# Pop Çağı Ateşi - Can Kozanoğlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Pop Çağı Ateşi kimin eseri? Pop Çağı Ateşi kitabının yazarı kimdir? Pop Çağı Ateşi konusu ve anafikri nedir? Pop Çağı Ateşi kitabı ne anlatıyor? Pop Çağı Ateşi PDF indirme linki var mı?  Pop Çağı Ateşi kitabının yazarı Can Kozanoğlu kimdir? İşte Pop Çağı Ateşi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/pop-cagi-atesi-can-kozanoglu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-10-17T23:00:05+03:00
- Güncelleme: 2022-10-17T23:00:05+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/10/17/can-kozanoglu-kimdir-can-kozanoglu-kitaplari-ve-sozleri-335799.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Can Kozanoğlu 
 Yayın Evi: İletişim Yayıncılık 
 İSBN: 9789754704754 
 Sayfa Sayısı: 189 
--reklam--
Pop Çağı Ateşi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ateşi hangi anlamıyla alırsanız alın, pop çağının ateşi altındayız. Her şey “pop” artık, müzik, şiddet, sevgi, İslam, milliyetçilik... Linç hukukundan reality şovlara, Tarkan’dan Çiller’e, “kara kafa” diye dışlananlardan site hayatına, Halk Ekmek büfelerinin önündeki kuyruklardan döviz büfesi kuyruklarına, ülkücü hareketin yükselişinden “kimlik açgözlülüğü”ne, pop çağı hayatı üzerine bir araştırma... Niçin “Ayy, inanmıyoruuz!” ki?...
--reklam--
Pop Çağı Ateşi Alıntıları - Sözleri
O tarihte Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal, Uğur Mumcu'nun öldürülmesini de cenazesindeki sloganları da, cenazenin TRT'den naklen yayınlanması dahil, 'büyük bir provokasyon' olarak niteleyip oyunu bozmuştu. Ancak ce­naze toplumun ruhunda ve özellikle dindar kesimlerde öy­lesine bir yara açtı ki, Turgut Özal'ın üç ay sonra yapılan cenaze töreninde bu yüzyıl içinde görülmemiş ve kolay ko­lay görülemeyecek bir muazzam İslami varlık ortaya çıktı. Müslümanlar bir anlamda kendilerine hakaret saydıkları ve saldırı tohumları barındırdığını hissettikleri Uğur Mumcu cenazesinin 'rövanş'ını aldılar.
Bir yazar öldürülüyor; tek damla kanın akmadığı, bir tek taşın yerinden kalkmadığı cenazede slogan atılması ve törenin naklen yayımlanması rövanş hissi doğuruyordu. Başka bir cenazeyle rövanş alındıktan sonra; tahrik olmayı otomatiğe bağlamış kitle 37 insanı diri diri yakıyor ve yakılan insanların cenaze töreninden önce tehdit geliyordu. "Müslümanları provoke edecek her türlü durum yaratılırsa" mutlaka kanlı rövanş gelirdi ha, ona göre. Mutlaka...
Bir dönem iyimserlik modası vardı Türkiye 'de. Mevcut durumla ya da gelecekle ilgili en ufak bir endişeyi dile getirenler, hemen felaket tellalığıyla suçlanıyordu. Aynı tepkilerle hala karşılaşılsa da, iyimserlik eski statüsünü kaybetti. Artık "Türkiye tıkandı" demek pirim yapıyor.
....
Çünkü Türkiye gerçekten tıkanmış durumda ve kaybedecek fazla vakti yok; tıkanmayı bir an önce aşmak, zaaflarından bir an önce kurtulmak zorunda. Ve "Ne olacak bu Türkiye'nin hali?" sorusundan önce "Nedir bu Türkiye’nin hali?" sorusuna vakit ayırmak zorunda... "Düşmanlar azdı, Cumhuriyet elden gidiyor" feryarlarının bir faydası yok. "Bir nesil geliyor ki, hiç merak etmeyin" edebiyatının da öyle... "Devlet" i ve iktidarı tartışmadan, doldur-boşalt taktiğiyle varılacak yer, bugünkğnden daha iyi olmayacak çünkü...
Öldürenlere, yakanlara, kanlı rövanş peşinde koşanlara niçin bu kadar kolayca tahrik oldukları ve niçin can almadan tatmine ulaşamadıkları pek sorulmuyordu.
Cumhuriyet kuşağının evlatları ya da torunları, büyüklerinden, "Siz o sakallı yobazlara bakmayın, asıl Müslüman biziz" konuşmalarını bol bol dinlemişlerdir, hala da dinliyorlar. İbadete mesafeli duran ya da ibadeti "mahrem" alanların dışına pek çıkarmayan, "kuruluş ideolojisi"ne uygun bir tavır bu; dindarlığı anlatırken bile özünde laikliğe vurgu yapan Cumhuriyet kültürü. Oysa bugün merkezde karşılaşılan şey, popüler kimliğin bir parçası olarak, laikliği anlatırken dindarlığa vurgu yapan İslami kültür.
Edi: Büdü, senin en sevdiğin sayı kaç?
Büdü: Altı. . .
Edi: Ama bir insanın en sevdiği sayı altı olamaz ki!
Büdü: Neden olamazmış?
Edi: Bak, bir başımız var, bir burnumuz var,
her şey birle başlar.İki elimiz, iki gözümüz, iki bacağımız var. Altı'nın hiçbir özelliği yok.
Büdü: Olsun, ben yine de en çok altı'yı seviyo­ rum.
Edi: Ama Büdü, bir yılda dört mevsim var, bir elimizde beş parmak var, bir haftada yedi gün var. Altı'nın hiçbir özelliği yok.
Büdü: Olsun, yine de en sevdiğim sayı altı!
“17 Nisan 1993 günü, Fenerbahçe Stadı'nda, Fenerbahçe-Koca­elispor maçının cumhurbaşkanının ölümü nedeniyle ertelendiği anonsu yapıldığında ilk tepkileri "Paralar n'ola­cak?" sloganını atmak olan taraftarlar mesela... Belki ilk anda Özal'ın ölümünden çok etkilenmemişlerdi ama Özal döneminin değerlerinden yeterince etkilendikleri açık de­ğil mi?”
Gerçekten de hayat kimi zaman, "insanlar çıldırmış" dedirtiyordu.
İyi günde Batılılık hissi egemen oluyordu, kötü günde Doğululuk hissi. Her kriz döneminde yükselen Avrupa-Batı düşmanlığı da bunun sonucuydu galiba.
Bir yandan "adil düzen", ezilenlere sahip çıkma nutukları atılırken, fakirlerin hastane kapılarında süründükleri filan anlatılırken, RP'li Mehmet Metiner, Yüksek Tansiyon programında "Biz yoksulların partisi değiliz" diyebiliyor ve bu sözünü bir örnekle besliyor: "Biz paralı eğitimden ve paralı sağlık hizmetinden yanayız."
--reklam--
Pop Çağı Ateşi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Can kozanoglu nun 80leri gazeteci gözüyle hicvettiği Cilalı İmaj Devrinden sonra okuduğum 2. Kitabı olan Pop çağı Ateşinde yazar;
 90ları müzik kültürü üzerinden Siyasi, Sosyal,tarihsel olarak değerlendiriyor.

Yazar Sol kökenli kimliğini (kendisi belirttiği için belirtiyorum) direkt yansıtmadan sosyolojik olarak güzel eleştiriler getirdiği gibi, çerez tadında okunabilecek bu kitapta aslında geçen 25 yılda (yayın tarihi:1995) hiç bir șeyin degișmedigini ve günümüze yansıyan yönleriyle oldukça tutarlı çıkarımlar yaptığını da görebiliyorsunuz.

Kitabın çok az baskısı yapıldığını ve sahaf dışında bulanamadığını farkedebilirsiniz.

1990larda aslında 'gazetecilik' denen ve sık sık eleştirilen şeyin yerinde harabe olarak degerlendirilebilecek bir katmanın kalmadığını ve tamamen 'reklamcılık' ve 'medya memuriyeti' ne evrildigini acı şekilde görebiliyorsunuz.

Yazarın sık atıf yaptığı Bir kaç yazar dışında kendine özgü eğlenceli değerlendirmeleri olduğunu okurken gülerek tecrübe ettim.

90 doğumlu ve 30 yılını yeni doldurmuş bir 'Çağ magduru' olarak bu kitabı okuyup hiç birseyin değişmediğini hissetmemeniz için okumamanızı ;
kent sosyoloji, müzik kültürü ve Türkiye üzerine yazılmış ve ince çıkarımlar içeren bu kitabı okuyarak günümüz Türkiye sosyolojisine dair ana hatları görebilmeniz için okumanızı tavsiye ederim.
(cümleyi düzeltirken yol tükendi ben tükendim ey eyy..)

Sevgiler.. (müşkülpesentserseri) 
--reklam--
Pop Çağı Ateşi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Can Kozanoğlu - Pop Çağı Ateşi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Pop Çağı Ateşi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Can Kozanoğlu Kimdir?
1963 yılında Adana'da doğdu. Robert Kolej ve Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi. Gazeteciliğe 1981 yılında Hayat dergisinde başladı. Aralarında Yeni Gündem,Nokta, Cumhuriyet ve Milliyet'in de bulunduğu çok sayıda gazete ve dergide muhabir, editör, köşe yazarı olarak çalıştı. Çeşitli mizah dergilerine takma isimlerle yazılar yazdı. Uzun yıllar boyunca TRT'de yayımlanan Okudukça isimli kitap programını sundu. Televizyonculuk kariyerini daha sonra CNN Türk ve NTV'de sunucu, belgeselci, editör, yönetici olarak sürdürdü.

Sosyoloji alanındaki çalışmalarını popüler kültür üzerinde yoğunlaştıran Can Kozanoğlu'nun futbol tutkusunun toplumsal boyutlarını ele aldığı ilk kitabı Bu Maçı Alıcaz 1990'da yayımlandı. Bunu, Türkiye'nin 80'li yıllarda yaşadığı toplumsal değişimi dönemin starları üzerinden anlattığı Cilalı İmaj Devri (1992) izledi. Pop Çağı Ateşi (1995), İnternet Dolunay Cemaat (1997) ve Yeni Şehir Notları'nın (2001) ardından, Kozanoğlu'nun ilk kurgu denemesi olan Acemi Eğitimi (2005) yayımlandı.
--reklam--
Can Kozanoğlu Kitapları - Eserleri
Acemi Eğitimi
Yalan Yıllar
Cilalı İmaj Devri
Pop Çağı Ateşi
Bu Maçı Alıcaz
Yeni Şehir Notları
İnternet Dolunay Cemaat
--reklam--
Can Kozanoğlu Alıntıları - Sözleri
Bir dönem iyimserlik modası vardı Türkiye 'de. Mevcut durumla ya da gelecekle ilgili en ufak bir endişeyi dile getirenler, hemen felaket tellalığıyla suçlanıyordu. Aynı tepkilerle hala karşılaşılsa da, iyimserlik eski statüsünü kaybetti. Artık "Türkiye tıkandı" demek pirim yapıyor.
....
Çünkü Türkiye gerçekten tıkanmış durumda ve kaybedecek fazla vakti yok; tıkanmayı bir an önce aşmak, zaaflarından bir an önce kurtulmak zorunda. Ve "Ne olacak bu Türkiye'nin hali?" sorusundan önce "Nedir bu Türkiye’nin hali?" sorusuna vakit ayırmak zorunda... "Düşmanlar azdı, Cumhuriyet elden gidiyor" feryarlarının bir faydası yok. "Bir nesil geliyor ki, hiç merak etmeyin" edebiyatının da öyle... "Devlet" i ve iktidarı tartışmadan, doldur-boşalt taktiğiyle varılacak yer, bugünkğnden daha iyi olmayacak çünkü... (Pop Çağı Ateşi)
Edi: Büdü, senin en sevdiğin sayı kaç?
Büdü: Altı. . .
Edi: Ama bir insanın en sevdiği sayı altı olamaz ki!
Büdü: Neden olamazmış?
Edi: Bak, bir başımız var, bir burnumuz var,
her şey birle başlar.İki elimiz, iki gözümüz, iki bacağımız var. Altı'nın hiçbir özelliği yok.
Büdü: Olsun, ben yine de en çok altı'yı seviyo­ rum.
Edi: Ama Büdü, bir yılda dört mevsim var, bir elimizde beş parmak var, bir haftada yedi gün var. Altı'nın hiçbir özelliği yok.
Büdü: Olsun, yine de en sevdiğim sayı altı! (Pop Çağı Ateşi)
Hiçbir şey yoktan var olmaz var olan şey de yok olmaz! (Yalan Yıllar)
''Niçin bu fukara ülkelerde insanlar o kadar da sporcu olma yeteneğine sahip değilken, böylesine büyük bir merak duyarlar maçlara? Hangisi hayatında spor yapmıştır? Protein alamayan çelimsiz kişilerdir çoğu. Giderler ta sabahtan sabah namazı, yer bulabilmek için tribün kapılarında saatlerce beklerler. O kadar eziktirler ki bu insancıklar, bir yenme özlemi içindedirler. Takım galip geldikçe, içlerindeki hayat ezikliğini atarlar. Sanki kendileri galip gelmiş gibi olurlar. Ve takım yenilince de gözleri görmez gibi olur. Gittiğin zaman maça bağırır çağırır, at golünü, ye onu, hakeme kızar küfür eder, hırslanır. Aslında, bütün bu deşarjlar, hayattaki bunalımından ve boyuna yenik düşmekten gelmektedir, Ve bu ruhsal boşalma, bütün geri ülkelerin spor gösterilerinde aynı sonuçları verir. İşssizlik, eziklik, sömürü düzelmedikçe asayiş konusu da çözümlenemez. Bilmiş olun bunu.''

1965 seçimleriyle oluşan Meclis'in ve Türk parlamento tarihinin tek aykırı grubu ''TİP'li milletvekilleri'' adına Çetin Altan konuşuyordu kürsüde. O dönem ''sol''unun el üstünde tuttuğu ''afyon teorisi''nden esintiler taşıyan; iyi kötü, doğru yanlış, ama en azından ciddi ve iyi niyetli kaygılarla bezeli bir konuşmaydı. Ne hakkında? 43 kişinin öldüğü Kayserispor-Sivasspor maçı hakkında... Ap sıraları, gevrek gevrek cevap veriyordu: ''Toto oynasınalar, toto...'' (Bu Maçı Alıcaz)
Yaşam dediğimiz şey ölümün yavaşlatılmış gösterimi olabilir mi? Yoksa ölüm mü yaşamın bir âna sıkıştırılmış hali? (Acemi Eğitimi)
İşte bu sana ders olsun çocuk...Bulutlara fazla güvenirsen güneşin altında kalıverirsin (Yalan Yıllar)
Bir insanın nasıl yaşadığı, niçin yaşadığı, ancak tabutunun başında derinlemesine anlaşılabiliyor galiba. Bireyci değerlere yüz vermeden, toplumsal değerlerle yaşayarak "gerçek birey" olabilen, eğilmeyen, bükülmeyen, taviz vermeyen insanlar, bıraktıkları anılarla başkalarından ayrılıyor. Farklı dünyalardan farklı hayatlara yayılmış, somut ve onurlu anıların zenginliği, geride kalanlara "işte böyle yaşamalı" dedirtebiliyor. Herkese değil elbette, niyeti olanlara. (Cilalı İmaj Devri)
Hayatımızda hiçbir şey değişmemiş gibi davranma çabaları, yine bir tutukluk, hafif soğukluk... (Acemi Eğitimi)
Bir yandan "adil düzen", ezilenlere sahip çıkma nutukları atılırken, fakirlerin hastane kapılarında süründükleri filan anlatılırken, RP'li Mehmet Metiner, Yüksek Tansiyon programında "Biz yoksulların partisi değiliz" diyebiliyor ve bu sözünü bir örnekle besliyor: "Biz paralı eğitimden ve paralı sağlık hizmetinden yanayız." (Pop Çağı Ateşi)
“17 Nisan 1993 günü, Fenerbahçe Stadı'nda, Fenerbahçe-Koca­elispor maçının cumhurbaşkanının ölümü nedeniyle ertelendiği anonsu yapıldığında ilk tepkileri "Paralar n'ola­cak?" sloganını atmak olan taraftarlar mesela... Belki ilk anda Özal'ın ölümünden çok etkilenmemişlerdi ama Özal döneminin değerlerinden yeterince etkilendikleri açık de­ğil mi?” (Pop Çağı Ateşi)
Cumhuriyet kuşağının evlatları ya da torunları, büyüklerinden, "Siz o sakallı yobazlara bakmayın, asıl Müslüman biziz" konuşmalarını bol bol dinlemişlerdir, hala da dinliyorlar. İbadete mesafeli duran ya da ibadeti "mahrem" alanların dışına pek çıkarmayan, "kuruluş ideolojisi"ne uygun bir tavır bu; dindarlığı anlatırken bile özünde laikliğe vurgu yapan Cumhuriyet kültürü. Oysa bugün merkezde karşılaşılan şey, popüler kimliğin bir parçası olarak, laikliği anlatırken dindarlığa vurgu yapan İslami kültür. (Pop Çağı Ateşi)
Gerçekten de hayat kimi zaman, "insanlar çıldırmış" dedirtiyordu. (Pop Çağı Ateşi)
1914 yılında, Fenerbahçeli Otomobil Nuri, aralarında büyük golcü Bekir’in de bulunduğu altı arkadaşını ayartır ve Altınordu takımına götürür. O dönemde Altınordu en zengin ve en forslu takımdır. Çünkü başkanı, Talat Paşa’dır. Eğer Fenerbahçe’den kopan futbolcular İttihatçıysa ve Talat Paşa’nın gül hatrı artı kara kaşı kara gözü için takım değiştirmişlerse, Türkiye’de profesyonel futbolun yaşı biraz daha küçüktür. Eğer üç beş kuruş para alarak geçmişlerse, Türkiye’de profesyonel futbol 1914 doğumludur. Öyle ya da böyle “Altınordu vakası” özel koşulların ürünüdür. 1910’lu ve hatta 1920’li yıllarda profesyonel ilişkiler hemen hiç gündeme gelmez. (Bu Maçı Alıcaz)
Bir insanı dinlerken sinirlenebilirsiniz. Bu, o insanın nitelikleri hakkında bir gösterge değildir. Yalnızca, uyuşamadığınızı gösterir.
Ama bir insanı dinlerken onun adına utanıyorsanız... Bu, o insanın nitelikleri ve yetenekleri hakkında, en azından sizin için önemli bir göstergedir. Dahası, çok yıpratıcı bir duygudur. (Cilalı İmaj Devri)
"...bazen en basit hakikatler çok inanılmaz görünür ve inandırıcı olmak için hakikatleri değiştirmek zorunda kalırsın." (Acemi Eğitimi)
Eğer "kıro zannedilme" kompleksiniz yoksa ve İbrahim Tatlıses'in hiçbir şeyine katlanamama hakkınızı kullanmıyorsanız, "Türkmen Gelini" türküsünü bir dinleyin, n'olur. Yitirmek üzere olduğu iki misyonun bırakacağı boşlukta, İbrahim Tatlıses'in, yalnızca sesine tutunarak da ayakta kalabileceğini düşünürsünüz belki. En iyi İbrahim Tatlıses, türkü söyleyen İbrahim Tatlıses değil mi zaten? (Cilalı İmaj Devri)
...bazen en basit hakikatler çok inanılmaz görünür ve inandırıcı olmak için hakikatleri değiştirmek zorunda kalırsın. (Acemi Eğitimi)
Çok ufak bir şeyin, akla gelmeyecek bir meselenin insan kaderini nasıl değiştirebileceğini öğrenmek üzereydim... (Acemi Eğitimi)
Öldürenlere, yakanlara, kanlı rövanş peşinde koşanlara niçin bu kadar kolayca tahrik oldukları ve niçin can almadan tatmine ulaşamadıkları pek sorulmuyordu. (Pop Çağı Ateşi)
Kovalanıyorsun, kaçıyorsun, aranıyorsun, var olduğun kabul ediliyor, tehlikeli bulunuyorsun. Seni yok etmeye çalışıyorlar ama yok sayamıyorlar. (Cilalı İmaj Devri)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/pop-cagi-atesi-can-kozanoglu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)