmemiş daha bir sürü kara parçası bulunmaktadır. İnsan varoluşunun özüne inildiğinde görülecektir ki bu dönemdeki insanların da amacı saklı güzellikleri, yeni nimetleri aramaktır. Ama bu hikayede aranılan sıradan bir yer değildir: Güneş sisteminin oluşum esnasında güneş ışınlarının dünyaya indiği ilk boylam! Bu da kitap boyunca tekrarlanan terimin temelini oluşturuyor: Boylamlar Sorunu. Öyle bir boylam var ki bir tarafında bugün iken öte tarafında hala dündür.

Daha sonra gemide saklanan bir din adamı ortaya çıkar ve Roberto ile bilim, din, felsefe üzerine sohbet ederler uzunca. Bu sırada da adaya ulaşmaya çalışırlar çünkü Roberto yüzme bilmemektedir ve rahip de çok yaşlıdır. Hal böyle olunca dönemin önemli bilim adamlarının (Galileo) bazı icatlarını geliştirerek adaya ulaşmak için uğraşırlar. Rahibin hikayeye katılmasıyla birlikte Roberto’nun hayal ve düşünce dünyası zenginleşir, kendi varlığını, dahası insan ırkının yaşama amacını sorgulamaya başlar.

Romanda bahsi geçen karakterler, ada, tekne vb. aslında birer semboldür: Her biri hikayenin zemininde yatan asıl düşüncenin birer parçalarını sembolize ederler. Mesela Roberto’nun kardeşi farklı adalara gider ve her adanın insanları, yaşam şekli farklıdır. Bu esnada da bizim evrenimizin tek olmadığı, çoklu evrenlerin mümkün olabileceğinin güzel bir benzetmesini yapar. Eco, roman içinde roman taktiğini kullanarak Roberto’nun kardeşini anlatır. Aslında bu da Roberto’nun kendi kurduğu hayal dünyasından başka bir şey değildir.

Kitabın sonlarına doğru sembollerin ne anlama geldiğini yavaş yavaş anlamaya başlıyoruz. Burada en önemlisi, adada bulunan bir kuş türüdür. Herkesin varlığını göremediği bu renkli kuş bu adada hapis olmuştur. Ve sonradan anlıyoruz ki bu kuş aslında Hz. İsa’dan başkası değildir. Yazar Adem ile Havva’nın cennetten kovulmasına sebep olan elmadan, dolayısıyla insanlığın ilk günahından yola çıkarak Hristinyanlıkla ilgili birçok düşüncesini bizlere bu şekilde aktarmak istemiş. Bu günah sadece Adem’le Havva’nın değil, tüm insanların günahıdır ve yapılan günahın bağışlanması için insanın acı çekmesi gerekmektedir. İsa’nın çarmıha gerilişi de bu yüzdendir. Roberto’nun kardeşinin tek amacı vardır: O da bu çoklu dünyaların birinde İsa’nın katledilmesini önlemek ve tüm insanlığı günahkar ilan edip kötülüğe sürüklemektir. Boylamın bir tarafında bugün iken öteki tarafında dün olduğunu söylemiştik. Dolayısıyla bu çizginin tam üzerinde zaman ne bugündür ne de dündür. Bir limit yaklaşımı söz konusudur ve bu boylamın olduğu yerde dün ile bugün arasındaki zaman farkı SONSUZDUR. Bu da, bu adada olan bir kişinin bizzat ‘zaman’ tarafından hapsedilmiş olması demektir. Bizim 100 yüzyılımız belki orada 1 saniye bile değildir. Bundan daha büyük bir ceza (günah) olabilir mi? Roberto’nun kardeşi de bu günahın hiçbir zaman affedilmesini istememektedir ve dolayısıyla ‘şeytan’ ı sembolize etmektedir. Zaten kardeşi de Roberto’nun bizzat hayal dünyasında yaşamaktaydı. Bu da romanın gerçekliğinden hiçbir zaman şüphe etmememizi sağlıyor. Eco’nun başarısı bu olsa gerek!

Peki okyanusun ortasında terk edilmiş bir gemi bulmak nasıl bir şans? Bu gemi Roberto’nun kendiyle iç hesaplaşmasıydı yani açıktır ki Roberto’nun ‘günahlarını’ sembolize etmektedir. Sonlara doğru kardeşiyle karşılaşır ve ustaca bir düello yapar. Bu düello da iyilik-kötülük çatışmasını simgeler. Düelloyu Roberto kazanır ve şeytanı alt ederek İsa’nın çarmıha gerilmesini sağlar. Burada şeytan kazansaydı ne olurdu peki? İsa’yı kurtarır ve insanların günahkar olarak yaşamasına sebep olurdu. Roberto İsa’yı sevdiği halde onun katledilmesine göz yumar çünkü günahların böylelikle temizleneceğine inanır. Burada da Hristiyanlığın temeli yatıyor zaten. Son olarak da gemiyi (kendi günahlarını) ateşe verir ve suya atlar. Adaya ulaşıp ulaşamadığını bilmiyoruz. Yüzmeyi tam öğrenememiştir, sanırım bu yüzden de hayatını İsa uğruna feda etmiştir. Zaten önemli olan Roberto’nun adaya ulaşması değildir; kitabın finaliyle adada mahsur kalan kuşun kurtulduğunu okuyoruz. Bu da amacın sonuca ulaştığının bir kanıtı.

Gördüğümüz gibi kitap çok hoş sembollerle dolu. Üzerinde düşünülmesi gereken daha birçok sahne mevcut. Bitirdikten sonra da kendimizi sorgulayacağımız bir kitap. (Ozan K.) 
--reklam--
Önceki Günün Adası PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Umberto Eco - Önceki Günün Adası kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Önceki Günün Adası PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Umberto Eco Kimdir?
Umberto Eco (d. 5 Ocak 1932, Alessandria), İtalyan bilim adamı, yazar, edebiyatçı, eleştirmen ve düşünür. Takma ismi Dedalus'tur.

Dünya kamuoyunun gündemine Gülün Adı ve Foucault Sarkacı gibi romanlarıyla giren İtalyan yazar, aynı zamanda Orta Çağ estetiği ve göstergebilim dalının ustalarındandır. Eco, 1971'den bu yana Bologna Üniversitesi'nde profesör olarak çalışmaktadır ve yapısalcılık sonrası göstergebilim gelişmelerine önemli katkılarıyla tanınmaktadır. Eco, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Thomasçılık akımı ve bu akımın estetik anlayışı üzerine yaptı. Tarihçi, filozof, Orta Çağ uzmanı, James Joyce üzerine derin araştırmalar yapmış bir yazar. Yazarın ilk romanı Gülün Adı 1980'de yayımlandı. 1962'de Torino Üniversitesi'nde doçent, 1969'da ise Floransa Üniversitesi'nde görsel iletişim dalında profesör oldu. 1971'de Bologna Üniversitesi'ne geçti ve 1975 yılında bu üniversitenin Gösteri ve İletişim Bilimleri Enstitüsü'nün başına getirildi.

Eco'nun çalışmaları 1960'ların ortasından itibaren avantgarde yapıtlara, kitle kültürüne yönelmiştir. Son dönemlerde ise, güncel olay ve olguları da ele alan çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmalar arasında edebiyat eleştirileri, tarih ve iletişim yazıları önemli bir yer tutmaktadır. Eco özellikle tarih bilgisiyle süslediği eserlerinde tam bir ustalık gösterir. Özellikle Baudolino adlı eserinde Bizans ve IV. Haçlı Seferi hakkındaki anlatılar sürükleyicidir.
Roland Barthes'tan sonra, "ayrıntıların anlamı" ya da "ayrıntıların sosyolojisi" adı verilen bir anlayışın önemli köşe taşlarından birisi olan Umberto Eco'nun pek çok eseri Türkiye'de yayınlandı.

Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünyanın ilk 100 entellektüeli listelerinde, 2005 yılında 2., 2008 yılında 14. sırada yer almıştır.
--reklam--
Umberto Eco Kitapları - Eserleri
Gülün Adı
Foucault Sarkacı
Sıfır Sayı
Prag Mezarlığı
Baudolino
Beş Ahlak Yazısı
Tez Nasıl Yazılır?
Yanlış Okumalar
Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın
Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti
Önceki Günün Adası
Yorum ve Aşırı Yorum
Somon Balığıyla Yolculuk
Ortaçağ'ı Düşlemek
Cecü'nün Yer Cüceleri
Kraliçe Loana'nın Gizemli Alevi
Günlük Yaşamdan Sanata
Düşman Yaratmak
Genç Bir Romancının İtirafları
Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik
Çirkinliğin Tarihi
Ortaçağ 1
Güzelliğin Tarihi
Felsefe Tarihi-1
Budalalıktan Deliliğe
Antik Yunan
Açık Yapıt
Edebiyata Dair
Ortaçağ 2
Antik Yakındoğu
Efsanevi Yerlerin Tarihi
Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı
Popüler Roman Kahramanları
Ortaçağ 4
İnanç ya da İnançsızlık
Devlerin Omuzlarında Milano Dersleri
Yengeç Adımlarıyla Sıcak Savaşlar ve Medyatik Popülizm
Nişanlılar
Ortaçağ 3
Mimarlık Göstergebilimi
Esperanto ve Çokdilli Bir Gelecek
16. Yüzyıl Rönesans Çağı
Antik Roma
Ertelenmiş Kıyamet
Alımlama Göstergebilimi
Felsefe Tarihi 3
Bitkisel Hafıza ve Bibliyofili Üzerine Diğer Yazılar
Esselər
Experiences in Translation
Turning Back the Clock
Zamanların Sonu Üstüne Söyleşiler
--reklam--
Umberto Eco Alıntıları - Sözleri
Kendisi gibi zorbalara yardım ediyor, her türlü suçu işliyordu ve bütün bu kötülükleri de kendi zevki için yapıyordu. Size hangi kötülükleri, ne şekilde ve kaç kez yaptığını tam olarak söylemem olanaksız, ama onun nasıl biri olduğunu bugünkü koşullarda soyleyecek olursak, yasadışı örgütlerle uyuşturucu ticareti yapan ve gizli baskınlar düzenleyerek soygunlara karışanı biri olduğunu varsayabiliriz. Ve ayrıca, hakimleri ve devlet çalışanlarını satın aldığından (ki o zamanlar yolsuzluklar almış başını gidiyordu) hiç kimse onu hapse atmayı başaramıyordu. Onu tanımanız için yeterince açıklayıcı oldu mu? (Nişanlılar)
“Nesnenin güzelliğini belirleyen şey, bilen öznedir.” (Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik)
"İlk romanımı yazdığım sırada birkaç şey öğrendim. İlki şu: "İlham", sanatsal açıdan saygın görünebilmek için hilebaz yazarların başvurduğu kötü bir kelimedir.Eski bir söz vardır,dehanın yüzde onu ilham,yüzde doksanı terdir,der.Fransız şair Lamartine'in en iyi şiirlerinden birini nasıl yazdığından sıkça söz ettiği söylenir: Bir gece ormanda gezinirken şiirin ani bir ilhamla, aklına eksiksiz geldiğini öne sürermiş.Ölümünden sonra çalışma odasında o şiirin pek çok versiyonunu bulmuşlar,yıllar boyu yazıp yazıp düzeltmiş şiirini. (Genç Bir Romancının İtirafları)
Hakiki bir şeylerin varlığına olan inanç, insanoğlunun hayatta kalması açısından elzemdir. Eğer birileri bizimle konuşurken doğru veya yanlış konuştuklarından emin olmasak, ortak hayat mümkün olmazdı. Bir kutunun üzerinde "Aspirin" yazıyorsa, striknin içermeyeceğinden de emin olamazdık. (Düşman Yaratmak)
Bir yapıt, yapıt olarak kaldığı sürece açık bir yapıttır, bunun ötesinde açıklık yalnızca gürültü olur. (Açık Yapıt)
Sıradan insan, öğrenmeyi reddeder fakat oğlunu okutmaya kararlıdır. (Yanlış Okumalar)
--reklam--
Ancak modern dünyanın kastettiği anlamda Avrupa’dan söz edebilmek için, Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasını ve Romalı barbar krallıkların doğuşunu beklemek gerekecektir. (Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı)
Kitle insanının başlıca özelliği bilme aşkıdır,bilgiye düşkünlüğüdür. (Yanlış Okumalar)
Derin bir üzüntü yaşadığınız bir sırada, bir komedi filmi gördüyseniz, kişinin böyle bir durumda eğlenmesinin çok güç olduğunu bilirsiniz; bununla da kalmaz, aynı filmi yıllar sonra yeniden görüp, gene gülmeyebilirsiniz, çünkü her görüntü size ilk deneyiminizdeki üzüntüyü anımsatacaktır. (Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti)
Aristoteles'e göre hem bireyin hem de şehrin en üstün iyiliği mutluluktur (eudaimonia), mutluluk da insanın kendine özgü yetenekleri mümkün olabilecek en iyi şekilde icra etmesi, yani erdem (aretē) veya mükemmelliktir. İnsan sadece zihne (dianoia) değil, en iyi şekilde uygulanmaya alışılınca karakteri (ēthos) oluşturan yeteneklere de sahip olduğundan, erdemleri zihinsel (zihnin mükemmelliği) ve ahlakidir (karakterin mükemmelliği). (Felsefe Tarihi-1)
Bu profesyonel çevre kısa süre içinde yeni bir klasisizm akımını teşvik eden elit kültüre dönüşür. XIII ile XIV. yüzyıllar arasında İtalya'nın tama­mında rastlanan bu türden sayısız örnek arasında Friedrich döneminde Sicilya'da Pier delle Vigne (1190-1249), Napoli'de Paolo da Perugia (?-1348), Roma'da Landolfo (1250-1331) ve Giovanni Colonna (1298-1343), Toscana'da da Geri d'Arezzo (1270-1339) yer alır. Ancak klasik yazarla­rın yeniden rağbet gördüğünün en önemli göstergeleri, özellikle Alp Dağ­ larının kuzeyindeki kültürle doğrudan temasla, saygın üniversiteler(Bo­logna ve Padova) ve zengin kitap koleksiyonlarının (Verona Din Meclis Kütüphanesi ile Pomposa Manastır Kütüphanesi) katkısıyla giderek can­lanan Lombardiya-Veneto bölgelerindeki şehir devletlerinde görülür. Ö­zellikle Padova, hakim Lovato Lovati (1241 -1309) ile çevresinin antikçağ ve filoloji alanlarında yürüttüğü araştırmaları temel alan ve hümanizm belirtileri göstermeye başlayan bir estetiğin yayıldığı bir merkez haline gelir. Kısaca antikçağ tutkusu olarak tanımlanabilecek rotayı Lovato belirler; bu sürece unutulmuş metinlerin yeniden keşfe­ dilip uyarlanması da (Catullus, Lucretius, Martialis, Properti­us, Tibullus, Valerius Flaccus'un eserleri, Livius'un IV. kitabı, Horatius'un Carmina'si [Şiirler), Ovidius'un Ibis'i, Seneca'nın trajedileri, Statius'un Silvae eseri), Titus Livius'un kitabesinin ve Padova'nın efsane­vi kurucusu Antenor'un mezarının günışığına çıkarılıp gerçekliğinin ka­ nıtlanması da dahildir. Böylece klasik yazarların taklidi yoluyla, Latin şiirinin yerel dillerdeki şiire üstünlük sağlaması amaçlanır. (Ortaçağ 3)
... fiziksel anlamda anı, bir kayıttır, düzeni korunan, deyim yerindeyse dondurulmuş bir organizasyondur. (Açık Yapıt)
''...herkesin ödün vermeksizin bize asla bakmamaya ve yokmuşuz gibi davranmaya karar verdikleri bir cemaatte yaşasak ya ölür ya da çıldırırdık.'' (Beş Ahlak Yazısı)
--reklam--
Vanitas vanitatum ..
 dixit Eccelesiastes .
Vanitas vanitatum et omnia vanitas (Yengeç Adımlarıyla Sıcak Savaşlar ve Medyatik Popülizm)
Hayvanlar kurtarılmaya değsin diye onları insansılaştırıyor, oyuncaklaştırıyoruz. Kural olarak yabanıl ve etobur olsalar bile, hayatta kalmaları gerektiğini kimse söylemiyor. Hayır, onları sarılabilinir, gülünç, iyi huylu, uysal, bilge ve terbiyeli yaparak saygınlık kazandırıyoruz. (Somon Balığıyla Yolculuk)
Sık sık, kitaplarımın olduğu bir odaya girer ve onlara sadece bakarım, tekine bile dokunmadan. Ne olduğunu ifade edemeyeceğim bir şey geçer bana. Hem kafa karıştırıcı hem de iç rahatlatıcı bir durumdur. (Kitaplardan Kurtulabileceğinizi Sanmayın)
Günün birinde herkes
bir gezegenden ötekine yolculuk yapabilsin diye
yıldızları fethetmek istiyorlarmış;
çünkü Dünya artık çok sıkışık bir yer haline gelmiş
ve kalabalık gitgide artıyormuş. (Cecü'nün Yer Cüceleri)
"Savaş patlamak üzereydi ,bu durumda pencereyi karartıp radyoya yapışmak mı gerekiyordu ??? ...

"Radyonun sesini kıs lütfen yüreğimin atışını duymak istersen " (Kraliçe Loana'nın Gizemli Alevi)
çünkü her gerçek her kulağa göre değildir (Gülün Adı)
Gerçekten de, unutmanın iyi olacağı bir şeyin üstünde gereğinden çok düşünüp durmaktansa, elinden gelirse unutmak en iyisi. (Gülün Adı)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/onceki-gunun-adasi-umberto-eco-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)