# Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya - Levon Panos Dabağyan Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya kimin eseri? Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya kitabının yazarı kimdir? Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya konusu ve anafikri nedir? Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya kitabı ne anlatıyor? Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya PDF indirme linki var mı?  Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya kitabının yazarı Levon Panos Dabağyan kimdir? İşte Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/pearl-harbordan-hirosimaya-levon-panos-dabagyan-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-07-08T14:00:03+03:00
- Güncelleme: 2022-07-08T14:00:03+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/07/08/levon-panos-dabagyan-kimdir-levon-panos-dabagyan-kitaplari-ve-sozleri-264693.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Levon Panos Dabağyan 
 Yayın Evi: KUM SAATİ YAYINLARI 
 İSBN: 9758414089 
 Sayfa Sayısı: 375 
--reklam--
Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dünyayı kan ve göz yaşına boğan 2. Dünya Harbinin üzerinden bunca zaman geçti. Yeni Dünya Düzeninin haritasını çizen ve tarihini yazan galiplerdi. İnsanlığa, kırım ve katliamın tarihi galipler tarfından öğretildi. Galipler, beynelminel sermaye çevreleri ile, onun jandarmalığını yapan ABD ve yandaşlarıydı. İnsanlar, 2. Dünya Harbinde aynı zamanda büyük bir insanlık ayıbı olan soykırımla tanıştı. Hemen herkes, soykırım dendiğinde Yahudileri hatırlamakta hemfikirdir. Oysa, 2. Dünya Harbi'nin tek ve gerçek soykırım kurbanları Asyalı kahraman bir millet olan Japonlar olmuştur. Ne varki, tarihi hakikatleri ters yüz etmekte usta olan Yahudi ve Yahudi sermaye çevreleri yeni Dünya Düzenin mimarı olabilmek için Asya'nın bu milli gücünü kırmak zorundaydı. Bunun için insanlık tarihinin bugüne kadar gördüğü en korkunç silâhı olan Atom'u Japonlar üzerinde denemekte tereddüt etmemiştir. İnsanlık için son derece utanç verici olan Atom Bombası denemesiyle, Japonlar teslim olduğunda, Asya'nın bu şerefli milletinin şerefine uygun hareket etmekten başka çaresi kalmamıştı. Pek çok ibret verici şeref sahnelerinden biri olan Amiral Ugaki'nin 24 Kamikaze uçağıyla yaptığı intihar dalışları bunlardan sadece biridir. İşte bu dalışlardan birisi:
"Filo komutanı Amiral Ugaki, bir an Pasifik Okyanusunun uçsuz bucaksız enginliklerine baktıktan sonra, uçaklar arası telsizle hüzünlü fakat metin bir ifadeyle şu emri verdi:
- Dikkat! Filo komutanından Filoya. Son görevinizi yapmaya hazır olun... Emrim: topyekün taarruz dalışıdır. Yaşasın İmparator. Başta Amiral Ugaki'nin uçağı olmak üzere, mesajı alan 24 uçaktan kurulu Kamikaze filosu, Pasifik'in sonsuz derinliklerine doğru pike yaptı. Vatanına ve geleneklerine son derece bağlı olan bu kahraman asker, emrindeki filo ile hayatına tam bir Kamikaze pilotu olarak son verdi. Bugüne kadar yazılan ve bilinen 2. Dünya Harp tarihlerinin tam tersine, fakat hakikatlerin çiğ parıltısını bu kitapta bulacaksınız.
--reklam--
Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya Alıntıları - Sözleri
Çocukluktan itibaren bütün japonlar "zevk, öfke,aşk,sevinç ve üzüntü" heyecanların ı gizlemeye alıştırılırlar... herhangi bir durum hakkında neler düşündüğünü veya nasıl bir yargıya vardığını yüzünün ifadesinden anlamak, imkansız bir şeydir.
Ne var ki, zamanla işsiz kalan 400000 Samurai ailesi, kendilerine yeni geçim yolları aramaya başladılar ve zorunlu olarak ticarete, sanayiye yöneldiler... Japon ticaret sahası bu gurur verici ününü doğuran, Samurailer'e borçludur.
Günümüzde bu çeşit ülkelere: "geri kalmış ülke" denmektedir. Yanı "sömürge" teriminin yerini, yeni bir terim almış oluyor.
Japon ihracatının, para bunalımı nedeniyle büyük bir tehlike gecirmesine ragmen hiç bir gerileme göstermeden normal sekilde devam edebilmesindeki baslica sebep; Japon malları pahalılaşırken, diğer ülkelerin ürünlerinde fiyat artışlarının baş göstermesidir.
Çünkü, esas maksatları, Adolf hitler'in saldırgan tutum ve hareketinden ziyade; somürü politikalarına karşı çıkmış olan güçlü ve kuvvetli bir tehlikeyi yok etmeye dayanmaktaydı.
Japon ihracatının, para bunalımı nedeniyle büyük bir tehlike geçirmesine rağmen hiçbir gerileme göstermeden normal şekilde devam edebilmesindeki başlıca sebep; Japon malları pahalılaşırken, diğer ülkelerin ürünlerinde fiyat artışlarının baş göstermesidir.
Bir ülkenin sadece bağımsızlığa kavuşması, hayati varlığı için yeterli sayılmaz. Onun yanında, ekonomik gücü ile birlikte, ordu gücünün de kuvvetli olması şarttır. Şayet bu ikisinde, özellikle ekonomik güçten yoksunsa, bahis mevzu olan ülkeyi bağımsızlığına kavuşmuş olarak görmek geröekten saflık olur. Çünkü yurt ekonomisinin zayıf olması hem ülke halkını etkiler hem de vatan savunması için elzem olan silahlı kuvvetleri güçsüz kılar. Bu durumda olan bir ülke, ister istemez süper devletlerin sömürü politikasına boyun eğer.
- Batının maddeci toplum düzeni, erkek-kadın ilişkilerinde bir eşitlik hastalığına tutularak, en sonunda erkek denen varlığın bütün özelliklerini yok etmiştir. Dolayısıyla Batı kadına özgürlük savaşı veriyorum derken, hem erkeğinden olmuş, hem de, kadın sadece cinsi ihtiyaçları karşılayan bir seks aracına dönmüştür.
Bu sebeple Batı kadınlarının dramı korkunçtur. Çünkü her hususta eşitlik istemesi, kadınlık özelliklerinin tümünü yitirmesine yol açmış; erkekten beklediği şefkat, sevgi ve saygıyı artık bulamaz hale gelmiştir. Oysa kadın ruhu doğal olarak, bu üç faktöre de şiddetle muhtaçtır.
Gerçi kadının toplum hayatında erkeğinin yanında yer alması, hayat mücadelesini muhakkak ki daha güçlü kılar. Zaten bu mücadeleye ortak olmak, kadının hem hakkı, hem de görevidir. Üstelik, çağdaş hukuk anlayışı içinde kadının hak ve özgürlüğünün hiç bir şekilde kısıtlanmaması düşünce ve görüşüne, her uygar insanın canı gönülden katılacağı gibi, bu soylu düşüncenin karşısında herkes saygıyla eğilir.
Ancak, hak, hukuk ve hürriyet derken, kadının dişilik ve eşlik yeteneğinden büsbütün vazgeçmeye zorlamak, tek kelimeyle cinayettir. Kadının hayat mücadelesinde erkeğinin yanında yer alması, ona hiç bir zaman dişiliğini unutturmamalıdır. İster ev hanımı olsun, ister çalışsın, her toplumda kadından istenen görev; erkeğine kadınca davranmak, gereken saygıyı esirgememektir. Oysa, Batı eşitlik konusunda öylesine aşırı gitmiştir ki , bir kadın erkeğine hizmet ederken; şahsının uşak yerine konduğu hastalığına ve kuruntusuna kapılmaktadır. Evet Batı kadını bu saçma inanca kapılmış, daha doğrusu zorlanmış ve sonunda gerçek hayatın kutsal duygularından yoksun kalmıştır. Kadının erkek gibi giyinmesi, erkekçe tavırları, karşı cinsi hiç de memnun bırakmamış, erkekte özellikle tiksinti yaratmıştır. Batılı erkek, günümüzün kadınını sadece seksi açıdan değerlendirmekte ve ancak hayvani duygularını doyurmak için ona sokulmaktadır. Konunun gerçek yanı budur ve bu durum Batılı kadını, doğulu erkeklere itmektedi . Gerçi Batı'nın bu maddeci ruhu, Doğu ülkelerini de az çok etkilemektedir. Ancak şu var ki, Doğu erkeği kısmende olsa üstünlük vasıflarını henüz korumaktadır.
Zira, Doğulu kadın zarafet ve inceliğini koruyarak, kadınlık özelliklerinin gerçek değerini bilmektedir. Bu sebeple Doğulu erkeğin şövalyelik ruhunun devamında onun büyük ölçüde katkısı olmaktadır. Erkek evinde ve sokakta geleneksel üstünlüğünü sürdürebilmektedir.
Batılı kadın erkekte şu üç özelliği arar: Heyecanlı bir ruh yapısı, cömertlik ve eşine değer verip onu kıskanmak. Bu özellikler Doğulu erkekte fazlasıyla vardır. Dolayısıyla Doğulu erkekler, Batılı kadınlar tarafından büyük bir ilgi görmektedir. Ancak şu noktayı da belirtmekte yarar vardır ki, Doğu erkeği özellikle bu hususa dikkat etmelidir. Batı kadını maddeci bir zihniyetle kadınlık özelliklerini yitirmiş ve korkunç bir ruhi bunalım içindedir. O öyle bir hale gelmiştir ki; dişi bir örümceğin erkeğini en zevkli anında öldürmesi gibi, erkeğini yiyen bir yaratık durumundadır. Doğu kadının romantizmini, sevgisini, kutsi bağlılığını, Batılı kadınlarda aramak çılgınlık olur. Doğu erkeği Batılı kadının ruhsuz kişiliğinde hayvani hisleri dışında hiç bir şey bulamaz. Şu halde, Doğu'nun manevi anlamdaki geleneksel aile terbiyesinin değer ve hikmetini çok iyi bilmek ve onu Batı'nın maddeci ruhundan her an uzak tutmak gereklidir. Unutulmamalıdır ki, en büyük öğretmen doğadır. Doğulu insan ise, doğa yasasına önemle saygı duyar. Erkek-kadın ilişkilerini bu yasaya göre düzenlemiş olan Doğu insanı bu hususta pek yeteneklidir ve maddeci bir ruh yapısının toplumlar için nasıl bir tehlike olduğunu çok iyi bilir. Uzak Doğu'da ise,bu mesleği en iyi şekilde kavramış olanlar Japonlar'dır. Onlar; erkek neslinin kendine özgü özelliklerini yitirdiği an, halkın nasıl bir uçuruma doğru sürüklendiğini en iyi şekilde bilmektedirler.
Japon milleti, erkeğinin doğal olarak üstün meziyetleri olmasına rağmen, pek hassas bir ruh yapısına sahip olduğunu gayet iyi bilmektedir. Bilirler ki; ilgi , saygı ve sevgi görmek, her erkeğin gururunu okşadığı gibi, aynı zamanda onu hayat mücadelesinde daha kuvvetli kılar ve her erkek için ruhi açıdan bu büyük bir ihtiyaçtır. Ne var ki, erkek ilgiyi doğrudan kadından bekler ve böyle bir kadına sahip olmayan erkek, sahip olan erkek kadar hayatta başarılı olamaz. İşte, toplum hayatında kadının önemi ve değeri bu noktada başlar.Şöyle ki; evli bir kadın, erkeğine sadece sadakat göstermekle onu doyurmuş sayılmaz. Daha önce de belirtildiği gibi, erkek, kadından sevgi, saygı ve ilgi bekler. Mesela; kadın erkeğinin her istediğini candan bir içtenlikle yapmalı ve kocasından memnun olduğunu hissettirmelidir. Erkeğin işine karşı ilgi duymalı ve az da olsa başarılarını içtenlikle övmelidir. Erkek akşam evine geldiği zaman yorgun bir kadınla değil, canlı neşeli bir kadınla karşılaşmalıdır. Her evli kadın, kocasına ve çocuklarına olan bağlılığı, bir görev olarak değil, hayatın bir parçası olarak kabullenmelidir. Sıraladığım bu dört maddeye daha birçokları eklenebilir. Ancak, bu dördü kurulacak olan her yuvanın temelidir ve bunlardan birinin eksikliği, kurulan yuvayı devamlı olarak huzursuz kılar. Şurası bir gerçektir ki; yasal olmayan bir hayat yaşayan birçok erkek, bu gibi eksiklikler yüzünden yuvasına sırtını dönerek sapık yollara sürüklenmiştir. Çünkü, eşinde aradığını bulamamanın bunalımı onu elinde olmayarak ikinci bir kadına sürükler. Sabır ve olgunluk ise, hemen her kula nasip olmayan pek değerli bir meziyettir. Batılı kadın, eşinden aşırı denecek kadar bir incelik bekler ve kendisine gayet kibar davranmasını arzular. İlk bakışta çok masum görülen bu istek, aslında devamlı olduğu zaman erkekten çok şey alıp götürür. Erkeğin arada bir sert çıkışlar yapması, kadın tarafından hoş karşılanmalıdır. Zira, üstünlük içgüdüsü, erkek neslinde doğaldır ve aşırı olmaması şartıyla arada bir Kazaklık gösterisinde bulunması erkeğin deşarj olmasını sağlar. Böyle bir davranışa hemen sert tepki gösteren kadın en yanlış hareketi yapmış olur. Çünkü böyle bir tepkiyle karşılaşan erkek, ya karısından büsbütün uzaklaşır veya zamanla işe yaramaz bir sünepeye döner. Eşi tarafından ruhen doğrulanmayan erkeklerin bir çoğu, ya pek kaba bir hale gelmiş veya bütünüyle pasif ve pısırık olmuştur ki, her iki halde de onu bu duruma düşüren tek kelimeyle maddeci düzenin meydana getirdiği ruhsuz kadın tipidir.
Görülüyor ki, aile ocağının sağlam temeller üzerinde kurulması ve devamının sağlanmasında, kadın rolü hem ağır, hem de çok önemlidir. Dolayısıyla kadın bu kutsal görevi kusursuz olarak yerine getirebilmek için iyi bir eğitimden geçmelidir. Erkek üstünlüğünü özellikle esas almış olan Japonlar bu konuyu en ayrıntılı şekilde ele almış ve Japon kadını ona göre eğitilmiştir. Geyşalar ise, Japon toplum yapısının bu açıdan en enteresan ve en tipik örneğidir. Gerçi her kadından Geyşa olması beklenemez. Zaten Japonlara has bir meziyettir. Ancak kadınların sembolik bir örneği olan Geyşalar'dan pek güzel ilham alınabilir. Nitekim Japon kadını her işte çalışmasına ve Batılı hemcinslerinden geri kalmamasına rağmen, evlilik konusunda Geyşalar örnek alınır. Batı uygarlığının özgürlükçü (!) kadını, istediği kadar eşit haklar peşinde koşsun, şurası bir gerçektir ki; Batı erkeği artık onu beğenmemekte ve Doğulu kadınlara gıpta ile bakmaktadır.
Geyşa, Japonca'da ''Sanat İnsanı'' anlamına gelir. Gerçekten Geyşalar sıfatlarına layık olarak, Japon toplumunun incelik ve neşe kaynağıdır. Geyşa yöntemi, Japonlara özgü bir yöntemdir. Dünyanın hiçbir ülkesinde onların benzerlerine dahi rastlanılmaz.
Yahudi kavminin dünya üzerinde hiçbir dostu yoktur. Bu şartlar içinde Yahudi’den uluslararası meselelerde yapıcı icraat beklemek açık gözle rüya görmek demektir. O zaten tabii olarak kendi inanç ve karakterine uygun düşen “bozulmuş” Tevratın kölesidir. Onun şiddetle bağlı olduğu bu kitap ruh benliğine öylesine hakim olmuştur ki, Yahudi ister istemez ırkçılığın şampiyonu durumuna gelmiştir..
... Batının maddeci toplum düzeni, erkek-kadın ilişkilerinde bir eşitlik hastalığına tutularak, en sonunda erkek denen varlığın bütün özelliklerini yok etmiştir. Dolayısıyla Batı kadına özgürlük savaşı veriyorum derken, hem erkeğinden olmuş, hem de, kadın sadece cinsi ihtiyaçları karşılayan bir seks aracına dönmüştür. Bu sebeple Batı kadınlarının dramı korkunçtur. Çünkü her hususta eşitlik istemesi, kadınlık özelliklerinin tümünü yitirmesine yol açmış; erkekten beklediği şefkat, sevgi ve saygıyı artık bulamaz hale gelmiştir. Oysa kadın ruhu doğal olarak, bu üç faktöre de şiddetle muhtaçtır. Gerçi kadının toplum hayatında erkeğinin yanında yer alması, hayat mücadelesini muhakkak ki daha güçlü kılar. Zaten bu mücadeleye ortak olmak, kadının hem hakkı, hem de görevidir...
--reklam--
Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Günümüzde Dünya Jandarmalığına soyunan, demokrasi ve insan hakları havarisi! ABD'nin dünya barışını!sağlamak amacıyla Uzak Doğu'nun asil ve soylu milleti olan Japon halkına yaşattığı acımasız, korkunç ve dehşetengiz cehennem silahı ve soykırımını anlatan bir eser.Sormak lazım kendi askerinin ölmemesi için binlerce masum insanın -korkunç bir şekilde- bile bile ölümüne neden olmak -üstelik iki defa Hiroşima ve Negazaki- soykırım değil de nedir?!!Üstelik buna barış kisvesi altında kılıf uydurmak ne menem bir ruh halinin tezahürüdür?!! anlamak mümkün değil. Yazarı yazılmayan, söylenmeyen gerçekleri yazdığı için tebrik ediyorum fakat esere objektif mi dersem buna evet diyemem.Çünkü olaya tek taraflı Japon halkının nazarından bakmış.Japonların Mançurya'da yaptıkları vs. görmezden gelinmiş.Ezcümle hiçbirimiz masum değiliz ama bütün faturayı da mihver devletlere yazmak ve onları günah keçisi ilan etmek klasik bir kapitalist ahlak muhakemesi... (Poison.Ivy) 
Tarafsız olduğu kısımlar vardı. Baya vardı hatta. Fakat, başka kaynaktan henüz 2.dünya savaşını okumadım ama bana japon sempatizanlığı yapmış gibi geliyor.

İçeriğe gelirsek okunmalı dediğim kitaplardan biri. Bence tek sıkıntısı asker sayısı, uçak sayısı, gemi, personel sayısı gibi durumların biraz boğucu olması.

Bunun dışında iyi sayılabilecek bir kitaptı. Bana göre, benden önceki 6 puanlık bir değerlendirmeyi haketmiyor. (Ensar.) 
Yazarın okuduğum ilk kitabi. Yazarın ideolojisi ile ilgili herhangi bir bilgim yok arkadaşım hediye ettiği için okumak kısmet oldu.
Kitapta Japon kültürü, 2. Dünya Savaşı, 2. Dünya savaşında ABD Japonya aralarinda gecen olaylardan bahsediyor. ABD nin 2. Dunya savaşına neden ve nasıl girdiğinden de söz edilmiş. Kitapta gecen konulardan en çok beni şaşırtan şey atom bombasıni kimlerin nasıl bulduğu ve ABD bin onu nasıl ele geçirildiği ile ilgili yazılanlar.
 Şahsi kanaatim yazarın olayları yazarken çok fazla kişisel görüşünü bildirmiş oldugu, kahraman japon askerleri amansiz bir mücadele verdi, gibi bir cok ifade var.
Kitap sade bir üslûp ile yazılmış anlaşılmayacak kelimeler yok.
Tekrar arkadaşima tesekkur ediyorum. Eğer tarihle ilgileniyorsaniz okunacak kitaplar listemizde olması gereken bir kitap.
Kitapla kalin (Arzunalbant) 
--reklam--
Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Levon Panos Dabağyan - Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Levon Panos Dabağyan Kimdir?
Levon Panos Dabağyan, Ermeni asıllı Türk araştırmacı, yazar. Önce Vatan gazetesinde köşe yazarlığı yapmaktadır. Alparslan Türkeş ve MHP ile ilgili kitap yazan ilk Ermenidir. Türk Tarih Kurumu (TTK) üyesidir. Türk tarihinde Ermenilere yapılmış bir soykırımın olmadığını savunmaktadır.[1] Türkiye'nin doğusunda isyan çıkaran Ermenilerin sürüldüğünü söyler.
--reklam--
Levon Panos Dabağyan Kitapları - Eserleri
Pearl- Harbor'dan Hiroşima'ya
Sultan Abdülhamid Han ve Ermeni Meselesi
Fatih ve Fetih Olayı
Paylaşılamayan Belde Konstantiniyye
Osmanlıda Şer Hareketleri ve II. Abdülhamid Han
Ermeni Tehciri / Emperyalistler Kıskacında
Bilinmeyen II. Abdülhamid Han
Türk Cihan Hakimiyetine Açılan Yol
Başbuğ Türkeş ve Milliyetçilik
Zaman Tünelinde Şehr-i İstanbul'un Seyir Defteri
Bilinmeyen II. Abdülhamid Han
Türkiye Ermenileri Tarihi
Kemalizm Işığında Azınlık Gözüyle Atatürk
Sinema Dünyası
Osmanlı Ermenileri
Tarihin Işığında Ermeni Meselesi ve 1915 Kaosu
Türk Denizcilik Tarihi ve Ertuğrul Firkateyni
Sanat Dünyamızda Ermeniler
100 Makale-Yorum
--reklam--
Levon Panos Dabağyan Alıntıları - Sözleri
Gemilerin karadan nakli ve Halic üzerine aniden kurulan köprünün mevcudiyeti Bizanslıların manaviyatını tamamen bozmuştu. Bizans İmparatorluk Prensi ve meşhur tarihçi DUKAS, bu olay üzerine duymuş olduğu hayranlık ve şaşkınlığı şöyle dile getiriyor:
- Böyle bir harikayı şimdiye kadar kim gördü ve kim işitti Bu yeni İskenderve bana göre Türklerin en büyük Hükümdarı olan İkinci Mehmed, karayı denize çevirdi ve gemilerini dalgalardan değil, dağlarrın tepelerinden aşırdı. Bu adam PERSLERIN büyük cihangiri Keyahsar'ı da geçti. Çünkü Keyahsar Çanakkale Boğazını geçmekle beraber sonunda yenilerek İrana dönmüştü . İkinci Mehmed ise karayı deniz gibi aşmakla kalmadı, sonunda biz Bizanslıları da mahvetti. Yer yüzünü süsliyen şehirlerin en güzeli olan
Cihanın incisi Konstantinople'yi aldı. (Fatih ve Fetih Olayı)
''Hiç kimse şüphe edemez ki, 2. Mehmet Roma imparatorudur. İmparatorluğun taht şehrini, hukuken ve fiilen elinde tutan kimse meşru imparatordur. Roma imparatorluğunun baş şehri de İstanbul'dur. 2. Mehmed'in İslam olması bu gerçeği değiştirmez.'' (Paylaşılamayan Belde Konstantiniyye)
Gençlik, (gelişen ve yetiştiren) bir çalışmanın içinde yaşatılmalıdır. Millet, şuurlu, birbirini anlayan, birbirini seven, ideale bağlı bir halk kitlesi halinde teşkilatlandırılmalıdır. En kuvvetli ders vasıtalarına ve yetişkin muallim ordularına malik olmak kafi değildir.
 Halkı yetiştirmek, halkı bir kitle haline getirmek için, ayrıca bir milli halk mesaisinin tanzimini ihmal etmemeliyiz. Silah kuvvetinden, her türlü cebir ve madde kuvvetlerinden daha müessir olan fikir kuvvetidir. Milletimizi bu sahada yetiştireceğiz. (Zaman Tünelinde Şehr-i İstanbul'un Seyir Defteri)
Bizümle saltanat lafın edermiş ol Karamani
Huda fursat verürse ger kara yire karam anı (Fatih ve Fetih Olayı)
Florya adı kayıtlara göre İskender Çelebi'nin av köşkü'nün adından mülhem olarak meydana gelmiş. Şöyle ki; Arnavutluk'un Florina Kasabası halkından olan İskender Çelebi, mezkur köşküne bu sebeple mevzubahis adı koymuş ve zamanla halk dilinde Florya şeklini almış. Tam adı ise Florina Bağçesidir. (Zaman Tünelinde Şehr-i İstanbul'un Seyir Defteri)
'' 2. Mehmet meşru Roma imparatorudur ve Romalıların imparatoru olan zat ise: BÜTÜN ARZIN İMPARATORUDUR.'' (Paylaşılamayan Belde Konstantiniyye)
''2. Mehmed; Kiros'tan, Büyük İskender'den, Sezar'dan, tek kelime ile gelmiş geçmiş bütün hükümdarlardan daha üstün bir hükümdardır.'' (Paylaşılamayan Belde Konstantiniyye)
Mukaddes Türk sancağını surlarda gören eşsiz Türk hakanı II. Mehmed, İslam zaferinin verdiği gurur ve hazla coşarak:
- "Evlatlarım! Ben de sizinle birlikte ölmeye hazırım" demiş ve yeni bir dalganın önünde kılıç çekip atını açılmış olan geniş gediğe sürerek bizzat cenge katılmış. (Fatih ve Fetih Olayı)
Büyük Türk Hakanı 49 yaşını bir ay beş gün geçiyordu. 49 yaş gibi en olgun ve verimli yaşında son ve hedefi meçhul seferine çıkmadan bir suikastin kurbanı olarak hayata gözlerini kapamıştı. Muhakkakki on sene daha yaşamış olsaydı Türk devletinin hudutları Avrupa'nın merkezinde olacaktı. Çünkü Fatih'in iki Roma tacını birleştirme fikri kesindi. Belkide cihanın gidişatı bugünkü perişan hâle gelmezdi!.. (Fatih ve Fetih Olayı)
Namık Kemal Suavi bahsinde, "Biz onu adam sanmıştık." dedikten sonra;
Suavi dedikleri o küçük adam,
Paris'de oturmuş yanında Madam! (Sultan Abdülhamid Han ve Ermeni Meselesi)
Kur'an her İslam ülkesinin kendi dilinde okuyabileceği fikrini ileri sürmekte ve daha da ileri giderek: "camilerde hutbelerin Türkçe okunmasını iddia etmekte bu fikrini ısrarla savunmaktaydı. (Sultan Abdülhamid Han ve Ermeni Meselesi)
Avrupaya kaçmak...
Bir memleketin iç işlerini düzeltmek iddiasında olan insanların o memleket hudutları dışına çıkmaları ve bir başka memleket sınırları içinde bir savaş karargahı kurmaları bir kahramanlık mıdır? (Sultan Abdülhamid Han ve Ermeni Meselesi)
... Bu esnada Büyük ve eşsiz Fatih, muhteşem alayı ile ihtişamla yoluna devam ederek Aya-Sofya'ya yaklaşıyordu ki, yolu üzerine bir derviş çıkarak:
-"Bizi çiğneyip geçme ulu hünkar, bu büyük zaferi sana bizim dualarımız kazandırdı. Hakkımızı unutma!.." dedi
Genç Türk Hakanı galiplerin ve mağlupların gözü önünde, elini kılıcına götürerek:
-"Siz de bunun hakkını unutmayın. Kılıç olmasa, tespihin sesini ancak çekenler duyar derviş!" (Fatih ve Fetih Olayı)
Mesela, benim çocukluk ve ilk gençlik yıllarımda, sabah erken saatlerde işe giderken, karşınıza çıkan şahıs her kim olursa olsun, onu selamlamak usul dendi. Şimdi ise, birisine Selam verdiniz mi, bön bön yüzünüze bakarak, acaba niçin selam verdi diye hayret eder!.. Çünkü, maddiyatın, maneviyattan ağır basması, insanları maneviyatın nurlu ışığından uzaklaştırmış ve böylece sevgi açısından köreltmiştir. (Zaman Tünelinde Şehr-i İstanbul'un Seyir Defteri)
"Meyhane ve Meyhanecilik" Bizans'ın öz malı olup, bu mesleğin pirleri de bizati kendileri idi. Nitekim meşhur ve günümüze kadar erişmiş bulunan Meyhane Mezelerinin çoğunluğu da Bizans'ın namlı "Mahzen" meyhanelerine ait olup Bizans'tan Osmanlı'ya, oradan da Cumhuriyet Türkiye'sine aktarılmıştır. (Zaman Tünelinde Şehr-i İstanbul'un Seyir Defteri)
Ermeni meselesi, Ermenilerin değil, emperyalist devletlerin meselesidir. Keza, Kürt meselesi de Kürtlerin değil, emperyalist devletlerin meselesidir. Yani Ermeni meselesi değil, "ASALA" meselesi vardır. Yani Kürt meselesi değil, "PKK" meselesi vardır. (Kemalizm Işığında Azınlık Gözüyle Atatürk)
Gerçekleri görebilmek ve dostunu düşmanını seçebilmek gibi hayati unsurları en âlâ şekilde değerlendirebilmekten yoksun olan bir millet, hiçbir zaman "millet olabilme vasfina" sahip olamaz. (Türkiye Ermenileri Tarihi)
Günümüzde, insan hakları bahsinde aynı saflığı gösterip dış ülkelere müracaat edenler ne yaman bir gaflet içinde olanlar herhalde bilmemekte veya bilmezden gelmektedirler. (Sultan Abdülhamid Han ve Ermeni Meselesi)
Tanrının rızasından sonra , halkın rızası gelir. Halkın rızası yoksa orada meşrutiyet yoktur demektir. Beni mahzun eden, Saltanattan uzaklaşmak değil, reva görülen muameledir. (Sultan Abdülhamid Han ve Ermeni Meselesi)
Türk Ermenisi, vatanı Türkiye'ye mideden değil, temelden bağlıdır. (Kemalizm Işığında Azınlık Gözüyle Atatürk)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/pearl-harbordan-hirosimaya-levon-panos-dabagyan-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)