# Paradigma Sonsuzluk - Ömer Faruk Dönmez Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Paradigma Sonsuzluk kimin eseri? Paradigma Sonsuzluk kitabının yazarı kimdir? Paradigma Sonsuzluk konusu ve anafikri nedir? Paradigma Sonsuzluk kitabı ne anlatıyor? Paradigma Sonsuzluk PDF indirme linki var mı?  Paradigma Sonsuzluk kitabının yazarı Ömer Faruk Dönmez kimdir? İşte Paradigma Sonsuzluk kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/paradigma-sonsuzluk-omer-faruk-donmez-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-08-28T02:00:06+03:00
- Güncelleme: 2022-08-28T02:00:06+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/08/28/omer-faruk-donmez-kimdir-omer-faruk-donmez-kitaplari-ve-sozleri-299656.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Ömer Faruk Dönmez 
 Yayın Evi: İz Yayıncılık 
 İSBN: 9786053264576 
 Sayfa Sayısı: 384 
--reklam--
Paradigma Sonsuzluk Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Paradigma Sonsuzluk, bir yazarın “merhamet, adalet ve ölçü” ekseninde paradigmasını yeniden inşa edişini gözler önüne seriyor. Bu inşa, Ömer Faruk Dönmez’in yaşadığı Âb-ı Hayat tecrübesiyle yakından ilişkili. Üstadıyla tanıştığı 2013’ten beri telif eser vermeyen yazar, Paradigma Sonsuzluk’ta, fizik, felsefe, din, dil, toplum ve sanat merkezli görüşlerini dile getiriyor. Asimetrik İyiler Topluluğu'nun bir manifestosu olarak okunabilecek eserde, insanın anlam arayışına esaslı bir rota çizme kaygısı var. Âb-ı Hayat’ın özünü teşkil eden düşünceler etrafında, hakikat yolculuğunun merhalelerine işaret ediliyor. Tanrı ile insan arasındaki ilişki cesurca irdelenirken, insanın insanla kurduğu bağ göz ardı edilmiyor.

Otobiyografik parçalar ve kurmacanın imkânlarıyla da zenginleştirilen Paradigma Sonsuzluk’ta, öykülerinde rastladığımız açık ve anlaşılır dilden farklı olarak, yer yer oldukça müphem bir dil çıkıyor karşımıza. Sözcükler, anlamı taşır mı yoksa işaret mi eder? Yazarın dil tercihi, bu sorunun cevabıyla birlikte anlam kazanacaktır.

Farklı disiplinlere dair birçok mesele, ince bir çizgiyle birbirine bağlanırken postmodernizmin izlerini görmek mümkün. Fakat yazar, postmodern edebiyatın yöntemlerini gerçekten kullanıyor mu, yoksa bunun yalnızca parodisini mi yapıyor, buna dikkatli okur karar verecek.
--reklam--
Paradigma Sonsuzluk Alıntıları - Sözleri
Allah'tan evli erkeklere en kısa zamanda hayırlısıyla kız evlat vermesini dilerim ilerde evlendiklerinde kızlarına nasıl davranılmasını istiyorlarsa erkekler şimdi eşlerine öyle davranmalıdırlar kız çocuk in sana önemli şeyler öğretiyor sükûnet veriyor
bir korku ütopyası üretiyor değilim ümitsiz hiç değilim ama gerçeği görmek ve anlamak zorundayım cezayir menekşe sini hiç görmesen de bilirsin ya nasıl güzel bir çiçek oldu ğunu adı böyle güzel hem de bir çiçek güzel olmaz mı hiç daha ismini söylerken rayihası geliyor fakat rostolar hep menfaatine göre hareket ediyor biraz herkes gibi yani insaf sız tabldotlar jakoben robdöşambrlarıyla çapaklı tiratlar at tıkça nuh nebiden kalma kalyoncu dağ laleleri safarilerde totoloji bataklıklarına batıp bu corumdan belki üç beş de biz yakalarız hesabıyla şirzimelerini ikna ederek ileze mi sasi mi demeden sepetlerini doldurmaya başlıyorlar sevincinden havalara kalgıyan öğürleri bir ültimatom verip tafracı emp resyonistleri imana davet etse ne fayda karsak bozkırın her kıvrımını cin gibi biliyor sen daha ölçermeden gelip ateşine siyiyor ekşi adrenalinle kaç metre koşulur yakalamak müm kün mü sen daha yerinden yekinmeden o çoktan koyağı do lanıyor anladık horoz evleniyor da bu tavuk arkadaş niye telleniyor
evlilik dediğin kötünün iyiyi sömürdüğü bir işkence aygıtına dönüşünce tabi boşanan boşanana bugün evlilik ne demek aynı evde oturup kavga etmediğin zamanlarda internete girmek ve televizyon izlemek demek
postmodernizm insana ancak "görünerek var olabileceğini" söylemekle gösterişi riyayı şovu meşrulaştırmış oluyor
yani mensubiyetin değil samimiyetin belirleyici olduğunu yani insanları iddialarına göre değil ahlâklarına göre tanımlamak gerektiğini evet zaman içinde daha iyi anladım ve ilginçtir anneden babadan tevarüs edilmiş hocadan ezberlenmiş din sadece mensubiyet doğuruyor oysa varlık nedir var eden kimdir gayesi nedir diyerek bedeli ödenmiş emek verilmiş din samimiyet doğuruyor bu denklem tersten de kurulabilir yani mensubiyet sadece tevarüs edilmiş ve ezberlenmiş biçimi üretirken samimiyet bedeli ödenmiş emek verilmiş bir inanma biçimi üretiyor
sevgili insan kardeşim söylemek istediğim şey özetle şudur: lütfen artık kendimizi kandırmaktan vazgeçelim lütfen artık kendimize gelelim
Kitaptan okuyarak falan değil bizzat tecrübe ederek mutmain olmak lazım
deizm yükseliyor diyorlar hakkı sen taşıyıp hakikati sen yaşayıp temsil etmezsen bu sölpük dindarlığınla bu üğrüne üğrüne namazınla niyazınla bu sevimsizliğinle daha çok insanı dinden imandan edersin
--reklam--
Paradigma Sonsuzluk İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yine şaşırtmayan bir Ömer Faruk Dönmez kitabı.. Kitabın içinde tek bir noktalama işareti olmamasına ve günümüzde kullanmadığımız ne kadar kelime varsa hepsini sözlükten seçip kitaba özenle yerleştirmiş olmasına rağmen okumaya sabredip 3. sayfaya kadar gelenleri güzel bir sürpriz bekliyor. Bir kez daha sıradan bir muhatap ve okuru kaldıramadığına emin oluyorum şu sözler karşısında; "bu arada ulan ne oluyor yoksa bende disleksi mi başladı okuduklarımı niye anlamıyorum diyorsan önce kibirli arkalıcını tevazuyla bir boşalt sonra edeple lügati önüne aç da yolu öyle yürüyelim yoksa birazdan basırganıp kalırsın zira süperergonomi uzmanlarının dahi içinden çıkamayacağı koşullarda çalışacağımız anlaşıldı sanırım yani hala ile hâlâ'nın farkını bilmen yetmeyecek en basitinden dana ile dânâ'nın da farkını bilmen gerekecek ama endişe etme kükürtlü metinlere maruz kalıp yelpik çekmektense yorga yorga lügat karıştırmak iyidir"
ve edeple lügati açıyorum.. :) (elfida) 
Böyle bir kitap nasıl olurda anlatılır gerçekten hesap edemiyorum. Lakin üç beş cümle yazarsam herhalde devamını da getirebilirim gibime geliyor.

Ömer Faruk üstadımın -kendisi söyledi kitap içerisinde- en son ama en zor kitabı bu olmuş. Kitabın ilk kısmı hep bahsettiği "hakikat" tırmanışı adeta. Lügate bakmaktan kitaba hakim olabilmek ne mümkün. İnsan amiyane tabirle "herhalde bütün tuşlara basıp bölüm geçmeye çalışıyor herhalde" diyor. Ne dersem yada dersek diyelim üstadım böyle uygun görmüşse biz okuruz. Yine yazsın bir daha okuruz. İkinci kısmı ise artık ulaşılan hakikatin keyfini sürmek gibi. Mevzuları daha açık ve net biçimde anlatıyor. Ha şunu da söyleyeyim ki böyle birinci ve ikinci kısım diye bir tasnif yok kitapta. Siz okuyunca anlıyorsunuz bunu. Yada anlayan şanslı sadece ben olabilir miyim acaba?

Kitabın muhtevasına gelecek olursa "her şey var" diyebilirim size. Ama en çok hakikat ve samimiyet var. Allah razı olsun ki Hamza'nın babası, Yobazın kendisi, Ab-ı Hayat'ın yolcusu beni çokça mutlu, mesud ve hakikatli eyliyor. Tabi arada kılcal bazı meseleler var katılmadığım ama herhalde benim eşekliğimdir, diye düşünüyorum.

Bir gün burayı okursa üstadım şunu demek isterim ki: Pek muhterem efendim! Artık "fil dişi kulesi" mi, yoksa "inzivaya çekildiğiniz yuvanız" mı; adını ne koyarsanız koyun ama oradan çıkın. Madem yazmakla olmadığını iddia ediyorsunuz er meydanı sizi bekliyor. Öyle kaçak dövüşle olmaz üstadım. Biz size ve söyleyeceklerinize muhtacız. Sözünüz yankı bulacaktır Allah'ın izniyle. Ellerinizden öper, hürmetler ederim. (külbei ahzân) 
İnsan insan derler idi, insan nedir şimdi bildim...: Hayat telaşı içerisinde uzun zamandır inceleme yazamamış olmanın susuzluğunu gidermem konusunda beni kamçılayan, hemen bitmesin diye sindire sindire okuduğum bir kitabın son sayfasını kapattım az evvel. Doğrusunu isterseniz biraz hüzünlüyüm biraz da umutlu.

Klişe belki ama sokakta ya da yan dairenizde bir insan şiddete uğrarken onun acısına kayıtsız kalamayan, bir kediye araba çarpınca onun küçücük canının yaşam telaşını yok sayamayan, dünyanın bir yerinde çocuklar yok pahasına ölürken sıcacık yatağında uyumaktan utanan, gören, hisseden, anlayan, idrak edebilen insan olmak zor içinde bulunduğumuz dünyada. Nihayetinde hassas kalpler için kurulduğu günden bu yana bir cehennem dünya. Hissedilen şeyler erdemli fakat yükü de bir o kadar ağır. İşte sevgili yazar elimizden geldiğince taşımaya çalıştığımız bu yükün üzerine, birlikte çıktığımız 384 sayfalık yolculuk boyunca ruhumuzu tam da olması gereken yerden tutup sarsarak daha da fazlasını ekliyor. Yeri geliyor yerlere atılmış merhamet yükünü, çok da gerekli değil dercesine derin bir kuyunun en dibine atılmış adalet çuvalını, çoğu zaman da ruhumuzu karartan bütün lekeleri görebilmek adına koca bir insanlık aynasını yüklüyor sırtımıza. Yükünüz artıyor ama mızmızlanmıyorsunuz; çünkü siz bir masa, sandalye ya da lamba değilsiniz; misyonunuz var, idrakiniz var, en önemlisi bir kalbiniz var, insan olduğunuzu iliklerinize kadar hissetmek boynunuzun borcu ve bu eser sizin bu anlamda elinizden tutuyor. Ha ama eğer diyorsanız ki cehalet mutluluktur, o halde eseri yavaşça bir kenara bırakıp uzaklaşabilirsiniz.

Ömer Faruk Dönmez'in bütün eserlerini severek ve derin düşüncelere dalarak okudum. Keşke hep yazsa da bıkmadan usanmadan okusak dediğim bir yazar benim için. Paradigma Sonsuzluk'a ilk başladığım sırada yazarın muzip tavrını, sivri dilliliğini ve tarzını bilmeme rağmen dumura uğramadım desem yalan olur. Zira gördüm ki hayatımda hiç duymadığım, bir elimin okuduğum sayfanın üzerinde bir elimin de arama motorunda gidip gelmesine neden olacak enteresan kelimeler vardı. Üstüne bir de noktalama işaretlerini kullanmaması ve ana metinden çok her cümleye ait uzun uzun dipnotların yer alması beni şaşırttı. Sabret bakalım vardır bizimkinin bir bildiği, dedim tam olarak kendi kendime. :) Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu hesabı bir baktım epey bir yol katedince bizimkinin gerçek niyeti açığa çıktı: her önüne gelen tarafından okunup anlaşılmamak yerine, çıktığı yolda sebat edip devam eden ve onu gerçekten anlamak isteyenlerle yola devam etmek. Bunu özellikle belirtmek istedim çünkü yazarın tarzını bilmeyen biri ilk sayfaları okuyunca kitabı direkt kenara bırakabilir.

İlk imtihanı geçip yazarın güvenini kazanınca kitap öyle bir açılıyor ki okuyucuya, içerisinde değerli mi değerli manevi bir hazineyle karşılaşıyorsunuz. Dünyadaki bütün adaletsizliklere, zulümlere, sömürü araçlarına, sömürenlere, kötülere, pasif iyilere karşı dimdik kalan, hepinize karşı ne pahasına olursa olsun buradayım diyen bir duruş var sayfalarda. Bu duruş makam mevki, itibar, şan, şöhret dinlemiyor; yeri geliyor çok tanıdık bir ismin önüne dikiliyor, yeri geliyor hak edene hakkını teslim ediyor. Düşe kalka ilerlerken sadece başkalarını değil kendini eleştirmeden de duramıyor bizimki. Ne yalan söyleyeyim yazarın bu huyunu seviyorum, burnuma hoş bir adalet kokusu getiriyor bu duruş. Fikri anlamda tüm bunları yaparken günümüz yazarlarının, eleştirmenlerinin anladığı dilden konuşmayı da ihmal etmiyor. Sanat mı , kafiye mi, mecaz mı, kinaye mi istiyorsunuz, alın size dercesine ironik bir biçimde yeteneklerini de sergiliyor.

Kitaba dair ne söylesem eksik ve yavan kalacak. Bir nebze olsun hayatın boş ve anlamsız havasından kurtulup nefes almak, sadece ben odaklı dünyanızdan çıkıp kardeşlik dünyasına adım atmak ve hakikat üzerine bir lahza kafa yormak adına çevirin sayfaları... Üstüne de şu güzelliği açıp dinleyin...

https://www.youtube.com/watch?v=fEzpsVi1Qd0

Bu arada yazardan yeni bir kitap beklerken hiç tanışmadığımız halde Paradigma Sonsuzluk'tan beni haberdar eden Aktura ya çok teşekkür ederim. (Şeyma Öztürk) 
--reklam--
Paradigma Sonsuzluk PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ömer Faruk Dönmez - Paradigma Sonsuzluk kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Paradigma Sonsuzluk PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ömer Faruk Dönmez Kimdir?
1976 yılında Adana’da doğdu. 1997’de Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi.

Yazılarını Türk Edebiyatı, Çınar, Atlılar, Huruç, Ay Vakti, Hece, Hece Öykü, Cafcaf, İhtiyar, Fayrap ve Müdahale dergilerinde yayımladı
--reklam--
Ömer Faruk Dönmez Kitapları - Eserleri
Hamza
Bir Kitap Bir Balta
Bir Yobazın Günlüğü
Dervişan
Ölü Bir Yazarın Anlattıkları
Hep Aynı Hikaye
Ab-ı Hayat
Paradigma Sonsuzluk
Ab-ı Hayat 2
Yolcu ve Burjuva
--reklam--
Ömer Faruk Dönmez Alıntıları - Sözleri
Ulan ne iş be. Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştayım ve dershaneye gidiyorum. (Hamza)
İfade edilmeyen bir düşünce,hiç düşünülmemiş gibidir.. (Hep Aynı Hikaye)
"Hayatın hakkını vermeden yaşayanın, varlığı haramdır." (Ab-ı Hayat)
İçindeki eğrilikle uğraş. (Ab-ı Hayat)
Hukuk bir ahlaka dayanmıyorsa, yasalar gevezeliktir. (Dervişan)
Dağ dağa kavuşmuştu fakat insan insanı anlamamıştı... (Bir Kitap Bir Balta)
Beni geçelim azizim. Uzun mevzuyum. Anlatmakla bitmem ki. (Bir Yobazın Günlüğü)
İlginçtir; Yusuf aleyhisselam bir kadının şerrinden kurtulmak için senelerce hapiste kalmayı göze almış; torunu Musa aleyhisselam ise bir kadına ulaşabilmek için senelerce işçilik / çobanlık yapmıştır.
Demek ki kadın vardır, yüzünü görmektense zindana girmek evlâdır; kadın vardır, ona ulaşmak için uğrunda yıllarca çalışılsa sezâdır. (Ölü Bir Yazarın Anlattıkları)
Yolcu bu dünyaya sırnaşmayan ve yerleşmeyen onurlu insandır.. (Yolcu ve Burjuva)
Ruhu örseleyen yıpratan yoran parçalayan tüketen iki şey var: arzular ve korkular. (Yolcu ve Burjuva)
Modern edebiyat hikmete hakka hakikate iyiye bünyesinde yer veremiyor metinden bir ders ve ibret almayı bir hisse ve nasihat çıkarmayı asla istemiyor çünkü tam da bunları reddetmekle varlık buldu biz dertli yazarlar da hikmeti hakkı hakikati iyiyi güzeli anlatmak istediğimizde modern edebiyatın bu gizli ve otoriter tehdidiyle ve reddiyle baş etmek zorunda kalıyoruz
 Sanatta mesaj olur mu diyenler işte bu tezgaha düşenlerdir.
 Bir meselesi olmayan bu kadar geveze işte bu yüzden piyasaya doldurmuştur. (Yolcu ve Burjuva)
Bir mutluluk bazen nasıl da bir tek cümleyle yıkılabiliyor... (Hep Aynı Hikaye)
“Mevla görelim neyler/
Neylerse güzel eyler” (Ölü Bir Yazarın Anlattıkları)
Edeb başka şey azizim; kitaptan okumakla öğrenilmiyor. (Dervişan)
Her şeyi yanlış anlıyorlar. Aptal oldukları için mi?
 Bilmi­yorum. Kafaları az çok çalışıyor. Fakat kalpleri? Kalpleri? Bir kalpleri var mı ki dersin canımın içi? (Bir Yobazın Günlüğü)
Gönlünü her gün tazelendireceksin; ‘ölümlü dünya’ diyeceksin, hepsini senin mülküne verseler ne olur, bir gün gelecek öleceksin: bu vaaz gönlü tazelendirir. (Ab-ı Hayat)
yani mensubiyetin değil samimiyetin belirleyici olduğunu yani insanları iddialarına göre değil ahlâklarına göre tanımlamak gerektiğini evet zaman içinde daha iyi anladım ve ilginçtir anneden babadan tevarüs edilmiş hocadan ezberlenmiş din sadece mensubiyet doğuruyor oysa varlık nedir var eden kimdir gayesi nedir diyerek bedeli ödenmiş emek verilmiş din samimiyet doğuruyor bu denklem tersten de kurulabilir yani mensubiyet sadece tevarüs edilmiş ve ezberlenmiş biçimi üretirken samimiyet bedeli ödenmiş emek verilmiş bir inanma biçimi üretiyor (Paradigma Sonsuzluk)
Zamanın birinde bir memlekette, ağzından küfür ek­sik olmayan bir adam yaşarmış. Nerde hoşuna gitmeyen bir durum görse basarmış küfrü. Memleketin en küfürbaz adamı olarak nam salmış tabi. Herif bu kötü namından rahatsız­lık duymaya başlamış; fakat küfretme alışkanlığından da bir türlü vazgeçemiyormuş. Gitmiş bir tekkeye. Şeyh efen­diden derdine bir çare dilemiş. Şeyh buna bir avuç bak­la vermiş. Al bunları demiş, birini ağzına koy, tam küfredeceğin zaman bakla diline değer; küfretmemen ge­rektiğini hatırlayıp, kendine hâkim olursun. Bizim adam uygulamaya başlamış. İşe yarıyormuş da. Neyse bir gün yine bu şeyhle bizimki gezerlerken müthiş bir yağmur başlamış. Acayip ıslanmışlar. Tam tekkeye doğru ko­şarlarken bir evin penceresinden bir kadıncağız seslen­mesin mi: "Hocaefendi bir bakıver!" Ulan koskoca ke­ramet sahibi şeyh, yağmur yağıyor diye halkın talebini geri mi çevirecek: durmuşlar tabi. Ama yağmur nasıl ya­ğıyor! Penceredeki kadın kaybolmuş, bizimkiler de ka­pıyı açmaya geliyor sanıp beklemişler. Neyse, 5 daki­ka sonra kadın bir daha belirmiş pencerede: "Biraz bekleyiver hocaefendi!" Haydaaa! Ulan yağmur sırılsıklam etmiş bunları, kadın bekletiyor, bizim küfürbaz homur­danmaya başlamış tabi. Şeyh de 'ya sabır' çekmeye ko­yulmuş. Kadın birazdan tekrar görünmüş pencerede, "Ta­mam hocaefendi gidebilirsiniz." demiş. Hayda ki haydaaa! "İyi de hanım, bizi niye beklettin boş yere şu yağ­murun altında?" diye kızmış şeyh. "Yok." demiş kadın gülümseyerek, "Boş yere bekletir miyim hiç hocaefendi; bizim tavuklar kuluçkada. Yumurtayı tavuğun altına ko­yarken kapıdan bir şeyh geçerse, yumurtadan horoz çı­kar derler, o yüzden beklettim sizi." İyi mi. Dangalaklı­ğın bu kadarına artık dayanamayan şeyh, bizimkine dön­müş, "Ulan arkadaş demiş, çıkar ağzından baklayı!" Hah ha. (Bir Yobazın Günlüğü)
Emperyalistlerin en çok korktukları şey, “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna “Şehit olacağım!” cevabını veren bir neslin yetişmesidir. (Hamza)
Mülk kimindir
Tasarruf hakkı kime aittir
O'nun adaletine mi güvenmiyorsun merhametine mi
İlmine mi inanmıyorsun hikmetine mi
Geç yunus endişeden.. (Yolcu ve Burjuva)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/paradigma-sonsuzluk-omer-faruk-donmez-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)