# Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri - Mehmet Başaran Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri kimin eseri? Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri kitabının yazarı kimdir? Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri konusu ve anafikri nedir? Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri kitabı ne anlatıyor? Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri PDF indirme linki var mı?  Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri kitabının yazarı Mehmet Başaran kimdir? İşte Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/ozgurlesme-eylemi-koy-enstituleri-mehmet-basaran-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-03T08:00:09+03:00
- Güncelleme: 2022-04-03T08:00:09+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/03/mehmet-basaran-kimdir-mehmet-basaran-kitaplari-ve-sozleri-192234.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Mehmet Başaran 
 Yayın Evi: Cumhuriyet Kitapları 
 İSBN: 9789757720836 
 Sayfa Sayısı: 248 
--reklam--
Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Mehmet Başaran, doğal ve toplumsal çevreyi değiştiren, bunu yaparken kendisi de değişen insanların öyküsünü anlatıyor. İnanılamaz çabuklukta yapılanan üretken güç nasıl oluştu ya da ´devrimci eğitim imecesi´nin yapısı nasıldı veya büyük eğitimci ´Tonguç Baba´ nasıl yetişti, nasıl bir eğitimciydi. Bu ve benzeri tüm soruları yanıtlıyor Başaran. Kendine özgü biçemi, özlü geçmişinin deneyimleri ile... Köy Enstitülerinin elli dokuzuncu kuruluş yılında Türk aydınına bir armağan bu kitap.
--reklam--
Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri Alıntıları - Sözleri
Elverişli koşullar hazırlanmadıkça, insanlar candan kazanılmadıkça, onlara sevgiyle, içtenlikle davranılmadıkça değil eğitimde reform, günlük basit işler bile yapılamaz.
Ben üç şeyle övünmesini isterim Türkiye’nin: Atatürk’ün gerçekleştirdiği kendine dönüş ve bağımsızlık politikası, Hakkı Tonguç’un gerçekleştirdiği demokratik eğitim ve Nazım Hikmet’in getirdiği insancıl, ulusal şiir...
H.G Wells şöyle diyor " Bir topluma dayanışma hakkından önce eğitim verilmelidir. Seçmen oy vermeden önce bilgilenmelidir.Oy kulübelerinden önce, okullar kurulmalıdır. Yeterince eğitilmeyenin elinde oy pusulası ,yalnız faydasız değil tehlikelidir de."
"Ölüm bir işverendi kuşkusuz ."
1947'de, önce Enstitülerde uygulanan karma eğitime saldırılmıştır. Kızlı erkekli kol kola horon çekme, işliklerde tarlalarda birlikte çalışma, bir enstitüden öbürüne çalışma ekibi olarak gitme ağır eleştirilere uğramıştır. Oysa "Türk kadını buralarda 'ikinci sınıf vatandaş' daha doğrusu(köle) durumundan çıkıp, erkekle eşit insan olmanın sevinç, bilinç ve onuru içinde" yetişmektedir.
Topraklarının bir bölümü kamulaştırılmış kimi ağalar, Düziçi Köy Enstitüsü'ne dışarıdan soktukları bir adama Türk bayrağını yırttırıyor, pislik sürdürüyor (sonradan mahkemede ortaya çıktı) ..
Çamlıbel 'de bir gül açsa
Uykuları kaçar Bolu Beyi 'nin
Çünkü kırmızıdır gül
Toprağın ve halkın uyanışına benzer
Bir değil bin gül açıyordu Anadolu 'da
Ekmeği ikiye bölen
Aydınlık sesi duyuluyordu halkın
Köyleri tutmuştu aşkın ve terin hünerleri
Bir oldular da Bolu Beyi'yle
Kapattılar Enstitüleri
Orta çağ boyunca ilahi eğitimin eğitimi yapılmış;

Din: Düşünme inan.

Yönetim :Düşünme vergini öde.

Askerler :Düşünme öl,şehit ol.
Siyasal ve ekonomik güç sahipleri, kaymağını yedikleri düzenin değişmesini, güçlerini yitirmeyi istemezler. Eğitilecekler, bu durumu olağan sayacak, sürdürecek nitelikte eğitilmelidirler. Egemenlerin izlediği eğitim politikasınin amacı budur. Tüm iletişim araçları da bu doğrultuda işletilir; eğitim kurumları egemen ideolojiyi yükleme aracı olarak kullanılır. Devlet değişmez, soyut bir güç olarak belletilir, "ahlak, gelenek, manevi değerler, ulusal çıkarlar" gibi kavramlar ardına gizlenilerek düpedüz sınıfsal eğitimdir, düzeni yeniden üretmektir politikaları. Planı, izlenesi, dili, kitabı buna göre düzenlenir.
Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine
Milletin her kazancı, milletin kesesine,
Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine,
Toprakla savaş için ziraat cephesine.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz,
Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz.

İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak.
En yeni aletlerle en içten çalışarak,
Türk için yine yakın dünyaya örnek olmak,
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

Kuracağız öz yurtta, dirliği düzenliği.
Yıkıyor engelleri, ulus egemenliği
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği.
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.
Atatürk devrimleriyle, Köy Enstitüleriyle kazandığımız saygın durumu yitirerek boynu eğri bir toplum durumuna düşürüldük. Bizi bu duruma düşüren, egemen güçlerin bağımlı politikalarıdır.
Tonguç, Türk ilköğretiminin reformcusudur. İlköğretim Türkiye'de pek ihmal edilmişti. 1943'te 40.000 köyün 35.000'i okulsuzdu; halkın %80'i okur-yazar değildi; 70.000 ilkokul öğretmenine ihtiyaç vardı.
Bu duruma göre öğretmen yetiştirme meselesi ilköğretimin ana problemini teşkil ediyordu. Tonguç, buna çare olarak Köy Enstitüleri'ni kurmayı buldu. Bu ülkü alevlendi, 1940 yılında milletvekilleri tarafından Köy Enstitüleri Kanunu kabul edildi.
Hoca geliyor, söylüyor, çocuklar ezberliyor. Bu, çocukları köleleştirme eğitimidir. Köle olan köle yapmaya çalışır. İnsanlar her yerde böyle yetiştirildikçe barış olmaz... Biz Köy Enstitüleri ile eğitime, yaşayarak ve yaratarak eğitimi katmıştık. Böyle bir eğitime doğru gidilseydi, dünyada savaş olmazdı. Öyle yetişen insan, atom bombasını atamazdı. Çünkü o, doğayla, gökyüzüyle, eşyayla birlikte gelişen gerçek bir insan olurdu. 20.yüzyılda Türklerin yarattığı ve insanlığa armağan ettiği en büyük iştir Köy Enstitüleri.
Ben üç şeyle övünmesini isterim Türkiye'nin:
Atatürk'ün gerçekleştirdiği kendine dönüş ve bağımsızlık politikası, Hakkı Tonguç'un gerçekleştirdiği demokratik eğitim. Ve Nazım Hikmet'in getirdiği insancıl, ulusal şiir...
Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki gibi, günümüzde de "yeni dünya düzeninden söz ediliyor", "globalleşme", "entegrasyon", "liberalleşme" vb iri laflar ardında, çok uluslu şirketlerin dünya egemenlikleri tezgahlanıyor. Yöneticilerimizin, eğitimcilerimizin çok uyanık olmaları gereken bir dönem bu.
--reklam--
Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Öğrenmeye Övgü

"Öğren en basiti. Zamanıdır.
Sakın geç deme.
Öğren abeceyi, çok bir şey değil gerçi
Öğren ama, başla.
Koru kendini yılgınlıktan
Her şeyi öğrenmelisin
Çünkü sensin artık yönetecek olan.
Köprü altındaki, öğren!
Öğren, demir parmaklıklar ardındaki!
Ev kadını, öğren!
Öğren, altmış yaşındaki!
Kimsesiz çocuk, okul ara kendine
Bilim ara, soğuktan kıkırdayan.
Sarıl kitaba, aç insan. Silahtır o.
Çünkü sensin artık yönetecek olan.

Çekinme soru sormaktan arkadaş!
Enayi yerine koydurma kendini
Alın teri dökmeden bellediği şeyi
Biliyor sayılmaz insan.
Geçir gözden hesap pusulasını
Unutma, sana ödetilecek faturası
Parmak bas üstüne her rakamın
Nerden çıkmış, sor bakalım
Çünkü sensin artık yönetecek olan."

Kitapta da Brecht'in bu şiirinden alıntı yapılmıştı o yüzden bununla başlamak istedim.

Mehmet Başaran önce Tonguç Baba'yı anlatıyor bize şöyle der onun için:

"Emekçi halkın "köleliklerin her türlüsünden" kurtulması için bilgilenip bilinçlenmesini, kendi demokratik düzenini kurup tıkır tıkır işlemesini ister o."

Tonguç Baba asıl sorunun köylerin geri kalmışlığında olduğunu biliyordu. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde gözlemler yapmış pek çok köyüne ziyaretler gerçekleştirmiştir, o köylülerin çağdaş bir duruma gelmek için çok emek verdiklerini, atalarının da çok emek verdiğini öğrenmiş ve böyle bir faaliyette bulunmak adına köy kalkınmalarına öncelik vermek adına Enstitüleri oluşturur ve her mezun kendi köyüne dönerek cahillikle savaşacak karanlığın içinde yanan bir ışık olacaktır.

Her şey çok güzel gidiyordu. Her sene mezunlar başarılı bir şekilde sivil hayatta faaliyetlerine devam ediyordu, aydınlanma tabanda yavaş yavaş hissediliyordu, ağaların, beylerin ellerinde "kul" olan köylüler okuma-yazma öğreniyor dünyaya açılıyor sömürge düzenlerini Enstitülülerden öğreniyorlardı. Birkaç yıl daha süren verimli bir köy kalkınmalarına dayanamayacak olan feodal beylerin ve aristokratların canları sıkılmaya başlamıştı. Ve bu asalak düşünce sahipleri varlıklarını, nüfuzlarını korumak adına ellerinden gelen her kötülüğü yapacaklardı Başaran bu durumu bir cümleyle şöyle özetler:

"Lanet olsundu bunca zamanın ziyan edilmesine neden olanlara"

Okumuyoruz, Enstitülülerin önemini halen bilmiyoruz yoksa daha ne lanetler okunur ne özlemler çekilirdi. Enstitüleri kapatanlar, Aydınlık karşısında ne yapacaklarını bilemeyen ilerici görüş karşısında eli ayağı tutuşan vizyonsuz, dayanıksız kimselerdir. O yüzden Enstitülülere karşı karalama kampanyası başlattılar, ilk olarak kız-erkek çocuklarının birlikte okumasını yanlış buldular. Oralarda "zina yapıyorlar" dediler biraz etkisi de oldu. Bazı kız çocukları okullardan alınsa da köylüler Tonguç Baba'ya inanmıştı bir kere. Gericilere boyun eğmediler. Kızlar orada karma bir şekilde okumaya devam etti. Talip Apaydın da zina konusuna şu şekilde değiniyordu:

"Bize burada zina yapıyorlar diye iftiralar atıyorlar biz ki kız arkadaşlarımız yanımızda otururken kaba konuşmamak adına birbirimizi uyaran çok sevsek de bunu belli edemeyen kişilerdik bir şekilde aşklarını birbirine sevdasını açıklayan öğrenci çiftleri ise mezuniyetten sonra evlendiler "

Şu an şunu sormazlar mı: Siz gericiler, eğitim sistemini teslim ettiğiniz tarikatlar ne haldedir? Öğrencileri zorla tıktığınız İmam Hatip okulları ne haldedir? Ne olduğu belirsiz cemaatlere ve vakıflara mensup dini kurs yerleri ne haldedir? diye..

Enstitüler kapatıldı da ne oldu binlerce mezunu olan eğitim devrimi tabii ki sona ermedi sistematik baskılara maruz kalmalarına rağmen en büyük aydın kitlemizi oluşturan Enstitülüler hala aramızdalar. Onların eserlerini okuyoruz, onların düşüncelerini paylaşıyoruz. En önemlisi de çağın en büyük Eğitim Bakanını ve Tonguç Baba'yı unutmuyoruz..

Lakin Enstitüler kapatılınca köylülerin halkaları aşınmış ve kırılmaya yakın olan zincirlerinin üstüne yeni prangalar takıldı. Alt tabakaya mahkum bırakılanlar "kul" olan köylüler oldu. Milletin efendisi olma yolu tıkandı, kapitalizmin en büyük esiri olmak için koşar adım attırılan kişiler oldular.

Enstitüler kapatıldı da ne oldu?

Kadınlarımız cahil bırakıldı, köye mahkum bırakıldı, coğrafyaya mahkum bırakıldı...

Halbuki Enstitülerin hayalleri marşlarıydı kapatılmasaydı bugün Ziraat Marşı gür sesle okunuyor olacaktı.

Sürer, eker, biçeriz, güvenip ötesine
Milletin her kazancı, milletin kesesine,
Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ün sesine,
Toprakla savaş için ziraat cephesine.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz,
Biz yurdun öz sahibi, efendisi köylüyüz.

İnsanı insan eden, ilkin bu soy, bu toprak.
En yeni aletlerle en içten çalışarak,
Türk için yine yakın dünyaya örnek olmak,
Kafa dinç, el nasırlı, gönül rahat, alın ak.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz.

Kuracağız öz yurtta, dirliği düzenliği.
Yıkıyor engelleri, ulus egemenliği
Görsün köyler bolluğu, rahatlığı, şenliği.
Bizimdir o yenilmek bilmeyen Türk benliği.

Biz ulusal varlığın temeliyiz, köküyüz.
Biz yurdun öz sahibi, efendisi, köylüyüz. (Adem Yüce) 
Köy enstitüleri hakkında eminim bir şekilde bir şeyler duymuşuzdur, elbet karşımıza çıkmıştır. Ben ilk defa bu kadar detaylı okuma fırsatı yakaladım. Kısaca şöyle anlatmaya çalışayım: Hani şimdi Finlandiya Modeli, Amerikan Modeli, 21. Yüzyıl becerileri, yaşam boyu öğrenme vs diye kendimizi paralıyoruz ya, işte bunların hepsini zaten içinde barındıran, hem de %100 Türk menşeili bir eğitim modelimiz varmış bizim zaten ama birçok iyi şey gibi o da “zararlı” görülüp kapatılmış, adı da Köy Enstitüleriymiş. Yakın tarih merakınız varsa öneririm. (Sibel Canbaz) 
Eğitim nedir, ne değildir? Yeni bir ülke kurduğumuzu düşünürsek nereden başlanmalı? Bugün bir üniversitede bile bir bölüm kurulduğu zaman belli şartlar, “bölümle alakalı” yetkili bir kaç hoca şartı konuyor. Yani işi, ustadan görme gerekliliği şart koşulur. En azından işin başında deneyimli biri gereklidir. Şöyle denmez mesela, “YÖK’e bağlısınız kardeşim, YÖK’ün de kendine göre bir klavuzu var her konuda. Her üniversitenin kendi başına programı ve içeriği belirleyecek, hem de ayrı bölümler için ayrı ayrı uygulanacak bir sisteme ihtiyaç yoktur. Ben belirlerim hangi dersi okuyacağını, kendi bünyesindeki her dersin sınavının bile nasıl yapılacağını...” Yani çerçeveyi belirler, içini işleyebilecek bir “ustaya” bırakır. Çünkü üniversitenin staj yaptıracağı alanları, edinebileceği kaynakları, her bölümle ilgili en ince noktayı, o üniversiteye gelen öğrencilerin kapasitelerini ve ilgi alanlarını vs vs bilemez. Ustasına güvenir. Bu örnekten hareketle Köy Enstitülerinin amaçlarını biraz olsun anlayabiliriz. Üstelik 1990’lar değil 1940’lar gibi her konuda ciddi yokluk zamanlarında başlayan eşsiz bir devrim hareketidir Köy Enstitüleri. Öyle hocalar, öyle büyüklerle kurulmuş ki şu günden o günlere bakınca hakikaten de ahh! diyor insan. Düşünsenize Hakkı Tonguçlar, Hasan Ali Yücel’ler, Yaşar Nabi Nayır’lar, Sebahattin Eyüpoğlu... Bunca değerli insanın ortak çaba ve değer verdiği köyden, en ücra köşeden her anlamda eğitim ve kalkınma hareketi. Köylerde piyanoların çalındığı, ağaçların dikildiği, öğrenilenin uygulandığı, uygulanandan da mutlaka verim alındığı bir sistem. Söylenecek söz bulmakta çok zorlanılan bir konu oluyor haliyle. Şimdi bize düşen, enstitülere son verilince o güzel büyüklerimizin dileğini yerine getirmek en azından: Herkes kendi çapında bir enstitülü olsun, yeter ki olsun! (Sewda) 
--reklam--
Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mehmet Başaran - Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mehmet Başaran Kimdir?
Mehmet Başaran (d. 1926, Kırklareli) Köy Edebiyatı hareketin şiirdeki temsilcilerinden biri olan ozan, eğitimci ve yazar.
1926'da Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesi Ceylanköy'de doğdu. Kepirtepe Köy Enstitüsü'nü (1943) ve Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nü bitirdi (1946). Köy Enstitülü Hatun Birsen Başaran ile evlendi. Askerliğini yaparken Yedeksubay Okulu'ndan çavuşa çıkarıldı. Köy enstitüsü öğretmenliği, gezici başöğretmenlik, ilkokul öğretmenliği, Türkçe öğretmenliği yaptı, Türkiye Öğretmenler Sendikası'nın (TÖS) kuruluş çalışmalarına katıldı, 1979'da emekli oldu. 1950'li ve 1960'lı yıllarda güçlenen Köy Edebiyatı hareketinin şiirdeki önde gelen temsilcilerinden biri. İlk şiiri Köy Enstitüleri Dergisi'nde yer aldı. Adam Sanat, Gösteri, Kıyı, Varlık, Yansıma, Yazko Edebiyat, Yeditepe, Yeni Biçem, Yeni Ufuklar, Yücel gibi dergilerde şiirleri yayınlandı. Toplumcu düşünceyi didaktizme düşmeden şiirlerine sindirmeyi bildi. Şiirlerinde direnme ve umut temalarını iç içe işledi. Aynı temalar gözlem ve deneyimleriyle bütünleşmiş olarak "Ahlat Ağacı" ve "Nisan Haritası"ndan sonra şiir kitaplarına damgasını vurdu.

Ödülleri

1970 TRT Sanat Ödülleri Yarışması başarı ödülü
1979 Orhan Kemal Roman Armağanı

Kitapları

Ahlat Ağacı 1953
Karşılama 1958
Nisan Haritasi 1960
Kocakent 1963
Pıtraklı Memleket 1969
Gök Ekin 1975
Meşe Seli 1982
Günler Tuz Rengi 1986
Sis Dağı'nın Başında Borana Bak Borana 1990
Yasaklı - Acının ve Sevginin Yurttaşı 2. baskı 2003 Cumhuriyet Kitapları
Köy Enstitüleri Özgürleşme Eylemi 3. Baskı 2003 Cumhuriyet Kitapları
Kuşatılmış Yaşam Günaydın Aşk 2006 Cumhuriyet Kitapları
Eylülün Kızgın Soluğu 2007 Cumhuriyet Kitapları
Yüreğinin Sesi Zeytin Ülkesi 2007 Cumhuriyet Kitapları
--reklam--
Mehmet Başaran Kitapları - Eserleri
Öğretmenim Hasan Ali Yücel
Ahlat Ağacı
Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri
Aç Harmanı
Memetçik Memet
Meşe Seli
Tonguç Yolu
Söğütler Ses Verince
Çiçeklerin Dili
Yağmur Gelini
Yasaklı
Yüreğin Sesi Zeytin Ülkesi
Çarığımı Yitirdiğim Tarla - Aç Harmanı
Öğretmeniz Acıya Sürgün
Koca Bir Troya Dünya
Kitap Bahçesi: Armutlu Tarla
Aç Kapıyı Bezirgânbaşı
Eylülün Kızgın Soluğu
Sabahattin Eyuboğlu ve Köy Enstitüleri
Kuşatılmış Yaşam/Günaydın Aşk
Sürgünler
Pir Sultan Ölür Ölür Dirilir
Dilsiz Oyunu
Yasaklı
Atçalı Kel Mehmed Efe
Ormanda Saklambaç
Elif Diye Bir Türkü
Elif Diye Bir Türkü - Dilsiz Oyunu
Trakya Rüzgarı
Aydınlanma Yolunda Yuh Olsun Topunuza
--reklam--
Mehmet Başaran Alıntıları - Sözleri
Çağdaş ruh bilimcilere, eğitim bilimcilere göre her çocuk yetenekleri oranında başarıya ulaşabilirdi. Yeter ki ona bu doğrultuda olanak, fırsat eşitliği, ortam hazırlanabilsindi. (Kuşatılmış Yaşam/Günaydın Aşk)
“ Yürek parçalanırken nasıl ses çıkartır ? “ (Yüreğin Sesi Zeytin Ülkesi)
Omuzlarımda zamanın ağırlığı,
Alnımı hoyratça ekip biçen zamanın Yorgun öküzler ardında ayak ayak
Kırk yıla yürüyorum
Yoksulluğa, öfkelere takılıyor pulluğun demiri
Gecikmiş bir çağın kayalığına
Terden sırtıma yapışıyor gömlek
Yaşamı sürüyorum (Meşe Seli)
"Baharda incirlerimizden süt, güzün bal damlar. Narlarımızın çiçekleri kan rengidir. Ama yağına lokmamızı bandığımız zeytin acıdır yiğen dedi mi?"
"Evet, nerden bildiniz?"
"Sever bu lafı ... Sabahattin Ali'den duymuş galiba...
Birden acılı bir gerilme oldu yüzünde:
"Ah,ah!..Edremit demek,Sabahattin demekti." (Yüreğin Sesi Zeytin Ülkesi)
”Ne bileyim,burada kalmaya pek niyetim yok. Sevmiyorum buraları.Dar kafalı,hoşgörüsüz, bezelye taneleri gibi birbirine benzeyen bir sürü insan...” (Ahlat Ağacı)
Beni kitaplar eğitti, yetiştirdi. Bir zamanlar Köy Enstitüsünde öğretmendim. Ekmekle bir tutuluyordu orada kitaplar. Doğrusu da o, bütün insanlar ekmekle bir tutmalı kitabı. Yozlaşmak, sığlaşmak, silinip gitmek istemiyorlarsa... (Kuşatılmış Yaşam/Günaydın Aşk)
Arifiye!
Şoför durdu, Enstitü Mektebi, dedi.
Süleyman Edip bey müdürün adı.
Bir yol da burada duralım;
Ellerinde nasır, yüzlerinde nur,
Yarına ümitle yürüyenlere
Bir selam uçuralım (Sabahattin Eyuboğlu ve Köy Enstitüleri)
“Doğru, paşa olamazsın demedim
Adam olamazsın dedim.
Okumuşsun, ama gene de olamamışsın
Okumak, herkesin derdini anlamaktır,
Okumak, karşı çıkmak kötülüklere
Halkın derdine çare bulmaktır.” (Söğütler Ses Verince)
Sıngınım insanlardan. (Kitap Bahçesi: Armutlu Tarla)
Adına kara dendiği halde
En ak çiçekleri açmak elinde
Bir eski huyun mu ki bu
Akı karayı seçtirmen bize (Ahlat Ağacı)
H.G Wells şöyle diyor " Bir topluma dayanışma hakkından önce eğitim verilmelidir. Seçmen oy vermeden önce bilgilenmelidir.Oy kulübelerinden önce, okullar kurulmalıdır. Yeterince eğitilmeyenin elinde oy pusulası ,yalnız faydasız değil tehlikelidir de." (Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri)
"Papaz aksi bir adammış, kızı bir müslümana tutkunmuş. Babası onu delikanlıdan soğutmak için bir odaya hapsetmiş... Kızcağız muradına eremeden öldüğü için gelinliğiyle dolaşıyormuş...

"Vay, vay, vay!.. (Sürgünler)
Atatürk devrimleriyle, Köy Enstitüleriyle kazandığımız saygın durumu yitirerek boynu eğri bir toplum durumuna düşürüldük. Bizi bu duruma düşüren, egemen güçlerin bağımlı politikalarıdır. (Özgürleşme Eylemi Köy Enstitüleri)
Çamlıbel'de bir gül açsa
Uykuları kaçar Bolu Beyi'nin (Öğretmenim Hasan Ali Yücel)
Cumhuriyetin ilk yılları...Her yanda değişik bir hava, bir coşku...O çiçeği burnunda bir öğretmen.. Öğretmen ne demek o yıllarda... Köyde kentte baş tacı... Devletin en saygın temsilcisi...İnkılapların yayıcısı... (Öğretmeniz Acıya Sürgün)
Ya baba, gördün mü?
Adam olmazsın dediğin oğlun
Koca koca okulları bitirdi de,
Paşa oldu paşa!..
Ülkenin yarısına buyuruyor şimdi.
Ne dersin buna?

Belini doğrultmaya çalışıp,
Acı acı gülümsedi baba
Vay, vay, vay ne çalımdı bu?

Yanlış anlamışsın oğlum,
Ben sana paşa olamazsın demedim...
Paşa, öfkeyle ayağa kalktı:
Ne dedin ne dedin?
Adam olamazsın dediğini
İnkâr mı ediyorsun?

«Doğru, paşa olamazsın demedim
Adam olamazsın dedim.
Okumuşsun, ama gene de olamamışsın
Okumak, herkesin derdini anlamaktır,
Okumak, karşı çıkmak kötülüklere
Halkın derdine çare bulmaktır. (Söğütler Ses Verince)
Başaklar gibi hışırdar akşam
Akşam ki, rengi saçıma vurmuş

Geceye güller açtırır kavgam
Bıcırdar içimde binlerce kuş (Meşe Seli)
Öğretmeniz acıya sürgün
Koşturuyoruz ufuktan ufka
Kutsal ateşini Promete'nin

Sesimiz 9 Eylül mavisi
Acıyı sevince,
Korkuyu, yiğitliğe çeviriyoruz

Bir uçtan bir uca
Ellerimizin gerginliği
Yüreğimizde bir aşk var
Devletlerden güçlü

Tıpkı 1921'deki gibi
Sahip çıkıyoruz.
Toprağımıza, madenlerimize, terimize
Ulaştırıyoruz geleceğe
En güzel sözü. (Öğretmeniz Acıya Sürgün)
Dindi mi o , derilerimizde gezinen biçakucu sesler ?
Böylesine güzel miydi dünya ? (Memetçik Memet)
Ülkeyi batırdı bu adamlar, bu idare yıkılacaktır ! (Öğretmeniz Acıya Sürgün)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/ozgurlesme-eylemi-koy-enstituleri-mehmet-basaran-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)