# Özgürlük Üzerine Bir Deneme - Herbert Marcuse Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Özgürlük Üzerine Bir Deneme kimin eseri? Özgürlük Üzerine Bir Deneme kitabının yazarı kimdir? Özgürlük Üzerine Bir Deneme konusu ve anafikri nedir? Özgürlük Üzerine Bir Deneme kitabı ne anlatıyor? Özgürlük Üzerine Bir Deneme PDF indirme linki var mı?  Özgürlük Üzerine Bir Deneme kitabının yazarı Herbert Marcuse kimdir? İşte Özgürlük Üzerine Bir Deneme kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/ozgurluk-uzerine-bir-deneme-herbert-marcuse-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-06-15T12:00:03+03:00
- Güncelleme: 2022-06-15T12:00:03+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/06/15/herbert-marcuse-kimdir-herbert-marcuse-kitaplari-ve-sozleri-247068.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Herbert Marcuse 
 Çevirmen: Soner Soysal 
 Orijinal Adı: An Essay On Liberation 
 Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları 
 İSBN: 9789755397603 
 Sayfa Sayısı: 96 
--reklam--
Özgürlük Üzerine Bir Deneme Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Frankfurt Okulu'nun kurucu üyelerinden ve 20. yüzyıl eleştirel düşünce dünyasının köşe taşlarından biri olan Herbert Marcuse'nin 1969 yılında, bütün dünyanın halk ayaklanmalarıyla ve toplumsal hareketlerle çalkalandığı sıcak günlerde yayımlanan kitabı Özgürlük Üzerine Bir Deneme ele aldığı konuları ve tespitleriyle günümüzde de önemini koruyor. Bu kısa ama çarpıcı makale, Sol'un teorik ve pratik yeniden inşası ve eleştirel düşüncenin doğru mecralarda ilerleyişinin sağlanması açısından mutlaka okunması ve derinlemesine irdelenip tartışılması gereken eserlerin başında gelir. 

İleri endüstri toplumuyla rekabete giren sosyalist blok, bu rekabetin bir sonucu olarak, kendi hedeflerinden saparak rekabet ettiği sistemin değerlerinin egemen olduğu bir sisteme kaymıştır. Bu kayma, Marcuse'ye göre, geleneksel özgürlük anlayışını geçersiz kılmıştır. Artık, insanların gereksinimleri özgürce kendileri tarafından geliştirilmediği için, "herkesten yeteneğine göre, herkese gereksinimine göre" ilkesinin işe yaramayacağı bir aşamadayız. Öyle ki, kendilerinin özgürce geliştirdikleri gereksinimlere sahip olmadıkları sürece, üretim araçlarının işçiler tarafından sahiplenildiği durumda bile, toplum baskıcı bir toplum olabilir. Dolayısıyla, özgürlüğünün olanakları başka yerlerde aramak gerekir. Marcuse de, Özgürlük Üzerine Bir Deneme kitabında, bu yeni durum içerisinde özgürlüğün yeni olanaklarını aramaktadır.
(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--
Özgürlük Üzerine Bir Deneme Alıntıları - Sözleri
(... )bizim bütün tartışmamız devrimin sadece varolan toplum içerisinde harekete geçen baskıcı olmayan güçler tarafından gerçekleştirildiğinde özgürleştirici olabileceği üzerinde temellendirilmiştir. önerme bir ümitten daha fazla, ve daha az, bir şey değildir. bu ümidin gerçekleşmesinden önce, yargılayabilecek olan aslında sadece bireydir., kendi bilinçleri ve vicdanlarından başka meşrulukları olmayan bireyler. fakat bu bireyler kendilerine özgü belirsiz tercih ve çıkarlara sahip olan özel kişilerden fazla ve farklıdırlar. onların yargı gücü bağımsız düşünce ve bilgiye, toplumlarının ussal bir çözümleme ve değerlendirmesine dayandığı sürece öznelliklerini aşar. böyle bir usallık yeteneğine sahip bireyler çoğunluğunun varlığı demokratik kuramın dayandığı varsayımdır. eğer yerleşik çoğunluk böyle bireylerden oluşmuyor ise egemen bir halk gibi düşünemez, karar veremez ve hareket edemez.(...)
Sömürü zinciri en güçlü halkasından kırılmalıdır.
İçerisinde yaşamak istemediğimiz bir ikiyüzlülük ve sinir dünyası yarattılar!
Yerkürenin büyük alanlarını cehenneme çeviren bir sistemin devamını sağlayan mal ve servislerin üretiminde fiziksel enerjinin yerini giderek artan bir şekilde zihinsel enerji alıyor olsa, bu durumda çalışmak daha mı az yorucu olacaktır?
Politik dilbilim: Egemen sınıfın silahı.
İsyanın geçici olarak bastırılması gidişatı değiştirmez.
--reklam--
Özgürlük Üzerine Bir Deneme İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Alanına ve konusuna göre kıyaslama yaptığım takdirde herhangi bir şey üzerindeki beğeni oranımın çıtasını yükseklere çıkaran bir kitap diyebilirim. Kendi fikirlerimi söyleme kısmına geçmeden önce, rahatlıkla söyleyebilirim ki arka kapak yazısı bile tek başına yeterli bir inceleme olmuş. Ama ben buna "Sol'un teorik ve pratik yeniden inşası" demezdim, yazar dahi bunu kastediyor olsa bile.

Özgürlük Üzerine Bir Deneme, yalnızca doksan bir sayfadan oluşan kısacık bir kitap, fakat bu yanıltıcı olmamalı, iki hatta belki de üç katı kadar sayfa sayısına sahip bir inceleme-kitaptan çok daha tatmin edici. Peki neden bu kadar göklere çıkardım? Yaptım bunu çünkü yalnızca benzer alıntıların bir araya getirilmesinden oluşan, böylece okuyucuyu zorlarken konudan saptıran birçok kitaba karşın Mercuse'ninki oldukça basit bir dile sahip, dolayısıyla anlaşılır, fakat bunlara rağmen akademik olmaktan uzaklaşma durumunda değil. Birinci sebep buydu. İkincisiyse, Frankfurt Okulu'na aşinaysanız tahmin edebileceğiniz bir sebep aslında: onların eleştirel teorisi. Mercuse, "fiili olan ideal olandan epeyce sapabilir" derken savunuculuğunu yaptığı Marksizmi; "eski lüksler temel ihtiyaçlar haline geldi" derken de şirket kapitalizmini eleştiriyor. Elbette bunlar yalnızca basit örnekler, dahası kitapla birlikte zihninize oturuyor.

Herbert Mercuse'nin dünyası, ütopyası değil, özgürlüğün temel alındığı bambaşka bir dünya üzerine kurulu, adından da anlaşılacağı gibi. Korkunç taraflı bir hali yok, bir şey üzerine inceleme yazdığını iddia eden birçok insana karşın yazarın üslubu olabildiğince nesnel ve kesinlikle yorucu değil. "Bilincin toplum mühendisliği ile tutuklanması"ndan tutun da, "rekabetçi performans ve standartlaştırılmış eğlence"ye kadar, her kesim, her düşünceden insana hitap eden bir eleştiri mekanizmasıyla karşılaşıyoruz. Fakat katiyen hakaret bombardımanı değil.

Toplumdan, işleyişten ziyade kendinizi eleştireceğiniz, sorgulayacağınız bir kitap bu. "İnsanlığa karşı işlenmiş suçların kefaretini ödemiş olmayacak, fakat bunları durdurabilecek ve yeniden başlamalarını engelleyebilecek" bireyler olabilmemiz dileğiyle. Dikkatli okumalar. (Gamze Züleyha Üredi) 
Alanına ve konusuna göre kıyaslama yaptığım takdirde herhangi bir şey üzerindeki beğeni oranımın çıtasını yükseklere çıkaran bir kitap diyebilirim. Kendi fikirlerimi söyleme kısmına geçmeden önce, rahatlıkla söyleyebilirim ki arka kapak yazısı bile tek başına yeterli bir inceleme olmuş. Ama ben buna "Sol'un teorik ve pratik yeniden inşası" demezdim, yazar dahi bunu kastediyor olsa bile.

Özgürlük Üzerine Bir Deneme, yalnızca doksan bir sayfadan oluşan kısacık bir kitap, fakat bu yanıltıcı olmamalı, iki hatta belki de üç katı kadar sayfa sayısına sahip bir inceleme-kitaptan çok daha tatmin edici. Peki neden bu kadar göklere çıkardım? Yaptım bunu çünkü yalnızca benzer alıntıların bir araya getirilmesinden oluşan, böylece okuyucuyu zorlarken konudan saptıran birçok kitaba karşın Mercuse'ninki oldukça basit bir dile sahip, dolayısıyla anlaşılır, fakat bunlara rağmen akademik olmaktan uzaklaşma durumunda değil. Birinci sebep buydu. İkincisiyse, Frankfurt Okulu'na aşinaysanız tahmin edebileceğiniz bir sebep aslında: onların eleştirel teorisi. Mercuse, "fiili olan ideal olandan epeyce sapabilir" derken savunuculuğunu yaptığı Marksizmi; "eski lüksler temel ihtiyaçlar haline geldi" derken de şirket kapitalizmini eleştiriyor. Elbette bunlar yalnızca basit örnekler, dahası kitapla birlikte zihninize oturuyor.

Herbert Mercuse'nin dünyası, ütopyası değil, özgürlüğün temel alındığı bambaşka bir dünya üzerine kurulu, adından da anlaşılacağı gibi. Korkunç taraflı bir hali yok, bir şey üzerine inceleme yazdığını iddia eden birçok insana karşın yazarın üslubu olabildiğince nesnel ve kesinlikle yorucu değil. "Bilincin toplum mühendisliği ile tutuklanması"ndan tutun da, "rekabetçi performans ve standartlaştırılmış eğlence"ye kadar, her kesim, her düşünceden insana hitap eden bir eleştiri mekanizmasıyla karşılaşıyoruz. Fakat katiyen hakaret bombardımanı değil.

Toplumdan, işleyişten ziyade kendinizi eleştireceğiniz, sorgulayacağınız bir kitap bu. "İnsanlığa karşı işlenmiş suçların kefaretini ödemiş olmayacak, fakat bunları durdurabilecek ve yeniden başlamalarını engelleyebilecek" bireyler olabilmemiz dileğiyle. Dikkatli okumalar. (Eda Baş) 
Gecenin 01:59'unda ne derdim vardı da şu incelemeyi yazdım? Bitirince kendime ağız tadıyla girişeceğim. Hatta şarj aletinin sapıyla girişeceğim kendime. Ama kabahat Marcuse'nin!

Bütün mesele dünyanın halk ayaklanmalarıyla ve toplumsal hareketlerle çalkalandığı o meşhur dönemde, Marcuse'nin yazmaya cüret etmesinde saklı. 1969 yılında, Sol'un vaziyetinin pek de parlak olmadığı, Marksizmin göz bebeği olan işçi sınıfının devrim yapsalar bile bir halta yaramayacak kadar bulanık olan durumunun ve Batı kapitalizminin dişlerini toplumsal hayata geçirmesine güya karşı duracak olan fakat görülen o ki kendisini o çarkın içerisinde görmekten pek de rahatsızlık duymayan Sovyetlerin olduğu dönemde, her şey tam da olmaması gerektiği gibiyken bu deneme Marcuse'nin itirazıydı. O, "bari tabutum uzun olsun" diyen cüceydi. Kaldı ki bu inceleme uzun. Demiş olayım.

Marcuse'nin Marsizmi reddetmeyen -sitedeki incelemenin ilk boşluğu buydu-, aksine devrimin teşviki için teorik oyalamalardan öteye geçip fiili olarak bir şeyler yapmayı vazeden duruşu onu klasik ütopya anlayışından farklı bir yere koyuyor. Orwellci sahte-demokrasinin uzağında, Marksizmin ütopik-spekülasyondan sıyrılma çabasının yanında Marcuse'nin özgün ütopyası, gerçeğin sıfır noktasında bir yerde duruyor. Hayal olmayan, bir kıvılcım bekleyen ve birgün mutlaka olacak olan ütopya. Olması hayal edilen ütopyadan farklı bir noktada...

Kitabın derdi burada başlıyor çünkü özlenen ve daha önce doğal olarak sahip olunan özgürlüğün tekrar fakat bu kez daha sağlam şekilde sahiplenilmesi için gerekli olan başkaldırı giderek bürokratikleşen ve homojenleşen sosyalist bir çevreden geliyordu. Çin'de, Vietnam'da, Küba'da, hatta Latin Amerika'da bile aynı "yıkıcı güç" Büyük Reddedişi diri tutuyordu. Elbette Marcus bu yıkıcı gücün kapitalizm karşısında zafer kazanacağını düşünmüyordu. Yine de ekseriyeti öğrenci grupları ve gettolardan oluşan bu grupların kazanamasalar bile arzularının dindirilemeyecek olduğuna inancı yüksekti. Yeter ki parola ihmal edilmesindi: "sömürü düzeninin özgürlüklerinden de özgürleşmek." Bu da gösteriyor ki Marcuse'nin özgürlük tanımının kendisi bir kere kendisinden doğan bir anlamı karşılıyor. Zaten ilerleyen sayfalarda özgürlüğün ne olduğunu değil fakat özgürlüğün ne olmadığı üzerine açık yargılarını esirgemiyor Marcuse: o (özgürlük), tahakküm altında rekabetçi olmayan, yaşamın saldırgan, vahşi ve çirkinliğine biat etmeyen bir duruştur. Bu tanımı anlamak zor değildir çünkü açıkça insanın arzu ve doyumlarına sistemin talepleri lehine biat etmemesi telkin edilir. Özgür insan budur.

Bunca meşruiyet üretmenin yanında bir de meşru devrim zemini olmalı ki Marcuse için bu çocuk oyuncağıdır. Onun nezdinde dönemin toplumu "müstehcen" toplumdur. Bu kavram, cinsellikle doğrudan bağıntılı değil fakat büsbütün ayrıksı da değil. Dönemin toplumu -uzağa gitmeye gerek yok aslında, günümüz toplumu- boğucu bir boğlukta mal ürettiği ve kurbanlarının yaşam ihtiyaçları gün gibi ortadayken onları ihtiyaçlarından yoksun bırakarak bu malları ahlaksızca sergilediği için; politikacılarının eylem, söz, dua, gülümsemelerinde bile cehalet olduğu; sömürüyü meşru ve gerekli göstermek adına insanı tek boyutlu hale sokmaya cüret ettiğimizde için "müstehcendir." Nokta. Bitti. Böyle bir toplum modeline karşı başkaldırı özgür olmanın önkoşuludur.

Buraya kadar aktardıklarım "neden özgür olmalı" sorusunun cevaplarıydı. Kitabın bu soruya alt başlıkları da var. Süsü kaçmasın diye yazmayacağım. Dileyen olursa ayrıca sorar, ayrıca cevap alır. Şuurlu okumalar. (Hüseyin HAKAN) 
--reklam--
Özgürlük Üzerine Bir Deneme PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Herbert Marcuse - Özgürlük Üzerine Bir Deneme kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Özgürlük Üzerine Bir Deneme PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Herbert Marcuse Kimdir?
Frankfurt Okulu mensuplarından biri olan Marcuse, Marksist kuramı, 1920'den başlayarak değişen tarihsel koşullarla uyumlu hale getirmenin mücadelesini vermiştir. Bu amaçla, eleştirel Marksizmin kendi versiyonunu öne süren ve 1960'lı yıllardan başlayarak uluslararası bir ün kazanan Marcuse, Amerika Birleşik Devletleri'yle Avrupa'daki yeni sol hareketin destekçisi ve savunucusu olmuştur. O, söz konusu eleştirinin ardından, estetik ve biyolojik değerlerin yüceltildiği bir toplum düzeni arayışına girmiştir. Geleceğin toplumuna ilişkin görüşleriyle özgürlükçü bir komünist olarak nitelenen Marcuse, özgür, güzel, aydınlık, cinsel içgüdülerin bastırılmadığı, herkesin yeteneğine göre özgürce çalıştığı, çalışmanın bir oyun haline getirildiği, devletin baskıcı görevine gerek duyulmayan bir toplum düzenini özlemiştir.

Marcuse'ün çalışmasının temeli, baskının bütün sistemlerini kapsayan, iddia ve tartışmayı denetim altına alan bütün muhalefet şekillerini ortadan kaldıran gelişmiş sanayi toplumun -yani "baskıcı hoşgörü'nün- ortaya konulmasıdır. Bu "tek boyutlu toplum" a karşı Marcuse, sadece ütopik bir geleceği kabul etmedi, aynı zamanda Üçüncü Dünyadaki öğrenciler, etnik azınlıklar, kadın ve işçiler gibi gruplara güvenen geleneksel çalışan sınıfa devrimci bir güç olarak baktı. Marcuse' ün önemli çalışmaları şunlardır: Reasom and Revolution (Akıl ve Devrim, 1941), Eros and Civilization (Eros ve Medeniyet, 1958) ve One Dimensional Man (Tek Boyutlu İnsan, 1964).
--reklam--
Herbert Marcuse Kitapları - Eserleri
Özgürlük Üzerine Bir Deneme
Tek Boyutlu İnsan
Eros ve Uygarlık
Karşıdevrim ve İsyan
Us ve Devrim
Estetik Boyut
Olumsuzlamalar
Kriz Danışması ve Travmatik Olaylarda Tedavi Planlayıcı
Sovyet Marksizmi
Diyalektik Materyalizm Devlet Ve Faşizm
Karşıdevrim ve İsyan
--reklam--
Herbert Marcuse Alıntıları - Sözleri
Ortak çıkarlar
yaratan devrim korkusu karşıdevrimin çeşitli aşama ve biçimlerini
birbirine bağlar. Bütün bunlar parlamenter demokrasiden polis
devleti yoluyla açık diktatörlüğe giden yolu açar. Kapitalizm bütün tarihsel
devrimler içinde en radikal olanın tehdidine karşı yeniden örgütlenmektedir. (Karşıdevrim ve İsyan)
.
Akıl, bu düzenin irrasyonel karakterini ortaya çıkaran mevcut toplumsal güçler adına insanların ve şeylerin kurulu düzeniyle çelişir.

Çünkü "rasyonel" cehaleti, yıkımı, gaddarlığı ve baskıyı azaltmaya yönelik bir düşünce ve eylem tarzıdır.

... (Tek Boyutlu İnsan)
Ve erkekler ve kadınlar eşeysel özgürlükten her zaman olduğundan daha da çok yararlanırken, artık-baskıdan söz etmenin hiçbir anlamı yoktur. Ama gerçek bu özgürlüğün ve doyumun yeryüzünü cehenneme dönüştürmekte olduğudur. (Eros ve Uygarlık)
Sizin sayınız onun için bir cinayettir! (Tek Boyutlu İnsan)
.
Sanatın gerçeği, yerleşik gerçekliğin tekelini kırma, gerçek olanı tanımlama gücünde yatar.

... (Estetik Boyut)
Bilincin tarihte aldığı ilk biçim bir bireyin bilincinin biçimi
değil ama belki de en doğrusu tüm bireyselliği topluluğa gömmüş ilkel bir küme bilinci olarak temsil edilebilecek bir evrensel bilinç biçimidir. Duygular, duyumlar, ve kavramlar gerçekte bireyin değildirler, tersine herkes tarafından paylaşılmakta ve böylece tikel değil ama ortak öğeler bilinci belirlemektedirler. Ama bu birlik bile karşıtlık kapsamaktadır; bilinç ancak nesneleri ile karşıtlığı yoluyla bilinçtir. (Us ve Devrim)
Yeni emperyalizmin iç bütünleyicisi olarak tüketim toplumunda
da doğrultu benzer şekilde ters çevrilmiştir gerçek ücretler düşmekte,
enflasyon ile işsizlik sürmekte ve uluslararası mali kriz, imparatorluğun
ekonomik bazının zayıflığını göstermektedir. Toplumsal değişimin
bir potansiyel kitle bazı, kapitalizmin işlemsel gereklerini ve değerlerini
baltalama tehdidi oluşturan çalışma tutumları ile
protestolarda kendi dağılımını ve politika-öncesi ifadesini bulur. İnsanın
bu aptal, yorucu, bitmek bilmeyen iş olmadan (daha az ücretle, daha
az gereç ve plastikle yaşayıp daha fazla zaman ve özgürlük edinerek)
hayatını kazanması mümkün değil midir? Dünyayı yönetenler
tarafından dayatılan hayatın gerçeklerince yadsınan bu yüz yıllık soru
artık soyut, duygusal, gerçekdışı bir soru değildir. Günümüzde bu soru
tehlikeli derecede somut, gerçekçi, yıkıcı biçimler alır. (Karşıdevrim ve İsyan)
Sonlu şeylerin varlıkları yitip gitmenin tohumunu kendi içinde taşımaktadır; doğum saatleri ölüm saatleridir. (Olumsuzlamalar)
Bir yapıtın proleteryanın ya da burjuvazinin çıkarlarını ya da dünya görüşünü gerçekten temsil etmesi olgusu onu henüz asillik gösteren bir sanat yapıtına çevirmez. Sanatın evrenselliği tikel bir sınıfın dünyasında ve dünya görüşünde temellendirilemez, çünkü sanat somut bir evrenseli, insanlığı öngörür ki, hiçbir tikel sınıf, giderek proleterya, Marx’ın “evrensel sınıfı” bile ona katılamaz. (Estetik Boyut)
Mimesis yabancılaşma yoluyla temsildir,bilincin devrilişidir.Deneyim,kırılma noktasına dek yeğinleşir;dünya Lear ve Anthony için,Berenice,Michael Kohlhaas,Woyzeck için olduğu gibi görünür,tıpkı tüm zamanların aşıkları için olduğu gibi.Onlar dünyayı gizemsizleştirilmiş yaşarlar.Algının yeğinleşmesi şeyleri çarpıtma noktasına dek gidebilir,öyle ki konuşulamayan konuşulur,başka türlü görülebilir olmayan görülebilir olur ve dayanılabilir olmayan patlar.Böylece estetik dönüşüm suçlamaya dönüşür-ama o denli de türesizliğe ve teröre direnenin ve henüz kurtarılabilecek olanın bir kutlamasına. (Estetik Boyut)
Efendileri özgürce seçme efendileri ya da köleleri ortadan kaldırmamaktadır. (Tek Boyutlu İnsan)
Libido toplumsal olarak yararlı edimlemeler için saptırılır ki, bunlarda birey ancak aygıt için çalıştığı sürece, çoğu kez kendi yeti ve istekleri ile bağdaşmayan etkinliklerle uğraştığı sürece, kendisi için çalışmaktadır. (Eros ve Uygarlık)
(... )bizim bütün tartışmamız devrimin sadece varolan toplum içerisinde harekete geçen baskıcı olmayan güçler tarafından gerçekleştirildiğinde özgürleştirici olabileceği üzerinde temellendirilmiştir. önerme bir ümitten daha fazla, ve daha az, bir şey değildir. bu ümidin gerçekleşmesinden önce, yargılayabilecek olan aslında sadece bireydir., kendi bilinçleri ve vicdanlarından başka meşrulukları olmayan bireyler. fakat bu bireyler kendilerine özgü belirsiz tercih ve çıkarlara sahip olan özel kişilerden fazla ve farklıdırlar. onların yargı gücü bağımsız düşünce ve bilgiye, toplumlarının ussal bir çözümleme ve değerlendirmesine dayandığı sürece öznelliklerini aşar. böyle bir usallık yeteneğine sahip bireyler çoğunluğunun varlığı demokratik kuramın dayandığı varsayımdır. eğer yerleşik çoğunluk böyle bireylerden oluşmuyor ise egemen bir halk gibi düşünemez, karar veremez ve hareket edemez.(...) (Özgürlük Üzerine Bir Deneme)
Onlar teknolojik egemenliğin bireye boyun eğmiş öğelerinin modern değişkenleridir. (Tek Boyutlu İnsan)
Sanat yapıtı var olanı gizlemez açığa serer. (Estetik Boyut)
Sömürü zinciri en güçlü halkasından kırılmalıdır. (Özgürlük Üzerine Bir Deneme)
Yerkürenin büyük alanlarını cehenneme çeviren bir sistemin devamını sağlayan mal ve servislerin üretiminde fiziksel enerjinin yerini giderek artan bir şekilde zihinsel enerji alıyor olsa, bu durumda çalışmak daha mı az yorucu olacaktır? (Özgürlük Üzerine Bir Deneme)
Eğer baskının yokluğu özgürlüğün arketipi ise, o zaman uygarlık bu özgürlüğe karşı savaşımdır. (Eros ve Uygarlık)
Teknolojik perdenin ardından –siyasal demokrasi perdesinin ardından gerçeklik– evrensel kulluk, yapay seçme özgürlüğü içinde insan onurunun yokluğu belirir. (Karşıdevrim ve İsyan)
Sanat ve toplumsal sınıf arasında belirli bir bağıntı vardır. Biricik asıl, gerçek, ilerici sanat yükselen bir sınıfın sanatıdır. Böyle bir sanat, bu sınıfın bilincini anlatır. (Estetik Boyut)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/ozgurluk-uzerine-bir-deneme-herbert-marcuse-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)