# Osmanlı - İnsanlığın Son Adası - Mustafa Armağan Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Osmanlı - İnsanlığın Son Adası kimin eseri? Osmanlı - İnsanlığın Son Adası kitabının yazarı kimdir? Osmanlı - İnsanlığın Son Adası konusu ve anafikri nedir? Osmanlı - İnsanlığın Son Adası kitabı ne anlatıyor? Osmanlı - İnsanlığın Son Adası kitabının yazarı Mustafa Armağan kimdir? İşte Osmanlı - İnsanlığın Son Adası kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/osmanli-insanligin-son-adasi-mustafa-armagan-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-17T20:00:15+03:00
- Güncelleme: 2022-02-17T20:00:15+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/17/mustafa-armagan-kimdir-mustafa-armagan-kitaplari-ve-sozleri-155347.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Mustafa Armağan 
 Yayın Evi: Timaş 
 İSBN: 9786051141879 
 Sayfa Sayısı: 368 

Osmanlı - İnsanlığın Son Adası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Bu ülke"nin aydını olmak gibi ağır bir sorumluluk var sırtımda. Asırlar boyunca haksızlıklara uğramış bir toplumun ve boynu bükük durmak zorunda bırakılmış bir neslin mensubu olarak -kimse kusara bakmasın- incelediğim nesneye bir avuç kükürte bakar gibi bakamam. Üstelik de mensubu olduğum medeniyet, yeryüzü yağmacılarına karşı şerefli bir direnişi gerçekleştirmiş ve bu süreçte kendisine hem dışarıdan, hem de bizzat kendi evlatları tarafından haksızlıklara uğramışsa bu konudaki tarafsızlığımın objektiflik anlamına gelmeyeceğini, gelemeyeceğini söylemek zorundayım. Tam tersine bu tarafsızlık, zaten adaletsiz bir şekilde "biz"im aleyhimize tutulan terazinin adaletsizliğine katkıda bulunmak anlamına geleceğinden, aydın namusu ile bağdaşmayan bir tavır olurdu bu.

Osmanlı - İnsanlığın Son Adası Alıntıları - Sözleri
Geçmişine istifra edecek kadar doymayan toplumlarda maalesef modernlik oluşamıyor.
Biz modernliği kendimizle bir hesaplaşma ve yüzleşme çabası olarak almadık. Modern olmayı, geleneği ve kendimizi (yüzümüzü) silme ve süpürüp atma pratiği zannettik ve geleneğimizle rahatça yüzleşemediğimiz ve onunla hesaplaşamadığımız içindir ki, modernliğimiz köklerinden mahrum kaldı. Kökleşemedi bir türlü. Gelenek tard edildi ve modernlik bir başka alanda bağımsız olarak dikilmeye çalışıldı.

Ama nafile! Modernlik her zaman bir geleneğin içinden fışkırır oysa. Bu anlamda Hodgson'ın, "Eğer modernliği geçmişten kopuş anlamında alacaksak, Batı kültürleri geleneksel, Batılı olmayan kültürler ise moderndir" mealindeki şık tesbiti, yerindedir.
Kitap rüzgâr olmalı, perdeyi kaldırmalıdır.

Nazım Hikmet
İnsanoğlu, geçmişi zaten bildiğini veya birileri tarafından zaten bilindiğini varsayar. Onun gözünde bugün ve özellikle gelecektir meçhullerle dolu olan. Oysa geçmiş de en az gelecek kadar 'beyaz bölgeler'le doludur. Bu bakımdan fütüroloji ile akrabadır tarih. Bu yüzden, geçmişi anlamanın fazileti, bugünü ve geleceği anlamaya sıkı sıkıya kenetlenmiş durumdadır.
 Öyleyse Braudel'le birlikte gür bir sesle haykıralım: Tarihi, bugünü anlamlandırmak için okuruz. (Başka türlü tarihin herhangi bir cazibesi olabilir miydi bizim için?) Tarihin ağırlığını veya yükünü her an sırtında hisseden bugünümüzü anlamlandırabilmek için de dünya tarihine doğru kapsamlı bir seferberlik ilan etmek zorundayız.
 Dolayısıyla bugünkü sorunlarımızın arka planını oluşturan Osmanlı tarihini doğru anlamak, kendimizi doğru anlamak, bugünümüzü ve kimliğimizi asli mahiyeti içinde kavramak için gereklidir. Üstelik Osmanlı tarihinin anlaşılması, yalnız bizim için değil, Balkanlar, Avrupa ve Ortadoğu'nun tarihini anlamak için, giderek Avrasya'nın, hatta modern dünyanın tarihini anlamak için de vazgeçilmez bir önem taşımaktadır.
Kendisini "Kerim Devlet" olarak gören Osmanlı Devleti'nin, insan-insan ve insan-tabiat ilişkilerinde derin yarıklar açacak kapitalistleşmeye 20. yüzyıl başında bile direnç göstermesinin gerçek sebebi, yeni düzenin getireceği adaletsizliklerin, yüzyıllardır üzerine yatırım yaptığı "adalet" anlayışına sığmayışıydı.
Faulkner'ın deyişiyle "Geçmiş asla ölü değildir, hatta geçmiş bile değildir."
Bu geçmiş, insanı geriye çekmez, ileriye iter ve tahminlerin aksine bizi geriye, geçmişe doğru süren, gelecektir.

Hannah Arendt, Between Past and Future
Suçlamak kolaydır ama yeni bir şey söylemek ve söyletmek zordur tarihte.
Eğer biz kendimizi kendi elimizle tarihten silmeye, özne değil de nesne olmaya bu kadar meraklı ve arzulu isek, Batı ne yapsın? Onların da canına minnet!
Burada, bilhassa pek acı ve Türk milletinin haysiyetini kıran bir meseleyi unutmamak lazımdır. Çünkü gerek hariçte, gerek dahilde, propagandalarla, Türk milleti 500 sene bir sürü halinde yaşadı, Cumhuriyet Devri Türkleri bir millet haline soktu, gibi palavraları hala aramızda tekrar edenler vardır. Çocuklarımıza, tarihin büyük bir milletinin evladı olduklarını anlatmak lazımdır.
Neden tarih yazmaya kalkışıyorsunuz? En meşhur tarihleri istinsah edersiniz, olur biter. Usul öyle değil mi? Yeni bir görüşünüz, orijinal bir düşünceniz mi var? İnsanları ve hadiseleri beklenmedik taraflarıyla mı anlatacaksınız? Sakın ha! Okuyucuyu tedirgin edersiniz. Okuyucu tedirgin olmaktan haz etmez. Tarihte aradığı, ezelden beri bildiği saçmalıklardır. Onu aydınlatmaya kalkmak, gururunu incitmek ve öfkelendirmektir. Sakın ha! Böyle bir hadnâşinaslığa yeltendiniz mi, çığlığı basacaktır: "Mukaddeslerimizi ayaklar altına alıyor." Tarihçiler birbirlerini kopye ederler. Böylece hem çalışıp yorulmaktan kurtulur, hem de küstahlık ithamından azâd olurlar. Onlar gibi yapın efendim, onlar gibi yapın. Orijinal olmayın! Orijinal tarihçi, cümle âlemin güvensizliğine, küçümseyişine ve nefretine maruz kalır.

Osmanlı - İnsanlığın Son Adası İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Mustafa Armağan

Kitaba tarih bilimi ve Osmanlı'nın yorumlanması hakkında yaklaşık 100 sayfalik bir girizgah yapılmış. Ancak bu arada bir Çok alt başlık da var.

Kitaptan öğrendiğim bilgiler ya da hususlar ise şu şekilde:

[]Osmanlı büyük yenilgiler sonrasında dahi müthiş bir direniş göstermiş ve umutsuzluğa kapilmamistir.

[]Tanzimat aydinina biraz haksızlık yapılıyor hak ettikleri paye verilmiyor. Oysa bize çok benziyorlar. Ahmet Cevdet Paşa büyük bir aydın. Avusturya büyükelçisi ile yaptığı sohbet ve kendi memleketimize çarpık dürbünler ile bakılmamasi gerektiği...

[]Osmanlı'da çok konuşmak hoş karşılanmazdi.

[]Osmanlı'nın 600 yıl boyunca değişmeden devam etmesi beklenemez. Devrim ya da değişimler olmuş değişen dünya düzenine ayak uydurulmaya çalışılmıştır. Ancak Osmanlı'nın son 350 yılını pek az biliyoruz.

[]Mısır'in Fethi istanbulun fethinden önemlidir.

[]Osmanlı fetihlerini salt toprak büyütmek amacıyla gelişigüzel yapmıyordu. Özellikle ticaret yollarını kontrol altına almak istiyordu. Bursa nin başkent yapılmasını bu şekilde düşünmek gerekli.

[]Osmanlida padişahın yetkileri sınırsız değildi bir çok kısıtlayıcı unsurla sınırlandırılmisti. Nitekim onca farklı milleti dilleri ve kültürlerini muhafaza etmelerine de izin vererek bir arada tutmasınin sebebi adalet üzerine harekete etmesi ve Hukukun güçlü olması idi.

[]Osmanlı,  Lübnan'da 1861 yılında çok uluslu bir Meclis kurmuş ve yerinden yönetimin dünyadaki ilk örneğini sergilemişti.

[]Osmanlı'nın gerilemesi konusunda bilinenleri tekrar irdelemek gerekiyor. 2.Abdulhamid'in İrlanda'nın Drogheda kentine gönderdiği 1000 pound ve 5 gemi dolusu yardımı ele alır yazar kitabında, basında çıkan bir haber metninin tamamını kitabına taşımış. (Tuncay Günaydın) 
Tarihi Süzgeç!!!: Osmanlı Tarihi benim dünyam için deniz deryadır..Ne kadar denizde gezerseniz hem üstünde, hem altında üstündeki güzellikleri temaşa ede ede bitiremezsiniz, her seferinde yeni bir olay ile karşılaşmanız mümkündür. O kadar tarihi yazı belge dergi kitap film video izledim ve her seferinde yeni bir bilgi öğrendim diyebilirim..Tarihi karşılaştırmalı olarak okumak gerekir, körü körüne değil.. Taassubu bir kenara bırakıp okuduğunuzu anlamaya sonrasında da bir süzgeçten geçirip sonrasında da damıtarak elde etmek kanaati bende hasıl oldu.. Yazarın bir çok eserini tetkik ettim..İlk kitaplarından birisi. İlginç anektodlar mevcuttur. Ben beğendim herkese de tavsiye ediyorum.. (Mete Hun) 
Mustafa Armağan’ın eserin başından sonuna kadar anlatmaya çalıştığı şey; Osmanlı’yı önyargılardan, kalıplaşmış, ezberletilmiş ve sorgusuz sualsiz kabul edilmiş doğru sanılan verilerden bağımsız olarak okumak ve değerlendirmek gerektiği. Bu anlamda Kanuni devrinden sonra gerileme dönemi olarak değerlendirilen, yaklaşık 350 yıl boyunca sanki hiçbir şeyin doğru yapılmadığı izlenimi verilen tarihi sürecin bu kadar basite indirgenemeyeceğini anlatıyor haklı olarak. Ancak bunu yaparken, tarihle uzaktan yakından ilgisi olmayan, ya da tarih hakkında söz söyleme salahiyetleri kısır olan Çetin Altan, Necip Fazıl Kısakürek ve Yılmaz Karakoyunlu gibi insanların yazdığı kitaplardan alıntılar yaparak yanlışlarını sergileme çabasına girmesi de gereksizdi bana kalırsa. Tarihi kulaktan dolma ezber bilgilerle değerlendirmeyen insanlar için yukarıda zikredilen şahısların tarih adına söyledikleri sözlerin hiçbir önemi ve değeri yoktur. Biz Halil İnalcık, İlber Ortaylı gibi değerli hocaların birikimleri ile okuruz tarihimizi. Kavga etmeyiz ve tapmayız da aynı zamanda. Mustafa Armağan’da bunu bilmeli bence. Evet, bu ülkeye belki matbaa geç girdi. Şimdi matbaa var, ama biz hala okumuyoruz. Bu bile matbaa hakkında kalıplaşmış “Matbaa geç geldi geri kaldık” sloganının ne kadar doğru olabileceğini sorgulamamıza yeter bir sebep değil mi bugün için… (Gökhan Uzunoğlu) 

Kitabın Yazarı Mustafa Armağan Kimdir?
Urfalı anne ve babanın çocuğu olarak Cizre'de doğdu (1961). İlk ve orta öğrenimini Bursa'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1985 yılında mezun oldu. Fritjof Capra'dan yaptığı Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası adlı çevirisi ile Türkiye Yazarlar Birliği Tercüme Ödülü'nü (1989) ve Şehir ey Şehir adlı kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği Deneme Ödülü'nü (1997) aldı. Bir dönem (1995-1996) İzlenim ve Diyalog Avrasya (DA) dergilerini yönetti. 1995'ten beri Zaman gazetesinde yazıyor.

Yayınlanan eserleri: Gelenek (1992); Gelenek ve Modernlik Arasında (1995); Şehir Asla Unutmaz (1996); Şehir ey Şehir(1997); Bursa Şehrengizi (1998; 2. Baskı Osmanlı'yı Kuran Şehir: Bursa'ya Şehrengiz adıyla 2006); Alev ve Beton (2000),İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini (2003), İnsan Yüzlü Şehirler (2003), Kuğunun Son Şarkısı: St. Petersburg'da Zamanlar ve Mekanlar (2003); Osmanlı İnsanlığın Son Adası (2003); Osmanlı'nın Kayıp Atlası (2004); Kır Zincirlerinin Osmanlı (2004);Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler (2005); Ufukların Sultanı: Fatih Sultan Mehmed (2006).

Çevirileri: Seyyid Hüseyin Nasr'dan Molla Sadra ve İlahi Hikmet (1991); Fritjof Capra'dan Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası(1991); ve Yeni Bir Düşünce (1992); Muhammed Esed'den Sahih-i Buhari: İslam'ın İlk Yılları (2001)

Derlemeleri: İslam Bilimi Tartışmaları (1990); İstanbul Armağanı I: Fetih ve Fatih (1995); İstanbul Armağanı II: Boğaziçi Medeniyeti (1996); İstanbul Armağanı III: Gündelik Hayatın Renkleri (1997); İstanbul Armağanı IV: Lale Devri (2000);İslam'da Bilgi ve Felsefe (1997); İstanbul'da Semtler ve Hayatlar: Bir Semtini Sevmek (2001); Değişen Milliyetçilik: Tartışılan Sınırlar (2001); Cemil Meriç: Düşüncenin Gökkuşağı (2001); Osmanlı Geriledi mi? (2006).

Osmanlı: İnsanlığın Son Adası, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2003 yılı Fikir Ödülü'nü almıştır.

 

Mustafa Armağan Kitapları - Eserleri
Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı
Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2
Küller Altında Yakın Tarih
Kızıl Pençe
Avrupa'nın 50 Büyük Yalanı
Kazım Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz

Satılık İmparatorluk
Yavuz Sultan Selim Han
Ufukların Sultanı
Yakın Tarihin Kara Delikleri
Geri Gel Ey Osmanlı !
Türkçe Ezan ve Menderes
Cumhuriyet Efsaneleri

Asım'ın Nesli
Efsaneler ve Gerçekler
Paşaların Hesaplaşması
Osmanlı'nın Mahrem Tarihi
Osmanlı - İnsanlığın Son Adası
Kır Zincirlerini Osmanlı
Büyük Osmanlı Projesi

Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 3
Tek Parti Devri
Korku Duvarını Yıkmak
Cemil Meriç'in Dünyası
Fatih'in Rüyası
Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler
Ayasofya Entrikaları

Gerçek Tarihin Peşinde
Osmanlı Sultanları Albümü
İnsan Yüzlü Şehirler
Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı
Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür
Osmanlı'yı Kuran Şehir - Bursa'ya Şehrengiz
Cemil Meriç Konuşuyor

Osmanlı'nın Kayıp Atlası
Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak
Gülün Fethi - Fatih Sultan Mehmed
Bilinmeyen Yönleriyle İsmet İnönü Gerçeği
Osmanlı'yı İmparatorluk Yapan Şehir İstanbul
Petersburg'da Osmanlı İzleri
Düşüncenin Gökkuşağı: Cemil Meriç

Yakın Tarihte Efsaneler ve Gerçekler
Gençler için Fatih Sultan Mehmed
Tarihimizle Hesaplaşmak
Gelenek ve Modernlik Arasında
Osmanlı Geriledi mi?
Şehir Asla Unutmaz
Cemil Meriç

İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini
Haritalar Nasıl Yalan Söyler?
Alev ve Beton
Kuğunun Son Şarkısı
Küller Altında Yakın Tarih Seti (6 kitap)
Bursa'ya Ütopik Mektuplar
İslâm'da Bilgi ve Felsefe

Şehir Ey Şehir
Ezan Şehidi Menderes
İslam ve Bilim Tartışmaları
Paşaların Hesaplaşması

Mustafa Armağan Alıntıları - Sözleri
Erzurum kongresi'nden bir ay kadar önce toplanan bu ön kongreye sunulan raporda işlenenler sanki bugünden geçmişin dağlarına çarparak yargılanmış gibidir beraberce şunları okuyoruz:
Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz yaşayamaz. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türk ile Kürdün aynı tarih, aynı çıkar, aynı hayat sahibi olacaklarını kabul etmemek mümkün değildir. Bu kadar derin ve esaslı bağlarla birbirine bağlı bulunan Doğu vilayetleri Türk'ü ile Kürt'ünü ayırmak her ikisinede ölüm mahkum etmek demektir.Bugün gözümüzü açarak yaralarımızı öz elimizde sarmaya çalışır, dışarıdan gelen Kürtlük-Türklük gibi ayrıştırıcı telkinlere kulak asmazsak hem memleketimizi kurtarır, hem de herkesin mutluluğunu sağlayacak esasları hazırlarız.
"Tarihi bir anda bulunuyoruz" diyen bu önemli rapor şu cümlelerle sürüyor:
Duygusallığa kapılarak düşmanlarımıza hizmet etmekten sakınma görevi ile mükellefiz. Son fırsat elimizde.Bunu da kaybedersek tarihimizi aşağılanma ile kapamış ve Hazreti Kur'an'ı elimizle toprağa defnetmiş oluruz. Hakkımızda çevrilen entrikaları, düşünülen felaketleri sonuçsuz bırakmak yalnız bir şeye, Doğu vilayetleri Müslümanlarının İttihat (birlik) ve ittifakına bağlıdır.
95 yıl önce Erzurum'da söylenmesi gerekenler söylenmiş aslında.Aklın yolu birdir ne de olsa! Ve ah Erzurum kongresi, seni bir doğru okuyabilseydik! (Cumhuriyet Efsaneleri)
Eşrefoğlu, al haberi, bahçe biziz, gül bizdendir.
Biz Şah-ı Merdan kuluyuz, yetmiş iki dil bizdedir. (Gülün Fethi - Fatih Sultan Mehmed)
İslam Bilimi diğer bilgi sistemlerinden farklı olarak siyasî ve iktisadî egemenlik için yüce kelamın (logos) rakipleri tarafından şımartılan bir ideolojinin adı değildir. İslam Bilimi, İslam toplumunun değer yapısı üzerinde bilgi geliştirilmesini mümkün kılan bir matris sunar. Bilgi, bilgi içindir diye bir şey yoktur. Kavramsallaştırma, teorik formülasyon, deneysel doğrulama ve bilginin nihaî şeklini alması sosyo-kültürel bir çevre içinde meydana gelir ve onu hasır altı etmek namussuzluk ve ikiyüzlülükten başka birşey değildir.
İslam Biliminin Temelini Atmak
Münevver Ahmet Enis (İslam ve Bilim Tartışmaları)
" Bir şehri sevmek ,
aşka sebep aramaktır ." (Bursa'ya Ütopik Mektuplar)
Osmanlı medeniyeti kelimeler üzerine inşâ edilmemiştir.
Osmanlı medeniyeti bir hamle medeniyetidir.
İman, cezbe, Aşk medeniyetidir... (Cemil Meriç Konuşuyor)
Soru işaretinin halkaları açılıp kapanıyor birbiri ardınca ve kitaplar imdadıma yetişiyor;sonunda berraklaşıyor manzara. (Petersburg'da Osmanlı İzleri)

"Cahil bir millet, gösterilen boyunduruğa boynunu kendisi uzatır." (Kızıl Pençe)
Istiklal marşının güftekarından biri olan şair Faruk Nafiz Çamlıbel'in 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından diğer Dp liler gibi süngüyle alaşağı edilerek yassıada da hapse atıldığını biliyormuydunuz ?
Onuncu Yıl Marşı'nı gözyaşları içinde, hızlanan kalp atışlarıyla Söyleyip dinleyenler bu marşı onlara armağan edenlerden birini niçin tevkif ettiler? Bugüne kadar bir (söz| yazarını bile kurtaramamış olan Onuncu Yıl Marşı, bugünden sonra da onu tebcil edenleri neden ve nasıl kurtaracak? (Küller Altında Yakın Tarih)
Doğrusunu yalnız Allah bilir. Ancak ben, tarihe bir de yenilgilerin zaviyesinden bakılmasını öneriyorum. Tarihe bu açıdan bakabilmeyi metodolojik bir ilke olarak kabul ettiğimiz takdırde, ağır basan, kaçınılmaz biçimde bizi belirleyen tarafgirliğimiz nedeniyle ele alamadığımız tarihin karanlık yüzünü gönül rahatlığıyla tahlil edebiliriz. Tarihe daha bir sakınmadan, daha geniş yüreklilikle yaklaşabiliriz.

En azından, yenilgilerde olumlu bir taraf, bir ders-i ibret bulmaya çalışarak tarihin üzerimizdeki “baskısı”ndan kurtulabiliriz. Bize öğretilen ya da öğretilmek istenen tarih, hep bir zaferle dizisinden oluşmaktadır. İçinden yenilgiler, başarısızlıklar,beceriksizlikler ayıklanmış bir tarihtir aynı zamanda. Yenilgiler genellikle “ihanet" gibi kulpların takıldığını biliyoruz.

Halbuki tarihi yapan şey, yalnız zaferler değildir, ayni zamanda yenilgilerdir. Hatta diyebiliriz ki, en çok yenilgilerdir.En azından bugünkü durumumuzun zaviyesinden baktığımızda böyle görünmektedir. (Gelenek ve Modernlik Arasında)
Eskilerin dilinde "Kuran-ı Kerim Mekke'de nazil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı." diyebir kelam-ı kibar gezerdi. (Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2)
İlim sayesinde kişi Hakikat'a ulaşabilir ancak; Hakk ise Allahu Teâlâ'nın diğer bir ismidir. (İslâm'da Bilgi ve Felsefe)
"Osmanlı'da sarık bilgiyi,
kılıç işe kuvveti, başka bir deyişle
sarık din ve ahireti, kılıç da dünyayı
temsil ediyordu. #Fatih, hayatında
olduğu gibi ölümünde de iki fetih
yolunu göstermiş oluyordu
böylece. Din ve dünyanın
beraberce fethini.."

-MustafaArmağan (Ufukların Sultanı)
İslam âlemi, İslamiyet'te ümitsizlik yasaklandığı halde ümidi bırakıp yese iman etmiştir. Nasıl olmuş da uyuşmuştur bu insanlar? Bu din atalarımın önüne saçtığı cevherleri neden benden esirgiyor? diye düşünür. Neredeyse iradesi elinden alınmış aciz birer mahlûktur içinede yaşadığı toplumun ferdleri. Ağır bir felç geçirmiş gibidir. (Asım'ın Nesli)

Geçmişi unutturma operasyonu, zamanın acımasız akışı Yüzünden bu operasyonu yapanları muaf tutacak değildi elbette Ve resmi tarih yazmaya kalkanların 'temel kitap' olarak aldıkları Nutuk konusundaki vurdumduymazlıkları, Türkiye'de resmi
tarihin neden resmileşemediğinin en belirgin örneği değil midir? (Küller Altında Yakın Tarih)
Bir de Mevlana' ya karşı aşırı bir sevgisi bulunuyordu I. Murat' ın. "Hünkar" ve "Hüdavendigar" unvanlarını almasında bu derin sevginin etkisini görenler vardır. (Osmanlı'nın Mahrem Tarihi)
Kulağına cepheden silah sesleri çalınıyordu. (Kazım Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz)
Bir giydiğini bir daha giymediğini, üstü başı perişan birini görür görmez sırtındakini çıkarıp hediye ettiğini biliyor muydunuz? (Osmanlı Sultanları Albümü)
Keşke sizin yüzyılınızda evlere hiç balkon yapılmasa idi , ileriki yıllarda insanlar ölülerini balkonlara gömmek zorunda kalmayacaklardı ." (Bursa'ya Ütopik Mektuplar)
Suçlamak kolaydır ama yeni bir şey söylemek ve söyletmek zordur tarihte. (Osmanlı - İnsanlığın Son Adası)
Fatih beldeleri açan olduğu gibi, zamanı da açan, zamana bir açılım verendir. Zamanı zorlayandır. Zamanın kıvrım ve katlarını açandır.
(Sezai Karakoç) (Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/osmanli-insanligin-son-adasi-mustafa-armagan-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)